Suudi Arabistan’daki toplu idamlar

Aynı anda 47 tutukluyu idam eden, Washington’ın Arap dünyasındaki en yakın müttefiki olan Suudi Arabistan monarşi diktatörlüğü, Yeni Yıl’a bir kan seliyle girdi.

Bu devlet cinayetleri dalgası, krallık çapındaki 12 ayrı hapishanede gerçekleşti. Hapishanelerin sekizindeki hükümlülerin başları vurulurken, diğer dördündekiler idam mangaları tarafından öldürüldü. Ardından, başsız cesetler çarmıha gerildi ve kraliyet ailesinin mutlak iktidarına karşı çıkmayı düşünecek olanlara yönelik iğrenç bir uyarı olarak halka açık yerlerde asılı bırakıldı.

İdam edilenlerden en önde geleni, Müslüman bir din adamı ve Suudi Arabistan’ın baskı altındaki Şii azınlığının önde gelen sözcüsü Nemr Bakır En-Nemr’di. İşkence altında sorgulanan ve ardından düzmece bir mahkemeye çıkarılan Nemr, “hükümdara itaatsizlik”i ve “gösterileri teşvik, onlara önderlik ve katılım”ı içeren suçlardan mahkum edilmişti.

Bu “suçlar”, 2011’de, Suudi Arabistan’ın ağırlıklı olarak Şii Doğu Vilayeti’ne hızla yayılan ve halkın demokratik reformlar ve Sünni monarşisinin Şii nüfusa yönelik ayrımcılığının ve baskısının sona ermesi taleplerini ifade eden kitlesel gösterilerden kaynaklanıyordu.

Nemr’in yanında, biri sözde suçu işlediği sırada reşit olmayan üç Şii tutuklu daha idam edildi. İdam edilenlerin geri kalanı, 2003-2006 arasında Suudi Arabistan’da gerçekleştirilen El Kaide saldırılarına dahil olmakla suçlanan Sünniler’di.

Riyad’daki rejim tarafından gerçekleştirilen barbarca öldürme serisi, hem iç hem de uluslararası amaçların yönlendirdiği, hesaplanmış bir siyasi eylemdir. Suudi monarşisi, Nemr’in idamını, kendi egemenliğine yönelik her türlü muhalefetin bir terör eylemi ile özdeş görülmesini sağlamak için, El Kaide üyesi olduğu iddia edilenlerinki ile birleştirmiştir. Onun amacı, ilk olarak, nüfusun yaklaşık yüzde 15’ini oluşturan ve önemli bir petrol üretim bölgesi olan Doğu Vilayeti’nde yoğunlaşan Şii azınlığın gözünü korkutmaktır.

Suudi Sarayı, aynı zamanda, teşvik ve finanse ettiği ve başka yerlerde ideolojik olarak ilham verdiği, özellikle Suriye’de korkunç etkisi olan İslamcı terörizmin içeriye taşınmasına yönelik her türlü girişimi kıyasıya bastıracağına ilişkin kanlı bir işaret veriyordu. Monarşi, Vahhabi dini ideolojisi ve toplu kafa kesmeleri bizzat Suudi Arabistan’da uygulanan devlet terörünü model alan IŞİD ve El Nusra Cephesi gibi gruplar biçiminde dizginlerinden boşaltmış olduğu Frankenstein canavarının tutsağı olabileceğinden giderek daha fazla korkuyor.

Daha genel olarak, Suudi Arabistan’ın egemen ailesini oluşturan zamparalar ve asalaklar, onları önceki kraliyet hanedanları gibi alaşağı edebilecek ve kütüğün üzerinde bizzat kendi başlarının olacağı bir toplumsal patlamanın koşullarının oluşuyor olduğundan korkmaktadırlar. Petrol fiyatlarının hızla düşürülmesi -ki bu, hem Rusya hem de İran ekonomisinin altını oyma amacıyla Washington tarafından desteklenen, üretimde herhangi bir azaltmayı reddetme kararının ürünüdür- bizzat Suudi ekonomisine zarar vermeye başlıyor.

Suudi yönetimi, geçtiğimiz yılın sonunda, 2015’te 98 milyar dolarlık bir bütçe açığına ulaşmış olduğunu ve bu yıl da benzeri bir açık beklediğini açıklamıştı. Yönetim, gelirleri arttırmaya yönelik çaresiz bir girişimle, benzin fiyatlarına yüzde 50’lik zam yaptı ve kamu harcamalarında, özellikle de Suudi toplumunun geniş yoksul kesiminin kıt kanaat geçinmesine olanak sağlayan ekonomik sübvansiyonlarda yeni kesintiler başlatıyor. Financial Times, yeni bütçeyi “radikal kemer sıkma”ya alıştırma olarak tanımladı.

Bu koşullar altında, kafa keserek idamlardaki keskin artışın (2015’te en az 158 insan bu yöntemle öldürüldü), bir kitlesel gözdağı aracı işlevi görmesi amaçlanıyor.

Şeyh Nemr’ın devlet tarafından öldürülmesi, uluslararası cephede, bölge genelinde mezhep çatışmasını radikal bir şekilde yoğunlaştırmak üzere tasarlanmış, hesaplı bir provokasyonu temsil etmektedir. Bu, Şii Müslüman önderliği “ilahi intikam” uyarısıyla tepki veren İran’ı provoke etmeyi amaçlıyor. İdam, Tahran’daki Suudi büyükelçiliğine ve İran’ın Meşhed kentindeki bir konsolosluk binasına yönelik yangın bombası saldırılarını kapsayan gösterileri tetikledi. Riyad, buna, İran ile diplomatik ilişkilerini keserek karşılık verdi.

Suudi monarşisi, Suriye’deki iç savaşı, kendisinin ve Batılı müttefiklerinin asıl hedefleri olan rejim değişikliğine ulaşılmadan sona erdirme yönündeki her türlü girişimi sabote etmeye kararlıdır. Suudi yönetimi, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın başlıca müttefiki olan İran ile gerilimleri şiddetlendirme yoluyla, bu yöndeki herhangi bir çözümü önlemeyi ve bizzat İran ile savaş koşullarını yaratmayı umuyor.

Riyad, toplu idamlarla aynı gün, rastlantı olamayacak şekilde, üyeleri Şii nüfustan gelen bir isyancı hareket olan Husilerin isyanını bastırmak amacıyla yasadışı ve ölümcül bir müdahaleye önderlik ettiği Yemen’deki sözde ateşkesin sona erdiğini ilan etti.

Suudi Arabistan’daki Şii din adamının idamı, Ortadoğu’da zaten ivmelenerek artmakta olan bölgesel çatışmayı genişletmek için tasarlanmıştır. Bu, 1914’te Avusturya Arşidükü Ferdinand’a yönelik suikast gibi, sonuçta büyük güçleri çok daha kanlı bir küresel çatışmaya çekme potansiyeline sahip bir olaydır.

Suudi rejiminin suçlarının başlıca sorumluluğu, onun esas patronu olan ABD emperyalizmine aittir. Suudi Arabistan’daki vahşi monarşi, sadece feodal geriliğin bir kalıntısı değildir. Aksine, o, 1930’lar ve 1940’larda Texaco ve Standard Oil tarafından güvenceye alınmış imtiyazlardan, Suudi monarşisini Amerikan askeri-sanayi bloğunun bugünkü baş müşterisi yapan şimdiki geniş çaplı silah satışına kadar, ABD’nin Ortadoğu’daki emperyalist müdahalesinin doğrudan ürünüdür.

Washington, Suudi Arabistan’daki toplu kafa kesme idamlarına, ABD’nin kendi politikaları ile hiçbir ilişkisi olmayan, önemsiz sonuçlara sahip bir olay gibi tepki gösterdi. Hem Beyaz Saray hem de Dışişleri Bakanlığı, Suudi rejimine, insan haklarına saygı gösterme yönündeki biçimsel çağrıları “tekrar teyit eden” ama Şeyh Nemr’e yönelik siyasi suikasta ilişkin hiçbir doğrudan kınama yapmayan ikiyüzlü açıklamalar yayınladılar.

ABD, Yemen’deki dokuz aylık savaşı -on binlerce insanı evsiz sığınmacılara dönüştürürken binlerce sivil Yemenliyi katleden canice bir saldırganlığı- mümkün kılacak şekilde, Suudi bombardıman uçaklarına havadan yakıt ikmali yapmanın yanı sıra bomba ve hedef bilgisi sağlarken, Pentagon ile CIA, Suudi monarşisinin içerideki baskısında bütünüyle ortaktır.

Kana bulanmış Suudi monarşisi, ABD emperyalizmi tarafından Ortadoğu’da yürütülen yağmacı politikanın bir dışavurumudur. Washington’ın bu aşırı gerici rejimi savunusu ve ona yönelik güveni, bölgede birbirini izleyen ABD askeri müdahaleleri için gösterilen, sözde “terörle mücadele”den “demokrasi”nin ve “insan hakları”nın desteklenmesine kadar bütün bahaneleri teşhir etmektedir.

Son tahlilde, Suud Hanedanlığı ile bir ittifak üzerine kurulu her politika, Ortadoğu’da sınıf mücadelesinin canlanmasıyla birlikte çökecek bir iskambil kuledir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir