ABD emperyalizmi ve Libya’daki felaket

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), bu hafta, Libya’nın doğusundaki Sirte kentinde ele geçirilen 21 Kıpti Hristiyan işçinin kafalarının kesilmesine ilişkin korkunç bir video yayımladı. Bu barbarca eylem, ABD’li, Britanyalı, Japon ve Ürdünlü rehinelerin kafalarının kesilmesini ve öldürülmesini de içeren benzer bir dizi cinayetin sonuncusuydu.

Diğer katliamların yanında, bu son IŞİD vahşeti, ABD’deki haber sunucularının ve köşe yazarlarının, öngörülebilir şok ve öfke ifadelerini tetikledi. Videonun yayımlanmasından sonraki birkaç saat içinde, ABD destekli diktatör General Abdülfettah El Sisi’nin başkanlığındaki Mısır, aralarında 7 sivilin de bulunduğu 64 kişinin öldürüldüğü bir dizi hava saldırısı başlattı.

Washington ve siyasi müttefikleri, bu vahşetten siyasi ve ahlaki olarak sorumludur. İslamcıların Libya’daki kafa kesmeleri, büyük bir suçun; Albay Muammer Kaddafi yönetimini devirmek için 2011’de Libya’ya karşı girişilen NATO savaşının ürünleridir.

NATO’nun müdahalesinden önce, Libya’da Hristiyanlara yönelik dinsel cinayetler yoktu ve El Kaide ile bağlantılı İslamcı militanlar fazla etkiye sahip olmayan küçük gruplardı. Bu güçler, 2011’de, Obama yönetimi ile başını Nicolas Sarkozy’nin çektiği Avrupa’daki müttefikleri Kaddafi’yi devirme kararı aldığı zaman silahlandırıldı ve teşvik edildi.

Emperyalist güçler, İslamcı milislere ve El Kaide unsurlarına büyük miktarda para ve silah sağladılar ve on binlerce Libyalının öldürüldüğü yoğun bombardıman saldırısıyla onlara hava desteği sundular.

Dünya Sosyalist Web Sitesi o zaman şunları yazmıştı: “Dünyanın Libya’da tanık olduğu şey, bir ‘devrim’ ya da ‘kurtuluş’ değil; Libya’nın petrolüne ve zenginliklerine el koymaya ve onu tüm Ortadoğu’daki ve Kuzey Afrika’daki sonraki müdahalelerin bir yeni-sömürge üssü haline getirmeye kararlı bir emperyalist ortaklığın saldırısıdır.”

Libya’ya yönelik saldırının yıkıcı sonuçları şimdi her zamankinden daha açık görülüyor.

Savaş, Sirte’ye yönelik halı bombardımanı ve Kaddafi’nin işkence görüp öldürülmesiyle sonuçlandı. O zamanki Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, “Geldik, gördük, o öldü” sözleriyle böbürlenmişti. Libya, o zamandan beri, devlet erkini ele geçirmek için birbiriyle yarışan çeşitli İslamcı hizipler ve rakip milisler arasında giderek kanlı hale gelmiş bir iç savaşa batmış durumda. Libya, aynı zamanda, Suriye’deki Beşar Esad yönetimi ile savaşmaya hazırlanan CIA destekli İslamcı gruplar için de bir eğitim alanı işlevi gördü.

Libya savaşının ardında dört yıl geçmeden, Amerikan medyası, sanki ABD emperyalizminin onlarla hiçbir ilişkisi yokmuş gibi, IŞİD’in Libya’daki vahşeti üzerine haberler yapıyor. New York Times’ın [15 Şubat] Pazar günü yayımlanan başyazısını (“Libya’nın Çözülen Anlamı ne?”) okuyan biri, Washington’ın bu felaketin yaratılmasındaki rolü ya da ABD medyasının harekatı desteklemedeki payı konusunda hiçbir ipucu bulamayacaktır. O savaştaki önemli unsurlardan biri olan ve İslamcıların savaşın ardından Bingazi’de gerçekleştirdiği bir saldırıda öldürülen ABD’nin Libya Büyükelçisi Christopher Stevens, New York Times’taki gazetecilerin çoğunun arkadaşıydı.

New York Times, “bu petrol zengini ulus tam kaosa doğru [yön değiştiriyor],” ve “İslamcı grupların büyümesi ve radikalleşmesi, Libya’nın büyük bölümünün İslam Devleti’nin bir uydusu haline gelme olasılığını arttırıyor” diye yazıyor. O, NATO’nun Libya’yı altı ay boyunca bombalamasından söz bile etmeden, Kaddafi’nin devrilmesine yol açmış olan çatışmayı basitçe bir “iç savaş” gibi betimlemeyi başarmaktadır.

IŞİD, artık, tam da Washington’ın en saldırgan şekilde müdahale etmiş olduğu yerlerde en güçlü. New York Times’ta hafta sonunda yayımlanan bir başka makalede, “İslam Devleti, Afganistan’da, Cezayir’de, Mısır’da ve Libya’da askeri şubeler oluşturacak şekilde, karargahının ötesine genişliyor.” uyarısında bulunuyor. Gazete, ABD’nin, sözü edilen altı ülkeden dördünü (Suriye, Irak, Afganistan ve Libya) istila etmiş veya oralardaki İslamcı vekil savaşlarını finanse etmiş olduğundan söz etmiyor.

Dünya şimdi, Washington’ın ve onun NATO’daki müttefiklerinin pervasızlığının, vahşiliğinin, açgözlülüğünün ve sınırsız budalalığının sonuçlarına tanık oluyor.

Libya’daki felaketin sorumluluğu, açıkça, NATO’nun Libya’daki savaşının ilk savunucusu olan Fransa Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy ile birlikte, yönetimi Libya’nın silahlı kuvvetlerini ve büyük kentlerini harap eden ateş gücünün ana bölümünü sağlamış olan Başkan Obama’ya ve bu ölümcül maceraya katılan NATO ittifakı güçlerine aittir.

Bugün Ortadoğu’da yaşananlar, emperyalizmin, onun yönetici seçkinlerinin, siyasi uşaklarının ve yalan söyleyen medyanın suçudur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir