Suriye ve Güney Çin Denizi: Dünya savaşı için iki parlama noktası

Paylaş

Bu hafta bir Rus bombardıman uçağının Türk savaş uçakları tarafından düşürülmesi, küresel gerilimleri çarpıcı biçimde tırmandırdı ve nükleer silahlı güçler arasında bir çatışma tehlikesini ortaya çıkardı. Bununla birlikte, Başkan Barack Obama, Ortadoğu’da ABD önderliğindeki savaş dünyayı bir bıçak sırtına yerleştirirken bile, geçtiğimiz haftayı, Güney Çin Denizi’ndeki toprak iyileştirme [adacıklar oluşturma  -çev.] faaliyetleri üzerine Çin ile çatışmayı tırmandırmaya harcadı.

Obama, ABD’nin, savaşa yol açsa bile, Çin’in denizle ilgili iddialarına meydan okumaya devam edeceğini ikna edici bir biçimde açıklamaya kararlı bir şekilde, Asya’daki üst düzey toplantılarda yer aldı (Manila’daki Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği -APEC- ve Doğu Asya Zirvesi’nin destek sağladığı Doğu Asya Ülkeleri Birliği toplantıları).

Pentagon, geçtiğimiz ay, bu zirvelerin öncesinde, provokatif bir şekilde Çin kontrolündeki adacıkların çevresindeki 12 millik kara sularının içine USS Lassen güdümlü füze muhribini göndermiş ve aynı bölgenin yakınına nükleer kapasiteli B-52 stratejik bombardıman uçaklarını uçurmuştu. Güney Çin Denizin’deki ihtilaflı taraflardan birinin, 2-Rus uçağının vurularak düşürülmesi gibi bir provokasyonu, kazası veya yanlış hesabı, yıkıcı bir çatışma için tetikleyici olabilir.

Obama, Manila’da, ilk olarak, Filipinler donanmasının amiral gemisi Gregorio del Pilar’ın güvertesinde, ülkenin savunma bakanı ve genelkurmay başkanını da kapsayan askeri yetkililere hitap etti. O, bu fırsattan, Güney Çin Denizin’de “denizlerde dolaşım özgürlüğü”ne bağlılığını yeniden ilan etmek için yararlandı ve “bölge çapındaki müttefiklerimize ve ortaklarımıza denizcilik güvenliği yardımı” sağlamak için 250 milyon dolarlık yardımda bulunulacağını duyurdu.

Obama yönetimi, “denizlerde dolaşım özgürlüğü”nü, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın 2010’da ABD’nin Güney Çin Denizi’nde bir “ulusal çıkar”a sahip olduğunu ilan etmesinden bu yana, sürekli olarak, Çin ile komşuları arasındaki denizle ilgili anlaşmazlıklara müdahale etmek için bahane olarak kullanmıştır. Washington, Çin’e uluslararası hukuka bağlılıktaki başarısızlığı üzerine sürekli olarak ders vermekle birlikte, rakip denizcilik iddialarını karara bağlayacağı varsayılan BM Deniz Hukuku Antlaşması’nı onaylamış değil.

Obama’nın Manila’daki açıklaması, Pekin’in suratına indirilmiş ağır bir tokat oldu. Çin, Güney Çin Denizi’nin, ticaret ve ekonomi konularına odaklanan APEC zirvesinde ele alınmamasında ısrar etmişti. Obama, bu tutumunu Filipinler Devlet Başkanı Benigno Aquino ile toplantısında sürdürdü. O, baş suçlu olarak, dolaylı biçimde bahsetmek yerine özellikle Çin’in adını andı ve onun iyileştirme faaliyetlerini, yeni inşaatları ve askerileştirmeyi durdurmasını talep etti.

Obama yönetimi, geçtiğimiz beş yılda, Güney Çin Denizi’ni tehlikeli bir parlama noktasına dönüştürmüştür. O, Çin’e karşı toprak iddialarını daha saldırgan bir şekilde dayatmaları için özellikle Filipinler’i ve Vietnam’ı teşvik etti. Bölgedeki gerilimlerin kasıtlı olarak kışkırtılması, Obama’nın, Asya’da tartışmasız bir Amerikan egemenliğini kurmayı ve Çin’i, gerekirse askeri yollarla, ABD çıkarlarına tabi kılmayı amaçlayan kapsamlı diplomatik, ekonomik ve askeri bir strateji olan “Asya’ya dönüş”ünün parçasıdır.

Obama yönetimi, geçtiğimiz Cumartesi günü, Kuala Lumpur’da (Malezya), “denizcilik güvenliğini ve emniyetini garantiye alma” üzerine bir vurguyla, ASEAN liderleriyle bir “stratejik ortaklığı” onayladı. ABD’nin Japonya’yı ve Filipinler’i kapsayan asli müttefikleri, liderlerin Doğu Asya Zirvesi’ndeki kapalı bir oturumunda, Çinli yetkililerin karşılık vermesini kışkırtacak şekilde, Çin’i eleştirmek için sıraya girdiler. Çin Dışişleri Bakanı Yardımcısı Liu Zhenmin, Çin’in eylemlerini “eleştirilemeyecek kadar mükemmel” diye savundu ve USS Lassen’in ihlalini, Washington’ın “siyasi bir provokasyonu” olarak damgaladı.

Washington’ın Ortadoğu’daki ve Asya’daki eylemlerinin arkasındaki itici güç, dünya kapitalizminin 2008’de patlak vermiş olan kötüleşen krizidir. Küresel hegemonyasını korumaya kararlı olan ABD emperyalizmi, tarihsel ekonomik gerilemesini dengelemek için giderek artan oranda askeri güce başvuruyor. Obama yönetiminin dünyanın görünüşte tamamen farklı alanlarında amaçlarına ulaşmak için pervasızca savaş riskini göze alma eğilimi, büyük çıkarlara işaret etmektedir.

Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski gibi Amerikan jeo-stratejistleri, uzun süredir, devasa Avrasya topraklarını, halkını ve kaynaklarını dünya egemenliğinin anahtarı olarak değerlendiriyordu. Dolayısıyla, Çin ve Rusya, ABD emellerinin ve çıkarlarının önündeki başlıca engeller olarak görülmektedir. Washington’ın Suriye’de Moskova, Güney Çin Denizi’nde de Pekin ile karşı karşıya gelmesi, bu geniş bölge çapında baskın bir konumu güvence altına almayı hedefleyen kapsayıcı bir stratejinin tamamlayıcı parçalarıdır.

Çin’in dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olarak ortaya çıkması, ABD planlarına karşı gelmektedir. Pekin, ABD’nin “Asya’ya dönüş”üne, Avrasya’yı birleştirmeyi amaçlayan hırslı bir büyük proje oluşturarak tepki verdi. 2013’te ilan edilen bu proje, İpek Yolu Ekonomik Kuşağı ve 21. Yüzyıl İpek Yolu ya da Tek Kuşak Tek Yol (OBOR) olarak biliniyor. Devlet Başkanı Xi Jinping, Çin’in, Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan kapsamlı bir yüksek hızlı demiryolları, yollar, hava ve deniz bağlantıları, boru hatları, aktarım sistemleri ve elektrik kabloları ağı oluşturmak için 1,4 trilyon dolar taahhüt etmeye hazır olduğunu belirtti.

Pekin, açık bir şekilde, Avrupalı güçleri anlaşmayı imzalamaya ikna etmeyi ve süreç içinde ABD’yi yalnız bırakmayı umuyor. Projenin savunucularından biri olan Wang Yiwei’nin Mayıs ayında açıkladığı gibi: “Yeni İpek Yolu Girişimi, jeopolitik ağırlık merkezini ABD’den uzaklaştırmaya ve yeniden Avrasya’ya yönlendirmeye yardımcı olabilir. Avrupa, Avrasya’nın yeniden canlanması yoluyla dünyanın merkezine dönüşmek için tarihsel bir fırsatla karşı karşıyadır.”

ABD emperyalizmi bu tür bir gelişmeyi hoş göremez. Nasıl ki “Asya’ya dönüş”, Asya genelinde Çin’e karşı askeri ittifakların ve ortaklıkların sağlamlaştırılmasını kapsıyorsa, ABD, aynı şekilde, Avrupalı müttefikleri ile Rusya ve Çin arasında bağlar kurulmasını da sekteye uğratmaya ve engellemeye çalışıyor. NATO’yu kapsayan bir çatışma potansiyeli göz önünde bulundurulduğunda, Washington’ın Türkiye’ye Rus savaş uçağını vurup düşürmesi için yeşil ışık yaktığına şüphe yoktur. ABD, böylece, Suriye’deki savaş üzerine Rusya ile yakın işbirliği yapmaya yönelik Fransız planlarını etkin bir şekilde baltalamıştır.

Ne Moskova ne de Pekin, Washington’ın askeri provokasyonlarına ve savaş tehditlerine karşı herhangi bir ilerici yanıta sahip değildir. Her iki rejim de, kapitalist restorasyon süreçleri yoluyla ortaya çıkmış ve servetlerini işçi sınıfı zararına biriktirmiş olan süper zengin oligarkların sınıf çıkarlarını temsil etmektedir. Onların tepkileri, emperyalizme yaltakçı başvurular ile yalnızca savaş tehlikesini arttıran askeri yaygara ve eylemler arasında sallanmaktadır.

Gezegen, bir üçüncü dünya savaşına doğru amansızca ilerliyor. Bu, yalnızca, emperyalist yırtıcılığın ve çatışmaların kaynağı olan kapitalizmi ortadan kaldırmak üzere birleşmiş sosyalist bir uluslararası işçi sınıfı hareketinin devrimci müdahalesi yoluyla durdurulabilir.

27 Kasım 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir