Alman parlamentosundan geçen Ermeni yasa tasarısının arkasında ne yatıyor?

Paylaş

Perşembe günü, Alman parlamentosu (Bundestag), Osmanlı İmparatorluğu’nda 1,5 milyon kadar Ermeni’nin topluca katledilmesini “soykırım” olarak tanımlayan bir kararı neredeyse oy birliğiyle kabul etti. Sol Parti dahil olmak üzere parlamentodaki tüm partiler, Hıristiyan Demokrat Birlik/Hıristiyan Sosyal Birlik (CDU/CSU), Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Yeşiller tarafından ortaklaşa sunulan karar lehine oy verdi. Karar, yalnızca bir karşı ve bir çekimser oy ile kabul edildi. Meclis başkanı Norbert Lammert, bunu, “dikkate değer bir çoğunluk” olarak tanımladı.

Bir saatlik görüşme, Başbakan Angela Merkel’in (CDU), Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’in (SPD) ve Başbakan Yardımcısı Sigmar Gabriel’in (SPD) yokluğunda gerçekleşti. Hükümet ve muhalefet temsilcileri, karara desteklerini, defalarca, onun tarih üzerine detaylı bir incelemeye ve Türkler ile Ermeniler arasında “uzlaşmaya ve anlayışa” ulaşmaya yardım edeceğini söyleyerek gerekçelendirdiler.

Karar, şunu belirtiyor: “Almanya Federal Meclisi, Ermenilerin katledilmesinin ve tehcir edilmesinin kurbanlarını anmanın, bunu Türk ve Ermeni yurttaşlarına iletme dahil, Almanya’nın rolünü hesaba katacak şekilde, bütünleşmeye ve barış içinde bir arada yaşamaya bir katkı oluşturduğu kanısındadır.”

Bu, açıkça saçmadır. Hükümetin entegrasyon bakanı Aydan Özoğuz (SPD) bile, ARD televizyon kanalına, “bu kararın daha çok kapıları kapatması ve hatta Türkiye ile Ermenistan arasında tarihe ilişkin ayrıntılı bir incelemeye ket vurması beklenebilir.” dedi.

Daha oylama yapılmadan önce, Berlin Türk Cemaati Derneği çatısı altındaki 500’den fazla Türk örgütü, “Türk nüfusunun yüzde 90’dan fazlası, soykırım suçlamasını haklı olarak reddetmekte ve bunu iftira olarak değerlendirmektedir.” diyen bir mektup hazırlamıştı. Mektup, kararın geçmesi halinde, bunun “Almanların ve Türklerin hem burada hem de Türkiye’de barış içinde bir arada yaşamasını zehirleyecek” olduğunu ekliyordu.

Beklendiği gibi, Türk hükümeti, Berlin’deki oylamanın hemen ardından büyükelçisini geri çağırdı. Ankara, ilk tepkisinde, kararı, “hükümsüz” olarak tanımladı. Hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş, Twitter’da, Alman parlamentosunun I. Dünya Savaşı’ndaki Ermeni katliamını “çarpık ve asılsız imalar” temelinde soykırım olarak sınıflandırdığını; dolayısıyla “tarihsel bir hata” yaptığını yazdı.

Salı günü, İzmir’de gazetecilere konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, karşılıklı ilişkilerde bir bozulmaya karşı uyarıda bulunmuştu. Erdoğan, “şu anda, … aramızda ilişkiler üst düzeyde” dedi ve ekledi: Almanya, “Böyle bir oyuna gelecek olursa bu bizim geleceğimize yönelik askeri, ekonomik, ki biz NATO’da olan iki ülkeyiz. Bütün bunlar zedelenir.”

Alman hükümeti, daha önce, iç ve dış siyasi nedenlerle, Ermeni katliamı üzerine bir kararı kabul etmekten kaçınmıştı. Geçtiğimiz yıl, katliamın 100. yıldönümü üzerine hazırlanmış bir taslak karar önce ertelenmiş ve sonunda rafa kaldırılmıştı. Proje, son haftalarda aniden yeniden canlandırıldı ve alelacele ilerletildi.

Bu u-dönüşünün ve Ermeni yasa tasarısının Almanya Federal Meclisi’nde neredeyse oy birliğiyle benimsenmesinin arkasında ne yatıyor?

Süddeutsche Zeitung’da oylama günü çıkan bir başyazı, oldukça aydınlatıcıdır. Gazetenin Berlin bürosunun başındaki Nico Fried, “İyi bir his” başlığı altında, “Bu kararın zamanlaması ve koşulları”, onun, “yalnızca 100 yıl önceki olaylar hakkında değil; en az onun kadar mevcut siyasi bağlamda bir açıklama olduğunu” gösteriyordu, diye yazıyor.

Fried, kararın, yalnızca AB ile Türkiye arasında sığınmacı anlaşmasını geçirmeye çalışmak amacıyla kabul edilmesi gerektiğini belirterek, “çünkü tersi durumda, parlamento, kapalı sınırlar ve kaba bir otokrat yararına kendi ahlaki ilkelerine ihanet etmekle suçlanırdı.” diye belirtiyor.

Sonuç olarak, Fried, kararın gerçek değerinin, yalnızca, “Bundestag geçmişteki bir soykırımın anısına değil ama yakınlaşan bir soykırımı Alman yardımıyla önlemeye yönelik olası girişime oy vermek zorunda kaldığında” açık hale geleceğini belirtiyor.

Özetle söylemek gerekirse, Ermeni kararı barışla ilgili değildir, bir savaş ilanıdır. Alman parlamentosu, Silahlı Kuvvetler’in (Bundeswehr) “soykırımı önleme” adına gelecekteki müdahalelerine hazırlanmak amacıyla “ahlaki ilkeler”de ısrar ediyor. Hem 1999’daki Yugoslavya savaşı hem de 2011 Libya savaşı, bu bahane kullanılarak meşrulaştırılmıştı.

Geçmişteki acıların anısı, aynı zamanda bugünkü suçları örtmek için kullanılmaktadır. AB’nin dış sınırlarını kapatma politikası sonucunda bu yılın başından beri Akdeniz’de en az 2.500 sığınmacı boğulurken, Bundestag, yüz yıl önce meydana gelen olaylar söz konusu olduğunda kendisini ahlaklılığın koruyucusu olarak ileri sürüyor.

Saldırgan bir dış politikaya ve büyük güç politikasına dönüşün yirmici yüzyılın suçlarına ilişkin papazlara özgü ifadelerle nasıl gerekçelendirileceğini diğer politikacılardan daha iyi anlayan Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, kararın öncüleri arasındadır.

Gauck, 23 Nisan 2015’te, Berlin Katedrali’nde tüm kiliselerin temsilcilerinin yer aldığı bir tören sırasında, Ermeni soykırımının tanınmasını savunurken şunları söylemişti: “Evet, bizler, hoşlanılmayan bilgi, inkar edilmiş sorumluluklar ve eski suçlar hakkında konuşmaya devam ediyoruz. Biz bunu kendimizi iç karartıcı geçmişe bağlamak için değil ama uyanık olmak, yıkım ve terör insanları ve halkları tehdit ederken tam zamanında tepki göstermek için yapıyoruz.”

Yasa tasarısının yazarlarından biri olan Cem Özdemir’in başkanlık ettiği Yeşiller Partisi de, hammaddeler ve jeopolitik çıkarlar uğruna savaşları Alman emperyalizminin tarihsel suçlarına sinik göndermelerle meşrulaştırmada uzun bir deneyime sahiptir. O sıralarda Yeşiller Partisi’nden Dışişleri Bakanı olan Joschka Fischer, Almanya’nın 1999 Kosova savaşına katılmasını, ağlayarak “Auschwitz bir daha asla olmayacak” sözleriyle meşrulaştırmışken, Özdemir, parlamentodaki konuşmasını Suriye’de olası bir askeri müdahaleye hazırlanma amacıyla kullandı.

O, konuşmasının sonuna doğru, tüm parlamento gruplarının alkışladığı şu sözleri söyledi: “Bugün bölgeye baktığımızda, Irak’ta, Suriye’de ve Türkiye’de, Hıristiyanların bir kez daha zulme uğradığını görüyoruz. Tehcir edilmelerinin ardından zorlu yolculuktan hayatta kalan Ermenilerin ulaştığı yerler, Halep ve Deyrizor gibi Suriye’deki savaş alanlarında yer alıyor.”

Sol Parti’nin hükümetin dış politikadaki saldırganlığıyla eksiksiz bütünleşmesi, Perşembe günkü oylamanın en dikkate değer siyasi gelişmeleri arasındadır. Onun oylarına bağlı olmamasına rağmen, Sol Parti, kararı oy birliğiyle destekledi. Karar Sol Parti’ye kalmış olsaydı, o da, hükümet partileri ve Yeşiller ile yan yana yasa tasarısını sunacaktı. Ancak bu, CDU/CSU’nun (hala) var olan parlamento grubunun Sol Parti ile işbirliğine engel olan kararı nedeniyle başarısız oldu.

Alman emperyalizmi, Ermeni kararı ile birlikte, Ortadoğu’da yeni politika seçenekleri geliştirmeye çalışıyor. Esas olarak, CDU/CSU içindeki sağcı çevreler, uzun süredir, AB’nin Başbakan Angela Merkel’in girişimiyle Türkiye ile vardığı sığınmacı anlaşmasına saldırıyorlar. Onlar, bunun, Alman dış politikasını -Ankara’ya bağımlı kılacak şekilde- sıkı sıkıya Türkiye’nin çıkarlarına bağladığına inanıyorlar.

Şimdi, Bundestag, uygun bir baskın yapmış durumda. Almanya parlamentosu, stratejik olarak önemli Kafkasya bölgesinde daha büyük etki kazanmayı ve Suriye çatışmasında manevra için daha fazla neden elde etmeyi amaçlayan hesapları doğrultusunda, bilinçli olarak Ankara ile ilişkilerin kötüleşmesini tercih ediyor. Kararı hoşnutlukla karşılayan Ermenistan, bunda önemli bir rol oynamaktadır.

Alman hükümeti, Ankara ile kirli sığınmacı anlaşmasını hala kurtarmaya çalıştığı için, şimdilik arka planda kalıyor. Merkel’in, Steinmeier’in ve Gabriel’in oylamaya katılmamasının nedeni budur.

Sol Parti, onu hayal kırıklığına uğratacak şekilde yasa tasarısının ortaklaşa sunumuna katılmasına izin verilmemesine rağmen, tasarının hazırlanmasında önemli bir rol oynadı. Sol Parti parlamento grubu, 15 Nisan’da sunulan bir parlamento raporunda, aynı anda Kafkasların stratejik önemine dikkat çekerek, Türkiye’yi Ermenistan’ı kuşatmakla suçlamıştı.

Sol Parti parlamento grubu liderleri Sahra Wagenknecht ve Dietmar Bartsch tarafından imzalanan “Türkiye, AB’nin Azerbaycan ve Ermenistan politikasının gerilim alanında” başlıklı belge, “Türkiye’nin, uzun süredir, Gürcistan’ı, Rusya’ya karşı Ermenistan’ı ‘kuşatma’da stratejik bir ortak olarak dahil etmeye çalışması risksiz değildir.” diyor. [Rapora göre] Ermenistan, “Türkiye ile onun yakın müttefikleri Azerbaycan ve Gürcistan arasında sıkışıp kalmış”tı ve bu ülkeler, “Azerbaycan’dan Gürcistan üzerinden Türkiye’ye giden petrol ve doğalgaz boru hatlarını korumak için ortak askeri tatbikatlar” düzenliyordu.

Rapor, “Gürcistan’ın, Ermenistan’ın ve Azerbaycan’ın kontrolü, petrol ve doğalgaz zengini Hazar Havzası ülkeleri ile Karadeniz arasındaki koridoru; dolayısıyla, Avrupa’ya giden yolu kontrol etmek demektir.” diye vurgulayarak devam ediyordu.

Alman emperyalizmi, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinde olduğu gibi, bir kez daha, yüzünü doğal kaynak zengini Kafkaslar’a dönüyor ve bölgedeki artan çatışmalardan, gerekirse soykırımı önleme bahanesi altında askeri müdahale yoluyla, kendi ekonomik ve jeostratejik çıkarlarını ilerletmek için yararlanmanın yollarını arıyor. Alman parlamentosunun kabul ettiği kararın gerçek anlamı budur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir