Kiev darbesinin ikinci yılı – I. Bölüm

Paylaş

ABD ve onun Avrupalı müttefikleri tarafından desteklenen gitgide artan şiddetli sokak protestoları aylarının ardından iktidardan zor yoluyla uzaklaştırılan Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in ülkenin başkentinden kaçmasından bu yana iki yıl geçti. Yanukoviç’in yetkileri, sözde krizi çözmeyi hedeflemiş olan Avrupalı diplomatlar aracılığıyla muhalefet liderleri ile bir anlaşmayı henüz imzalamış olmasına rağmen, Kiev’deki parlamento tarafından elinden alınmıştı. Kiev’in Maidan Meydanı’nda yoğunlaşan protestolardaki önde gelen siyasetçiler tarafından oluşturulmuş neo-faşist bir milis gücü olan Sağ Sektör, hükümetin güvenlik güçleri ile şiddetli çatışma günlerinin ardından, kent merkezinin kontrolünü ele geçirdi ve Yanukoviç’in iktidarda kalmasına izin veren herhangi bir anlaşmayı kabul etmeyeceğini ilan etti.

Ukrayna’nın seçilmiş hükümetini devirme hareketi, Yanukoviç’in Avrupa Birliği ile bir ortaklık anlaşmasını imzalamayı son dakikada reddettiği Kasım 2013’te başlatılmıştı. Yanukoviç, AB’nin talep ettiği yapısal uyum programının, onun ve partisi Bölgeler Partisi’nin geleneksel taban desteğine sahip olduğu Ukrayna’nın ağırlıklı olarak Rusça konuşan doğudaki sanayi bölgelerine darbe vuracağından korkuyordu. Bu, onun yozlaşmış ve zaten halk desteğine sahip olmayan yönetimine karşı bir toplumsal patlamaya neden olacaktı. Yanukoviç, bunun yerine, krediler, ticaret avantajları ve piyasa fiyatının altında doğalgaza sürekli erişim sunan Rusya ile gümrük birliğine katılmaya karar verdi.

Bunun üzerine, Washington ve Avrupa siyaset kurumunun çeşitli kanatları ile bağlara sahip olan muhalefet partileri, gösterileri harekete geçirdiler. Bir iş dünyası seçkinleri tabakası ile nüfusun resmi politika tarafından gölgede bırakılmaktan bıkmış ve AB ile daha yakın bağlardan çıkar sağlamayı uman daha varlıklı kesimleri adına hareket eden protestolar, Yanukoviç’in oligarşik yönetimine, Rus karşıtı şovenizm ve serbest piyasa politikaları üzerinden karşı çıkıyordu.

Yolsuzluk ve düzen karşıtı biçimsiz sloganları kullanan Maidan protestoları, özellikle ilk aşamalarında ve hükümetin onları bastırma girişiminde bulunduğu sonraki dönemlerde, halkın daha geniş kesimlerinden bir ölçüde destek kazandı. Yine de, Maidan gösterileri, doruk noktalarında, 45 milyonu aşkın bir nüfusa sahip bir ülkede hiçbir zaman 300.000’den fazla insanı kendine çekmedi. Ne kitlesel grevler ne de destek için işçi eylemleri düzenleyen ülkedeki işçiler, bir sınıf olarak, uzak durdular.

Maidan hareketinin siyasi karakteri, hızla netleşti. Ukrayna’nın aşırı milliyetçi ve neo-faşist partilerinden temsilciler, ülkenin süper zenginlerinin yanında ön plana çıktılar. 65 milyon dolarlık bir servete sahip olduğu tahmin edilen Ukraynalı boksör Vitali Kliçko, protestoların sözcülerinden biriydi. Nazi döneminin sembolleriyle donatılmış aşırı sağcı taburlar gösterilerde yürüyüş yaptı ve Maidan’ın hücum kıtaları işlevi gördü.

Batılı diplomatlar, Maidan mitinglerinde gövde gösterisi yaptılar ve kendi hedeflerini nasıl güvence altına alacakları konusunda muhalefet liderleriyle sürekli iletişim içinde oldular. ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Victoria Nuland ile ABD’nin Ukrayna Büyükelçisi Geoffrey Pyatt arasında geçen, sızdırılmış kötü ünlü bir telefon kaydı, Washington’ın Kiev’deki darbe sonrası yönetimin anayasasının belirlenmesinde doğrudan rol aldığını belgeliyordu. Nuland, Kasım 2013’te, ABD’nin, 1991’den beri, “sivil katılımı” ve “demokratik becerileri ve özlemleri” teşvik etme çabası içinde, Ukrayna’ya 5 milyar dolar yatırmış olduğuyla övünüyordu.

Yanukoviç’in 2014’te devrilmesi, ABD’nin, Rusya sınırlarında Washington ile yakın bağlara sahip uysal bir kukla rejim kurma yönündeki çoktandır devam eden çabalarının doruk noktasıydı. Bu operasyonunun nihai hedefi, Rusya’yı, onun olası parçalanmasını ve dolayısıyla ABD’ye Avrasya anakarası üzerinde hegemonya kurma imkanı sağlamayı kapsayacak şekilde, yeni-sömürge konumuna indirgemektir.

2004’teki “Turuncu Devrim”de, Amerikan destekli Viktor Yuşçenko, sokak protestolarının eşlik ettiği tartışmalı bir seçimde iktidarı Yanukoviç’ten zorla alabilmişti. Ama Yuşçenko ve onun kısa süreli eski müttefiki Yulia Timoşenko, halk desteğini hızla kaybetti. Onların yozlaşmış serbest piyasa politikaları, varlıklı üst orta sınıf tabakaları ve ülkenin oligarklarını zenginleştirirken, işçilerin yaşam standartlarını aşağı çekmişti. 2010 yılında, Moskova ile yakın bağlarını koruyan Yanukoviç, devlet başkanlığı seçimlerini kazandı.

Yanukoviç’in 2014’te hükümetinin ABD’ye ve AB’ye yönelik tutumunu değiştirmedeki isteksizliği, Batılı emperyalizm tarafından kabul edilemez görüldü. 2014 başında barışçıl iddialarından vazgeçtiğini ve açık bir şekilde militarizm ve gerçekçi politika yoluna döndüğünü ilan eden Almanya, ABD ile birlikte, Yanukoviç’i görevden ayrılmaya zorlamakta kararıydı. 2011’de ABD destekli bir darbe sırasında vahşice öldürülmüş olan Muammer Kaddafi’ninkine benzer bir sona uğrayacağından korkan Yanukoviç, ülkeden kaçtı. Maidan’ın arkasında duran sağcı güçler, Ukrayna’nın yeni hükümeti olarak başa geçirildi.

Yeni yönetimin başına, Timoşenko’nun milliyetçi Anavatan Partisi’nin önderlerinden Arseniy Yatsenyuk geçti. Timoşenko, kısa süre sonra, Ruslara karşı bir “yakıp yıkma” politikası; Ukrayna nüfusunun yüzde 17’sini oluşturan ve dilleri, etnik Ukraynalılar dahil olmak üzere, ülkenin büyük kısmında konuşulan “bu pislikleri öldürme” çağrısı yapacaktı.

Yatsenyuk, 1991’de Ukrayna Sosyal-Ulusal Partisi olarak kurulmuş neo-faşist örgüt Svoboda’ya altı bakanlık verdi. Artık ABD ve Almanya tarafından “demokratik” Maidan hareketi içindeki önde gelen güç olarak kucaklanan Svoboda, 2012’de, Avrupa Parlamentosu tarafından, “ırkçı, Musevi karşıtı ve yabancı düşmanı görüşleri” nedeniyle kınanmıştı. Avrupa Parlamentosu, o sıralarda, Ukrayna parlamentosuna, Svoboda ile “işbirliği yapma, onu destekleme ya da onunla koalisyon kurma” diye seslenmişti. Partinin önderi Oleh Tyahnybok, “Ukrayna’yı kontrol eden Rus-Musevi mafyası”nı ezme kararlılığını defalarca ilan etti.

İki yıl sonra, Ukrayna ne durumda? Şubat 2014 darbesinin Avrupa’da ve uluslararası ölçekte hangi kapsamlı sonuçları oldu?

Ukrayna’daki Maidan operasyonu, dünyayı savaşın eşiğine getirmiştir. Olayın hemen ardından, ülkenin ağırlıklı olarak Rusça konuşan güneydoğusunda, halkın Ukrayna’dan ayrılmayı talep ettiği muhalefet patlak verdi. Kiev, buna kaba kuvvetle karşılık verdi. Daha sonra, Kırım’ın ezici çoğunlukla Rus olan nüfusu, Rusya ile yeniden birleşme yönünde oy verdi ve ardından, yarımada Rusya tarafından ilhak edildi.

Bu, Kırım’da ve Doğu Ukrayna’da askeri saldırganlıkla suçlanan Kremlin’e karşı histerik bir kampanyaya yol açtı. Rusya, Doğu Avrupa’ya egemen olma ve eski SSCB topraklarında yeniden bir imparatorluk kurma peşinde olmakla suçlandı. New York Times, Ukrayna’nın güneydoğusunu istila eden maskeli Rus askerlerinin fotografik kanıtı gibi görünen ve kendisine ABD hükümeti tarafından servis edilmiş olan fotoğrafları yayınladı. Bu, gazetenin, üzerinde oynanmış fotoğraflara dayanan ve geri çekmek zorunda kaldığı bir hikayeydi. Malezya Havayolları’na ait uçak Ukrayna’da düşerek parçalandığında, ABD ve müttefikleri, uçağın düşürülmesinden Kremlin’i ve Ukrayna’nın güneydoğusundaki Rusya destekli ayrılıkçıları suçladılar. Bunu desteklemek için, bugüne kadar hiçbir somut kanıt gösterilmedi ve uçağın düşürülmesinden kimin sorumlu olduğu, bugüne kadar hala çözülmemiş olarak duruyor.

Tüm bunlar, Rusya sınırları boyunca çok büyük bir ABD-NATO askeri yığınağını meşrulaştırmak için kullanıldı. NATO güçleri Baltık devletlerinde konuşlandırılıyor, Karadeniz’de askeri tatbikatlar gerçekleştiriliyor, Polonya doğu komşusu ile savaşa hazırlanıyor ve iddia edilen Rus saldırganlığını caydırmakla bağlantılı olarak, neredeyse her zaman nükleer silahların kullanılması olasılığından söz ediliyor.

ABD Başkanı Obama, Eylül 2014’te, Estonya’yı ziyareti sırasında, Moskova’ya düşman sağcı milliyetçi yönetimler tarafından yönetilen Baltık devletlerini savunmaya “sarsılmaz”, “sonsuz”, ve “kırılmaz” bağlılığını ilan etti. ABD hükümeti, Amerikan halkının düşüncelerini bütünüyle hiçe sayarak, Estonya, Letonya ya da Litvanya ile Moskova arasında bir çatışma durumunda nükleer silahlı Rusya’ya savaş açma sözü verdi.

ABD ve Avrupa, Putin hükümetini istikrarsızlaştırma ve Rusya’nın parçalanmasını kışkırtma çabası içinde, Moskova’ya, döviz spekülasyonu ve petrol fiyatında bir çöküş ile birlikte ülkeyi durgunluğa itmiş ve yaşam standartlarını çarpıcı bir biçimde aşındırmış olan ekonomik yaptırımlar uyguladı.

Ukrayna’ya gelince; ülkenin ekonomisi, 2015 yılında yüzde 10 daraldı. Kiev, Uluslararası Para Fonu’nun taleplerini karşılamak için sosyal programlara yapılan harcamaları kesti, ücretleri dondurdu, kamu çalışanlarını işten çıkardı ve tüketicilere ödettiği kamu hizmetlerinin fiyatlarını keskin bir şekilde arttırdı. Hükümet, geçtiğimiz yıl, doğalgazın bedelini yüzde 285, suyun fiyatını ise yüzde 70’den fazla arttırdı. Öğretmenlerin yüzde 15’i işten çıkarıldı. Hükümetin ekonomide “reform yapmak” için yeterince hızlı hareket etmediğinde ısrar eden IMF, hala, 35 milyar dolarlık bir kurtarma paketinin üçüncü dilimini vermeyi reddediyor.

2015’in ortasında, Ukrayna nüfusunun üçte biri, ortalama aylık ücretin yaklaşık 1.176 grivna (50 dolar) olduğu koşullarda, yoksulluk sınırının altında yaşıyordu. Dünya Bankası verilerine göre, bu, [yoksullukta] 2013’e göre yaklaşık dört katlık bir artış. Geçtiğimiz yıl, genç işsizlik oranı, Ukrayna’nın SSCB’nin dağılmasının parçası olarak bağımsız bir devlet haline geldiği 1991’den bu yana en yüksek seviye olan yüzde 23’e ulaştı.

Hükümet ve aşırı sağcı paramiliter taburların Rusya yanlısı ayrılıkçı hareketi bastırmaya çalıştığı Ukrayna’nın Donbass bölgesinden, bir buçuk milyon insan kaçmış durumda. Sığınmacı seli, bir açlık krizi ortaya çıkardı. Dünya Gıda Programı, yerinden edilmiş tahminen 260.000 insana yemek vermek için acil olarak 35 milyon dolara ihtiyaç duyuyor. Doğu Ukrayna’daki savaş, günde tahminen 5 milyon dolara mal oluyor ve 9.000’den fazla ölüme yol açmış durumda.

Yaygın firarlar ve zorunlu askerliğe yönelik kitlesel muhalefetin ağırlığı altında dağılmış olan Ukrayna silahlı kuvvetleri, Amerikan askeri danışmanlarının yardımı ve Washington’dan nakit akışları ile destekleniyor. Ukrayna ordusu, hükümetin çoğu kez kontrol etmekten aciz olduğu yağmacı neo-faşist çetelerle işbirliği yapıyor. Bizzat Kiev’deki yönetim, bu milisler hakkında, kaçırma, cinayet, silahlı saldırı ve soygun nedeniyle soruşturmalar açıyor.

“Çikolata Kralı” oligark Devlet Başkanı Petro Poroşenko başkanlığındaki hükümet, ateşli sağcılardan, aşırı milliyetçilerden, komünizm karşıtlarından ve açık Nazi sempatizanlarından oluşan kadrolarla çalışmaya devam ediyor. Svobada Partisi’nin üyesi ve Sağ Sektör’ün önderi olan Dmitro Yaroş, hükümete askeri danışman olarak hizmet ediyor. Aşırı sağcı şiddet, ülkenin dört bir yanında düzenli olarak patlak veriyor. Ukrayna milliyetçisi çeteler, geçtiğimiz ay, Maidan’ın ikinci yıldönümünü anmak için Kiev, Lviv ve Mariupol’deki Rus bankalarını yakıp yağmaladılar. Amerikan özel istihbarat düşünce kuruluşu Stratfor, ülkede “sağcı hareketlerin yaygınlaşması” hakkında yazı yazıyor.

Nüfusun geneli, Yanukoviç’ten sonraki hükümetten nefret ediyor. Poroşenko’ya olan destek, Mayıs 2014’te yetkiyi almasından bu yana 30 puan düşmüş durumda ve şu anda, öncelinin oldukça altında, sadece yüzde 17 oranında. Poroşenko’dan daha fazla nefret edilen muhtemelen tek kişi, IMF’nin meydandaki cellatı olan Başbakan Yatsenyuk’tur. O, halkın yüzde 8’inin desteğine sahip ve geçtiğimiz ay parlamentoda yapılan bir güven oylamasından zar zor sağ çıktı.

Maidan’ın Ukrayna’da demokratik bir rönesansı başlatacağı iddiası, paramparça olmuş durumda. Aynısı, Yanukoviç’in zorla görevden alınmasının, hükümetin barışçıl protestoculara yönelik katliamına karşı savunma amaçlı bir karşılık olduğu argümanı için de geçerli. Kışkırtmasız bir saldırıda göstericilerin Yanukoviç’in güvenlik güçleri (Berkut) tarafından öldürüldüğü ileri sürülen 20 Şubat 2014 “keskin nişancı katliamı”nın, bilim insanı Ivan Katchanovski’nin sözleriyle, “hükümeti devirme ve iktidarı ele geçirme amacıyla akıllıca planlanmış ve gerçekleştirilmiş bir yanıltma harekatı” olduğunun kanıtları ortaya çıkmaya devam ediyor. En son, bir Maidan tetikçisi olan Ivan Bubenchik, kendisinin, güvenlik güçleri kalabalığa ateş açmadan önce iki Berkut komutanını vurarak öldürdüğünü itiraf etti.

Geçtiğimiz iki yılın olayları, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin (WSWS) ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin tutumunun doğruluğunu kanıtlamıştır. WSWS, yorulmak bilmez bir şekilde, Maidan’ın arkasındaki sağcı güçleri teşhir etmiş ve Kiev darbesinin tehlikeli sonuçlarına dikkat çekmişti. WSWS, olayın kökenlerini, Sovyetler Birliği’nin Stalinist Komünist Parti bürokrasisi eliyle dağıtılması, ABD emperyalizminin Avrasya üzerinde egemenlik kurma yönündeki doymak bilmez yönelimi ve yalnızca, işçi sınıfı zararına edinilmiş kendi yağmaya dayanan servetini savunma peşinde koşan Rus egemen seçkinlerinin gerici karakteri bağlamında açıklamıştı.

25 Şubat 2014, şöyle yazmıştık: “Ukrayna’daki son olaylar, uluslararası işçi sınıfına yönelik bir uyarıdır. Ukrayna’daki durum, işçilerin kendilerine siyasi gelişmelere bağımsız olarak müdahale etme olanağı sağlayacak bir perspektiften ve partiden yoksun olduğu koşullar altında, son derece gerici bir yönde ilerlemiştir. Avrupa’da Hitler’in Üçüncü İmparatorluk’unun 1945’te yıkılmasından bu yana düşünülemez olan şey gerçekleşmiştir: ABD ve Almanya ülkeyi kıyasıya ve çekinmeden istikrarsızlaştırırken, faşistler sahadaki belirleyici güç haline gelmiş durumda.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir