Ukraynalı işçiler için ileriye giden yol hangisi?

Ukrayna’yı geçtiğimiz üç haftadır sarsan şiddetli gösteriler, derin toplumsal gerilimleri yansıtıyor. Avrupa Birliği’ne (AB) sağcı desteğe ek olarak, ülkenin ekonomik yıkımı karşısındaki hoşnutsuzluk, devletin ve toplumun tepe noktalarındaki yolsuzluklara ve polis zulmüne yönelik öfke ve Rus şovenizminden duyulan kaygılar onbinlerce insanı sokaklara çıkarttı.

Bununla birlikte, kitlelerin ruh hali herhangi bir ilerici yönelimden yoksun. Protestolara, servetini Rusya ile gaz ticaretinden edinmiş olan ve şimdi Ukrayna milliyetçiliğine oynayan oligark Yulya Timoşenko, Angela Merkel’in tutucu CDU’su tarafından desteklenen açık bir Musevi karşıtı ve faşist Vitali Klitçko gibi gerici kişilikler önderlik ediyor. İpleri ellerinde tutanlar, ülkenin yağmalanmasından milyarlar toplamış ve şimdi servetlerinin Rusya ile bir gümrük birliğinden çok Avrupa Birliği ile ittifak içinde daha güvende olduğu sonucuna varmış olan oligarklardır.

Protestoların resmi sloganları yanlış ve ikiyüzlüdür. “Ulusal bağımsızlık”, Moskova’daki oligarkların zalimliğinin yerini Frankfurt, Londra ve New York’taki mali oligarşinin diktatörlüğünün alması anlamına geliyor. “Demokrasi”, Uluslararası Para Fonu’nun diktatörlüğüne tabi olmak demek.

Almanya’daki, AB’deki ve ABD’deki önde gelen siyasi kişilikler, kendi ellerini güçlendirirken muhalefet önderlerine akıl verip onları manipüle etmek için diplomatik protokolü bir yana bırakarak Ukrayna’nın siyasi yaşamına daldılar. Onları çeken şey, ucuz işgücü arayışı, büyük bir iç pazar ve bu çok önemli bölgenin kontrolüdür. Onlar Ukrayna’nın geleceğine ilişkin planlarını gizlemek için pek çaba harcamıyorlar.

Alman Friedrich Naumann Vakfına göre, “IMF ile işbirliği yapmak isteyen muhalefet, belirli bir noktada, ulusal paranın değer kaybı, tüketiciler için artan enerji fiyatları ve ücretlerle emekli maaşlarının gözden geçirilmesi gibi hoşlanılmayan önlemleri halka anlatmak zorunda kalacaklar.” Bu, daha şimdiden milyonlarca emekliyi ve işsizi amansız bir yoksulluğa sürüklemiş olan şok tedavileri dizisine bir yenisinin eklenmesi demek. Ukrayna sanayisinin geniş bir bölümünün AB ile imzalanacak bir serbest ticaret anlaşması altında yaşamını sürdüremeyeceği de herkesçe bilinen bir gerçek.

Bu, göstericilerin çoğu, özellikle de işçilerin ve emeklilerin geleceğini umursamayan ve AB ile bir ortaklık anlaşması üzerinden kariyer geliştirmeyi kafaya koymuş olan orta sınıftan unsurlar tarafından biliniyor.

Onlar Atina’yı ziyaret etmeli. Yunanistan’ın toplumsal yıkımının göstermiş olduğu gibi, AB’nin kemer sıkma talimatları, artık orta sınıfı esirgemiyor.

Çok sayıda işçi, özellikle de halkın küçük bir bölümünün protestoları desteklediği ülkenin doğusundaki sanayi bölgelerinde, gösterilerden uzak durdu. Onlar ne muhalefete ne de hükümete güveniyorlar ama onlara karşı koyacak araçlara da sahip değiller.

İşçi sınıfının bağımsız ve ne yaptığını bilen bir güç olarak yokluğu, muhalefet önderlerinin ve onların destekleyicilerinin göstericilerin duygularını ve beklentilerini kendi yararlarına manipüle etmelerine olanak sağlıyor. Bu da, Stalinizm’in yanlış kavranmış tarihiyle ilişkilidir.

Stalinist bürokrasi, tarihsel suçlarının en berbatlarını Ukrayna’da işlemişti. Lev Troçki, 1939’da şunları yazdı: “Kısıtlamalar, temizlikler, baskılar ve genel olarak bürokratik serseriliğin bütün biçimleri, hiçbir yerde, Ukraynalı kitlelerin daha fazla özgürlüğe ve bağımsızlığa olan güçlü, kökleşmiş özlemlerine karşı mücadelede olduğu kadar kanlı bir temizlik halini almadı.”

1917 Ekim Devrimi ve ardından 1919’da Sovyet Ukraynası’nın kurulması, başlangıçta, Polonya egemenliği altındaki batı parçası da dahil, Ukrayna’daki işçiler, köylüler ve aydınlar için güçlü bir çekim merkeziydi. Bununla birlikte, başlangıçtaki coşku, Stalin ile yükselen Sovyet bürokrasisi Lenin’in sert bir şekilde karşı çıkmış olduğu Büyük Rus şovenizmini yeniden canlandırdığında, yerini sertliğe ve baskıya bıraktı.

Ukrayna’da özellikle vahşi biçimde uygulanmış olan zorunlu kolektifleştirme sırasında milyonlarca insan açlıktan öldü. 1939’da, batı Ukrayna, Sovyetler Birliği’ne gönüllülük temelinde değil ama kötü ünlü Hitler-Stalin anlaşmasının bir sonucu olarak dahil edildi. Stalinist gizli polis, bunun ardından, binlerce siyasi tutukluyu öldürdü ve bir milyon insanı Sibirya’ya sürgüne gönderdi.

1991’de, Stalinist bürokrasi, Sovyetler Birliği’ni dağıtarak ve Ekim Devrimi’nin ardından kurulmuş olan toplumsal mülkiyet biçimlerini ortadan kaldırarak, karşı devrimci eserini tamamladı.

Ukrayna devletinin oluşması ne bağımsız ne de demokratikti. O, sadece, eski Stalinist memurlara ülkeyi acımasızca yağmalamaları ve kendilerini kapitalist oligarklara dönüştürmeleri için çerçeve sağlamıştı. Ukrayna Komünist Partisi bu süreci destekledi. Bugün o, ülkenin en zengin insanı oligark Rinat Ahmetov’un “Donetsk klanı”nın desteğine sahip olan Devlet Başkanı Yanukoviç’in kampının bir parçasıdır.

İşçi sınıfına siyasi gelişmelere bağımsız müdahale etme perspektifi verebilecek şey, bu tarihten çıkartılacak dersler ve Stalinizm’in önde gelen Marksist karşıtı Lev Troçki’nin eserleridir.

İşçiler, Bağımsızlık Meydanı’nda “Ukrayna’nın bağımsızlığı” adına kitleleri Wall Street’e ve Frankfurt Borsası’na satmaya çalışan satın alınmış demagogları, Ukraynalı ve Rus oligarkların başkanlık sarayındaki ve hükümetteki kuklalarına yaptıkları gibi hor görmelidirler. Ulusal dışlama değil ama toplumsal kurtuluş ve eşitlik anlamında gerçek bağımsızlık, az sayıda insanın büyük çoğunluk zararına zenginleşmesi değil, yalnızca, toplumsal eşitlik ilkesi üzerinde yükselen bir toplumda mümkündür.

Ukraynalı işçilerin müttefikleri Kremlin’de, Beyaz Saray’da, Berlin’deki Başbakanlık Konutu’nda ya da Brüksel’deki Berlaymont binasında değil; Avrupa’nın dört bir yanındaki, Rusya’daki ve tüm dünyadaki fabrikalarda bulunuyor. Yunanistan’daki, Almanya’daki, ABD’deki ya da Çin’deki işçilerin hepsi, kapitalist sistemi İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en derin krizini yaşayan mali oligarşinin giriştiği aynı saldırıyla karşı karşıya.

Yoksulluk, ekonomik geri kalmışlık ve rüşvet açmazından tek çıkış yolu, Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri’nin parçası olarak bir Ukrayna işçi cumhuriyeti uğruna mücadeledir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir