Yunanistan’daki Halkın Birliği’nin seçim programı siyasi bir sahtekarlıktır

Yunanistan’daki Syriza partisinin eski bir hizbi, Pazar günkü seçimlere Halkın Birliği (LAE) adı altında, kendi aday listesiyle katılıyor. Çeşitli küçük sahte sol örgütlerin katıldığı bu oluşum, siyasi bir sahtekarlıktır. Onun üyeleri, ulusalcı ve işçi sınıfı karşıtı bir program sunarken, kendi izlerini örtmeye çalışıyorlar.

Anketler, Syriza’nın yeni bir sürümünü oluşturma yönündeki bu girişimin oyların yüzde 3’ünden azını alacağını gösteriyor olsa da, parti, Avrupa burjuvazisi için önemli bir rol oynuyor. LAE, işçi sınıfının, Syriza’nın siyasi iflasından devrimci sonuçlar çıkarmasını önlemeyi amaçlıyor.

Bu oluşumun seçim programı, “inanılırlık, güvenilirlik ve bencil olmama ile nitelendirilen büyük bir yurtsever halk cephesi” kurma çağrısıyla başlıyor. [Programa göre] bu tür bir cephe, Syriza karşı safa geçtiği için gereklidir: “Onlar şimdi neoliberal güçlerin tarafında duruyor ve halka karşı yeni önlemlerle emekçileri ve orta sınıfı topa tutuyor.”

Onlar iflas etmiş siyasi parti sistemiyle bağlarını koparmak istiyorlar ki bu devlete kadar varıyor. [Onlara göre] Bu, “ihanet edilmiş umutları yeniden canlandırma, korkunun üstesinden gelme ve gençliğin ve halkın 5 Temmuz (referandum günü) ‘hayır’ hareketinin zaferine olan inancı güçlendirme” yoludur.

Bu ifadeler, onların, AB’nin en son kemer sıkma dayatmalarının uygulanmasındaki rollerini örtmeye yönelik açık bir girişimden başka bir şey değildir. Çünkü [açıklamanın] yazarları, Syriza’nın Sol Platform’unun üyeleri olarak, hükümetin parçası olmuş ve Syriza’nın işçi sınıfı karşıtı programının tamamını fiilen desteklemişlerdi. Halkın Birliği’nin önderliği, Syriza’nın eski milletvekillerinden, merkez komite üyelerinden ve hatta bakanlarından oluşmaktadır. Onun kurucusu, Panagiotis Lafazanis, Tsipras hükümetinde çevre bakanıydı.

Bu görevlilerin tamamı, hükümeti bütünüyle destekledi. Ezici çoğunluktaki hayır oyundan sonra, başbakan, Fransız hükümeti ile birlikte, halkın reddettiği teklifin içerdiği önlemlerin çok ötesine geçen yeni bir kemer sıkma planı tasarısı hazırladığında, iki üyesi dışında, Sol Platform’un tamamı tasarı lehine oy vermişti.

Birçok milletvekili, ancak Almanya önderliğindeki AB daha da fazla kesintiler talep ettiği zaman destek vermeyi reddetti. Onlar, buna rağmen, parti birliğini sürdürmek için her şeyi yapacaklarını ve Syriza hükümetini (şimdi “neoliberal bir güç” olarak tanımladıkları bir hükümeti) destekleyeceklerini söylediler.

Sol Platform, Syriza’dan, ancak neredeyse atılmak üzere oldukları bir anda ayrıldı. Tsipras yeni seçim çağrısı yaptı ve Sol Platform’un hiçbir adayının Syriza adayı olarak listede olmayacağını duyurdu. Sol Platform üyeleri, bunun ardından, Syriza’yı neoliberal ilan ettiler ve LAE’yi kurdular.

Bu sicilin ışığında, seçim platformunda, kendi canice ihanetlerine herhangi bir açıklama getirmek şöyle dursun, Syriza’nın teslimiyetinin nedenleri hakkında tek bir kelime bulunmaması hiç de şaşırtıcı değildir. Aksine, platformun büyük kısmı, Syriza’nın Ocak ayındaki seçimde sunmuş olduğu programın kelime kelime bir kopyasıdır.

Böylece onlar, memorandumun geri çekilmesini, borç geri ödemelerine bir ara verilmesini, borcun büyük bir kısmının silinmesini, Almanya’dan tazminat alınmasını, servetin yukarıdan aşağıya yeniden dağıtılmasını ve son olarak, hayatta kalma mücadelesi veren Yunan bankalarının ulusallaştırılmasını talep ediyorlar. Bu teklifler kataloğu, ekonominin demokratik planlaması ve büyük sanayinin toplumsal kontrolü hakkında çok sayıda belirsiz ifadeyle süsleniyor.

Syriza’nın önceki programından tek önemli farklılık, bir ulusal para birimine geçilmesi çağrısıdır. Halkın Birliği, açık bir şekilde, Yunanistan’ın avrodan çıkması yönünde çağrı yapıyor. Program, “ilerici, ileriye dönük bir yeniden inşa programının temeli olarak ulusal para birimine geçilmesi, yalnızca işlevsel bir olasılık değil”; ülkeyi geliştirme “umudunun olabilirliğidir” diyor.

Para biriminin değiştirilmesi, ihracatı arttırmayı hedeflemektedir. Bu, “ihracatı güçlendirecek, ithalatı sınırlandıracak ve onların yerine adım adım yerli ürünleri geçirecek; ülkenin üretken temelini ve turizm gelirini canlandıracaktır.” Parti, ayrıca, ucuz para birimi temelinde büyük kamu yatırımları sözü veriyor.

İhracata yönelik ulusal ekonomik kalkınma biçimindeki kapitalist perspektifin, “umut”u bir yana, “ilerleme” ile hiçbir ilgisi yoktur. O, son derece işçi sınıfı karşıtı ve gericidir. Özünde, ülkeyi küresel sermaye için bir düşük ücret cennetine dönüştürmekten başka bir anlama gelmemektedir.

Halkın Birliği, programında, politikalarının ücret kesintileriyle birleştirilmeyeceğini yazdığında, bu utanmaz bir yalan anlamına gelmektedir. Gerçekte ihracat, ucuz bir para birimiyle birlikte, emek maliyetleri, özellikle uluslararası şirketler için oldukça düşürüleceği için artacaktır. Buna karşılık, işçilerin, Yunanistan’da pek çok ilacı kapsayan ithal ürünlere erişimi büyük ölçüde kesilecektir.

Halkın Birliği temsilcisi Zoe Konstantopolou ve Avrupa çapındaki diğer politikacılar ile birlikte hafta sonunda avro için bir “B Planı” üzerine bir açıklama yapan Oskar Lafontaine, iki yıl önce bu çözüm lehinde konuşmuştu. Lafontaine, o zaman, İspanya’da, Portekiz’de ve Yunanistan’da ulusal para birimlerine geçilmesi çağrısı yapmıştı.

Lafontaine, planını açıklarken, “yeniden adil rekabet gücüne ulaşmaya yaklaşmak için, Yunanistan, Portekiz ve İspanya gibi ülkelerin, AB ortalamasına oranla yüzde 20 ile yüzde 30 daha ucuz olması gerekiyor.” demişti.

Bu program, AB’nin sosyal kesinti politikasına karşı çıkmamaktadır. Tersine, o, sosyal kesintiler programının başka araçlarla sürdürülmesi ve yoğunlaştırılmasıdır. Bu program, aynı Syriza’nın politikaları gibi, bankaların ve büyük firmaların işçiler zararına zenginleşmesine hizmet etmektedir. Bu projenin başlıca savunucusu, Almanya’nın önde gelen gericisi ve kemer sıkma önlemlerinden de sorumlu olan Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble’dir.

LAE, işçi sınıfının yaşam standartlarına saldırıda mali seçkinlerin en önemli aracı olduğu kanıtlanmış olan AB’ye karşı çıkmıyor. O, drahmiye geçişi bir gereklilik olarak görmesine rağmen, AB ile uzlaşma sözcüklerini arayıp buluyor. LAE, elbette birlik içinde kalma konusunda bir referandum düzenlemeye hazır olunması gerektiğini ama bunun bir zorunluluk olmadığını belirtiyor.

Halkın Birliği’nin ulusalcı programı, gerici AB’ye değil; doğrudan Avrupa işçi sınıfının birliğine karşıdır.

Syriza, kendisine, avro bölgesi içinde görüşmeler yoluyla, temsil ettiği ayrıcalıklı kesim için bazı tavizler edinme hedefini belirlemişti. Bu yüzden o, başından itibaren, Avrupa işçi sınıfının AB’ye ve kapitalist krize karşı birleşik seferberliğine düşmandı.

Şimdi, Halkın Birliği’nin programı, etkin bir şekilde, Avrupa’daki işçileri bölmeye ve onları birbirlerine karşı kışkırtmaya yöneliktir. Devasa ücret kesintileri, diğer ülkelere karşı bir rekabet avantajı elde etmek ve Yunan burjuvazisini ve orta sınıf kesimleri zenginleştirmek için kullanılacaktır.

Bu yüzden, kemer sıkmaya ve AB’ye karşı bir Avrupa işçi sınıfı hareketi, Syriza’ya ve onun Halkın Birliği gibi sahtekar uzantılarına karşı çıkmalıdır. Syriza’nın ihanetinden çıkarılacak başlıca ders, sosyal saldırılara direnmek için devrimci bir perspektifin ve uluslararası bir partinin gerekliliğidir.

18 Eylül 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir