Trump’ın zaferi: Amerikan politikasında tehlikeli bir dönüm noktası

Donald Trump’ın muhtemel Cumhuriyetçi başkan adayı olarak ortaya çıkması, ABD ve dünya politikası için tehlikeli bir dönüm noktasıdır. Faşizan bir demagogun iki büyük kapitalist partiden birinin adayı olarak seçilmesi, Amerikan demokrasisinin ileri düzeydeki çürümesinin şüphe götürmez kanıtıdır. Trump’un eli kulağındaki adaylığı, Amerikan egemen sınıfının azımsanmayacak bir kesiminin kendi çıkarlarını savunmanın ABD içinde ağır siyasi baskı ve sınırlarının ötesindeki rakiplerine ve düşmanlarına karşı savaş gerektirdiği kararına varmış olduğu anlamına gelmektedir.

Trump’ın aday gösterilmesi, olaysal ya da rastlantısal bir durum değildir. Bu, Amerikan kapitalizminin uzun süreli krizinden ve tarihsel burjuva-demokratik çerçevesinin bununla bağlantılı çöküşünden kaynaklanmaktadır. Bu, Nixon yönetiminin Anayasa’yı canice yıkma girişimiyle ilişkili 1972-1974 Watergate krizine kadar eskiye dayandırılabilir. Süreçteki diğer önemli dönüm noktaları, Reagan yönetiminin Kongre’nin çıkardığı yasalara yönelik suç oluşturan ihlalinden çıkan 1986 İran-Kontra krizini ve George W. Bush’un 2000 seçimlerinde hırsızlık yoluyla başkan olarak atanmasını içermektedir.

Donald Trump, egemenlik yöntemleri her zamankinden daha açık şekilde canice bir karakter edinen bir şirket-mali sektör oligarşisine tam tabiyeti üzerinden bütünüyle yozlaşmış bir siyasi sistemin midesinden çıkmıştır.

Trump kampanyası, on yılların ekonomik gerilmesini tek başına tersine çevirmeyi vaat eden ünlü bir milyarder iş adamını medya ürünü olarak sunarak, kitlesel toplumsal hoşnutsuzluğun solcu bir doğrultuda gelişmesini önceden engelleme yönünde Amerikan egemen seçkin kesimlerinin bir girişimini temsil etmektedir. Trump, sinik bir şekilde, ekonomik olarak ıstırap çekenlere, günah keçisi göçmenlere ve diğer azınlıklara gönderme yapmakta ve ekonomide ve dış politikada aşırı milliyetçiliği yükseltmektedir. Sonuçta, bu zehirleyici siyasi program, belirgin biçimde faşizan bir karakterdedir.

Cumhuriyetçi Parti kurumunun onun kampanyasını hoş karşılamadığı ve onun başarısından tedirgin olduğu doğru. Ancak onun adaylığının oluşturduğu anlaşmazlıklar, Trump’ın Amerikan şirket-mali oligarşisinin tipik bir temsilcisi olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Bu dikkate değer faşist gangster, Hitler tarzında alt sınıf ucuz pansiyonlardan ve leş kokulu bira salonlarından çıkmadı. Trump, milyarlarını kentin yozlaşmış emlak sektöründe kazanan New York’un mali seçkinlerinin eski bir üyesidir.

Trump’ın yükselişi, Amerikan siyasi kültürünün hastalıklı karakterinin ve toplumsal çelişkilerin, şirket çıkarları eliyle kontrol edilen iki partili sistem mekanizması aracılığıyla bastırılmasının bir ifadesidir. Hem Demokratik hem de Cumhuriyetçi partinin işçi sınıfının yaşam standartlarına yönelik saldırıya katılımı, siyasi sistemin dışından geldiğini iddia eden bir adaya destek oluşturmuştur.

Sekiz yıl önce, Barack Obama, büyük ölçüde, politikada, halkın son derece gözden düşmüş Bush yönetimininkinden kayda değer değişiklikler beklentisi nedeniyle başkan seçilmişti. Ancak tam tersi oldu. Obama, 2008 mali çöküşünün sonrasında göreve geldi ve bankaları destekleme ve işçi sınıfı için yıkıcı sonuçlarla süper zenginlerin servetini iyileştirme rolünü oynadı. Demokrat başkan, mutlak bir sinizmle, en gerici önlemlerini ilerici reformlar olarak ambalajladı. Yeni işe başlayan otomotiv işlerinin ücretlerinde büyük kesinti, otomotiv sanayisini “kurtarma” olarak adlandırıldı; sigorta şirketlerini ve ilaç tekellerini zenginleştirme ve patronların sağlık hizmetleri harcamalarını düşürme, sonradan “Obamacare” olarak markalaştırılan “sağlık hizmetleri reformu” oluverdi.

Hillary Clinton, Obama yönetiminin “başarısı”nın sürdürücüsü olarak aday oluyor. O, Trump’a bir alternatifi temsil etmek şöyle dursun, siyasi yozlaşmanın ve gericiliğin aynı süreçlerini –Cumhuriyetçi Parti yerine Demokratik Parti yapısı içinde– simgelemektedir. Trump, ABD ordusunun gücünü arttırma hakkında esip gürler ve Washington’ın emirlerine yönelik hiçbir dış muhalefete tahammül etmezken, Clinton’ın ellerinde çoktan on binlerce insanın kanı vardır. Tipik olarak, Clinton’ın Trump’ın adaylığı perçinlemesine ilk tepkisi, kendisini ordu-istihbarat aygıtı için daha güvenilir bir tercih olarak sunarak, Trump’a başkomutan olmak için fazla dengesiz diye saldırmak oldu.

Demokratik Parti onlarca yıllık sağa kayışını, tümüyle ırk, cinsiyet ve cinsel yönelim sorunlarına odaklanan sinik kimlik politikası söylemiyle örtbas etmeye çalışmıştır. Bu, yalnızca, nüfusun —beyaz, siyah, Latin ve göçmen— geniş kesimleri arasındaki ekonomik ve toplumsal sıkıntının büyük ve daha da büyüyen seviyelerini görmezden gelmedi; o, işçi sınıfına, özellikle de beyaz işçilere yönelik orta sınıfın daha ayrıcalıklı kesimleri arasındaki aşağılamayı da teşvik etti. İşçilerden aşılmaz bir toplumsal uçurumla ayrılmış bir milyarder olmasına rağmen, Trump’ın beyaz işçilerin bir savunucusuymuş rolü oynamasına izin veren şey budur.

İşçilerin ve gençliğin geniş kesimleri arasında, kapitalizme bir alternatif için büyüyen bir arzu söz konusudur. Bu, genel olarak bir sosyalist olarak tanımlanan Bernie Sanders’ın başkanlık kampanyasına yönelik destekte kanıtlanan bir olgudur. Ancak Sanders’ın önderliği altında, milyonlarca genç ve emekçi, Demokratik Parti içine kanalize edilmekte ve nihayetinde, Hillary Clinton’a teslim edilmektedir. Bu, siyasi bir çıkmazdır.

Önümüzde, devasa tehlikeler duruyor. Burjuva demokrasisinin olağanüstü krizi kendisini gideremeyecek. Trump Kasım’da kazanmasa bile, sahne her zamankinden daha tehdit edici bir karakter için ayarlanacak. Ve Ocak’ta yetkiyi üstlenecek olan hükümet, başında Trump olsun ya da olmasın, Amerikan tarihindeki en gerici, şiddetli ve otoriter hükümet olacak.

Gerekli siyasi sonuçların çıkarılması gerekiyor. Gerçekten sosyalist bir hareketin gelişmesi, ölüm-kalım meselesidir. İşçi sınıfı, kapitalistlerin denetimindeki iki partiye ve onların sağcı adaylarına meydan okuyacak şekilde, bağımsız bir siyasi güç olarak ortaya çıkmalıdır. Sosyalist Eşitlik Partisi’nin ve adaylarımız Jerry White ile Niles Niemuth’un başlattığı kampanyanın önemi budur. Bizler, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin bütün okurlarını, bu kampanyayı desteklemeye ve geliştirmeye yardım etmeye çağırıyoruz.

5 Mayıs 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir