THY çalışanlarının mücadelesi ve sahte sol

Hava-İş’te yönetim değişti, THY grevi bitti

Hava-İş Sendikası’nın 8 Aralık’ta yapılan 27. Olağan Genel Kurulu’nda, 22 yıldır (yanlış yazılmadı; yirmi iki yıl) sendikanın başkanı olan Atilay Ayçin, koltuğunu, genel kurula iktidar, THY ve Türk-İş yönetimi destekli “Reform Hareketi”nin adayı olarak katılan Ali Kemal Tatlıbal’a bıraktı. Atilay Ayçin’in arkasında ise CHP, Türk-İş içindeki Sendikal Güç Birliği Platformu, DİSK bürokrasisi ve küçük-burjuva solu vardı.

Yeni yönetimin ilk işi, 19 Aralık’ta, THY ile Hava İş arasında herhangi bir anlaşmazlık konusunun kalmadığı ilan ederek, 24. Dönem Toplu İş Sözleşmesi’ni imzalamak oldu ki bu hiç kimseyi şaşırtmadı. Tatlıbal önderliğindeki yeni yönetim, neredeyse iki yıl önce işten çıkartılmış olan 305 işçinin yeniden işe alınması konusunda da şirket ile anlaştıklarını açıkladı. Bilindiği gibi, Hava-İş sendikasının havacılık sektöründe grev yasağının meclisten geçirilmesi üzerine, Mayıs 2012’de düzenlemiş olduğu “iş bırakma” eylemine katıldıkları için işten atılmış olan bu 305 işçinin işe alınması, “solcu” Ayçin yönetiminin son grevdeki başlıca talebiydi.

Ayçin’in 211 delegeden 77’sinin oyunu alarak 22 yıllık koltuğunu terk etmek zorunda kalması, her renkten küçük-burjuva solcusunun, “Emekçiler bir cepheyi kaybetti” (Sol gazetesi-TKP), “Hava-İş’te işveren kazandı” (Evrensel Gazetesi-EMEP) türü yorumlar eşliğinde “ağıt yakmasına” yol açtı.

Bu “sol”, THY çalışanlarının bugün içinde bulundukları ağır çalışma koşullarının, başta “305’ler” olmak üzere işten atılmaların ve 7 aylık son grevin başarısızlığından dolayı THY yönetimini, iktidarı ve burjuva medyasını suçladı. “Sınıf mücadelesi”, “sosyalizm” ve “işçi sınıfı” kavramlarını ağzından eksik etmeyen bu sahte-solun, sermayeyi ve savunucularını kendilerinden bekleneni yaptıkları için suçlaması, basit bir mantık hatası değildi. Onların bu yaygaracı tavrının, Ayçin önderliğindeki “solcu” bürokratların 22 yıl boyunca sergiledikleri sınıf işbirlikçi ihanetleri gizlemek gibi bilinçli bir amacı vardı.

Hava-İş sendikasının “solcu” yöneticileri, bütün bu dönem boyunca, THY yönetimi ile işbirliği içinde olmuş ve şirketin sivil havacılık sektöründe küresel ölçekte yaşanan dönüşüme ayak uydurması ve bugün “Avrupa’nın başlıca havacılık şirketlerinden biri haline gelmesi” için ellerinden geleni yapmışlardır.

Çok uzağa gitmeyelim. 305 THY çalışanının işten atılmasının başlıca sorumlusu, küçük-burjuva solunun yere göğe koyamadığı Ayçin önderliğindeki Hava-İş bürokratlarıydı. “Sendika, bu ‘grev’ için hiçbir hazırlık yapmamış, geniş bir katılım sağlamak için parmağını bile kıpırdatmamış (sadece uçuş bölümünde çalışanlara mesajla çağrı yapıldı) ve eylemi birkaç yüz kişiyle sınırlamıştı. Dahası, 14 bin üyeli Hava-İş, eylemdeki tüm inisiyatifin ve sorumluluğun çalışanlara ait olduğunu belirterek, yalnızca üyelerinin ‘arkasında’ olduğunu açıklamış; böylece, kendisini bir ‘aracı’ konumuna çekerek, şirketin THY çalışanlarına karşı bir saldırı başlatmasına olanak sağlamıştı.” (Bkz. Toplumsal Eşitlik)

Sendikanın 19 Aralık’ta resmen biten son grevdeki tutumu da farklı değildi. Hava-İş bürokrasisinin önceki “solcu” şefi Atilay Ayçin, 10 Nisan’da grev kararını açıkladığında, bunun “fiili bir grev olmadığını” ve “THY’den gelecek bir adıma baktıklarını” söylemişti. Grev başladığında, sendikanın yaptığı açıklamaya göre, ilk gün greve katılan THY çalışanı sayısı “500 ile 600 arasında” idi (bu sayı, grev sürecinde daha da azaldı). Bu durumda, THY-iktidar-medya üçlüsünün grevi kırma yönündeki tehditlerinin ve şantajlarının, kuşkusuz, önemli bir payı oldu. Ama THY’de çalışan 14 bin dolayında Hava-İş üyesinden yalnızca birkaç yüzünün greve katılmış olmasını bu baskılarla açıklamaya kalkışmak, insanların zekasıyla alay etmekten başka bir anlam taşımıyordu ki Ayçin yönetimi ve onun “solcu” destekleyicileri tam da bunu yaptı.

Her renkten küçük-burjuva solcusu o düzmece grevi ve “solcu” Hava-İş yönetimini göklere çıkartırken, Toplumsal Eşitlik şu uyarıda bulunmuştu:

“THY işçileri, başarılı bir mücadele için, hükümet-şirket-sendika üçgeninde gerçekleşen açık işbirliğini görmeli; bütün bu güçlerden bağımsız kendi taban komitelerini yaratarak sınıf mücadelesi ekseninde birleşmeli; tüm işçilerin militan katılımıyla gerçek bir grev örgütlemeliler. Şirketlerin, hükümetlerin ve sendikaların ortaklaşa saldırısına başarıyla karşı koyabilmenin yolu, sektör emekçilerinin uluslararası mücadelesiyle doğrudan bağlantı kurmayı içeren sosyalist bir perspektife ve örgütlülüğe sahip olmaktan geçiyor.” (Toplumsal Eşitlik)

Hava-İş üyelerine yönelik uyarılarımızı, bir başka yazımızda, şöyle sürdürmüştük:

“TİS görüşmeleri boyunca ve grevin örgütlenmesinde tam bir aciziyet sergileyen; ‘bizim amacımız kesinlikle grev değil’, ‘sayın bakanımız THY yönetimine baskı yapsın’ açıklamalarıyla, çalışanların örgütlü gücüne güvenmek yerine yüzünü şirket yöneticilerine ve onların koruyucusu AKP iktidarına dönen; greve katılımını ve bu katılımın biçimini, aynı geçen yılki direnişte olduğu gibi, ‘üyelerinin bireysel tercihleri’ne havale eden Hava-İş bürokrasisi, üyelerinin mücadele ruhunu ortadan kaldırmak için elinden geleni yapmış durumda.

“THY grevi, tüm bunlara rağmen greve dört elle sarılan ve tüm çalışma arkadaşlarını greve dahil etmeye çalışan THY emekçilerinin çabasıyla sürüyor ve grevin yazgısı da, işçilerin bu mücadeleyi bütünüyle kendi inisiyatifleriyle sürdürmesine bağlı olacak. Sendikanın ‘grev sırasında işyerine gelmenize gerek yok’ söylemine karşılık, grev, evde oturarak değil, işyerinde hep beraber coşkuyla mücadele ederek ve grev kırıcıları şu ya da bu yolla ikna ederek başarıya ulaşabilir. THY’nin Genel Müdürlük binası önüne kurulan çadır havaalanına taşınmalı; bütün grevciler, başarıya ulaşana kadar, çoluk çocuklarıyla birlikte orada yatıp kalkmalıdır.

“Bütün bunların örgütlenmesi için, grevci THY işçileri, derhal kendi grev komitelerini seçmeli ve görevini yerine getiremeyenleri hemen geri alıp yerine bir başkasını seçecekleri bu komitenin önderliği altında, diğer havayolu çalışanlarını greve katmak ve diğer işkollarındaki işçileri (özellikle, grev sürecinde olan metal işçilerini) dayanışma eylemleri yapmaya ikna etmek için harekete geçmelidirler. Özetle, THY işçileri, kendi taban örgütlenmeleri aracılığıyla, önderliği, grevi zafere ulaştırmak için Hava-İş bürokrasisinin elinden almalılar. Bu, şirketle yapılacak görüşmelere katılarak tüm talepler kabul edilene kadar grevin sonlandırılmamasını sağlamak için de elzem. Grevin ve THY işçilerinin geleceği, onların bu inisiyatifi geliştirip geliştiremeyeceklerine bağlı.” (Bkz. Toplumsal Eşitlik)

Hava-İş sendikasındaki 22 yıllık “patronluğu” boyunca, THY’de esnek çalışmanın ve taşeron kullanımının kurumsallaşmasında, çalışma koşullarının ağırlaşmasında ve ücretlerin düşürülmesinde baş rolü oynamış olan “solcu” Ayçin yönetimi, 15 Mayıs’taki grevi başlatırken ve sürdürürken bilinçli bir şekilde izlediği yıkıcı yöntemlerle, sektör çalışanlarına son derece ağır bir darbe indirmiştir. Sivil havacılık patronlarına “dikensiz gül bahçesi” sunma amacına hizmet eden bu darbenin etkilerinin sektör çalışanları ile sınırlı kalmayacağından hiç kimsenin kuşkusu olmamalı.

Öte yandan, kendilerine “sosyalist”, “devrimci” vb. sıfatlar yükleyen sahte sol grupların Ayçin gibi sendika bürokratlarını “solcu” ve “sınıf mücadeleci” gibi gösterme çabası, işçilerin sendika bürokrasisine olan derin güvensizliğini ve haklı öfkesini, genel olarak örgütlenmeyi ve sosyalizm mücadelesini de kapsayacak şekilde genelleştirmektedir. Bu yüzden, sermayenin siyaset kurumu ve medya içindeki sözcüleri ile Stalinist’inden Pablocu’suna, liberalinden ulusalcısına kadar bütün küçük-burjuva solunu bir araya getiren bu bilinçli propagandaya karşı durmak, işçi sınıfının sermayenin saldırılarına başarıyla karşı koyabilmesi ve bağımsız sosyalist örgütlenmesi için yaşamsal bir öneme sahip.

İşçiler, sendikal yapıların kendileri için birer hapishane, sendika bürokratlarının ise sermayenin gardiyanları olduğunun farkındalar, sözkonusu örgütlenmelere zerre kadar güvenmiyorlar ve bunu, onlara uzak durarak gösteriyorlar. Genel olarak örgütlenmeden uzaklaşma biçimindeki bu kafa karşısıklığının, perspektifsizliğin sorumlusu, bu örgütlerin çevresinde yaşam alanı bulmaya çalışan (ve oralardan beslenen) küçük-burjuva soludur.

Bununla birlikte, kapitalizmin sürmekte olan krizi ve daralan talep, başta THY olmak üzere sivil havacılık sektöründe giderek daha fazla hissedilecektir. Bu yıl İspanya’da İberia ve Almanya’da Luftansa gibi havayolu şirketlerinde yaşanan grevler bu sürecin başladığının ifadesidir (Daha fazla bilgi için bkz. Toplumsal Eşitlik THY Grevi Bülteni). Keskinleşen rekabet ile birlikte, sivil havacılık sektöründe işçilere yönelik saldırılar (ücret kesintileri, esnek çalışma, işten çıkarmalar vb.) daha da artacaktır.

Özetle, Ayçin önderliğindeki “solcu” bürokratların 22 yıllık egemenliğinin sona ermesi ve onun yerini şirket yanlısı politikaları sürdürmek için herhangi bir maskeye ihtiyaç duymayan sağcıların alması, THY’de suların durulduğu anlamına gelmiyor. Tersine, önümüzdeki döneme, yeni Hava-İş yönetiminin sandığının tersine, “barış ve uzlaşma” değil; THY çalışanlarının da içinde yer alacağı sert işçi mücadeleleri damgasını vuracaktır.

Kapitalizmin tarihinin en derin krizini yaşadığı koşullarda, şirketlerin ve onların emrindeki hükümetlerin işçi sınıfına yönelik kapsamlı saldırısına sendikalar ve toplu iş sözleşmeleri (sınıf uzlaşması ve ödünler) yoluyla karşı konulabileceğinden söz etmek, en hafif deyimle, işçilere yalan söylemektir. İşçiler neyi yapmamaları gerektiğini biliyor ve pratikte gösteriyorlar. Onların bilmedikleri, ne yapmaları gerektiğidir. Bunun yanıtını da işçi sınıfının 200 yıla yaklaşan uluslararası tarihsel deneyimlerinde ve Marksist kuramda buluyoruz: Sermayenin bütün kesimlerinden bağımsız, komün / sovyet tarzı öz örgütlenmeleri yaratmak; özel mülkiyet ve kar üzerine kurulu kapitalist sistemin yerine insanların ihtiyaçlarını karşılama temelinde, demokratik planlamaya sahip uluslararası bir sistem olarak sosyalizmi kurmayı hedefleyen devrimci bir siyasi önderliği inşa etmek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir