11 Eylül ve Paris’teki terör saldırıları

Paylaş

Birçok medya kuruluşu Paris’teki son terör saldırılarını, New York City’de ikiz kuleleri ve Washington’daki Pentagon’un bir yanını yıkan 11 Eylül 2011 saldırılarıyla karşılaştırıyor. Bu karşılaştırma, saldırıların çapı açısından değerlendirildiğinde, açıkça abartılıdır. Bununla birlikte, karşılaştırma, egemen sınıfın tepkileri göz önünde bulundurulduğunda, bütünüyle uygundur.

ABD’deki egemen sınıf, 11 Eylül saldırılarına, on beş yıllık kesintisiz savaş, uluslararası hukukun geniş çaplı ihlali ve bir polis devleti sistemi inşa etme ile karşılık vermişti.

11 Eylül’ün arka planı hiçbir zaman açıklığa kavuşmamış olmasına rağmen, saldırılar, uzun süre önce hazırlanmış olan planları uygulamak için bir bahane işlevi görmüştü. ABD militarizminin 11 Eylül’ün ardından patlamasının gerçek nedeni, ABD emperyalizminin küresel ölçekteki krizi ve bizzat ABD içinde artan sınıfsal gerilimlerdi. Askeri takviye, ABD’nin rakipleri üzerindeki hegemonyasını korumayı ve sınıfsal gerilimleri dışarıya, bir dış düşmana karşı yönlendirmeyi amaçlıyordu.

Aynısı, Paris saldırılarına verilen yanıt için geçerlidir. Saldırganlar, güvenlik kurumlarınca tanınmalarına rağmen, neredeyse hiçbir engelle karşılaşmadan hareket edebildiler. Onların beyni olduğu iddia edilen 27 yaşındaki Abdulhamid Abaaoud, Belçika’da, gıyabında 20 yıl hapse mahkum edilmişti ama buna rağmen çeşitli gerekçelerle Fransa içinde ve dışında seyahat edebiliyordu.

Güvenlik kurumları, ancak saldırıların ardından tam güçle darbe indirdiler. Abaaoud, yoğun nüfuslu bir Paris banliyösünde, polisin 5.000 mermi sıktığı üç saatlik bir kuşatmanın ardından öldürüldü. Parlamento, daha önce kabul ettiği on günlük olağanüstü hali üç aya uzatmayı neredeyse oybirliğiyle onayladı. Şüphelileri keyfi olarak tutuklayan ve ev hapsine alan polis, Fransa çapında, arama izni olmaksızın kapıları kırarak zorla evlere girdi.

Bazı saldırganların geldiği yer olan Belçika başkenti Brüksel de, Belçika hükümeti tarafından birkaç gün boyunca fiilen kapatıldı.

Uzun bir süredir tarihteki en düşük destek oranlarına sahip Fransa Cumhurbaşkanı olan François Hollande, kendisini bir savaş başkanı olarak yeniden biçimlendirdi. Fransa, Charles de Gaulle uçak gemisinin Doğu Akdeniz’e ulaşmasıyla birlikte, Suriye üzerinde 30’dan fazla savaş uçağı görevlendirdi. Savaş için bir uluslararası koalisyonu kabaca birleştirmeye çalışan Hollande, bugünlerde dünyayı dolaşıyor.

Şiddetin hem ülke içinde hem de yurtdışında tırmanması, yalnızca, şiddetlenen toplumsal gerilimler bağlamında anlaşılabilir. Yıllardır, özellikle de 2008 ekonomik krizinden bu yana, küçük bir azınlık kendisini zenginleştirirken, halkın geniş kesimlerinin yaşam standartları geriliyor. Halkın ezici çoğunluğunu egemen çevrelerin siyasi partilerinden ayıran toplumsal ve siyasi uçurum, kapatılamaz durumdadır.

Kapitalist toplumun temellerine dokunmaksızın toplumsal krize son vermeyi vaat etmiş olan Syriza gibi sahte sol güçler, hızla sağa kaydılar ve saygınlıklarını büyük ölçüde yitirdiler.

Suriye’den ve savaştan harap olmuş diğer ülkelerden gelen yüz binlerce sığınmacının Avrupa’ya varması, toplumu daha fazla kutuplaştırdı. Sığınmacılar, halkın geniş kesimleri tarafından bir sempati ve destek dalgasıyla kucaklanırken, egemen seçkinler, buna, sınırları güçlendirerek ve kapatarak; devleti hem içeride hem de dışarıda müdahale için silahlandırarak karşılık verdiler.

Avrupa kapitalizmi ve uluslararası kapitalizm, II. Dünya Savaşı’ndan yetmiş beş yıl sonra, bir kez daha Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının öngünündekine, 1914 ve 1939’dakine benzer bir çıkmazda. Egemen kapitalist seçkinlerin, toplumsal zulümden, ulusal dışlamadan ve savaştan başka sunacak hiçbir şeyleri yok. Her şey, emekçilerin direnişine uluslararası sosyalist bir yönelim vermek üzere yeni devrimci partilerin inşa edilmesine bağlı.

25 Kasım 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir