Terörizm bir kez daha emperyalizmin ve egemen sınıfın hizmetinde

Dün akşam saatlerinde Ankara’nın merkezi Kızılay’da gerçekleşen terörist saldırıda, şu ana kadar 37 kişi öldü, en az 125 kişi yaralandı. Bomba yüklü bir aracın patlatılması ile gerçekleşen bu saldırı, terörün insanlık düşmanı yüzünü bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Son beş ay içinde Ankara’da üçüncü kez gerçekleşen ve henüz hiçbir örgüt tarafından üstlenilmemiş olan bu bombalı saldırının kitlelerin bilincinde yarattığı etki, onun doğrudan yol açtığı can kaybından çok daha yıkıcı sonuçlar içermektedir.

29 kişinin öldüğü ve en az 61 kişinin yaralandığı bir önceki saldırının üstünden bir ay geçmeden düzenlenen bu barbarca saldırı, kimler tarafından düzenlenmiş olursa olsun, aynı öncekiler gibi, egemen sınıfın savaş ve diktatörlük yönelimine kitlesel destek sağlamakta; işçi sınıfının ve gençliğin bu yönelime yedeklenmesine hizmet etmektedir. Kısacası, terörizm, bir kez daha emperyalizmin ve egemen sınıfın elini güçlendiriyor.

Bu insanlık dışı saldırının hemen ardından TV kanallarında yapılan yorumlarda, hiç de üstü örtülü olmayan bir şekilde PKK’ye işaret edilmesi ve Ankara’nın Batılı müttefiklerinin PYD’yi terörist örgüt olarak görmediğinin anımsatılması ondan kimlerin ne amaçla yararlanacağını da gösteriyordu.

Saldırının hemen ardından Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, “Ülkemizin bütünlüğüne, halkımızın birlik ve beraberliğine kasteden bu saldırılar, terörle mücadele konusundaki azmimizi asla azaltmamakta” deniliyor ve ekleniyordu: “Devletimiz, her türlü terör tehdidi karşısında, meşru müdafaa hakkını kullanmaktan asla vazgeçmeyecektir… Vatandaşlarımız endişe etmesin, devletimizin tüm kurumlarının milletimizle işbirliği içinde yürüttüğü terörle mücadele mutlaka başarıyla neticelenecek, terör dize getirilecektir.”

Bu açıklamanın hemen ardından, TSK Irak’ın kuzeyindeki PKK kamplarına hava saldırıları düzenledi; içeride ise, PKK’ye karşı, onlarca insanın gözaltına alındığı kapsamlı bir operasyon başlatıldı. Ayrıca, daha önce de defalarca yaşandığı gibi, dünkü saldırıyı fırsat bilen faşist çeteler, bugün, HDP Edirne il binasına silahlı bir saldırı gerçekleştirdi.

Dünkü saldırının ardında PKK’nin olduğuna ilişkin ilk göndermeler, bugün, medyada yer alan iddialarla birlikte daha bir somutluk kazandı. 37 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyı gerçekleştiren kişinin, Balıkesir Üniversitesi’nde Turizm Otelcilik bölümünde kayıtlı, S.Ç.D adlı bir öğrenci olduğu iddia ediliyor. Haberlere göre, 2013 yılında Balıkesir’den ayrılmış olan S.Ç.D, “PKK terör örgütü üyeliği ve propagandası” gerekçesiyle Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyormuş.

Eğer saldırı S.Ç.D tarafından gerçekleştirilmişse, bu, devletin istihbarat örgütleri tarafından bilinen / izlenen kişilerin gerçekleştirdiği terörist saldırılardan biri ile daha karşı karşıya olduğumuz anlamına gelir. Anımsanacağı üzere, hem Türkiye’de hem de Avrupa’da ve ABD’de daha önce gerçekleşen terörist saldırıların faillerinin kimlikleri tespit edildiğinde, onların devletin güvenlik birimleri ve istihbarat örgütleri tarafından tanındığı ortaya çıkmıştı.

Ayrıca, bu savı güçlendiren bir diğer olgu, saldırının bir önceki saldırıyla neredeyse aynı yerde gerçekleşebilmiş olması ve saldırıdan iki gün önce ABD’nin Ankara büyükelçiliğinin yaptığı “terör saldırısı” uyarısıdır. Büyükelçilik, bu uyarıyı, Türk makamlarının “teyit etmesinin” ardından yayınladığını açıkladı.

Ankara’da gerçekleşen bu son saldırı, tam da iktidarın Kürt illerdeki askeri operasyonları tırmandırma kararının açıklandığı; HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması yönündeki fezlekelerin TBMM Başkanlığı’na verildiği; muhalif basına ve en temel demokratik haklara yönelik saldırıların tırmandığı ve işçi sınıfının dizginsiz sömürüsünün önünü açacak yasaların Meclis’in gündeminde olduğu bir dönemde gerçekleşmiştir. Bu terörist saldırı, aynı zamanda, ABD emperyalizminin ve Ankara’daki siyaset seçkinlerinin Suriye’ye yönelik istila planlarına destek sağlamaya da yardımcı olmaktadır.

Egemen sınıfa savaş ve diktatörlük yöneliminde gereksinim duyduğu “güvenlik kaygısı”nı ve milliyetçi söylemi tırmandırma fırsatı sunan bu insanlık dışı saldırı, doğrudan doğruya ABD emperyalizminin Ortadoğu’da başlattığı ve Türkiye gibi bölgesel güçlerin de derinlemesine dahil olduğu istilacı rejim değişikliği savaşlarının ürünüdür. Suriye’de sürdürülen ve Ankara’daki yönetici seçkinlerin yeni-Osmanlıcı hesaplar içinde suç ortaklığı yaptığı bu savaşa son vermeden, ne milyonlarca Suriyeli göçmenin maruz kaldığı insanlık dışı muamele, ne Kürt halkının uğradığı zulüm, ne işçi sınıfına ve gençliğe yönelik toplumsal ve siyasal saldırılar, ne de Ortadoğu’da yaşanan emperyalist paylaşımın bir aracı olan terör ortadan kalkacaktır.

Ortadoğu’da sürmekte olan yağmacı savaşa son verebilecek tek toplumsal güç, enternasyonalist sosyalist bir program etrafında birleşmiş uluslararası işçi sınıfıdır. İşçi sınıfı, kimden gelirse gelsin böylesi tüm terör saldırılarını mahkum ederken, aynı zamanda, bu saldırıların yalnızca egemen sınıflara hizmet ettiğini görmeli; içeride ve dışarıda tırmandırılan savaşa ve şoven milliyetçiliğe enternasyonalist sosyalizm bayrağını yükselterek karşı koymalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir