Yemen’deki savaş ve ABD’nin dünya egemenliği dürtüsü

ABD önderliğinde Ortadoğu’da sürdürülen savaş kampanyasında, bu kez Yemen’de yeni bir cephe açıldı. Obama yönetiminin desteklediği Suudi Arabistan, uluslararası hukuka açıkça aykırı biçimde, Yemen’deki stratejik hedefleri ve yerleşim yerlerini hedefleyen hava saldırılarının üçüncü gününü tamamlamış durumda.

Aralarında altı çocuğun olduğu, en az 39 sivil öldürüldü. Ölü sayısı, önümüzdeki günlerde, kuşkusuz keskin bir şekilde artacak. ABD tarafından sağlanmış savaş uçaklarının ve bombaların kullanıldığı bu eylemler, ABD’nin lojistik desteği ile gerçekleştiriliyor.

Hava saldırılarına, Suudi Arabistan ile Mısır’ın başını çekeceği kısa süre içinde gerçekleşecek bir kara savaşı tehdidi eşlik ediyor. Yemen sınırına birlikler ve uzun erimli toplar yığan Suudi Arabistan, tahminen 150.000 askeri seferber etmiş durumda. ABD destekli Mısır diktatörü Abdül Fettah el-Sisi, şimdiden Kızıldeniz’e savaş gemileri konumlandırmış olan hükümetinin, saldırıda yer almak üzere Yemen’e asker göndermeye hazır olduğunu belirtti.

ABD destekli savaş, İran tarafından desteklenen Husi isyancıları ve eski uzun süreli diktatöre bağlı, Yemen’in batı bölgelerinin çoğunun kontrolü elinde tutan güçleri yenilgiye uğratmayı hedefliyor. Washington, Husilerin güneydeki Aden kentinde bulunan yerleşkesine yönelik saldırısı karşısında bu hafta ülkeyi terk etmiş olan eleştirilerin hedefindeki piyonu Devlet Başkanı Abd Rabbuh Mansur Hadi’yi yeniden yönetime getirmeyi umuyor.

ABD aynı zamanda, 2009’dan bu yana binden fazla insanı öldüren Yemen içindeki insansız hava aracı saldırılarında kullanılan Al Anad hava üssünü geri kazanmak istiyor. Bu hava üssü, Çarşamba sabahı, Suudi Arabistan’ın hava saldırılarını başlatmasından kısa süre önce Husi isyancıların eline geçmişti.

Yemen’deki savaşın patlaması, Amerikan emperyalizminin yıllar süren yoğun müdahalesinin sonucudur. ABD’nin insansız hava araçları saldırılarında işbirliği yaptığı için, ABD destekli Salih yönetiminin yerini alan Hadi hükümetinden yaygın şekilde nefret ediliyor. Kukla yönetim dağıldığında, ülke, farklı milislerin ve vekil güçlerin birbirine rakip olduğu mezhepsel bir çatışmaya sürüklendi.

Yemen’deki mezhep çatışması, şimdi, tüm Ortadoğu’yu, Orta Asya’yı ve Kuzey Afrika’yı kapsayan bir çekişmeye dönüşme potansiyeli taşıyor. Husilere karşı Suudi Arabistan’a destek veren ülkeler, Fas, Sudan, Ürdün, Bahreyn, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar. Diğer yanda, İran’ın yanında askeri operasyonlara karşı çıkan Irak ve Suriye yönetimleri yer alıyor.

Yemen’deki gelişmeler, ABD yönetimi tarafından ileri sürülen, onun dış politikasının demokrasi ve insan haklarının desteklenmesi ve terörizm ile mücadele üzerine kurulu olduğu bahanesini bir kez daha boşa çıkarmıştır. ABD, kendi yurttaşlarının kafasını kesen ve Mısır’da toplu ölüm cezaları verip işçileri sokaklarda vuran kana bulanmış askeri diktatörlüğün yanı sıra, El Kaide ile diğer aşırılık yanlılarına mali destek sağlayan Suudi Arabistan monarşisinin başını çektiği bir savaşı destekliyor.

Amerikan yönetiminin Yemen’i denetlemekteki çıkarı ne? Tek bir sözcükle, petrol.

Mısır’ın Süveyş Kanalı ile birlikte Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan Bab ül-Mendep boğazı, Arap Yarımadası’ndaki Yemen ile Afrika Boynuzu’ndaki Cibuti ve Eritre arasında yer alıyor. Basra Körfezi’nden Avrupa’ya, ABD’ye ve Asya’ya giden petrolün büyük kısmının bu dar boğazdan geçmesi gerekiyor ki bu, onu önemli bir küresel ticaret yolu kılmaktadır.

Washington DC’deki Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar düşünce kuruluşunun etkili dış politika strateji uzmanlarından Anthony Cordesman, Amerikan egemen sınıfının stratejik hesaplarını sergilemişti. 2013 yılında Bab ül-Mendep boğazından 3,8 milyon varil petrol ve petrol ürününün aktığını belirten Cordesman, kısa süre önce, söz konusu çıkarların “Süveyş Kanalı’ndan geçen her bir kargonun maliyeti ve güvenliği; kanaldan geçen ABD ve diğer müttefik savaş gemilerinin güvenliği; Mısır’ın ekonomik istikrarı ve Suudi Arabistan’ın Cidde’deki önemli limanı ile Körfez dışındaki önemli petrol ihracat tesislerinin güvenliği” olduğunu yazdı.

Başka sözcüklerle ifade edersek, savaş, jeo-stratejik avantaj ve dünya egemenliği uğruna verilmektedir.

Cordesman, ABD “şimdiden lojistik ve istihbarat desteği vereceğini söylemiş olmasına” rağmen, “Yemen’deki durum, pekala, bundan daha fazlasını ve ABD’nin bir tür savaş desteğini [yani doğrudan ABD askeri eylemini] gerektirebilir.” diye ekliyor.

Amerikan halkı, kendisine danışmak bir yana, onun haberi olmaksızın, herhangi bir açık tartışma bile yaşanmadan planlanmış ve uygulamaya konmuş bir diğer canice faaliyete sürükleniyor.

Yemen, Amerikan emperyalizminin, Ortadoğu’yu ve Orta Asya’yı kasıp kavuran bir dizi askeri müdahalesinin sonuncusudur. “Terörle mücadele”nin başlamasından 15 yıl sonra, kaos ve yıkım tüm bölgenin başına bela olmuş durumda.

Afganistan’ın 2001’de işgalini, 2003’te Irak’ın, bir milyondan fazla insanın öldüğü ve tüm toplumun yıkıma uğradığı istilası ve işgali izlemişti. Irak’ın ardından, 2011’de Libya’nın bombalanması ve Devlet Başkanı Kaddafi’nin iktidardan alaşağı edilip öldürülmesi izledi ki bu, ülkenin mezhepsel bir savaşa saplanmasıyla sonuçlandı.

ABD, 2011’den bu yana, Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirmek amacıyla Suriye’de bir iç savaşı körüklüyor. Bu rejim değişikliği operasyonu sırasında, CIA, kimileri Irak ve Şam İslam Devleti’ni (IŞİD) oluşturacak olan El Kaide bağlantılı militanlara ve diğer radikal İslamcılara destek verdi. İç savaş, bugüne kadar 200.000’den fazla insanın ölümü ve milyonlarcasının yerinden yurdundan edilmesiyle sonuçlandı.

ABD şimdi, Irak’ta ve Suriye’de IŞİD’e karşı, kendisini İran ile fiili bir ittifak içinde bulduğu ve Tikrit’te savaşan Şii milislere destek amacıyla bombalar yağdırdığı yeni bir savaşın ortasında.

Ortadoğu’nun ötesinde, Ukrayna, faşistlerin başını çektiği bir darbenin desteklenmesi ve Rusya karşıtı aşırı-sağcı bir hükümetin kurulması yoluyla gerçekleşen Amerikan müdahalesi sonucunda, yarı-parçalanmış bir durumda. ABD’nin politikaları, Doğu Avrupa’nın, Rusya ile nükleer bir savaş tehdidi oluşturan yoğun militaristleştirilmesini tetiklemiştir. ABD, aynı zamanda, “Asya’ya dönüş”ü oluşturan askeri ittifaklar ve provokasyonlar ağı dolayımıyla, bir Çin’i kuşatma politikası izliyor.

ABD, pervasız ve dar görüşlü biçimde, bir felaketten diğerine yalpalıyor. Her yıkıcı müdahale bir sonrakinin gerekçesi haline geliyor. Tek kalıcı ilke, Amerikan egemen sınıfının dünyanın her köşesinde kendi çıkarlarını ileri sürme ve dayatma kararlılığıdır.

Bu sürekli yayılan savaş ve dış müdahale politikası, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana Amerikan dış politikasına yol gösteren hayali küresel egemenlik düşüncesi ile bağlantılıdır. ABD emperyalizmi, geçtiğimiz çeyrek yüzyıl boyunca, gerileyen ekonomik konumunu, kendi küresel tutkularına düşman saydığı yönetimleri sindirmek ya da ortadan kaldırmak için askeri üstünlüğünü kullanarak dengelemeye çalışmakta, bu arada emperyalist “müttefiklerinin” gözünü korkutmaktadır.

Amerikan şirket ve mali sektör aristokrasisi, çılgın küresel egemenlik yöneliminde, dünyayı, insanlığı nükleer bir soykırımla tehdit eden üçüncü bir dünya savaşına doğru sürüklüyor. Amerikan emperyalizminin gücünü durdurabilecek ve savaş dürtüsüne son verebilecek tek güç, devrimci sosyalist bir program etrafında örgütlenmiş uluslararası işçi sınıfıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir