1968: Fransa’da genel grev ve öğrenci isyanı
6. Bölüm: OCI’nin merkezci çizgisi

Yazdır

Bu yazı, Fransa’daki genel grevin 40. yıldönümü üzerine Mayıs-Haziran 2008’de Dünya Sosyalist Web Sitesi’nde yayınlanan sekiz bölümlük dizinin altıncı yazısıdır. Yazıyı, herhangi bir değişiklik yapmadan, sadece araya giren olayların ışığında yeni bir giriş ile yayınlıyoruz. 29 Mayıs’ta yayınlanan 1. Bölüm, öğrenci isyanının gelişmesini ve Mayıs ayı sonunda en yüksek noktasına ulaşan genel grevi ele alıyordu. 30 Mayıs’ta yayınlanan 2. Bölüm, Komünist Parti’nin (PCF) ve onun kontrolündeki CGT sendikasının Devlet Başkanı Charles de Gaulle’nin kontrolü yeniden kazanmasını nasıl sağladığını inceliyor. 31 Mayıs’ta yayınlanan 3. Bölüm ve 1 Haziran’da yayınlanan 4. Bölüm, Pablocuların oynadığı rolü irdeliyor. 2 Haziran’da yayınlanan 5. Bölüm ve aşağıda yayınlanan 6. Bölüm dahil son dört bölüm, Piere Lambert’in Enternasyonalist Komünist Örgüt’ünün (OCI) rolünü değerlendirecek.

 “Merkezi grev komitesi” sloganı

1935’te, Lev Troçki, Fransız destekleyicilerine, “eylem komiteleri” sloganını önermişti. O sırada, işçi sınıfının hızlı bir radikalleşmesi gelişiyordu ancak bu, büyük ölçüde, Stalinistlerin, Sosyal Demokratların ve burjuva Radikallerin devrim karşıtı ittifakı olan Halk Cephesi’nin etkisi altındaydı. Troçki, bu koşullar altında, eylem komitelerine, kitlelerin bağımsız inisiyatifini teşvik edecek şekilde, Halk Cephesi’nin onlar üzerindeki etkisini zayıflatmanın bir aracı gözüyle bakıyordu.

O, bu konuda şunları yazmıştı: “Halk Cephesi’nin önderliği, mücadele eden kitlelerin iradesinin doğrudan ve dolaysız yansıması olmalı. Nasıl mı? Çok basit: seçimler yoluyla. Verili bir kentte, mahallede, fabrikada, kışlada ve köyde Halk Cephesi’ne bağlı her 200, 500 ya da 1.000 yurttaş, mücadele eylemleri zamanında, yerel eylem komitelerine kendi temsilcilerini seçer. Mücadelenin tüm katılımcıları onun disiplinine bağlı olur.” [14]

OCI’nin 1968’deki müdahalesinin merkezinde yer alan “merkezi grev komitesi” sloganı, Troçki’nin önerisinden türetilmişti. OCI’nin açıklamaları, Troçki’nin yazılarından neredeyse kelimesi kelimesine alınmış bir dizi formülasyon içerir. Ama OCI, birleşik cephe taktiği için olduğu gibi, bu sloganı da her türlü devrimci içerikten yoksun bırakmıştı.

Onun açıklamalarının çoğu, ulusal grev komitesinin dayanması gereken hiyerarşik yapının farklı düzeylerine ilişkin, bürokratik bir şekilde hazırlanmış kesin ve ayrıntılı bir liste ile sınırlıydı. “Evet, İşçiler Kazanabilir: Haydi Zaferin Silahını Oluşturalım: MERKEZİ GREV KOMİTESİ!” başlıklı açıklama, tipik bir örnektir. Bu açıklama, 23 Mayıs’ta, Informations Ouvrières’nin özel sayısı olarak yayınlanmış ve genel grevin ortasında yaygın biçimde dağıtılmıştı.

Açıklama, şu pasajları içermektedir: “Genel işçi ve gençlik hareketi, nasıl tek, yenilmez ve muzaffer bir güç biçiminde birleşebilir? Bu sorunun yalnızca tek yanıtı var: Yerel grev komitelerinin uzmanlar arası grev komiteleri biçiminde örgütlenmesi; şubeler düzeyinde, delegeler, uzmanlar arası şube ve bölge grev komiteleri oluşturmalılar. Ulusal düzeyde, grev komiteleri ve işçi örgütleri federasyonu, merkezi bir grev komitesi kurmalı.

“Bir grev komitesinde yer alan her eylemci, bir grev gözcüsü olan her işçi, bu şekilde inisiyatif almalı. Geniş sınıf hareketi kitlesinin önderliği ve kararları, şirket grev komitelerinden çıkan uzmanlar arası grev komitelerinde birlikte alınmalı. Şirketlerdeki grevci toplantıları, belirli bir yerdeki tüm şirketlerden tüm grevcilerin toplantıları, kolektif karar alma erkini oluşturmalı.”

Bu açıklamanın yalnızca dili değil, içeriği de, devrimci bir işçinin mücadeleci ruhundan çok bir muhasebecinin bürokratik zihniyeti ile ortak özelliklere sahiptir. Onun amacı, işçilerin tüm bürokratik aygıtların boyunduruğundan kurtulması değil; birbirlerine düşman olan bürokratik aygıtlar arasındaki bölünmelerin üstesinden gelmektir. Troçki’nin, eylem komitesi, “parti ve sendika aygıtının devrim karşıtı muhalefetini kırmanın tek aracıdır.” dediği merkezi grev komitesi, OCI’ye göre, “sendikaların ve işçi partilerinin birleşik cephesinin en yüksek ifadesi” idi.

Troçki, eylem komitelerini, tartışma ve siyasi mücadele forumları olarak görüyordu: “Eylem komiteleri, partiler ile ilgili olarak, devrimci parlamento olarak adlandırılabilir: partiler dışlanmaz; tersine, mutlaka var olmalıdırlar. Onlar, aynı zamanda, eylem içinde denenirler ve kitleler, kendilerini çürümüş partilerin etkisinden kurtarmak için öğrenirler.”

OCI için ise, merkezi grev komitesi, işçilerin çürümüş sendikalar ve partiler ile “birliği”ni kurmaya hizmet ediyordu.

OCI, grev komiteleri sloganını bir geçiş talepleri programına bağlamaktan bile uzak durmuştu. OCI’ye göre, grev komitesi, de Massot’nun kitabının şu paragrafının açıkça ortaya koyduğu gibi, program idi: “Görülebileceği gibi, bizzat genel grevin yazgısı, merkezi grev komitesi sorunu ile bağlantılıdır. Bu amaç, hareketin gereksinimleri ile uyumlu bir örgütü örgütsel olarak, yani en üst siyasi düzeyde, her açıdan; genel grevin ve onun siyasi sonuçlarının temel hedeflerinin tanımlanması açısından, grevi birleştirme açısından, birleşik işçi cephesinin gerçekleştirilmesi açısından bir araya getirir …” [15]

Bu “örgütsel olarak, yani en üst siyasi düzeyde” ifadesi, OCI’nin merkezci bakış açısını açıkça dile getirmektedir. Marksistlere göre en üst siyasi sorunlar perspektif sorunları iken; merkezciler için örgütsel sorunlardır. Ancak 1968 genel grevinin ve uluslararası işçi hareketinin başka sayısız deneyiminin gösterdiği gibi, örgütsel birlik çağrısı, toplumun sosyalist dönüşümü ile bağlantılı karmaşık sorunlara cevap veremez. Bu, siyasi bir perspektifi ve burjuvazi ve onun reformist ve merkezi temsilcileri ile araya net bir çizgi çekmeyi gerektirir.

OCI’nin görüşleri, Troçki’nin eylem komiteleri makalesinde açık bir şekilde saldırdığı kötü ünlü bir merkezci olan Marceau Pivert’in görüşlerini andırmaktadır. Troçki, şöyle yazmıştı: “Merkezcilerin ‘kitleler’ hakkında ne kadar gevezelik ettiğinin bir önemi yok; onlar her zaman reformist aygıta yönelirler. Şu ya da bu devrimci sloganı tekrarlayan Marceau Pivert, bu sloganları, eylemde devrimcilere karşı yurtseverler ile birlik olduğu ortaya çıkan soyut ‘örgütsel birlik’ ilkesine tabi kılıyor. Birleşmiş sosyal yurtsever aygıtların muhalefetini parçalamak kitleler için bir ölüm kalım meselesi olduğu zaman, sol merkezciler, bu aygıtların ‘birliği’ne, devrimci mücadelenin çıkarlarının üzerinde duran bir mutlak ‘iyi’ gözü ile bakarlar.”

Troçki, çözümlemesini, eylem komiteleri anlayışını bir kez daha netleştirerek sonuçlandırmıştı: “Eylem Komiteleri, yalnızca, kitlelerin hain sosyal yurtsever önderlikten kurtulması gerektiğini sonuna kadar anlamış olanlar tarafından inşa edilecektir. Proletaryanın zaferinin koşulu, mevcut önderliğin tasfiyesidir. Bu koşullar altında ‘birlik’ sloganı, yalnızca bir aptallık değil ama bir suçtur. Fransız emperyalizminin ve Milletler Cemiyeti’nin ajanları ile birliğe hayır. Onların hain önderliğinin karşısına, devrimci Eylem Komitelerinin konulması gerekiyor. Bu komiteleri inşa etmek, yalnızca, Marceau Pivert’in başını çektiği sözde ‘devrimci sol’un devrim karşıtı politikalarını acımasızca teşhir ederek mümkündür.” (vurgular özgün metinden)

Genel grev sırasında OCI

OCI’nin güçleri, 1968’de görece az olmakla birlikte, Pabloculardan hala daha fazlaydı. OCI, Devrimci Öğrenci Federasyonu (Fédération des etudiants révolutionnaire, FER) adlı kendi öğrenci örgütüne sahipti ve Pabloculardan farklı olarak, bazı fabrikalarda destekleyicileri vardı.

FER, Pablocuların ve Yeni Sol’un, öğrencilere “devrimci öncü” rolü yükleyen ve onların maceralarını eleştirisiz destekleyen görüşlerini reddediyordu. FER, bir işçi sınıfı yönelimi için mücadele ediyordu ve bu temelde çok sayıda yeni üye kazanmıştı.

Ama örgütsel girişimlerle sınırlı kalan bu yönelim, merkezcilik üzerine kuruluydu. FER, OCI’nin “birleşik cephe” politikaları çerçevesinde hareket ediyordu. Yani, onun politikaları, ağırlıklı olarak, sendikalara, işçilerin ve gençlerin büyük çaplı ortak gösterileri yönünde, bir merkezi grev komitesi çağrısı ile bağlantılı çağrılar yapmasını istemekten ibaretti. FER, Stalinistlerin ve sosyal demokratların politikasına ve Yeni  Sol’un burjuva ideolojisinin üreme alanı olan üniversitelerde belirleyici olacak teorilerine karşı sistematik bir saldırıda bulunmadı.

De Massot, kitabında, FER’in, 8 Mayıs’ta, Pablocu Devrimci Komünist Gençlik’in (JCR) Latin Mahallesi’ndeki sokak çatışmaları sırasında Paris’teki Mutualité’de düzenlediği bir toplantıya müdahalesini betimler. JCR’dan bir konuşmacı anarşist Daniel Cohn-Bendit tarafından alkışlanmış ve bunun hareketi böleceği iddiasıyla, siyasi çizginin netleştirilmesine karşı konuşmaya devam etmişti. O, meselenin herkesin üzerinde anlaşabileceği konular bulmak olduğunda ısrar etti. JCR’in sözcüsü şunu ilan etti: “Bir devrimci partinin yokluğunda, gerçek devrimciler, polisle dövüşenlerdir.”

Tüm öğrencilerin çabalarını “merkezi bir işçi ve gençlik gösterisi için” sloganını hayata geçirmeye odaklamalarını öneren FER’in temsilcileri bu görüşe karşı çıktılar. FER, mücadelenin “UNEF [ana öğrenci örgütü] tarafından desteklenen grev komitelerinin ve ulusal bir grev komitesinin inşası yoluyla daha fazla genişletilmesi, eşgüdümlenmesi ve örgütlenmesi” gerektiğini savunuyordu. İki gün sonra, FER, “500.000 işçi Latin Mahallesi’ne” sloganı altında, kendi toplantısını düzenledi. Bu sloganı taşıyan on binlerce bildiri fabrikalarda dağıtıldı. [16]

Birkaç gün sonra, 13 Mayıs’ta, sendikalar, bir günlük genel grev ve milyonlarca kişinin katıldığı ortak işçi ve öğrenci gösterileri çağrısı yapmak zorunda kaldılar. Hareket onların kontrolünden çıkıyordu. İzleyen günlerde, Fransa’yı tümüyle felce uğratan genel grev, on binlerce işçinin katıldığı bir fabrika işgalleri dalgası ile birlikte, tüm ülkeye yayıldı.

Ancak OCI ve FER, sendikalist rotalarını korudular. Onlar, artık, tümüyle, bir ulusal grev komitesi talebine odaklanmışlardı. 13 Mayıs’ta, OCI, alışılmadık biçimde, kendi adıyla, sonraki günlerde binlercesi fabrikalarda dağıtılacak olan bir bildiri yayınladı.

Bildiri, sadece yirmi satırdan oluşuyordu ve tek bir siyasi açıklamada bulunmaktan kaçınıyordu. Metin, içi boş bir klişeler (“Mücadele başladı”, “Yaşasın birlik”, “Zafer”, “İleri”, “İşçiler ve öğrenciler birleşti, kazanabiliriz”) ve genel sloganlar (“Kahrolsun de Gaulle”, “Kahrolsun polis devleti”) toplamından ibaretti.

Sanki üslup yeterince keskin değilmiş gibi, metnin büyük kısmına, büyük ve kalın baskı harfler yerleştirilmişti. Bildiri, şu sözlerle sonuçlanıyordu: “Renault’daki, Panhard’daki, S.N.E.C.M.A’daki işçiler, tüm fabrikalardaki, bürolardaki, işyerlerindeki işçiler, zafer bize bağlı. İşi durdurmalı, gösteri yapmalı, grev komitelerimizi seçmeliyiz.”

Yeni durumu çözümleme, siyasi görevleri belirleme ya da bunları işçilere açıklama yönünde hiçbir girişim söz konusu değildi. Hızla gelişen bir devrimci durumla karşılaşan OCI’nin tüm sahip olduğu, ortak eylem için genel çağrılardı. Komünist Parti’nin ve Mitterand’ın FGDS’sinin rolü hakkında tek bir sözcük; sendika bürokrasisinin hain rolü hakkında hiçbir uyarı; bir işçi hükümeti sorunu hakkında tek bir söz yoktu.

İki hafta sonra, 27 Mayıs’ta, grevci işçiler, hükümet, işveren dernekleri ve sendikalar arasında görüşülen Grenelle anlaşmasını reddettiler. İktidar sorunu açıkça gündeme gelmişti.

De Massot, bu konuda nettir. O, şöyle yazıyor: “Aniden, milyonlarca grevci, devlet aygıtını sarsmıştı. Hükümet, iş dünyası ve işçi hareketinin önderleri arasında anlaşılmış, dikkatli bir şekilde yapılmış planlar bir kenara atıldı … Artık, doğrudan doğruya iktidar sorunu ortaya çıkıyor … Genel grevin taleplerini karşılamak için, hükümetin süpürülüp atılması gerekiyor.” [17]

Bu arada, OCI, olaylar eliyle sürükleniyordu. İşçi İttifakı Komiteleri’nin (Comités d’alliance ouvrière) himayesi altında yayınlanan ve büyük miktarlarda dağıtılan bir bildiride, hükümet sorunu üzerine hiçbir şey söylenmiyordu.

Bildiri, yarım sayfada, büyük ve kalın harflerle, “İmzalamayın!” ifadesini beş kez tekrarlıyordu. O sırada Grenelle anlaşmasının imzalanması hakkında konuşmak, her şekilde anlamsızdı. Renault işçilerinin CGT başkanı Georges Séguy’u düşmanca karşılamasının ardından, sendika korkmuş ve geçici olarak geri adım atmıştı.

OCI’nin bildirisi şu taleple sona eriyordu: “CGT’nin, CGT-FO’nun, FEN’in [başlıca sendika federasyonları] önderleri: Hükümete ve devlete karşı UNEF ile birleşik bir sınıf cephesi kurmalısınız.”

Aynı gün, reformist PSU (Birleşik Sosyalist Parti), UNEF ve CFDT sendikası, Pierre Mendès-France önderliğinde geçici bir burjuva hükümetin önünü açmak için, Paris’teki Charléty stadyumunda kitlesel bir miting düzenledi. De Massot, geriye dönüp baktığında, bu mitingi, “iki ucu keskin bir siyasi operasyon”u hazırlayan bir “belirsizlikler festivali” olarak betimliyor.

O, şöyle sürdürüyor: “İlk olarak, amaç, Stalinizmin denetimi kaybettiği genel grevin, özellikle de gençliğin kavgacı bölümünü ‘yola getirmek’tir … Dahası ve ilk amaçla doğrudan bağlantılı bir şekilde, kabine krizine bir burjuva çözüm için zemin hazırlanmalıydı. Mendès-France … beklenen kişi olarak sunulur …” [18]

Ama OCI, burada da, bakış açısını açıkça ortaya koymak için bol miktarda fırsata sahip olmasına rağmen, kendisini buna uyarladı. Pierre Lambert, Charléty’de bir konuşmacı olarak boy gösterdi. O, orada bulunan 50.000 öğrenciye ve işçiye, OCI’nin önderi sıfatıyla değil ama çalıştığı “Force Ouvrière [İşçi Gücü] sosyal sigorta çalışanları ve kadroları sendika kurulu” adına, bir sendikacı olarak seslendi.

Lambert, “can alıcı çatışma yaklaşıyor; genel grev, hükümet sorununu ön plana yerleştirdi; de Gaulle ve Pompidou hükümeti grevcilerin taleplerini yerine getiremez.” diye ilan etti. De Massot’nun raporuna göre, Lambert, ne bir geçici burjuva hükümet tehlikesi hakkında uyarıda bulunmuş ne de bir işçi hükümeti sorununa değinmişti. O, bunun yerine, kendisini, zafere giden yol olarak sunduğu yerel grev komitelerinin ve merkezi bir grev komitesinin kurulması çağrısıyla sınırlamıştı. [19]

Bu arada, sokaklarda, bir “halk hükümeti” çağrısı yankılanıyordu. İşçilerin talebi, açık bir şekilde, Lambert’inkinden daha ileri düzeydeydi.

De Massot, şunları yazıyor: “27 Mayıs’ta, Fransa genelinde, hükümete ve devlete atıfla ‘İmzalamayın!’ tavsiyelerinin siyasi terimlere dönüştürüldüğü gösteriler gerçekleşir… Göstericiler, genel grevin hedeflerine yanıt verecek bir hükümet istedikleri ifade edecek şekilde, ‘Bir halk hükümeti için’ sloganını atarlar. ‘‘De Gaulle istifa’, ‘Kahrolsun de Gaulle’, açık bir şekilde rejimin yazgısının söz konusu olduğunu gösterecek şekilde, her yerde on binlerce insan tarafından haykırılır.” [20]

OCI, bu “halk hükümeti” çağrısını siyasi içerikle doldurmak için hiçbir girişimde bulunmadı. En önemlisi, o, böyle bir hükümeti kimin kurması gerektiğini ve siyasi programının ne olması gerektiğini açıklamadı. Bu, PCF’li ve CGT’li Stalinistlere, hiçbir zaman iktidarı almayı düşünmemelerine ve Mitterrand ile perde arkasından, geçici bir burjuva hükümete katılma konusunu görüşmelerine rağmen, “halk hükümeti” sloganını yükseltme olanağı verdi.

Bu dizinin ilk 4 bölümünde açıklandığı gibi, o sırada bir PCF-CGT hükümeti talebi, büyük siyasi önemi sahip olur; Stalinist önderlerin manevralarının bozulmasına yol açar ve onlar ile işçi sınıfı arasındaki çatışmayı şiddetlendirirdi.

Troçki, bu tür bir taktiği Geçiş Programı’nda öne sürmüştü. Kendisini Bolşeviklerin Rus Devrimi sırasındaki deneyimlerine dayandıran Troçki, şöyle yazıyordu: “Bolşevikler’in Menşevikler’e ve Sosyal Devrimciler’e yönelttikleri ‘burjuvazi ile bağlarınızı koparın, iktidarı kendi ellerinize alın’ talebinin kitleler için çok büyük bir eğitici önemi olmuştu. Menşevikler’in ve Sosyal Devrimciler’in, en çarpıcı şekilde Temmuz Günleri’nde ortaya çıkan iktidarı alma isteksizlikleri, onları kitlelerin gözünde kesinlikle mahkum edip Bolşevikler’in zaferini hazırladı.” [21]

OCI, hiçbir zaman bu tür bir talep yükseltmedi ve bunun yerine, Stalinistlerin ikiyüzlülüğünü eleştirmeksizin, “Bir halk hükümeti için” sloganı altında düzenlenen 29 Mayıs’taki büyük CGT gösterisini destekledi.

OCI, gösteriye katılmadıkları için UNEF’e ve CFDT’ye saldırdı (bu iki örgütün gösteriye katılmama nedeni, CGT’nin Daniel Cohn-Bendit’in Fransa’dan sınırdışı edilmesini kınamayı reddetmiş olmasıydı). Geri dönüp bakıldığında, OCI, tüm sendikaların, CGT’nin amaçlarından bağımsız bir şekilde, ortak bir gösteri düzenlemesinin bir işçi hükümetine giden yolu otomatik olarak açacağını iddia ediyordu. De Massot, şöyle yazıyor: “Bütün sendikal örgütler tarafından eşit oranda örgütlenen bu [gösteri], genel greve, işçi örgütlerine dayanan bir hükümete giden yolu açardı.” [22]

İşçi İttifakı Komiteleri’nin 29 Mayıs gösterisinde yayınladığı bildiri, OCI’nin çağrısını yaptığı “merkezi ve ulusal grev komitesi”ni, bir işçi hükümeti ile eşitliyordu: “İşçi hükümeti, işçilerin, öğrencilerin, çiftçilerin ve gençlerin tüm taleplerini yerine getirebilecek tek hükümettir.” [23]

Bu, OCI’nin, grev komitesini, bir işçi hükümetinin dayandırılabileceği bir işçi konseyi ya da Sovyet olarak gördüğü anlamına mı geliyordu? Bildiride kullanılan ifadeler bu izlenimi uyandırıyor. Ancak bu, yalıtılmış bir örnektir. Açıkça görülüyor ki, OCI, bu sorun konusunda kararsızdı.

Dahası, grev komiteleri ve işçi konseyleri, devrimci önderlik sorununu çözmez. Onlar, Stalinizme karşı siyasi mücadelenin gerçekleştirilebileceği bir alandır ama bu mücadelenin yerini alamazlar. Ne var ki, OCI’nin bildirisi, PCF ile CGT hakkında tek bir eleştirel sözcük içermiyor; hatta onlara değinmiyordu.

Sadece Paris’te yarım milyondan fazla insanın sokaklara çıktığı CGT gösterisinden bir gün sonra, Devlet Başkanı de Gaulle radyodan ulusal seslendi ve parlamentonun dağıtıldığını ilan etti. PCF ve CGT, yeni seçimlerin duyurulmasını memnuniyetle karşıladı ve emir eri tutumlarını garanti etme sözü verdi ki bu, genel grevi bırakma çağrısına denkti.

OCI ise buna, grevi sürdürme talebiyle ve sendikalara yönelik şu çağrılarla tepki verdi: “Her şey, bizim acil yanıtımıza bağlı! Her şey, sendika genel merkezlerinden ve işçi partilerinden yapılacak çağrıya bağlı! Genel grev, polis devletini yenilgiye uğratacaktır.” [24]

Bu, sonraki günlerde OCI’nin siyasi çizgisi olarak kaldı: Birlik, mücadeleye devam ve geri adım atmama çağrılarının hepsi, tam da genel grevi boğan sendikalara ve partilere yapılıyordu.

12 Haziran’da, içişleri bakanı, onun öğrenci ve gençlik örgütlerinin de aralarında olduğu bir düzine başka örgütle birlikte OCİ’yi yasakladı.

Devam edecek

 

Dipnotlar:

  1. Bu ve Troçki’den yapılan sonraki alıntılar, tersi belirtilmedikçe, şuradan alındı: Lev Troçki, “Committees of Action—Not People’s Front” [“Halk Cephesi Değil, Eylem Komiteleri”], (26 Kasım 1935).
  2. François de Massot, La grève générale (Mai-Juin 1968), syf. 123
  3. Age. syf. 48
  4. Age. syf. 188
  5. Age. syf. 195
  6. Age. syf. 196–197
  7. Age. syf. 197
  8. Lev Troçki, The Transitional Programme [Geçiş Programı]
  9. François de Massot, age. syf. 203
  10. Age. syf. 304
  11. Age. syf. 248

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares