CIA işkenceleri ve diktatörlük tehdidi

Salı günü Washington Post’ta yayımlanan ve CIA’in mahkumlara yaptığı işkencelerin ve hükümet yetkililerinin bunları örtbas etmeye yönelik sistematik yalanlarının tüyler ürpertici ayrıntılarını veren haberden tek bir sonuç çıkartılabilir: ABD egemen seçkinleri, bir bütün olarak, hesabını vermeleri gereken savaş suçları işlemişlerdir.

Washington Post’un, adı verilmeyen “ABD yetkilileri”nden sızdırdığı bilgilerden hareketle yayımladığı haber, Senato İstihbarat Komitesi’nin CIA’in “karanlık tesisler” (tutukluların “sorgu”, yani basınçlı su ile sorgulama, uykusuz bırakma, dövme, soğukta tutma gibi ve diğer işkence biçimlerine maruz kaldığı Afganistan, Polonya, Romanya, Tayland ve diğer ülkelerdeki gizli hapishaneler) operasyonuna ilişkin bulguları ayrıntılı şekilde sergiliyor.

Yazı, komitenin kapsamlı raporunda derlenmiş olan ve CIA’in bir yıldan uzun süredir saklamaya çalıştığı malzemenin yalnızca kısa bir özetini sunuyor. Perşembe günü, Senato komitesinin 400 sayfalık bir özetin gizliliğinin kaldırılmasını ve yayımlanmasını oylaması bekleniyor.

Senato komitesinde yer alan Demokratlar’a ve Cumhuriyetçiler’e göre, 6.300 sayfalık raporun büyük bölümü hiçbir zaman yayımlanmayacak. Washington Post’un haberi, raporun üç cilte bölünmüş olduğunu belirtiyor. Bunlardan birincisi gizli sorgulamaların tam bir kronolojik listesini; ikincisi CIA yetkililerinin gerçekte olup bitenlere ilişkin bildikleri dahil, program hakkında bilgilerini; üçüncü cilt ise 2002 ile 2006 yılları arasında “karanlık tesisler”de tutulmuş olan ortalama 100 tutuklunun neredeyse tamamının ayrıntılı dökümünü içeriyor.

McClatchy News Service’in Washington Post’un haberini izleyen bir araştırmasına göre, 100 tutsaktan en az yarısı bir şekilde işkence görmüş ve en az beşi sorgulama sırasında ölmüş. Bunlar arasında, üzerine soğuk su sıkıldıktan sonra bir parça elbise ile soğuk bir hücrede tutulduktan sonra soğuktan ölen Gul Rahman ile kafası plastik bir poşete sokulduktan sonra bir duvara çarmıha gerilir gibi asılmasının ardından ölen Manadal al Jamadi de bulunuyor.

Haberde ayrıntılı olarak anlatılanlar “abartı” ya da “denetim dışı” bireylerin eylemleri değil; Başkan George W. Bush ile Başkan Yardımcısı Dick Cheney tarafından onaylanmış sistematik, örgütlü, bütünüyle resmi bir programdır. Buna karşılık, örtbas etme işi, başkan da dahil üst düzey yöneticileri kapsayacak şekilde, Obama yönetiminin aktif müdahalesiyle bugün de sürmektedir. Obama’nın Beyaz Saray’ının önceki üst düzey yardımcılarından ve Bush yönetiminin yetkililerinden olan CIA Başkanı John Brennan, bu işe doğrudan dahildir.

İşkence programına ilişkin ilk haberlerin ortaya çıkmasının ardından, Bush yönetimi, Amerikan medyasının onları örtbas etmeye yönelik olağanüstü çabasına rağmen, programa resmen son verildiğini açıklamıştı. CIA’in hücrelerindeki tutsaklar ya Guantanamo’ya ya da vatandaşı oldukları ülkelerin (Mısır, Suudi Arabistan vb.) işkence odalarına gönderildiler.

Obama, 2009 yılında, basınçlı su ile sorgulamaya ve diğer işkence biçimlerine son verilmesini emretti ama bu arada, işkence programından sorumlu ajanları ve yetkililer hakkında adli takibat yapılmasını engelledi. Bu, İslamcı militan zanlılarına karşı taktiklerde, gözaltına almaktan insansız hava araçlarından fırlatılan füzelerle ortadan kaldırmaya geçiş biçimindeki değişikliğin bir parçasıydı.

Devlet barbarlığının ve cinayetlerinin bütün bu yöntemleri, hem uluslararası hukuka ve Cenevre Sözleşmeleri’ne hem de ABD Anayasası’na ve işkenceyi ve süikasti yasaklayan yasalara aykırıdır. Bunlar, sözkonusu faaliyetleri yapmamaları durumunda sağlıklı olacağı varsayılan bir ordu-istihbarat aygıtına yönelik karalamalar değil; baştan çıkmış ve bütünüyle suçlu olan Amerikan egemen sınıfının ürünleridir.

Washington’daki siyaset kurumu, büyük ölçüde, cinayet ve işkence emirleri veren; işkenceyi ve cinayeti teşvik eden, izin veren ve onları örtbas eden; bütün bunları yapanlara yasal gerekçeler sağlayan ve onları medyada savunan kişilerden oluşmaktadır.

Her türlü yasal sınırlamanın dışında faaliyet gösteren bir istihbarat örgütünün bütün bu siyaset aygıtını gözetlediği, CIA’in işkence raporunun yayımlanmasını önlemek için sergilediği sistematik çaba eliyle gözler önüne serilmiş bir gerçektir. CIA, Senato İstihbarat Komitesi’nin Başkanı Dianne Feinstein tarafından geçen ay ortaya konduğu üzere, bizzat bu komiteyi dinleyecek kadar ileri gitmiştir. Senato’da konuşma yapan Feinstein, CIA’i, “ABD Anayasası’nda cisimleşen güçler ayrılığı ilkesi”ni çiğnemekle suçlamıştı. O, CIA’e yönelik suçlamasına, “ABD Anayasası’nın Dördüncü Düzenlemesi’ni, Bilgisayar Dolandırıcılığı ve Kötüye Kullanımı Yasası’nı ve ülke içinde araştırma ya da gözetleme yapmayı yasaklayan 12333 sayılı Başkanlık Emri’ni” çiğnemeyi de eklemişti.

Feinstein, CIA’i, başkanı olduğu komiteye gözdağı vermeye kalkışmak ve kongrenin yürütmeyi denetleme ilkesini çiğnemekle de suçladı ki bu, dolaylı olarak, CIA’i ABD’nin anayasal temellerine saldırmakla suçlamak anlamına geliyordu.

Feinstein, istihbarat örgütünün işlediği suçların ilkeli bir karşıtı değildir. O, Edward Snowden tarafından açığa çıkartıldığı üzere, iletişimin ve internetin Ulusal Güvenlik Örgütü (NSA) tarafından yasadışı dinlenmesinin en sert savunucularından biriydi. O, hem istihbarat örgütleriyle hem de Obama’nın Beyaz Saray’ı ile yakın işbirliği içinde olduğundan, Senato’daki konuşmasında dile getirdiği CIA’e yönelik eleştirisini ayrıntılandırmayı reddetmiştir.

NSA programının, İstihbarat Komitesi’ndeki senatörler Ron Wyden ve Mark Udall gibi Demokratik Parti içindeki liberal “karşıtları” da ondan farklı değil. Bu senatörler, NSA’nın telefon verilerini toplamasına ilişkin geçen hafta Obama yönetimi tarafından açıklanan görünürdeki değişiklikleri göklere çıkarttılar. Onlar, demokratik hakları tehdit eden bu polis devleti uygulamalarından değil; Snowden’ın ifşaatlarının Amerikan halkı içinde güçlü ve giderek artan bir muhalefete yol açmasından kaygılanıyorlar.

Amerikan egemen seçkinlerinin hiçbir kesimi demokratik hakları savunmak için parmağını bile kıpırdatmayacak. Çünkü söz konusu olan, onların sınıfsal çıkarlarıdır. Polis devletini sağlamlaştırma yöneliminin temel itici gücü, toplumsal eşitsizlikteki devasa artıştır. Son tahlilde, bir avuç mültimilyoner ve milyarder, kendi servetlerini ve ayrıcalıklı konumlarını, kitleler karşısında yalnızca siyasi diktatörlük ve devlet baskısı yöntemleriyle koruyabilirler.

Senato raporunda yeralan ifşaatlar arasında, işkencenin terörist saldırıları önleyen bilgiler sağladığını iddia eden CIA’in, bu konuda sürekli olarak yalan söylediğini içeren açıklamalar bulunuyor. Eğer öyleyse, işkence programının ardındaki gerçek neden ne? Bu, Amerikan egemen sınıfının politikalarına yönelik her türlü muhalefete karşı, öncelikle de ABD içinde, bir yasadışı baskı sisteminin kurulmasıdır.

ABD’deki ve bütün diğer ülkelerdeki demokratik hakların savunusu, en etkili toplumsal güç olan işçi sınıfının siyasi seferberliğine bağlıdır. Bu, işçi sınıfının, sosyalist ve enternasyonalist bir program üzerine kurulu kitlesel siyasi partisinin inşasını gerektirmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir