“Yeni CHP”de parti içi mücadele keskinleşiyor

CHP yönetimi, parti içindeki Türk milliyetçisi ulusalcı kanadın yaptığı çıkışlar nedeniyle iç siyasi krizler yaşamaya devam ediyor. Son olarak CHP İzmir milletvekili Birgül Ayman Güler’in meclis kürsüsünden “Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz” demesiyle kızışan ortam, AKP’nin yeniden gündeme getirdiği “Kürt açılımı” ve “Anayasadaki vatandaşlık tanımının değiştirilmesi” tartışmalarıyla birleşti. Bu durum da, parti içinde zaten patlak vermesi beklenen “liberal-ulusalcı kavgası”nı erken bir tarihe çekmiş oldu.

Çoğu durumda açıkça dışa vurmasalar da CHP içindeki Kürt milletvekillerinin, Güler’in sözlerine sert tepki verdiği ve Kılıçdaroğlu’na Güler’le birlikte hareket eden ulusalcılardan “kurtulma” çağrısı yaptığı basında yeraldı. Güler’in açıkça ırkçılık kokan sözlerine tepki olarak CHP Adıyaman milletvekili Salih Fırat aynı günün akşamı partiden istifa etti. Siyasete bağımsız milletvekili olarak devam edeceğini açıklayan Fırat’ın AKP’ye katılabileceği söyleniyor.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun uzunca bir süredir CHP içindeki liberal ve ulusalcı kanatlar arasında bir denge oluşturmaya çalıştığı sır değil. Kılıçdaroğlu, Türk milliyetçisi ulusalcı kanadın partiden kopmaması için, bu kesimin önderlerini partide yöneticilik, sözcülük vb. kritik görevlere getirme yolunu izliyor. Bu isimler arasında, Birgül Ayman Güler, Haluk Hoç ve Süheyl Batum gibi ağır toplar da var. Fakat bu isimlerin yaptığı açıklamalar, genellikle parti yönetimi tarafından sahiplenilse de, Güler örneğinde olduğu gibi, zaman zaman parti yönetiminin -net bir tavırla olmasa da- tepkisini de çekiyor.

Bununla birlikte, Güler’in sözlerinin ardından, burjuva siyaset ve medya dünyasında öncekinden farklı olarak, CHP yönetimine oldukça yüklenildiğine ve Güler’in partiden ihraç edilmesi yönünde “önerilerin” yapıldığına tanık olduk. Burjuva medyasındaki kimi köşe yazarları, bunun bir “kırılma noktası” olabileceğini belirterek, Kılıçdaroğlu önderliğinin, ulusalcı kanada karşı sert bir yaptırım uygulaması gerektiğini vurguladılar.

Güler’in konuşmasına yönelik tepkisini “Etnik kimlik üzerinden siyaset yapılmasına karşıyım” sözleriyle sınırlayan Kılıçdaroğlu, “denge” siyasetini sürdüreceğini belli etti. Oysa CHP içindeki liberal ve ulusalcı kanat arasındaki görüş ayrılıkları hiç de kolayca çözülebilir cinsten görünmüyor. Zira CHP’nin liberal kanadı, özellikle Kürt sorununa ilişkin olarak burjuva “barışçıl-demokratik” söylem geliştirirken, ulusalcı kanadın sözcüleri, en son Güler örneğinde görüldüğü üzere, zaman zaman MHP’yi bile geride bırakacak ölçüde ırkçı-milliyetçi tepkiler ortaya koyabiliyor.

CHP içindeki kavganın en fazla açığa çıktığı konunun, Türkiye’nin son 30 yılına damgasını vuran Kürt sorunu olduğu biliniyor. Örneğin, Hüseyin Aygün’ün PKK tarafından kaçırılması ve daha sonrasında yaşananlar; yine Aygün’ün Paris’te infaz edilen 3 PKK’li için taziye ziyaretinde bulunması ulusalcı kanadın sert tepkisini çekmiş; Kılıçdaroğlu, parti içi dengeleri korumakta bir hayli zorlanmıştı. Benzer şekilde, Sezgin Tanrıkulu ile Gülseren Onanç’ın Kürt meselesine ilişkin İstanbul’da yaptığı açıklamalar da parti içindeki ulusalcılar tarafından sert bir biçimde eleştirilmişti. Dolayısıyla, Güler’in meclis kürsüsündeki eylemi, esas olarak, yıllardır yaşanan bir sürecin -şimdilik- son parçasıdır.

CHP’yi, sermaye sınıfı için AKP’ye alternatif bir iktidar adayı olarak burjuva liberal bir çizgiye çekmek isteyen Kılıçdaroğlu tarafından açıkça desteklendiği bilinen “anadilde savunma hakkı”nın anayasaya aykırı olduğunu iddia eden ulusalcı kanadın Güler aracılığıyla meclis kürsüsünden yaptığı bu son hamle, öylesine gerçekleştirilmiş bir eylem değildir.

Güler’in BDP’li Hasip Kaplan’a cevaben yaptığı konuşma, Kürtlere yönelik tehditler de içermektedir. Güler şunları söylemişti: “Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, Türkiye’de siz sorunu Türk sorunu yaptınız. Bundan sonra biz savunmadayız, bundan sonra meşru müdaafa hakkı için saldırıdayız.” MHPlilerin ayakta alkışladığı bu sözler, CHP içindeki “dönüşüm” sürecinin hiç de kolay yaşanmayacağına işaret etmektedir. Zira ulusalcı kanadın direnişi, parti içi çelişkiler kesin bir biçimde çözülmediği müddetçe varlığını sürdürmeye devam edecek; bu çelişkiler ise ancak ulusalcı isimlerin partiden tümüyle ayrılması, yeni bir parti kurması ya da Perinçek önderliğindeki İşçi Partisi gibi, ancak “ulusal sosyalist” olarak tanımlanabilecek bir partiye gitmesi ile çözülebilir.

Parti içindeki bir diğer büyük anlaşmazlık noktası ise, anayasa: zira uzlaşma komisyonundaki iki CHP’li üye Süheyl Batum ile Atilla Kart arasında soğuk rüzgârlar esmeye devam ediyor. “Yeni CHP” söylemi kullanan liberal kanat “Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı” ifadesi üzerinde anlaşırken, ulusalcı kanat “Türkiye Cumhuriyeti’nde Yaşayan Herkes Türktür” yaklaşımından geri adım atmaya dahi hazır değil.

Bir diğer anlaşmazlık konusu ise CHP’nin Balyoz, Ergenekon, Oda TV davalarına ilişkin tavrı üzerine. Örneğin, Süheyl Batum’un TSK’yi hedef alarak, bu kurumu “kâğıttan kaplan”a benzetmesi, ulusalcıların ve CHP yönetiminin tepkisini çekmişti. Yine CHP İstanbul İl Başkanı’nın 29 Ekim günü Taksim Meydanı’nda yapılan Cumhuriyet Bayramı törenlerinde askerlere dönerek “sizin koruyamadığınız Cumhuriyeti biz koruyoruz” demesi, parti içinde ciddi rahatsızlık yaratmıştı.

Özetle, önemli bir değişim olmadıkça, CHP içindeki ulusalcılar ile liberaller arasındaki mücadele bir süre daha Kılıçdaroğlu’nun başını ağrıtmaya devam edecek gibi görünüyor. Öte yandan, artan bölgesel ve toplumsal gerilimler, bu tür bir “çok başlılığın” uzun süre devam etmesini giderek zorlaştırıyor. Hüseyin Aygün’ün tepki çeken eylemleri, karşı cephede Haluk Koç ve Akif Hamzaçebi’nin Dersim açıklamaları, Şevki Kulkuloğlu’nun Aygün’ü hedef alması ve son olarak Birgül Ayman Güler’in ırkçı sözleri kırılma noktasına yaklaşıldığının işaretleri olarak değerlendirilebilir. Kısacası, parti içinde şimdi “anayasa yazımı” ve “Kürt açılımı” üzerinden yaşanan çatlak hızla derinleşiyor ve derinleşmeye devam edecek.

Güler’in ifade ettiği, gerçekte resmi Kemalist tezin bir yansıması olan söylem, burjuva partilerinin ikiyüzlülüğünü de bir kez daha göstermiştir. Güler’in açıklamasına bugün açıkça tavır alan ve bunu kendi çıkarına kullanmaya çalışan AKP hükümeti ve başbakan, Kürtlere, Ermenilere ve Alevilere yönelik olarak benzer milliyetçi şoven ifadeleri defalarca kullanmıştır. Eğer hükümet Türk ve Kürt halklarının siyasi eşitliğini kabul ediyorsa bugün ilk atması gereken adım anadilinde eğitim hakkını tanımak ve Kürtçe’yi de ikinci resmi dil olarak kabul etmek olmalıdır.

CHP içindeki bu mücadele, “yeni CHP”ye ilişkin daha önceki değerlendirmelerimizde de vurguladığımız gibi, CHP’nin küresel sermaye ve Türkiye burjuvazisi için bir alternatif haline gelip gelemeyeceğine ilişkindir. İşçi sınıfı, emekçileri bölmeye yönelik her türden milliyetçi şoven söyleme cepheden tavır almalı; kendisini etnik, kültürel, dinsel vb. kimlikler temelinde bölen burjuva ve küçük burjuva politikalara karşı kendi devrimci enternasyonalist partisini yaratmalıdır. Emekçilerin ve ezilenlerin tek gerçek alternatifi mevcut sömürü ve eşitsizlik düzeninin alternatifi olan sosyalizmdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir