Emperyalizme ve savaş tehlikesine karşı

İşçi sınıfının siyasi önderliğini inşa edelim

1 Mayıs 2015’te, Ortadoğu’da tırmanan savaş tehlikesine eşlik eden bir polis devleti inşası tüm pervasızlığıyla ilerliyor.

Ortadoğu’daki savaş tehlikesi, ABD emperyalizminin başını çektiği sözde “IŞİD karşıtı” koalisyonun başlıca aktörü olan Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik saldırısı ile birlikte, İran ile açık çatışmayı kışkırtacak şekilde yeni ve son derece tehlikeli bir boyut kazandı. Öte yandan, Irak ve Suriye’de IŞİD’e karşı kapsamlı bir saldırının hazırlıkları sürüyor.

Batılı müttefikleri tarafından dışlanmış olan Ankara’nın, yaklaşan savaşın dışında kalacağını düşünenler yanılıyor. Suriye ve Irak (özellikle Kürdistan Bölgesel Yönetimi toprakları) üzerindeki emperyalist yağmadan “makul” bir pay kapma hesabı içindeki AKP iktidarı, şimdi, bu amaca ulaşmak için, çaresiz bir şekilde, manevra üstüne manevra yapıyor.

Tırmanan savaş tehlikesine, uzunca süredir tanık olunmadık bir işsizlik, yoksulluk ve servet eşitsizliği eşlik ediyor. Özellikle gençler arasındaki kitlesel ve kalıcı işsizliğin ulaştığı boyut, iktidarın istatistik oyunlarıyla kapatılamayacak denli dehşet verici. Aynı durum, yoksulluk için geçerli. Temel tüketim mallarının fiyatları sürekli olarak artarken, ücretlilerin gerçek gelirleri hızla azalıyor. Buna, onbinlerce küçük esnafın ve köylünün iflası ekleniyor. Öte yandan, iki elin parmaklarını geçmeyen sayıda kişinin serveti, nüfusun en yoksul yarısınınkini aşmış durumda.

Türkiye kapitalizmi derin bir kriz içinde. Küresel sermaye ülkeden kaçarken, AKP iktidarı, durumu en azından seçimlere kadar idare edecek parayı bulmak için, Suudi Arabistan ve Kuveyt gibi Arap monarşilerinin kapısını aşındırıyor. Türkiye’ye giren ve sözde “kaynağı bilinmeyen” milyarlarca doların var olduğunu bizzat hükümet yetkilileri açıklıyor.

İktidarda olduğu 13 yıl içinde ülkenin neredeyse bütün varlıklarını küresel sermayeye peşkeş çekmiş olan AKP iktidarı, cumhuriyet tarihindeki bu en kapsamlı yağma faaliyeti sürecinde, güçlü bir hırsızlar yönetimini (kleptokrasi) yaratmış durumda. 17-25 Aralık 2013 tarihlerindeki rüşvet ve yolsuzluk operasyonları ile gözler önüne serilen bu kleptokrasi, toplumsal servetin geniş emekçi kitleler zararına küçük bir azınlığa aktarılmasına hükümet etmektedir.

Toplumun küçük bir azınlığının, böylesi uluslararası ve ulusal ortamda egemenliğini sürdürmesinin yolu, demokrasiden değil ama açık diktatörlükten geçmektedir. AKP iktidarı, bu yüzden, birbiri ardına polis devleti inşasına yönelik yasalar çıkartıyor; başta yargı ve güvenlik bürokrasisi olmak üzere, devlet içinde kapsamlı bir tasfiye gerçekleştiriyor. Bu yüzden, Cumhurbaşkanı Erdoğan, üzerine -sözde- yemin ettiği anayasayı her gün ayaklar altına alıyor, bakanlar da anayasayı tanımadıklarını açıkça ilan ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başında olduğu AKP iktidarının kendi basınını, polisini, yargısını oluşturma yönünde attığı pervasız adımlar, burjuva egemenlerin, ülkeyi, artık eskisi gibi yönetemediklerinin ilanıdır.

Küresel sermayenin ve Türkiyeli ortaklarının 2002’de iktidara getirdiği AKP, üç dönemlik iktidarı boyunca, elde ettiği ayrıcalıkları koruma uğruna her türlü yasal, hukuksal ya da ahlaki değeri ayaklar altına almaya hazır lümpen bir siyaset seçkinleri tabakası yaratmış durumda. Asıl olarak taşeronluk ve devlet ihaleleri üzerinde yükselen bir ahbap-çavuş kapitalistleri grubunun siyasi temsilcileri, şimdi, küresel sermayeye ve onun yerli ortaklarına meydan okuyorlar. Ucuz milliyetçi söylemlerle desteklenen bu meydan okumada hiçbir ilerici yan bulunmamaktadır.

AKP’nin burjuva muhaliflerine gelince… Asıl olarak TBMM’deki üç partide temsil edilen bu muhalefet, Türkiye’yi yeniden geleneksel Batı eksenine sokmaktan; yani küresel sermaye için “güvenilir” bir ortak haline getirmekten başka bir şey vaat etmemektedir. Emperyalist başkentlerin ve Türkiye büyük burjuvazisinin desteğini arkasına almış olan burjuva muhalefet, bu amaçla, emekçi kitlelerin ve gençliğin toplumsal eşitsizliğe, yoksulluğa ve baskılara olan öfkesini bankaların ve tekellerin çıkarlarına yedeklemek için elinden geleni yapıyor. Burjuva muhalefetin toplumsal refah, eşitlik, adalet, barış vb. vaatleri, yükselen toplumsal öfkenin yönünün saptırılmasına yönelik girişimlerdir.

Yaşanmakta olan toplumsal felaketlerin kaynağı, AKP iktidarı (ya da Erdoğan) değil; bizzat onu da üretmiş olan emperyalist sistemdir. Tarihinin en derin krizini yaşayan kapitalizm, bir yandan dünya kaynaklarının emperyalist güçler arasında yeniden paylaşımını (savaşları ve iç savaşları) tetiklerken, aynı zamanda, başta ABD olmak üzere bütün ülkelerde polis devletinin inşasını dayatmaktadır. İşçi sınıfına uluslararası ve ulusal ölçekte boyun eğdirilmesini dayatan bu yönelimi, hiçbir burjuva iktidar durduramaz. Onların yaptığı tek şey, emperyalist savaş ve toplumsal karşıdevrim yönelimini, sahte refah, adalet, eşitlik, barış gibi ambalajlar içinde emekçi kitlelere ve gençliğe pazarlamaktır.

Kapitalizmin insanlığı içine sürüklediği felaketi durdurabilecek tek toplumsal güç, uluslararası işçi sınıfıdır. Bir zamanların ulusal ekonomi ve ulus-devlet temelinde örgütlenmiş “geleneksel” siyasi ve sendikal önderlikleri, uzunca süredir sermayenin ve burjuva devletin sadık hizmetkarlarına (polislerine) dönüşmüş durumda. Dolayısıyla, işçi sınıfının, mülk sahibi sınıflardan bağımsız yeni türde kitlesel mücadele örgütlerini yaratması gerekiyor. Bu tür kitlesel mücadele örgütleri, emperyalizmin saldırılarına, yalnızca, önüne siyasi iktidarın işçi sınıfının eline geçmesi ve toplumun uluslararası ölçekte insanlığın ihtiyaçları doğrultusunda yeniden örgütlenmesi görevini koyan enternasyonalist sosyalist siyasi önderlik altında başarıyla karşı koyabilirler.

1 Mayıs 2015, bu uluslararası devrimci örgütlenmenin Türkiye’deki örgütlenmesini ilerletme yolunda bir adım olmalıdır. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin 3 Mayıs Pazar günü saat 21.00’da düzenlediği uluslararası çevrimiçi 1 Mayıs toplantısı, Türkiyeli işçi sınıfı devrimcilerine bu yönde bir katkı sağlayacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir