Türkiye Suriye savaş uçağını düşürdü

Türk hükümetinin krizi derinleşiyor. Pazar günkü yerel seçimlere sadece birkaç gün kala Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) yönetimi giderek istikrarsızlaşıyor.

Hükümet, geçtiğimiz Perşembe akşamı, online mesajlaşma servisi Twitter’a erişimi engelledi. Erdoğan, bu yasağı, Türk mahkemeleri tarafından alınan kullanıcıların gönderdiği içeriklerin silinmesine ilişkin kararını şirketin şimdiye kadar reddettiğini söyleyerek savundu. Fakat gerçek neden, Erdoğan’a ve onun hükümetine karşı devam eden yolsuzluk suçlamalarının, hükümetin medya üzerindeki kontrolü nedeniyle daha çok Twitter yoluyla yayılmasıydı. Bu hamlenin altında yatan buydu.

Bu otoriter önlemin yanında, hükümet, seçimlerin hemen öncesinde milliyetçi duyguları ve savaş histerisini kamçılayarak Suriye ile çatışmayı yükseltti. Pazar günü, Türk hava kuvvetleri, Türk hava sahasını ihlal ettiği iddia edilen bir Suriye savaş uçağını düşürdü. Başbakan Erdoğan uçağın düşürüldüğünü bir seçim mitinginde açıkladı ve Türk hava sahasını ihlal eden herkes “ağır darbeler” beklemeli uyarısında bulundu.

Şam yönetimi saldırıyı sert bir şekilde kınadı. Suriye dışişleri bakanı bunu, Türkiye tarafından gerçekleştirilmiş “eşi görülmedik ve haksız bir saldırganlık” olarak adlandırdı. Uçak hiçbir noktada Suriye topraklarından ayrılmamış ve sonuçta Suriye topraklarına düşmüştü.

Geçen Cuma günü, Suriye’nin Türkiye sınır kapısı Kesab’da en az 24 kişinin öldüğü çok ağır çatışmalar vardı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre, aralarında El-Kaide çizgisindeki El Nusra Cephesi’nin de bulunduğu dört cihatçı grup hükümet birlikleriyle çatıştı. Suriye hükümetinin açıklamasına göre, isyancılar Türk ordusu tarafından desteklenniyordu.

Türkiye ile Suriye arasındaki sınır neredeyse 800 km uzunluğunda ve Erdoğan’ın Esad rejimine karşı savaşan İslamcı asilere desteği, karşıdan mülteci akınını hızlandırmış durumda. Türkiye’de, halen güney illerinde artan huzursuzluğa yol açan 700 binden fazla Suriyeli mülteci bulunuyor. Basında yeralan kimi haberler, Ankara’nın güney sınırının bazı kesimlerindeki kontrolünü giderek kaybettiğini bildiriyor.

Erdoğan, geçen yıl, hala ABD ile ittifak halinde, Suriye’de hızlı bir rejim değişikliğinin zorlanacağını bekliyordu. Fakat Obama yönetimi yönelimini değiştirdi, İran’la görüşmelere başladı ve Suriye’ye yönelik bir saldırı için geliştirdiği askeri planları geçici olarak askıya aldı.

Ondan hemen önce, Mısır’daki askeri darbe, Türkiye, ABD ve Türkiye’deki en önemli yatırımcılardan biri olan Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin kötüleşmesine neden olmuştu. Suudiler darbeyi finanse eder ve ABD darbecilerle işbirliği yaparken, Erdoğan’ın hükümeti, yasadışı ilan edilmeden önce darbe ile iktidardan düşürülen Müslüman Kardeşleri destekliyordu.

Ukrayna’daki mevcut kriz, ABD ve Avrupa Birliği (AB) ile Rusya arasındaki çatışma Türkiye’nin iki cephe arasında sıkışmasına yol açmış durumda. 2012 sonunda Rusya’dan Türkiye’ye doğrudan dış yatırım 9 milyar Euro’ya ulaşmıştı. Türkiye’nin doğal gaz ithalatının yüzde 55’i Rusya’dan geliyor.

ABD’nin ve Avrupa’nın Rusya’ya karşı uygulayacağı ve bir NATO üyesi olarak Türkiye’nin de uygulamak zorunda olacağı ekonomik ve ticari kısıtlamalar, Türkiye için son derece olumsuz sonuçlara yol açacaktır. Erdoğan hükümeti, bu yüzden diplomatik çözüm için çabalıyor ve Rus hükümetini açıktan eleştirmekten kaçınıyor.

Washington ile ilişkiler giderek gerginleşmeye başladığında, Erdoğan, Rusya tarafından 2000 yılında kurulan ve Şanghay İşbirliği Örgütü’nün tamamının üyesi olduğu Avrasya Ekonomik Birliği’ne katılma fikrinin peşinden koşmuştu. Bu örgüt, Rusya ile Çin’in yanında, Orta Asya devletleri Özbekistan’ı, Kazakistan’ı, Kırgızistan’ı ve Tacikistan’ı kapsıyor. Hindistan, Pakistan, İran ve Moğolistan ise gözlemci statüsünde.

Buna bir tepki olarak, Washington’la ilişkiler daha da kötüleşti. Mevcut krizde, imam Fettullah Gülen’in Hizmet hareketi önemli rol oynuyor. Gülen, 1999’dan beri ABD’de sürgünde yaşıyor ve ABD yönetimiyle yakın bağlara sahip. Gülen’in hareketinin üyeleri, Türk devlet aygıtında önemli bir yer tutuyor ve Erdoğan tarafından hükümete ve ailesine karşı yolsuzluk soruşturmalarının ve teşhirlerin sorumlusu olarak itham ediliyor. Erdoğan binlerce polis memurunun ve yargı mensubunun yerlerinin değiştirilmesi emrini verdi ve soruşturmaları durdurmak için onların yerlerine başkalarını yerleştirdi.

Sorunlar, hızla gelişen bir ekonomik kriz nedeniyle kötüleşiyor. Türkiye şu anda 60 milyar dolar ödemeler dengesi açığına sahip ve sadece 33 milyar dolar döviz rezervini elinde tutuyor. Bu rezerv sadece bir buçuk aylık ithalat maliyetlerini karşılamaya yeterli.

Türkiye’nin bütçe açığı, son üç yıldır milli gelirin yüzde 8’i ile 10’u arasında. Bu, Yunanistan’ın 2011 yılındaki mali çöküşünden önceki durumu ile karşılaştırılabilir. Bu açık, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri fonları ile finanse ediliyordu. Bununla birlikte, bu ülkelerle olan ilişkiler, Türkiye’nin Mısır’daki Müslüman Kardeşler’e verdiği destek nedeniyle bozulmuş durumda ve bu ülkeler, Türkiye’ye olan mali desteklerini geri çekmeye başladılar.

İşçi sınıfının ve halkın geniş kesimlerinin içinde bulunduğu koşullar zaten son derece kötü. Türkiye İstatistik Kurumu’nun resmi rakamlarına göre, 9,4 milyon kişinin sosyal güvenlik sistemine hiçbir erişimi bulunmuyor. Resmi rakamlar son derece iyimser olduğu için, bu büyük olasılıkla eksik bir tahmin.

Sendikalar konfederasyonu DİSK’e göre, işsizlik, yüzde 10 veya 2,8 milyon kişi olan resmi rakamlardan çok daha fazla. DİSK’in hesaplaması, 4,9 milyon kişinin veya işgücünün yüzde 16,3’ünün herhangi bir işten ya da ücretten yoksun olduğunu gösteriyor. Çoğu işçinin aldığı asgari ücret 846 TL ve bu, temel ihtiyaçları karşılamaya yetmiyor.

İki hafta önce 15 yaşındaki Berkin Elvan’ın ölümünün ardından ülke genelinde otuzdan fazla kentte gelişen kitlesel gösteriler, büyük sınıf çatışmalarının habercisidir. Berkin Elvan, geçtiğimiz Haziran ayındaki Gezi Parkı gösterileri sırasında polis tarafından göz yaşartıcı kapsülle vurulduğundan beri komadaydı.

Erdoğan hükümeti büyüyen muhalefete otoriter önlemlerle ve vahşi polis şiddetiyle yanıt veriyor. Pazar günkü yerel seçimler, yaygın sindirme ve bir savaş histerisi atmosferi koşulları altında gerçekleşiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir