Türk sendikaları ve sermaye örgütleri Taksim protestolarına yönelik baskıları destekliyor

Türk egemen seçkinleri, Erdoğan’ın protestolara yönelik baskısı etrafında kenetleniyor. Halka karşı orduyu sürme tehdidinde bulunan Erdoğan, Taksim Meydanı’nı şiddetle temizlemek için, Salı günü yüzlerce protestocuyu gözaltına alan çevik kuvvet güçlerini gönderdi.

WSWS’nin Türkiye’deki destekleyicileri, 20 sermaye örgütü ile sendika konfederasyonunun ulusal düzeyde yayın yapan gazetelere, Taksim eylemcilerine evlerine dönmeleri çağrısı yapan tam sayfa bir ilan verdiğini bildirdi. İlanın imzalayıcıları arasında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK) ve Türkiye Bankalar Birliği (TBB) de yer alıyor.

“Türkiye’nin çıkarlarına zarar verdikleri için” protestoculara saldırılan ilanda şunlar yazılı: “Eylemlerin gerçek amacının dışına çıkarak farklı mecralara çekilmek istendiğini, marjinal grupların huzursuzluk ortamını, toplumsal çatışmayı körüklemek istediğini ve gelişmelerin ülkemiz üzerinde kötü emelleri olanlara hizmet etmeye zemin hazırladığını üzülerek görüyoruz… Vatandaşlarımızı gündelik hayatlarına geri dönmeleri, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu diyalog ortamının ve ilerlemenin sürdürülebilir kılınması açısından önemlidir.”

Üç göstericinin öldürülmesi ve 5.000’inin yaralanmasıyla sonuçlanan yoğun şiddetin sorumlusu çevik kuvvet güçleri olmasına rağmen, eylemcileri şiddet yanlısı olarak gösteren ilanda, onlara, “yakma, yıkma ve hakaret hiçbir hukuk düzeninde hak kullanımı olarak değerlendirilemez” diyerek ders veriliyor.

Türk egemen sınıfı, Washington’ın ve Avrupa başkentlerinin desteğiyle, geçtiğimiz ay, Erdoğan’ın, Taksim Meydanı’na komşu Gezi Parkı’nı yeniden düzenleme planlarına karşı başlamış olan protestoları ezmeye çalışıyor. Artan toplumsal eşitsizliğe ve Erdoğan’ın İslamcı politikalarına karşı çıkan kentli gençliğin geniş kesimlerini seferber eden protestolar tırmanmıştı. Bu politikalar, Suriye’de ABD önderliğinde sürdürülen savaşa –halkın desteklemediği- katılımı ve alkol satışına ilişkin anti-demokratik yasakları da içeriyor.

Erdoğan’ın gösterileri zorbaca ezmesi, Türkiye toplumunun geniş kesimlerini ondan uzaklaştırıyor. Kamuoyu araştırmaları, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) desteğinin yüzde 50’lerden yüzde 35’lere indiğini gösteriyor. Gazeteci ve siyasi analizci Cengiz Çandar, AKP’nin kitlesel direniş karşısında saflarını sıklaştırdığını yazdı: “Onun partisinin üyeleri, şimdi herhangi bir şeyi tartışacak durumda değil. Onlar seferberlik durumundalar.”

Çarşamba günü erken saatlerde göstericiler ile polis arasında çatışmalar yaşandı. Binlerce protestocu, Ankara’da ve Eskişehir’de gösteriler düzenledi ve gaz bombaları ve tazyikli su araçları kullanan polis tarafından dağıtıldı.

Bu koşullar altında, Erdoğan hükümetinin, protestolar -başta Mısır’da ve Tunus’ta ABD destekli diktatörlükleri deviren işçi sınıfı olmak üzere- geniş toplumsal kesimleri kapsamadan önce, onlara hızla son vermekten başka çaresi yoktu. O, bunu yaparken, NATO üyesi devletlerin tam desteğinden yararlandı.

Erdoğan yönetimi, Suriye’de ABD önderliğinde verilen kanlı vekil savaşında İslamcı muhalefet güçlerini desteklemedeki merkezi rolünden dolayı NATO’nun desteğini almaktadır. Türkiye, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı savaşan Sünni İslamcı rejimlerin ABD destekli bir bölgesel ittifakının temel taşı olarak ortaya çıkıyor -ki Suriye’deki savaş, sonuçta, İran’da ABD önderliğinde bir rejim değişikliğini ve tüm Ortadoğu’da ABD hegemonyasını güvence altına alma amacına yöneliktir.

Brüksel’deki Carnegie Uluslararası Barışa Destek Kurumu’ndan Sinan Ülgen, Alman haber ajansı Deutsche Welle’ye, “Türkiye sonuçta bir NATO üyesi, bu ittifakın bir parçasıdır. Olaylar demokrasinin kötüye kullanılması gibi gerçekten çok farklı bir boyuta sıçramadıkça, Batı, Türkiye ile birlikte çalışmaya devam edecektir” dedi. Deutsche Welle, şu yorumda bulundu: “Suriye konusunda önemli bir muhatap olan Türk başbakanı içeride zayıflamıştır. Ama Carnegie’den Ülgen’e göre, Erdoğan, içeride geniş bir muhalefetle karşılaşmasına rağmen, Suriye’de Batı için ‘vazgeçilmez’ bir ortak olmaya devam edecek gibi görünüyor.”

Erdoğan yönetimine ve onun savaş politikalarına karşı bir işçi sınıfı muhalefetinin gelişmesinin önündeki başlıca engel, sendikalar ile Türk burjuva ve küçük burjuva “solu”nun gerici rolüdür. Onlar, Erdoğan hükümetine ve NATO üyesi devletlere karşı her türlü mücadeleye düşmanlar.

Bir genel grev çağrısı yaptıktan sonra İstanbul’da yalnızca 5.000 dolayında işçiyi harekete geçiren Devrimci İşçi sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), önemli bir rol oynadı. Bu eylem, sendika bürokrasisine ve Erdoğan hükümetine, hükümetin protestoları baskı altına alması durumunda doğrudan bir kitlesel işçi sınıfı kalkışması riski olmadığı konusunda güven verdi.

Taksim Dayanışma Platformu’nda aktif olan çeşitli burjuva “sol” ve sahte sol partiler, genel olarak, Erdoğan ile görüşme peşinde koşmuş ve Gezi Parkı’nın yeniden düzenlenmesi üzerinde yoğunlaşan son derece sınırlı talepleri temsil etmişlerdir. Bu, işçi sınıfı içinde varolan savaşa ve toplumsal eşitsizliğe karşı derin muhalefeti harekete geçirmeye yönelik bir mücadeleyi engelledi.

Bu koşullar altında, Erdoğan yönetimi, gösterileri bastırma yolunda ilerliyor. Çarşamba günü, gösterilerden sorumlu tutulan gruplara karşı ülke çapındaki baskınların ardından, onlarca protestocu gözaltına alınıyordu. Baskınlar, aralarında (“Marksist Leninist Komünist Partili oldukları” iddiasıyla) Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) üyelerinin bulunduğu sol grupları hedefledi.

Hürriyet Daily News’e göre, gözaltına alınanlar, dört gün boyunca sorgulanacak ve “şiddet içeren gösteriler düzenlemek ve insanları yasadışı gösterilere çağırmak”tan mahkemeye çıkartılacak. Baskınlar sırasında gözaltına alınanların sayısının 200 ile 500 arasında olduğu tahmin ediliyor ama bu rakam çok daha fazla olabilir.

Erdoğan yönetimi, aynı zamanda, muhalefetin kendisini internet üzerinden ifadesini de boğmaya yöneliyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, sosyal medya kullanıcılarının “suç işlemesini ve yalanlar ve yanlış bilgiler yaymasını” engellemek için yasal “önemler”e ihtiyaç olduğunu belirtti.

Hükümet tarafından girişilen sert engellemelerin ardından, bu hafta, “duran adam” adı verilen yeni bir pasif direniş biçimi, tüm Türkiye’ye yayıldı. Bu protestolara, kamuya açık alanlarda hareketsiz ve sessizce duran yüzlerce gösterici katıldı.

“Duran adam” protestolarının burjuva medyasında yaygın biçimde yer almasının nedeni, bu tür bireysel protestoların, Erdoğan yönetimi, ABD’nin Ortadoğu’daki savaş yönelimi ya da kapitalist düzen için bir tehdit oluşturmamasıdır. Bu yüzden, “duran adam” protestoları burjuva medyada ve Taksim Dayanışma Platformu’nun Twitter hesabında desteklenmektedir.

Erdoğan yönetimi, aynı zamanda, “duran adam” protestolarına onay vermiştir. Başbakan Yardımcısı Arınç, onların “uygar” ve “göz zevkine hitap eden” eylemler olduğunu söyledi ve ekledi:”Bu tür protestoları yasalar dahilinde desteklemeliyiz.”

20 Haziran 2013

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir