Wall Street anlaşmaları ve yeni mali aristokrasi

Geçen hafta, Bank of America, 2008’deki mali iflası ile ilgili ABD vergi düzenleyicileri ile milyarlarca dolarlık bir mutabakat sağlandığını açıklayan en son büyük mali kurum oldu. Federal Konut Finansmanı Kurumu ile sağlanan anlaşmaya göre, banka, 5,83 milyar dolar ceza ödemeyi ve Wall Street’in çöküşü öncesinde değeri belirlenemeyen (zehirli) varlıklar sattığı hükümet destekli Fannie Mae and Freddie Mac adlı mali kuruluşlardan 3,2 milyar dolarlık ipotek teminatlı tahvilleri geri almayı kabul etti. Anlaşma, ABD tarihinde tek bir federal düzenleyici tarafından tahsil edilen en büyük para cezasını kapsıyor.

Bu anlaşma, mali krizden bu yana ABD’deki düzenleyici kurumlar tarafından büyük Amerikalı ve küresel bankalara kesilen ve yarıdan fazlası geçtiğimiz yıl içinde gerçekleşen 100 milyar dolardan fazla cezaya ekleniyor.

Rekor düzeydeki cezayı içeren bu anlaşma, bankaların ve onların üst düzey yöneticilerinin suçluluğunun yaygınlığını ve çapını gösteriyor. Şimdiye kadar, önde gelen tek bir banka yöneticisi bile cezai kovuşturmaya uğramış değil.

Bunun nedeni, ortada kanıt olmaması değil. Senato’nun Soruşturmalar Üzerine Sürekli Altkomitesi’nin ve Mali Kriz Araştırma Komisyonu’nun 2011 raporları, 2008 çöküşünün banka yöneticileri tarafından gerçekleştirilen ve yasalara aykırı suç oluşturan uygulamalar eliyle tetiklendiği gerçeğini oldukça ayrıntılı bir şekilde belgeliyor. Senato’nun Soruşturmalar Üzerine Sürekli Altkomitesi’nin başkanı Carl Levin, komitenin, “hırsla, çıkar çatışmalarıyla ve yasalara aykırı uygulamalarla dolu mali bir yılan yuvası” bulmuş olduğunu söyledi.

Wall Street ve uluslararası bankalar tarafından işlenen ve ABD düzenleyicileri ile mali anlaşmalara yol açan en berbat suçlar arasında şunlar yer alıyor:

Goldman Sachs, Deutsche Bank, JPMorgan Chase ve diğer bankalar, 2008 mali çöküşünün tetiklenmesine yardımcı olacak şekilde, gerçekte değersiz olduklarını bildikleri ipotek teminatlı tahviller sattılar. Bankalar, bu tahvilleri yatırımcılara satarken bile, onları yutturdukları kişilere söylemeksizin, aynı tahvillere karşı bahse girerek son derece büyük karlar elde ediyorlardı.

Aralarında Citigroup, Wells Fargo ve Bank of America’nın olduğu büyük ABD bankaları, ipotek ödemelerini zamanında yapamayan ailelerin evlerini daha hızlı şekilde haciz etmek için, ev ipotek belgelerinde yasadışı işlem yapmış hatta onları sahtekarca düzenlemiş. Obama yönetimi bunların kayıtlarını tutmaya son verdiği için, yasadışı şekilde hacize uğrayan insanların sayısı hiç bir zaman bilinmeyecek ama milyonlardan söz etmek mümkün.

ABD’li ve uluslararası bankaların neredeyse tamamı, ipotekli borçlardan, kredi kartlarından, öğrenci borçlarından ve tahvillerden oluşan 350 trilyon dolarlık mali varlıkların faiz oranlarını belirlemekte kullanılan küresel gösterge faiz oranlarını, Londra bankalararası faiz oranını (Libor) manipüle etmiş. Bu kurumlar, diğer bankalardan aldıkları borçlar için ödedikleri faizi yanlış bildirerek, dünyanın dört bir yanındaki bireysel emeklilerin, ev ve araba sahiplerinin, emeklilik fonlarının ve yerel yönetimlerin zararına, kayıplarını gizlemiş ve karlarını arttırmış.

JPMorgan ile UBS’nin aralarında olduğu büyük bankalar, Bernard Madoff tarafından yönetilen 65 milyar dolarlık Ponzi şemasının en önemli ortaklarıydı. Madoff’un başlıca bankeri JPMorgan, bu yılın başlarında, Madoff’un sahtekarlığından bilerek kar sağlama suçlamalarını anlaşma yoluyla çözmek için 2 milyar dolar ceza ödemeyi kabul etti. Bu anlaşma, JPMorgan’ı ve onun yönetim kurulu başkanı Jamie Dimon’ı, bir “ceza ertelemesi” hükmü sayesinde, ceza davasından korudu.

Bu anlaşmalar, bankalar ile onları düzenleyen kuruluşlar arasında, şirketler üzerindeki mali etki en aza indirilirken bankaların sorumlu tutulduğu görünümü yaratacak ve olabildiğince fazla halkla ilişkiler etkisi oluşturacak şekilde tasarlandı. Bankalar, çoğu vergiden düşürülebilir olan para cezalarını, “faaliyet maliyeti”nin bir parçası olarak gider hanesine yazdılar.

Hiç bir büyük banker cezalandırılmadığı gibi, herhangi bir büyük ABD bankası elden çıkarılmış ya da ulusallaştırılmış değil. Büyük bankalar daha da büyüdüler, daha güçlü hale geldiler ve önceki karlılık düzeylerini yeniden yakaladılar. Düzenleyiciler ile yapılan anlaşmalar [ödenen cezalar] göz önünde bulundurulduğunda bile, altı büyük ABD bankası, geçtiğimiz yıl 76 milyar dolar kar yaptı ki bu 2006’daki rekor düzeyin biraz altında ve 2008’den sonraki her bir yılda elde edilenden fazladır.

Wall Street de rekor düzeylere ulaşmış durumda. Wall Street çalışanlarına yapılan ikramiye ödemeleri, 2013’te, çöküşten sonraki en üst düzeye ulaşarak yüzde 15 arttı. Geçtiğimiz hafta, hem Bank of America hem de Morgan Stanley, 2013 yılında yönetim kurulu başkanlarına yaptıkları ödemelerin neredeyse iki kat arttığını açıkladılar.

18. ve 19. yüzyıllardaki büyük demokratik devrimler öncesinde, Avrupa’ya, onu toplumun diğer kesimlerinden ayırmış olan -yasalarla kutsanmış- özel ayrıcalıklara ve dokunulmazlıklara sahip köklü bir ekonomik ve siyasi aristokrasi egemendi.

Bugün ABD’de ve diğer kapitalist ülkelerde, servetini mali vurgundan ve manipülasyondan elde etmiş olan; üretici güçlerin gelişmesinden doğan devasa kaynakları, altyapıyı ve halkın refahını kendi banka hesaplarına ve hisse senedi portföylerine akıtan milyarderlerden oluşan yeni bir mali aristokrasi doğmuştur.

ABD’deki ve diğer büyük sanayileşmiş ülkelerdeki hükümetlerin, yasadışı faaliyetleri 2008 çöküşünü ve onu izleyen küresel durgunluğu tetiklemiş olan bankerleri kovuşturmayı ya da onların yönettiği bankalara karşı herhangi bir yaptırım uygulamayı reddetmesi, toplumun, bir kez daha, eski aristokrasi gibi yasaların üzerinde yer alan asalak bir seçkinler tabakasının egemenliğinde olduğunu göstermektedir.

Hükümet, bu mali seçkinlerden hesap sormak şöyle dursun, onları denetleme ve düzenleme işini yerine getirmemektedir. Bizzat Merkez Bankası ve Sermaye Piyasası Kurumu gibi düzenleyici kuruluşlar, düzenledikleri varsayılan bankaların önceki ya da gelecekteki çalışanları tarafından doldurulmuş durumda.

[ABD Kongresi üzerine haber yapan ve şirketler ile lobi faaliyetlerine odaklanan] The Hill gazetesi, geçtiğimiz hafta, Obama yönetiminin Dodd-Frank mali denetiminde çalışan yirmi görevlinin “özel sektörde yüksek gelirli işler”e geçtiğini haber yaptı. Onların çoğu, bankalara, kendilerinin hazırlamış olduğu düzenlemelerden nasıl kaçınacakları konusunda akıl veren hukuk ve danışmanlık şirketlerinde çalışacak.

ABD’deki ve dünyadaki demokrasi, siyasi gücünü toplum zararına kendisini zenginleştirmekte kullanan bir mali sektör mafyasının egemenliğiyle bağlantılı devasa ve sürekli artan toplumsal eşitsizliğin ağırlığı altında çöküyor. Kongre, Beyaz Saray, mahkemeler, düzenleyi kuruluşlar, Demokratlar, Cumhuriyetçiler; bunların hepsi bu mali aristokrasinin hizmetçileridir.

Krizden sorumlu olan suçlulardan hesap sorulması, işçi sınıfının toplumsal haklarının savunusunun ve mali sektör hırsızlarının toplumsal ve siyasal yaşam üzerindeki egemenliğini kırma mücadelesinin önemli bir parçasıdır.

Bu, Kongre’ye, mahkemelere ya da en az Cumhuriyetçiler kadar bankaların hizmetçisi olan Demokratik Parti’ye çağrıda bulunarak gerçekleştirilemez. Mali aristokrasinin mutlak gücü, yalnızca işçi sınıfının yoğun siyasal saldırısıyla kırılabilir. Böylesi bir hareket, toplumu, bankaların ve şirketlerin özel mülkiyetten alınıp halkın denetimi altında işleyen kamu işletmeleri haline getirildiği sosyalist bir temelde yeniden örgütleme perspektifi üzerine kurulmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir