ABD’nin IŞİD stratejisi ve PYD-ÖSO anlaşması

ABD önderliğindeki Batılı emperyalist güçlerin IŞİD karşıtı bir koalisyon oluşturarak Suriye’ye müdahaleyi de kapsayan yeni bir plan açıklamalarının ardından bölgede savaşı sürdüren örgütler yeni saflaşmalara girmiş durumda.

Suriye’de Esad rejimine karşı üç yılı aşkın süredir devam eden vekil savaşında emperyalist devletler ve onların Türkiye, Katar, Suudi Arabistan gibi bölgesel müttefiklerinin desteğiyle yaratılan IŞİD tehdidi, bir süredir, ABD önderliğindeki emperyalist askeri müdahalenin Suriye’yi de kapsayacak şekilde genişletilmesi adına kullanılıyor.
Medyanın büyük rol oynadığı bu süreçte, düne kadar bölgeye doğrudan yeni bir emperyalist müdahaleye sözde de olsa karşı çıkanlar da dahil tüm taraflar müdahalenin “artık zorunlu” olduğunu ifade etmeye başlarken, devletler, kendi yarattıkları IŞİD tehdidine karşı halk desteğini arkalarına almaya çalışıyorlar.

Sahte sol grupların öne çıktığı sözde “emperyalist müdahale karşıtı” kesimler, gerçekte, üç yılı aşkın süredir ÖSO, PYD/YPG ve benzeri örgütleri “Suriye/Rojava devrimi” adına destekleyerek, bu emperyalist destekli vekil savaşının tarafı haline gelmişlerdi. Bu vekalet, artık açık bir şekilde ifade ediliyor. PKK’nin Suriye’deki kardeş örgütü PYD ve onun önderliğindeki Halk Savunma Birlikleri (YPG), ABD’nin IŞİD karşıtı koalisyonu oluşturması ve Suriye’deki “ılımlı muhalefeti” destekleme planını açıklamasından kısa bir süre sonra, bölgesel egemenlik için kendisinin de savaştığı birçoğu cihatçı olan örgütlerle “Ortak Eylem Merkezi” oluşturdu.

Bu merkezde, çoğu “cihatçı” olan Liva El Tevhid Doğu Kolu, Liva El Siwar El Raka, Fecir El Huriye tugaylarına bağlı Şems El Şemal taburları, Halk Savunma Birlikleri (YPG), Kadın Savunma Birlikleri (YPJ), Seraya Cerablus, Liva Cephet El-Ekrad, Siwar Umunaa El Raka, El Kasas Ordusu, Liva El Cihad Fi Sebilillah [1] gibi “IŞİD karşıtı” örgütler yer alıyor.
IŞİD’e karşı güç birliği ilan eden bu örgütler, “Uluslararası toplum terörist IŞİD karşısında görevini yerine getirmeli” diyerek, burjuva diplomatik dille, emperyalist güçlere açık bir müdahale çağrısında bulunuyor.

Bu çağrı, daha önce yapılanlarla uyumludur: “Kürdistan Ulusal Kongresi’nin Yürütme Konseyi, 8 Ağustos günü yaptığı açıklamada, Kürdistan’daki “tüm siyasi parti ve sivil toplum örgütlerini … ulusal savunma karşısında sorumluluklarını yerine getirmeye” çağırmıştı. Bu açıklamada, “Tüm bölgesel ve uluslararası güçler … kendi sorumluluklarını yerine getirmeye davet edildi”. Benzeri bir çağrı, Avrupa Kürt Demokratik Toplum Kongresi (KCD-E) tarafından da yapılmıştı. [2]

Batı, kendi yarattığı ve bugüne kadar on binlerce insanın katledilmesine yol açan “IŞİD tehdidi”ni gerekçe göstererek, “Kürtlere silah verilmesi” konusunu gündeme getirmiş, uluslararası olarak tanınan Barzani önderliğindeki Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) bu yardımdan faydalanmaya başlamıştı.

Bu süreç, PKK’nin uluslararası meşruiyet sağlaması ve “terörist örgüt” statüsünden çıkarılması adına büyük bir fırsat yarattı. Ağustos ayı sonunda, Kandil’de, Frankfurter Allgemeine Zeitung’a açıklamalarda bulunan PKK yöneticisi Cemil Bayık, Batı’nın IŞİD’e karşı PKK’ye silah vermesi gerektiğini açıkladı. [3]

Selahattin Demirtaş, PKK’ye silah desteğinin Türkiye tarafından sağlanması gerektiğini belirtirken, “barış süreci” adı altında Türkiyeli egemenler ile PKK arasında kurulan ittifakın bir gereğine işaret ediyordu. Batı’nın, özellikle medya aracılığıyla destek sağlamaya çalıştığı bu vekil savaşı ittifakı, sahada PKK’nin ABD’li askeri komutanlarla birlikte hareket etmesi noktasına kadar ilerledi. [4]

Tüm bu gelişmeleri, Eylül ayının başında Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja’nın açıklaması izledi: “PKK terörist bir organizasyon, kimse PKK’yi desteklemeyecek. Bunda bir değişim olmayacak ama eminim farkındasınız ki Kürt bölgesel yönetimi ile PKK arasında ortak bir anlayış var; dolaylı olarak bir destek olacak. Onlar kendi işbirliklerini yapacaklar.” [5]

Karar merciinde yer alan birçok uluslararası güç ile yakın ilişkide olduklarını açıklayan YPG sözcüsü Polat Can, YPG’nin, IŞİD’e karşı en aktif güç olduğunu vurgularken, Türkiye’nin IŞİD’e karşı savaşması gerektiğini ifade ediyor. [6]

Gelinen noktada, PKK ve Suriye’deki kardeş örgütü PYD, Türkiye ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile bir rekabet içerisinde. Bu rekabet, demokrasi, barış ve özgürlük uğruna değil, emperyalist güçlerle kurulan ittifaktaki konum ve Ortadoğu’nun geleceğine dair planlarda yer alma üzerine şekilleniyor.

Suriye’deki vekil savaşının başlamasının ardından, emperyalist koalisyonun doğrudan emrine girmeyen PYD, görece bağımsız bir yol izlemiş ve Rojava bölgesinde özerklik ilan etmişti. Kendi programı çerçevesinde, Batı destekli muhalefet önderliğinde kurulacak “demokratik Suriye”den yana olduğunu ifade eden PYD, ABD’ye ve Türkiye’ye defalarca birlikte hareket etme çağrısı yaptı.

Bu süreçte, PYD ve onun önderlik ettiği YPG, Esad rejimine karşı ÖSO ve benzeri vekil güçlerle çeşitli ittifaklar kurmuş, bu ittifaklar bölgesel egemenlik mücadelesi çerçevesinde çatışmalarla son bulmuştu. El Kaide’nin Suriye resmi örgütü El Nusra Cephesi’nin Rojava bölgesindeki sivilleri de hedefleyen saldırıları zaman zaman kitlesel katliam seviyesine varmış olsa da, bugün ABD önderliğinde gelinen noktada, PYD, El Nusra ile bir kez daha ittifaka açık olduğunu ifade ediyor:

“İD’ye [IŞİD] karşı mücadelede ciddi olan herkesle ittifaka açığız, Nusra dahil. Biliyorsunuz Serakaniye’ye saldıranlar arasında Nusra da vardı. YPG ile çatıştılar, sonunda Serakaniye’de ortak bir yönetim kuruldu. Nusra anlaşmaya yanaşmadı. Tüm Rojava’yı ele geçirmek istedi, savaştık, yenildiler. Ama YPG esnek. Bizim için önemli iki şey var: Birincisi saldırı kimden gelirsen gelsin, YPG, Rojava’yı savunur. İkincisi işbirliği Rojava’yı teslim ettiğimiz anlamına gelmez. Biz Rojava’nın askeri anlamda merkez, siyasi anlamda da demokratik özerklikle model haline geldiğini düşünüyoruz. Onlarla müzakerelerde bunu söylüyoruz.” [7]

Bu yılın Nisan ayında Şam Operasyon Odası ile YPG arasında bir ittifak kurulmuştu. Şam Operasyon Odası’nda El Nusra Cephesi, İslami Cephe ve Mücahitler Ordusu yer alıyordu. IŞİD’in saldırısı altında bulunan ve bu yüzden yakınlaşan tarafların anlaşmasına göre “Nusayri rejimi”ne karşı birlikte savaşılacaktı. [8]

Uzun bir süre IŞİD’le birlikte El Kaide’ye bağlı olarak Suriye’de savaşan, sivilleri ve savaş esirlerini katleden, Türkiye’de Reyhanlı katliamını [9] gerçekleştiren ve Türkiye’nin desteğiyle Rojava bölgesine büyük saldırılar yapan cihatçı örgüt El Nusra, bugün “demokrasi” ve “IŞİD tehdidi” adına PYD’nin müttefikler listesinde yer alıyor.

Bütün bu gelişmeler, milliyetçi Kürt hareketini “demokrasi” adına kayıtsız koşulsuz destekleyen sol grupların, Batılı emperyalist güçlerin ve Türkiye’nin Suriye’deki cihatçı örgütlere verdiği desteği eleştirmelerinin sahteliğini apaçık ortaya koymaktadır. Gerçekte tüm bu kesimler aynı safta yer alıyorlar.

ABD’nin ve müttefiklerinin yeni stratejisi, emperyalist savaş ve kitle kıyımlarının devamı anlamına gelmektedir. Emperyalistlerin hizmetindeki cihatçı örgütler, simdi “ılımlı muhalefet” olarak adlandırılıyor. Emperyalizmin vekil kara gücü rolüne soyunan milliyetçi Kürt önderliklerinin bu gerici koalisyonda yer alması, onların peşinden giden sahte solun iflasını bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Bölge halklarının içine sürüklendiği felakete karşı gerçek ve kalıcı çözüm uğruna mücadele eden sosyalistler, “IŞİD tehdidi” adına kurulan bu emperyalist koalisyonun gerici karakterini teşhir etmeli ve onunla aralarına kalın bir sınır çizmeliler.

Irak’ta ve Suriye’de yüz binlerce insanın katledilmesinden sorumlu olan emperyalist devletler ve onların Türkiye gibi bölgesel müttefikleri, IŞİD bir yana, hiçbir sorunu çözemedikleri gibi, kendi yarattıkları felaketin, kapitalist kar ve egemenlik mücadelesi adına derinleşmesine hizmet etmektedirler.

Bu felaket, yalnızca, uluslararası işçi sınıfının, tüm etnik ve dini bölünmeleri aşan, tüm gerici ittifakları reddeden ve kapitalizmin yıkılmasını hedefleyen uluslararası sosyalist mücadelesiyle son bulabilir. Bu mücadelenin başarısı, emperyalist savaşlara ve militarizme karşı mücadelede uluslararası işçi sınıfına önderlik etme kararlılığına sahip biricik örgüt olan Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin şubeleri olarak Sosyalist Eşitlik Partilerinin her ülkede inşasına bağlıdır.

Dipnotlar
[1] http://www.firatnews.com/news/guncel/ypg-ve-oso-da-ortak-eylemmerkezi.htm
[2] http://toplumsalesitlik.org/tr/perspektif/abd-emperyalizminin-irakadonusu-ve-yeni-vekil-savasi
[3] http://www.radikal.com.tr/turkiye/alman_frankfurter_allgemeine_gazetesi_pkk_da_silah_istiyor-1208568
[4] http://staff.aljazeera.com.tr/haber/sincar-daginda-isidle-savas
[5] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/116492/PKK_ye_dolayli_destek.html
[6]http://www.radikal.com.tr/dunya/iside_karsi_uluslararasi_bir_savasta_en_aktif_guc_ypg_olacaktir-1212980
[7] http://www.radikal.com.tr/yazarlar/fehim_tastekin/kurtlere_silah_gider_ama_nasil-1212726
[8] http://www.ydh.com.tr/HD12799_cihatcilar-ile-ypg-nin-anlasmasi-veturkiyenin-rolu.html
[9] http://toplumsalesitlik.org/tr/turkiye-1/redhack-belgeleri-reyhanli-ve-tutuklanan-er

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir