Yunanistan’da işçi sınıfı için ileriye giden yol

Yunanistan’da ve aslında bir bütün olarak Avrupa’da yaşanan kriz, Yunanistan ile Avrupa Birliği yetkilileri arasındaki görüşmelerin hafta sonu çökmesiyle birlikte kritik bir aşamaya girmiş durumda.

Hem AB hem de Yunanistan’ın Syriza önderliğindeki hükümeti, daha fazla kemer sıkma önlemleri dayatma karşılığında Atina’nın krediye erişimine izin verecek bir anlaşmaya varma yönündeki arzusunu açıklamıştı. Bununla birlikte, bu tür bir anlaşmaya varma yönündeki beklentiler hızla ortadan kalkıyor.

Dün [15 Haziran’da] Atina borsasının çökmesi ve Avrupa piyasalarındaki düşüşler, Yunanistan’daki durumun sonuçları konusunda mali seçkinler içindeki artan belirsizliği yansıtıyor. Eğer hızla bir anlaşmaya varılamazsa, bu, Yunan devletinin iflasına, Yunan ve uluslararası bankaların batmasına, Yunanistan’ın avro bölgesinden çıkarak bir ulusal para birimine dönmesine ve hatta, bizzat AB’nin dağılmasına yol açabilir.

En önemlisi, Financial Times’ın yazdığı gibi, egemen sınıf, “devasa kalabalıklar”ın “şiddetli gösterileri”nden, yani, AB’nin kemer sıkma gündemine karşı işçi sınıfından gelen bir meydan okumadan korkmaktadır.

AB’nin Yunanistan’da uygulanmasını talep ettiği program yıkıcıdır. Mali seçkinler, son altı yılın saldırılarının -ortalama ücretlerde yüzde 30-40 kesinti, emlak vergisinin arttırılması, milyonlarca insana sağlık yardımı yapılmaması, kitlesel işsizliğin yükselmesi, işsizlik ve evsizlik- ötesinde, emekli maaşlarında yüzde 20’lik bir kesinti ve enerji fiyatlarında bir artış peşinde koşuyor.

Yunan işçilerinin yoksullaştırılması, AB’nin tüm Avrupa işçi sınıfına yönelik savaşının -Almanya’daki Hartz IV yasalarından Britanya, Fransa ve güney Avrupa çapındaki nefret edilen kemer sıkma programlarına kadar- yalnızca en vahşi ifadesidir.

Alexis Tsipras önderliğindeki Yunan hükümeti, bu yılın başlarında iktidara geldiğinde, Avrupa bankalarının ve AB, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu’ndan oluşan “troyka”nın tüm kemer sıkma gündemine desteğini açıkça ortaya koymuştu. Hükümet, milyarlarca avroluk sosyal kesintileri haklı göstermek için bazı asgari tavizler peşinde koştu.

Ancak AB yetkilileri tam teslimiyet talep ediyorlar. AB, Syriza’yı hizaya çekme girişimi içinde, Yunan devletini ve Yunanistan’ın bankalarını iflasa sürükleyecek şekilde krediyi kesmeye hazırlanırken, bunun her zamankinden daha şiddetli sonuçları olması mümkün.

Avrupalı “kurumlar”ın katı tutumu, hükümetin nasıl devam edileceği üzerine iç çelişkiler eliyle parçalanmasıyla birlikte, Yunanistan’da bir siyasi krize yolaçmış durumda. Tsipras, kitlelerin duyarlılıklarını önemsemiyor görülemeyeceğinin oldukça farkında. O, iktidara gelmesinden sadece birkaç hafta sonra AB’nin kemer sıkma memorandumunu sürdürme yönünde bir taahhüt imzalayarak, Syriza’nın kemer sıkmaya son verme yönündeki seçim vaatlerinden vazgeçme kararının, hükümetinin güvenilirliğine ağır bir şekilde zarar verdiğini biliyor.

Tsipras, tam teslimiyetin, şimdi, hükümetinin kontrol edemeyeceği bir kitlesel toplumsal huzursuzluğa yol açabileceğinden korkuyor. O, Yunanistan içindeki burjuvazinin, borç ödemelerinin iptal edilmesi, döviz kontrollerinin ve diğer önlemlerin uygulanması şöyle dursun, avro bölgesinden çıkmayı kabul etmeye hazır olmayan önemli ve güçlü kesimleri olduğunu da bilmektedir. Tsipras, her iki sonucun da (AB diktasınının kabulü ya da borcu ödememe) toplumsal ve siyasi krizi yoğunlaştıracağının ve ordunun Yunanistan’da bir iç savaşı tetikleyecek askeri müdahalesine yol açabileceğinin farkına varıyor.

Tsipras, bu nedenle, kendisine bir çıkış yolu sağlayacak bir uzlaşma arayışı içinde. O, Avrupa burjuvazisinin, Almanya’nın ısrar ettiği katı tutumun beklenmedik ve onarılamaz sonuçları olabileceğini ve siyasi güvenilirliğini sürdürebilmesi için Syriza’ya bir şeyler vermenin ve Yunanistan’daki burjuva egemenliğinin bir aracı işlevini görürken ona yardım etmenin daha iyi olacağına inanan kesimlerine başvurmaya bel bağlıyor.

Syriza’nın Yunan kapitalistleri ve orta sınıfların varlıklı kesimleri içindeki tabanını yansıtan politikası, en fazlasından, kemer sıkma programının biraz değiştirilmesini hedeflemektedir. Bu çerçeve içindeki her sonuç, işçi sınıfına yönelik saldırının temelini; kapitalizmi ve bankaların ekonomik ve siyasi diktatörlüğünü dokunulmamış bırakacaktır.

İşçi sınıfının karşı karşıya olduğu ivedi siyasi sorun, en iyi kemer sıkma politikasını bulmak değil; gereğinden fazla yaşamış bir toplumsal düzen tarafından dayatılan eşi görülmedik geriye gidişin üstesinden gelme kapasitesine sahip bağımsız bir program geliştirmektir. Bu program, Yunanistan içinde, şunları içermelidir:

  • Yunan devlet borçlarının tek taraflı reddi: Yunanistan’ın devasa ve sürdürülemez devlet borçları, işçi sınıfının en temel sosyal haklarına karşıttır. Bu borçlar, “troyka”nın mali korsanlarına, şantaj yapmaları için yeterli alan sağlamıştır. Onlar, borçların geri ödemesi için ihtiyaç duyulan fonlar karşılığında barbarca kesintiler talep ediyorlar.
  • Sermaye kısıtlamaları uygulanması: Yunan kapitalistleri ve Yunanistan’da faaliyet gösteren ulus-ötesi şirketler, fonları şimdiden Yunanistan’dan çıkartıyorlar. Onlar, sermaye kaçışını hızlandırma yoluyla, emekçiler lehine girişimlere karşı servetlerini ve ayrıcalıklarını korumaya çalışacaktır. İşçilerin emeğiyle yaratılan servetten oluşan bu sermaye, zor yoluyla Yunanistan içinde alıkonulmalı ve toplumun temel iş ve sosyal hizmet haklarını güvence altına almak için kullanılmalıdır. Bununla birlikte, bu tür denetimler, yalnızca, bankaların bizzat işçi sınıfı tarafından kontrol edilmesi durumunda uygulanabilir.
  • Bankaların ve büyük sanayilerin işçi denetimi altında ulusallaştırılması: Ekonominin yönetimi, toplumun sosyal ihtiyaçlarına tabi kılınmalıdır. Onlar emekçilerin demokratik kontrolü altına alındığında, AB’nin iş kesintilerini ve sosyal saldırılarını tersine çevirmek için gereken kaynakları sağlamaya yardımcı olacaklardır.

En önemlisi, Avrupa işçilerine doğrudan bir çağrı yapılması gerekmektedir. Yunanistan’daki krize, Yunanistan sınırları içinde bir çözüm yoktur.

Gelişen çatışma, mali sermayeyi, yalnızca Yunanistan’da değil ama tüm Avrupa’da işçi sınıfı ile karşı karşıya getiriyor. AB Komisyonu üyesi Maria Damanaki, iki yıl önce, AB’nin Kıbrıs’ı kurtarma paketini açıklarken, “Avrupa Komisyonu’nun geçtiğimiz bir buçuk ya da iki yıl boyunca izlediği strateji, Avrupalı şirketlerin Doğu Avrupa ve Asya’daki rakiplerine karşı rekabetçiliğini geliştirmek amacıyla tüm Avrupa ülkelerindeki emek maliyetlerini azaltmak oldu.” demişti. Mali sermayenin stratejisi budur: işçilerin yaşam standartlarını dünya çapında en düşük noktaya indirme yönünde bir yarış dayatarak kendi servetlerini arttırmak.

Yunan işçilerine yönelik saldırı nasıl ki kıta çapında ve aslında küresel bir saldırıysa, bu saldırıya karşı başarılı bir mücadele de, aynı şekilde, işçi sınıfının Avrupa genelinde ve uluslararası ölçekte bağımsız siyasi seferberliğini gerektirmektedir.

Yunanistan işçi sınıfı, kendisini, yalnızca, Yunan işçilerini savunmak ve AB’ye karşı koymak için birleşmiş kitlesel bir Avrupa işçi sınıfı hareketinin inşasını isteyerek savunabilir. Tüm Avrupa’daki işçilerin, egemen sınıfın avroyu ya da AB’yi koruma adına onlardan istediği bütün fedakarlıkları reddetmesi gerekiyor. Onların, kendi ülkelerinde kemer sıkma politikalarına karşı mücadeledeki sloganları, “Yunan işçilerini savunun!” olacaktır.

Böylesi bir program uğruna mücadele, Syriza’dan ve burjuva egemenliğinin Yunanistan’daki ve Avrupa genelindeki tüm araçlarından siyasi bir kopuşu gerektirmektedir. Acil sorun, devrimci önderlik ve siyasi perspektif sorunu olmaya devam ediyor.

 

İngilizce özgün metnin tarihi : 16 Haziran 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir