Trump Roosevelt’in Japonları hapsetme kararnamesinden 75 yıl sonra göçmenleri toplamaya hazırlanıyor

Paylaş

ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt, 19 Şubat 1942’de, Japonya ile savaş sırasında, ABD anakarasında yaşayan tüm Japonya kökenlilerin belirsiz süreyle gözaltına alınmasını emreden 9066 No.lu Kararname’yi yayınlamıştı. Hükümet, bunu izleyen haftalarda, 70.000’i ABD yurttaşı 120.000 Japonya kökenli Amerikalıyı evlerinden topladı ve üç ile dört yıllığına ücra bir hapishane kampları ağına kapattı.

 

Onlarca yıl boyunca, ana akım burjuva yorumcuları bile, Japonların hapsedilmesini Amerikan tarihindeki utanç verici bir yara olarak gördüler. Adalet Bakanlığının bir avukatı olarak Yüksek Mahkeme’ye katılmadan önce tehcir programını savunmuş olan Tom C. Clark, daha sonra, hapsetme programının “üzücü” ve yasadışı olduğunu yazmıştı. Yüksek Mahkeme’nin programı destekleyen 1944 yılındaki Korematsu v. US kararı, hukuk uzmanları tarafından, geniş ölçüde, anayasaya aykırı “düzen karşıtı” kararların parçası olarak görülüyor.

 

75 yıl sonra, Trump yönetimi, eğer milyonlarca değilse, yüz binlerce göçmenin yakalanmasını ve onları yerleştirmeye yönelik yeni bir hapishane ağının kurulmasını emrediyor.

 

İç Güvenlik Bakanı John Kelly’nin 17 Şubat’ta imzaladığı ve 9066 No.lu Kararname’nin yüzüncü yıldönümünde açıkladığı iki genelge, sınır dışı edişlerde ve ABD’deki göçmenlerin gözaltına alınmasında çarpıcı bir genişlemeyi düzenliyor.

 

İç Güvenlik Bakanlığı (DMS) genelgeleri doğrultusunda, bir sınır görevlisi tarafından ABD’ye kabul edilmeksizin yakalanan göçmenler, neredeyse hiçbir adli yargılanma hakkı olmaksızın ülkeden derhal çıkarılmakla karşı karşıyalar. Binlerce insan, artık, bir yargıç önüne çıkma hakkını kaybettikleri “hızlandırılmış çıkarılma işlemleri”ne tabi olacak.

 

Hükümet, ülkeden öncelikle çıkarılacak göçmenler listesini iki milyon insana kadar genişletiyor ve yönetim, ABD’de kendilerine katılmak üzere sınırı geçmelerine yardımcı olmak amacıyla çocuklarına para veren ebeveynleri ülkeden çıkarma ya da hapsetme yetkisi talep ediyor.

 

Genelgeler, ayrıca, sınır dışı edilmeleri kararlaştırılmış olanların yerleştirileceği gözaltı tesisleri ağının genişletilmesi talimatı veriyor. Onlar, Gümrük ve Sınır Devriyesi’ne (CPB) ve Göç ve Gümrük Muhafaza’ya (ICE), “gerekli önlemleri alma ve eldeki tüm kaynakları Meksika sınırındaki veya sınır yakınındaki gözaltı kapasitelerini olabildiğince genişletmeye ayırmasını” emrediyor.

 

Genelgeler, bir duvar inşa edilmesi, daha fazla ICE görevlisinin işe alınması ve yerel polis atanması önlemlerinin yanı sıra, bir uzaklaştırma veya sınır dışı kararına rağmen eyalet yetkilileri ve yerel yetkililer tarafından serbest bırakılan göçmenlerin isimlerini ve suç kayıtlarını yayınlamak için prosedürler belirliyor. DHS, göçmenlere ve onları sınır dışı etmek üzere federal makamlara teslim etmeyi reddeden veya teslim edemeyen yerel yönetimlere karşı faşizan bir suça hoşgörü göstermeme histerisi canlandırmayı umuyor. Bu, Musevilerin fotoğraflarını, işledikleri iddia edilen bir suç listesiyle birlikte yayınlayan Nazi basınının taktiklerini hatırlatmaktadır.

 

Trump’ın gözaltı kampları ağı kurma planı, savaş ve toplumsal karşı-devrim politikalarını ilerletmek için milliyetçilik ve göçmen karşıtı yabancı düşmanlığı ortamını ortaklaşa geliştirmiş olan Demokratik ve Cumhuriyetçi partiler tarafından hazırlanmıştır.

 

ABD’deki göçmenlere yönelik saldırı, küresel bir yabancı düşmanlığı bağlamında yaşanmaktadır. Egemen sınıflar, tüm dünyada, göçmenleri kapitalizmin yol açtığı toplumsal felaketin günah keçileri olarak göstermek amacıyla milliyetçi düşünceleri kışkırtmaya çalışıyorlar. Avrupa’da göçmen karşıtı şovenizmin yükseltilmesi, 1930’ları ve II. Dünya Savaşı kıyımı öncesi günleri hatırlatıyor.

 

Göçmen karşıtı histeri, uzun bir süredir, Amerikan egemen sınıfının emperyalist stratejisini ilerletme ve savaşa yönelik muhalefeti bastırma çabalarının son derece önemli bir parçası olmuştur. ABD’nin I. Dünya Savaşı’na girdiği haftalarda, Demokratik Partili Wilson yönetimi, sosyalizmi “yabancı bir düşünce” olarak damgalamak ve 1919-20 Palmer Baskınları’nda yüzlerce solcu radikali ve sosyalisti sınır dışı etmek için kullanılmış olan bir dizi göçmen karşıtı önlem geliştirmişti (1917 İsyana Teşvik, Casusluk ve Göç Yasaları).

 

Roosevelt yönetimi, Japonya kökenli Amerikalıların hapsedilmesini, emperyalist savaşın sınıfsal karakterini ifşa etme girişimlerinin suç olduğunu ilan eden ve Smith Yasası olarak bilinen Yabancı Uyrukluları Kayıt Yasası’na dayanarak gerekçelendirmişti. Roosevelt, 1941’de, bu yasa kapsamında Troçkist harekete dava açmış ve Sosyalist İşçi Partisi’nin (SWP) 18 üyesini “isyana teşvik” suçlamasıyla hapse atmıştı. Roosevelt, 9066 No.lu Kararname’yi, “savaşın başarıyla sürdürülmesi, casusluğa ve ulusal savunmaya yönelik sabotaja karşı olası her türlü korunmayı gerektirir.” iddiasıyla yayınlamıştı.

 

Göçmenlere yönelik saldırılar, egemen sınıfın milliyetçilik zehrinin asli bir parçasıdır. Toplumsal hoşnutsuzluğu yabancılara veya göçmenlere doğru dışarıya yönlendirerek işçileri birbirlerine düşüren ve onları sömürücülerine karşı mücadeleden saptıran mali aristokrasi, işçi sınıfının sömürüsünü kolaylaştırma peşinde koşar.

 

Bu politika, Donald Trump’ın ve faşist yardımcılarının aşırı milliyetçiliğinde doruk noktasına ulaşacak şekilde, son çeyrek yüzyıl boyunca yoğunlaştırılmıştır. Egemen sınıf, “terörle mücadele” sayesinde, “ulusal güvenliği”, gayrimeşru savaşları, işkenceyi, kitlesel gözetimi ve sınırdışıları haklı göstermenin bahanesi olarak kullandı. Obama, 2,5 milyon göçmenin sınır dışı edilmesini yönetti ve Afrika’da, Ortadoğu’da ve Orta Asya’da savaşlar başlattı ya da var olanları genişletti. Milyonlarca insanı yurtdışında güvenli bir yer arayışıyla evlerini terk etmeye zorlayan, bu savaşlar ve onların yıkıcı sonuçlarıdır.

 

Trump’ın göçmen karşıtı programı, yurttaş olsun ya da olmasın, tüm işçi sınıfının toplumsal koşullarına yönelik bir saldırıyla bağlantılıdır. O, milyonlarca kişiyi sınır dışı etmeye hazırlanırken, bir yandan iş düzenlemelerini kaldırmaya ve şirket vergilerini düşürmeye kararlı Wall Street milyarderlerinden oluşan bir kabine kuruyor; diğer yandan ise kamu eğitimi, Medicare, Madicaid ve sosyal güvenlik dahil olmak üzere sosyal hizmetleri ortadan kaldırıyor.

 

Trump’ın göçmen karşıtı politikalarının yürürlüğe konması, tüm işçi sınıfının demokratik haklarına yönelik görülmemiş saldırıları gerektirecektir. Yönetim, John Kelly’nin göçmenleri sınır dışı etmek için 100.000 Ulusal Güvenlik askerinin seferber edilmesi çağrısı yapan taslak genelgesinin kanıtladığı üzere, polis devleti önlemleri hazırlıyor.

 

Göçmen işçileri savunma kapasitesine sahip tek toplumsal güç, işçi sınıfıdır. İşçiler, aile bağları ve anlık iletişim gerçeğine ek olarak, küresel ölçekte bütünleşmiş bir üretim ağı ve tedarik zinciri içinde tüm ulusal sınırların ötesinde nesnel olarak birleşmiş durumdadır. İşçilerin ulusal veya etnik herhangi bir kesiminin ihtiyaçları ve çıkarları, dünyanın dört bir yanındaki sınıf kardeşlerininkine ayrışmaz biçimde bağlıdır. Devrimci sosyalist hareketin kuruluş programında yer alan “Bütün ülkelerin işçileri, birleşin! Zincirlerinizden başka kaybedecek bir şeyiniz yok!” sözleri, tarihte daha önce hiç bu kadar yerinde olmamıştır.

 

Göçmenlerin hakları, ekonominin uluslararası örgütlenmesi ile zamanını doldurmuş ulus-devlet sistemi arasındaki çelişkinin üstesinden gelmekten aciz olan kapitalist sistemle bağdaşmaz. Bu çelişkinin en zararlı ifadesi, emperyalist savaşın yanı sıra, savaş ve aşırı yoksulluk dehşetinden kaçan yüz binlerce insanı Akdeniz’de boğulmaya ya da ABD ile Meksika’yı ayıran çölde güneş çarpmasından ölüme mahkum etmek üzere sınırların askerileştirilmesidir.

 

İşçiler, göç üzerine tüm resmi tartışma çerçevesini reddetmelidir. Demokratların Trump’ın göç politikalarına yönelik ikiyüzlü eleştirileri, aynı gerici öncülden yola çıkmaktadır: sözde “yasadışı” göçmenler suçludur; onlar cezalandırılmalı, sömürülmeli ve aşağılanmalıdırlar.

 

Tek demokratik ve insancıl politika, açık sınırları ve tüm ülkelerden işçilerin, baskı ve sınır dışı edilme korkusu olmaksızın, yaşama ve çalışma hakkı dahil, tam yurttaşlık hakkına sahip bir şekilde diledikleri ülkede yaşayıp çalışma hakkını savunan sosyalist ve enternasyonalist politikadır.

 

20 Şubat 2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir