Türkiye, Suriye’deki ateşkese arabuluculuk yaptığını iddia ediyor

Çarşamba günü, adı açıklanmayan Türk yetkililer, resmi Anadolu Ajansı’na (AA), Suriye hükümet birliklerinin Halep’i bu ayın başlarında yeniden ele geçirmesinin ardından kentte ilan edilen ateşkesi Suriye’nin tamamına yayacak bir anlaşma konusunda anlaşmış olduklarını belirtti.

“AA’nın güvenilir kaynaklardan aldığı bilgiye göre… Ankara ve Moskova, mutabakat çerçevesinde, ateşkesin çatışan taraflar arasında bu gece yarısı yürürlüğe girmesi için çaba gösterecek. Ancak terör örgütleri, ateşkesin kapsamı dışında tutulacak.”

Anadolu Ajansı, Rus parlamenter Sergey Jelezniak’ın “Bu stratejik bir karardır ve Suriye krizine büyük ölçüde son verebilir” sözlerini aktardı. Ajans, Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimi ile muhalif milisler arasındaki görüşmelere Kazakistan’ın başkenti Astana’da ev sahipliği yapmaya “hazır” olduğunu ifade ettiğini de belirtti.

Bildirildiğine göre, anlaşma, başlangıçta hava saldırılarının geçici olarak durdurulmasını ve diğer güven arttırıcı önlemleri içeriyor. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) sözcüsü Yasin Aktay, AKP hükümetinin, ateşkesin “2017’ye girerken” yürürlükte olmasını amaçladığını söyledi.

Bununla birlikte, anlaşma şimdilik son derece kırılgan ve içeriği belli değil. Rusya’nın, Türkiye’nin ve İran’ın arabuluculuğuyla (ve Washington’ı dışlayarak) sağlanan anlaşma, yalnızca ABD dışişleri kurumundan gelen muhalefet ile karşı karşıya olmakla kalmıyor. Moskova’nın, Ankara’nın ve Tahran’ın üzerinde anlaştığı ateşkes koşullarının ne olduğu da açık değil.

Moskova, Türkiye’de açıklandıktan sonra, ateşkesi doğrulamaktan geri durdu. Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov, bir basın konferansında, ateşkes önerisi üzerine düşüncesini soran gazetecilere, “Bu soruyu hemen şimdi yanıtlayamam… Yeterli bilgiye sahip değilim.” yanıtını verdi.

Suriye’ye 2017 yılı başında, yani önümüzdeki hafta barış getirecek böylesi bir anlaşma olasılığı çok az. İlk olarak, bu anlaşma, Suriye muhalefeti içinde yer alan ve hedef olmaya devam edecek olan İslam Devleti’ni (IŞİD) ve El Kaide bağlantılı Fetih el Şam’ı (önceki adıyla El Nusra) içeren “terörist” milisleri açıkça dışlamaktadır.

Rusya, Türkiye ve İran, Suriye’deki hangi güçlerin “terörist” olduğu, dolayısıyla hem kendileri hem de bölgedeki ABD’li ve Avrupalı güçler tarafından askeri harekat hedefi olmaya devam etmesi gerektiği konusunda anlaşmış da değil. Ateşkes, Hürriyet gazetesinin yazdığı gibi, hangi muhalif milislerin terörist olarak değerlendirileceği konusunda “yoruma dayalı bir belirsizlik” içermektedir. Başlıca anlaşmazlık nedeni, AKP hükümetinin Suriye’deki ABD destekli Kürt milliyetçisi milisleri terörist olarak sınıflandırmış olması.

AKP, mevcut Suriye toprakları içinde bir Kürt devletinin kurulmasını engellemeye odaklanmış durumda. O, ABD’nin Kürt milliyetçisi gruplarla ittifakını, temel bir ulusal güvenlik tehdidi olarak değerlendiriyor. Türk ordu birlikleri, halen, Suriye’de, El Bab’da, kenti ele geçirmek ve Ankara’nın ABD destekli Kürt milliyetçilerinin eline geçmesini istemediği IŞİD kalesi Rakka’ya olası bir saldırı başlatmak için kanlı bir savaş veriyor.

Ateşkes anlaşması hakkında konuşan Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, görüşmelerde yer alan diğer güçlerin, Suriye Kürtlerinin Demokratik Birlik Partisi’ni (PYD) ve onun silahlı gücü Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) hala terörist olarak kabul etmediklerini kabul etti. Bununla birlikte, Çavuşoğlu, PYD’nin Astana’daki görüşmelere katılmayacağını söyledi.

“YPG konusunda henüz bir fikir birliği sağlanmış değil. Bazı ülkeler Daeş’e [IŞİD’in Arapça kısaltması] karşı PYD’den yararlanmaya çalışıyorlar.” dedi.

Son olarak, ateşkes anlaşması, Washington’ın sert muhalefetine yol açacaktır. Obama yönetimi, Suriye’de IŞİD’e karşı başlıca vekil güç olarak kullandığı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) içindeki en önemli güç olan YPG’yi destekliyor. Washington’ı Ortadoğu’daki önemli bir barış anlaşması görüşmelerinden dışlamaya yönelik Rus-Türk hamlesi, kimi kesimleri Donald Trump’ın önümüzdeki ay ABD Başkanlığı görevine başlamasının ardından daha saldırgan bir Suriye politikası talep eden ABD dışişleri kurumunu kızdırmış durumda.

Obama tarafından 23 Aralık’ta imzalanmış olan Ulusal Savunma Yetki Yasası (NDAA), Suriye’deki muhalif milislere taşınabilir uçaksavar füzeleri sağlanmasına izin vererek, ülkedeki ABD müdahalesinin pervasızca tırmandırılmasına uygun koşullar içeriyor. Bu, ABD destekli muhalif güçlerin, Suriye ordu birliklerine destek görevi yapan Rus uçaklarını düşürmesine olanak sağlayacak.

Böyle bir politika, özellikle de Rusya’nın, uçaklarını korumak için muhalefete ABD silahları sağlanmasını zor kullanarak engellemeye çalışması durumunda, ABD ile Rusya arasında doğrudan bir çatışmaya yol açabilir.

NDAA, Moskova’nın sert eleştirisine yol açtı. Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zakharova, NDAA’nın bu silahları “sahte ‘ılımlı’ muhalefetin uzun süredir birlikte davrandığı cihatçıların ellerine” teslim edeceğini söylemiş ve eklemişti: “Böyle bir karar, Rus hava kuvvetlerine, diğer Rus askeri personeline ve bizim defalarca saldırıya uğramış olan Suriye büyükelçiliğimize yönelik doğrudan bir tehdittir. Bu yüzden, bunu, düşmanca bir adım olarak görüyoruz.”

Yine de, ABD dışişleri kurumunun önemli kesimleri, ABD destekli muhalefetin bu yıl uğramış olduğu bir dizi yenilgiyi tersine çevirmek için, Suriye’ye daha saldırgan bir müdahale çağrısı yapıyorlar.

ABD Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Richard Haass, “Halep’in ayıltıcı dersleri” başlıklı bir makale yazdı. O, bu makalede, El Nusra güçlerine karşı Halep yakınlarındaki İdlib vilayetindeki savaşın tırmanacağını öngörüyor ve Obama yönetimini, ABD’nin, Esad’ın kimyasal silahlar kullandığı sahte iddialarına dayanarak Şam’ı bombalamanın eşiğine geldiği 2013’te Esad yönetimine karşı savaş açmamakla eleştiriyordu.

Haass, “Bir sonraki büyük çatışma İdlib vilayetinde olacak. Tek soru, onun ne zaman olacağıdır. Savaş, bunun ardından, parçalanmış bir ülkenin geride kalacak olan diğer kesimlerine yayılacak.” diye yazıyor ve şunları ekliyordu: “Suriye’de harekete geçmemenin, harekete geçmek kadar önemli olduğu görülmüştür. Bu, hiçbir noktada, ABD’nin Esad yönetimine kimyasal silahlar kullanmanın bedelini ödetme tehdidini yerine getirmemesinde olduğu kadar açık değildi. Onun, çatışmanın ivmesini değiştirmeye yönelik… yitirilmiş bir fırsat olduğu kanıtlandı.”

Washingon ile Ankara arasındaki gerilimler, AKP hükümetini devirmeyi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı öldürmeyi neredeyse başaracak olan ABD ve Almanya destekli 15 Temmuz darbe girişiminin ardından arttı. Ankara Kürt milliyetçisi grupları Moskova ve Tahran ile görüşmelerden dışlarken, Erdoğan, Washington’ı, Suriye’deki Kürt milliyetçisi gruplara destek verdiği için kınadı ve terörist gruplara arka çıkmakla suçladı.

“Şimdi hepsi ortadan kayboldu ve tam aksine terör örgütüne, DEAŞ da dâhil olmak üzere YPG, PYD, bunlara destek veriyorlar, çok açık, net ortada.” diyerek ABD’li yetkililere saldıran Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Hepsinin tescilli olarak bütün resimle, fotoğraflarıyla, video kayıtlarıyla elimizde belgeleri var… Öyle veya böyle şu anda biz, diyordum ya kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz.”

29 Aralık 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir