Süleymani suikastının ardından Avrupalı hükümetler ABD’nin devlet terörünü savunuyor

Paylaş

Washington’ın İranlı General Kasım Süleymani’yi hedef gözeterek öldürmesi, Avrupa nüfusu içinde muhalefete ve dehşete yol açtı. Bu suç oluşturan devlet terörü eylemi, Ortadoğu’yu bir başka katliama sokma ve tüm dünyayı nükleer bir yangın yerine sürükleme tehdidi yaratıyor. Trump, her gün, İran’ın kültürel alanlarını yok etme tehdidi gibi hem uluslararası hukuka hem de Amerikan yasalarına göre savaş suçu olan yeni tehditler savuruyor.

Fakat Avrupalı hükümetler, gitgide daha çok II. Dünya Savaşı öncesindeki Adolf Hitler’i hatırlatan bu ittifak ortaklarının canice eylemlerine hiçbir eleştiride bulunmuyor. Bu hükümetler, gerilimin düşürülmesi çağrısı yaparken, egemen bir ülkenin üst düzey temsilcisinin hedef gözetilerek öldürülmesini bir savaş suçu olarak kınamayı reddediyor ve bunun yerine oklarını İran’a yöneltiyorlar. Her ne kadar Trump’ın eylemini taktiksel bir hata olarak görüyor olsalar da, savaş durumunda ABD’yi desteklemeye hazırlanıyorlar.

Suikasttan iki gün sonra, Almanya Başbakanı Angela Merkel, Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron ve Britanya Başbakanı Boris Johnson tarafından yapılan ilk ortak açıklama, İran’a ve cinayet kurbanı Süleymani’ye saldırarak başlıyor.

Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron ile Almanya Başbakanı Angela Merkel (AP Photo/Francois Mori)

Açıklamanın ilk paragrafından şunlar belirtiliyor: “Irak’taki koalisyon güçlerine yönelik son saldırıyı kınıyor ve İran’ın bölgede IRGC ve General Süleymani komutasındaki Kudüs Gücü üzerinden oynadığı olumsuz rolden büyük endişe duyuyoruz.”

Bunu, gerilimi düşürme çağrısı izliyor: “Tüm tarafları azami itidal ve sorumluluk sergilemeye çağırıyoruz. Irak’taki mevcut şiddet sarmalı durdurulmalıdır.”

Fakat ABD’nin Almanya’nınki kadar nüfusa sahip bir ülke olan İran’a savaş ilanı anlamına gelen Süleymani cinayetinin, kınanmak şöyle dursun sözü bile edilmiyor. Bunun yerine, açıklama şöyle devam ediyor: “Bizler, özellikle İran’ı daha fazla şiddetten ya da yayılmadan sakınmaya ve JCPOA’ya [Kapsamlı Ortak Eylem Planı—2015’te İran’la yapılan ve 2018’de ABD’nin tek taraflı olarak vazgeçtiği nükleer anlaşma] aykırı tüm adımları iptal etmeye çağırıyoruz.”

Johnson, Trump’a, Süleymani’nin “hepimizin çıkarlarına yönelik bir tehdit” olduğunu söylemek ve “ölümüne yas tutmayacağız” demek için telefona sarıldı.

Élysée Sarayı’ndan yapılan resmi açıklamaya göre, Macron, aynı gün Trump’a telefon etti ve “Irak’taki koalisyon çıkarlarına karşı son aylarda düzenlenen saldırılar ışığında müttefikimizle tam dayanışma” sözü verdi.

Açıklamaya göre Macron, “General Kasım Süleymani’nin komutası altındaki Kudüs Gücü’nün istikrarsızlaştırıcı faaliyetleri hakkındaki kaygılarını dile getirdi ve İran’a, bu faaliyetlere derhal son vererek bölgedeki istikrarsızlığı derinleştirebilecek herhangi bir askeri tırmanmadan kaçınması gerektiğini hatırlattı.” Macron, ayrıca, “Fransa’nın gerilimleri yatıştırmak için bölgesel ve uluslararası ortaklarıyla işbirliği yapma kararlılığını vurguladı.”

Alman hükümeti de benzer açıklamalar yaptı. Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Bild am Sonntag gazetesinde, öldürülen Süleymani’yi “Ortadoğu genelinde arkasında kan ve yıkım izi” bırakmakla suçlayarak şunu ekledi: “AB’nin onu terörist listesine almak için iyi bir nedeni vardı.”

İran, buna, Alman büyükelçisini çağırıp “asılsız, yakışıksız ve yıkıcı açıklamalar”dan ve Washington’ın “terörist saldırısı”na destek olunmasından şikayet ederek karşılık verdi.

Berlin, Paris ve Londra, ABD’nin devlet terörünü haklı gösterirken, olayların seyrini kendi çıkarları doğrultusunda etkilemeye çalışıyorlar. Macron, Irak’ın “güvenliğine ve egemenliğine” desteğini güvence etmek için Irak cumhurbaşkanını aradı. Ayrıca, bazı Arap devletlerinin yöneticileriyle ve Rusya devlet başkanıyla görüşmeler yaptı. Almanya Başbakanı Merkel, Ortadoğu’daki durumu ele almak için bu Cumartesi Moskova’ya gidecek.

Avrupalı hükümetlerin ikircikli tepkisinin arkasında iki etmen bulunuyor.

İlk olarak, ABD ile İran arasında bir savaşın kontrolsüzce tırmanmasının, Avrupa’yı terör saldırıları, artan bir sığınmacı akışı, yüksek petrol fiyatları ve siyasi istikrarsızlık biçiminde vuracak yeni bir felakete yol açacak olmasından korkuyorlar.

Bu kaygı, en açık biçimde, Daily Mail’e verdiği röportajda Britanya’nın eski deniz bakanı Lord West tarafından formüle edildi: “Britanya ile Amerika, İran’da aynı sonucu istiyor. Her ikimiz de, küresel güvenliğe yönelik ciddi bir tehdit doğuran sertlik yanlısı rejimin ortadan kaldırılmasını ve yerini daha ılımlı bir hükümetin almasını istiyoruz.”

West, Britanya “İran’la gerilimi yatıştırmaya” çalışıyor diyerek şöyle devam ediyordu: “Çünkü İran halkı kendisini dünyanın geri kalanı tarafından sürekli kuşatma altında hissettiği sürece, Tahran’da daha akılcı ve uygar bir hükümetin iktidarı alma umudu yok.” Buna karşın, Trump’ın stratejisi, “sert yaptırımlara ve amansız şiddete başvurmak.”

West, devamında şunları belirtti: “Hava ve insansız hava aracı saldırıları ne kadar soğukkanlı olursa olsun, Amerika İran’ı yenilgiye uğratıp tam bir rejim değişikliği gerçekleştiremez. Bu, en az bir milyon çift asker botu karaya ayak basmasını gerektirir. Bu da, en son Vietnam Savaşı sırasında görülen zorunlu askerliğe dönülmesi ve büyük olasılıkla yüzlerce ya da binlerce Amerikalının hayatını kaybetmesi demektir.”

West’e göre Trump, Kasım’daki seçim öncesinde bunu gerçekleştirmeye hazır olmayacak: “Bunun yerine, gerilimler daha da artacak. Dünya, günlerce değil, belki de aylarca, hatta yıllarca savaşın eşiğinde kalacak.”

Lord West’in röportajı, Londra’nın Ortadoğu’daki çıkarlarını daha saldırgan biçimde ileri sürebilmesini sağlamak amacıyla Britanya için büyük bir silahlanma programı talebiyle son buluyor.

Avrupalı hükümetlerin tepkisine yön veren ikinci etmen ise, kendi ülkelerinde artan sınıfsal gerilimlerdir. 2003’te, Avrupa ve dünya genelinde milyonlarca insan, yaklaşan Irak savaşına protesto etmek için sokaklara dökülmüştü. Fransız ve Alman hükümetlerinin savaşa muhalefetinin ve ABD Başkanı George W. Bush’u alenen eleştirmelerinin bundaki rolü az değildi.

Avrupalı hükümetler, bugün benzer bir halk seferberliğini ne pahasına olursa olsun önlemek istiyorlar. Onlar, savaşa yönelik yaygın muhalefetin, Fransa’daki emeklilik kesintilerine karşı kitlesel muhalefetle ve Britanya ile Almanya’da işten çıkarmalara ve yoksulluğa yönelik taşmak üzere olan muhalefetle birleşebileceğinden korkuyorlar.

Toplumsal gerilimlere, ekonomik sorunlara ve uluslararası anlaşmazlıklara, tıpkı ABD hükümeti gibi, devletin baskı aygıtını güçlendirerek, savaş için silahlanarak ve askeri maceralara dalarak karşılık veriyorlar. Trump’ın savaş suçunu savunmalarının ve felakete yol açacağını bildikleri bir çatışmaya katılmaya hazırlanmalarının nedeni budur.

Bu durum hızla medyaya da yansıyor. Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung’taki iki yazı bunun belirtisiydi.

4 Ocak’ta, Stefan Kornelius, “Savaş ilanı” başlıklı bir yazıda Süleymani suikastını haklı gösterirken, aynı zamanda “Trump’ı öldürme emrini vermeye yönlendirmiş olabilecek nedenler, akla yatkın bir stratejiye varmıyor,” diye belirtiyordu. Trump artık “savaş alanının efendisi ama bir stratejiden ve kavrayıştan yoksun.”

Aynı gazetede iki gün sonra çıkan Thomas Avenarius’in yorumu ise çoktan farklı bir tondaydı. Avenarius, “ABD bir barış gücü olarak rolünü sürdürmeli” başlıklı yazısında şunları yazıyordu: “ABD’nin Ortadoğu’daki rolüne yönelik eleştiriler çoğu zaman garantilidir… Ama General Süleymani’nin öldürülmesiyle birlikte bu kez farklı olabilir: en iyi ihtimalle, ABD, barış gücü olarak rolünü sürdürecek. Çünkü Ortadoğu tam bir kaosa batıyor.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir