TÜPRAŞ işçileri işyerlerini terk etmiyor

Yazdır

Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’nin (TÜPRAŞ) Kocaeli, Aliağa, Kırıkkale ve Batman rafinerilerinde çalışan işçiler, 28 Haziran’da, Toplu iş sözleşmesinde (TİS) Koç Holding’in dayatmalarına karşı işyerini terk etmeme eylemine başladılar. Koç Holding’e bağlı TÜPRAŞ ile Petrol-İş Sendikası arasındaki toplu iş sözleşmesi görüşmeleri çıkmaza girmesinin ve sürecin Yüksek Hakem Kurulu’na (YHK) gitmesinin ardından, dört rafineride çalışan 4 bin 300 işçi fabrikalarını terk etmeme kararı aldı.

TÜPRAŞ, grevin yasak olduğu işkolunda faaliyet gösterdiğinden dolayı, toplu sözleşme süreci Yüksek Hakem Kurulu’na intikal etti. TÜPRAŞ yönetiminin 3 yıllık sözleşme süresine, vardiya sisteminin değiştirilmesine, mazeret izinlerinin azaltılmasına ve bunlara ek olarak düşük zam teklifine karşı çıkan işçiler, aylardır çeşitli eylemlerle tepkilerini gösteriyorlardı.

TÜPRAŞ çalışanı 4.300 işçi Ocak ayında başlayan toplu iş görüşmelerinde, arabulucu sürecinden de sonuç çıkmayınca eylemlerini ileriye taşımışlardı. 16 Mayıs Cuma günü İzmir, Kırıkkale, Kocaeli ve Batman illerindeki fabrikalarda vardiyası biten işçiler, şimdi olduğu gibi, işyerini terk etmeme eylemi başlatmış, işçilerin üretimi durdurmadığı ancak tanker dolumuna izin vermedikleri belirtilmişti.

Cuma günü başlayan eylemden önce, İzmir Aliağa, Kocaeli, Batman ve Kırıkkale’deki TÜPRAŞ rafinerilerinde çalışan yaklaşık 400 işçi, 26 Haziran tarihinde İstanbul Üsküdar’daki Koç Holding binası önünde eylem yaptı. TÜPRAŞ işçileri, toplu sözleşme sürecinin şirketin dayatmaları sonucu tıkanarak Yüksek Hakem Kurulu’na taşınmasını protesto etmiş, mücadeleden geri adım atmayacaklarını duyurmuşlardı. Sözleşmenin Yüksek Hakem Kurulu’na gelmesinden önce, Kimya Petrol Lastik ve Plastik İşverenleri Sendikası (KİPLAS) ile pazarlıklar sürmüş, işçiler KİPLAS ile değil Koç Holding ile doğrudan görüşmek istemişlerdi.

Petrol rafine faaliyeti yürüten ve ülkedeki başlıca sanayi kuruluşu olan TÜPRAŞ, Türkiye kapitalist sınıfının başını çeken Koç Holding’e 2005 yılında tartışmalı bir özelleştirme ile satıldı. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki devlet destekli yaratılma sürecinden doğan Koç Holding, enerji, otomotiv, dayanıklı tüketim, finans, gıda ve turizm gibi sektörlerde faaliyet yürütmekte; uluslararası alanda Ford Motor Company, Fiat Chrysler Automobiles, LG Electronics ve UniCredit gibi çok sayıda ulusötesi şirket ile stratejik ortaklık içinde bulunuyor.

Petrol-İş Genel Örgütlenme ve Eğitim Sekreteri Mustafa Mesut Tekik, Koç Holding önünde yaptığı açıklamada, “Ülkemizin en büyük sanayi kuruluşu TÜPRAŞ’ta sendikamız müzakerede ısrarcı olmuş, sözleşmenin işçi ve işverenler dışında bir başka irade tarafından bağıtlanmasını uygun görmemiştir,” sözleriyle, sendikanın on yıllardır işçilerin haklarının adım adım gasp edilmesi ve sömürünün arttırılması sürecindeki “uzlaşmacı” tavrını tekrarlıyordu.

Mayıs ayındaki işyerini terk etmeme eylemi sürecinde de, Petrol-İş sendikası bürokratları, hakları kazanmak için militan mücadeleye karşı olduklarını ve işçileri dizginlemeye çalıştıklarını Petrol-İş Sendikası Kocaeli Şube Başkanı Salih Akduman’ın şu sözleriyle ifade etmişlerdi: “Biz, kazandığımız haklarımız elimizden gitmesin diye mücadele ederken, işin bu noktalara gelmesi bizi derinden üzmüştür. Fabrikaya kapanmak bizim de hoşumuza giden bir durum değil… Umudum bu sıkıntıların masada çözülmesi; buna biz de gayret göstereceğiz.”

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti tarafından 2012’de çıkarılan yasa ile grev yasağı konan petro-kimya sektöründeki işçilerin eylemi, sadece toplu iş sözleşmelerindeki insanlık dışı muamelelere yönelik bir tepki değil. İşçi sınıfının geniş kesimleri tarafından ilgiyle takip edilen bu son derece önemli mücadele, on yılladır patronların sendikaların yardımıyla işçi sınıfının yaşam ve çalışma koşullarına yönelik sürdürdüğü saldırılara yönelik birikmiş öfkeyi yansıtmaktadır ve tüm dünyada yükselen işçi sınıfı mücadelesinin parçasıdır.

Bu mücadele, TÜSİAD’ın ve onun başlıca bileşeni olan Koç Holding’in “normalleşme” çağrılarının ve hem hükümetin hem de muhalefetin bu çağrıya sahip çıkmasının işçiler için ne anlama geldiğini gözler önüne sermektedir. Burjuvazinin ve onun siyasi partilerinin derin ekonomik ve toplumsal krizin ortasında talep ettikleri bu “normalleşme” ve “istikrar ortamı”, işçi sınıfının tüm kesimlerinin meşru şekilde haklarını savunmasının bastırılmasını ve işçilere boyun eğdirilmesini gerektirmektedir. Koç Holding’in polis çağırarak direnişi bastırma tehdidi, bunun en açık ifadesidir.

Kritik bir işletmede çalışan TÜPRAŞ işçilerinin mücadelesi, egemen sınıfın –hükümetin ve muhalefetin desteğiyle– işçi sınıfına yönelik saldırı hazırlıklarında önemli bir adımı temsil etmektedir ve tüm işçi sınıfı için büyük önem taşımaktadır.

İşçiler, haklı olarak, Koç Holding’in dayatmalarını geri çekmesini ve yaşam şartlarının hızla kötüleştiği koşullarda daha fazla hak gaspına uğramayacakları bir toplu sözleşme talep ediyorlar. Ancak TÜPRAŞ işçilerinin kazanmak için, onların öfkesini kontrol altına alarak uzlaşma masasına çekmeye çalışan sendikal perspektiften bağımsız uluslararası sosyalist bir stratejiye ihtiyacı var.

TÜPRAŞ işçilerinin ve işçi sınıfının diğer kesimlerinin yüzünü dönmesi gereken mücadele, Meksika Matamoros’taki on binlerce otomotiv işçisininki gibi mücadelelerdir. Sendikalara karşı başkaldıran, yeni taban örgütlenmeleri kuran ve Kuzey Amerikalı sınıf kardeşlerine çağrı yapan Meksikalı işçilerin sendikalardan bağımsız harekete geçerek mücadelelerini sürdürmeleri, sahip oldukları muazzam gücü göstermişti.

Matamoros işçilerinin yanı sıra, Fransa’da toplumsal eşitsizliğe ve kemer sıkmaya karşı aylardır devam eden “sarı yelek” protestoları, ABD’deki öğretmen grevleri dalgası ve Cezayir ile Sudan’daki kitlesel hareketler, işçi sınıfının dünya çapında kapitalizme ve bu sistemi savunan partilere karşı harekete geçtiğinin yalnızca birkaç örneğidir.

Bu örnekler işçi sınıfının kazanması için gerekli mücadelenin ne olduğu konusunda yol gösteriyor. Öncü işçilerin bu perspektifi fabrikalarında ve işyerlerinde yayması; işçilerin sendikalardan bağımsız taban komitelerinin kurulmasını sağlaması ve işçi sınıfının diğer kesimleri ile mücadeleleri birleştirmesi gerekiyor. Bu mücadelenin ileriye taşınmasının tek yolu, işçi sınıfının tabandan yükselen hareketine bilinçli sosyalist bir perspektifin kazandırılmasından geçiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares