ABD’nin Süleymani suikastı Erdoğan hükümetini sıkıştırıyor

Suriye’deki ABD destekli El Kaide bağlantılı milislerle ve Irak’ta IŞİD’le savaşan güçlere önderlik eden İranlı General Kasım Süleymani’nin Washington tarafından soğukkanlılıkla öldürülmesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetini sıkıştırmış durumda.

Ankara’nın, onlarca yıllık NATO müttefiki olan, tam olarak da Erdoğan’ın “dostum” diye bahsettiği Başkan Donald Trump tarafından gerçekleştirilen bu yasadışı savaş eylemine tepki göstermesi 10 saat sürdü. Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, Cuma günü Twitter hesabından, “Türkiye olarak tarafları sağduyu içinde hareket etmeye davet ediyoruz,” diye yazdı.

Dışişleri Bakanlığı ise, aynı gün daha sonra yaptığı açıklamada, “Bölgede tırmanan ABD-İran gerginliğinden derin endişe” duyduğunu belirterek ekliyordu: “Türkiye bölgede dış müdahalelere, suikastlara ve mezhepçi çatışmalara her zaman karşı olmuştur.”

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (https://www.flickr.com/photos/rt_erdogan/18825560029/in/photostream/)

Bu açıklama, ABD’nin 2003’teki yasadışı Irak istilasını destekleyen, Suriye’de Devlet Başkanı Beşar Esad hükümetine karşı rejim değişikliği savaşında İslamcı mezhepçi güçlere arka çıkan ve Kürt halkına karşı onlarca yıllık savaşı sürdüren bir hükümetten geliyordu. Bununla beraber, bu açıklama, Ankara’nın İran’a karşı olası bir ABD savaşının Türkiye’yi de içine çekecek olmasından ve Ortadoğu genelinde işçilerin Süleymani cinayetine öfkesinden duyduğu korkuyu yansıtmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cinayete yönelik ilk tepkisi, Cumartesi günü İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından İran’ın IRNA haber ajansı tarafından aktarıldı. Habere göre Ruhani, “Tüm dostlarımızın ve komşularımızın bu suçu açıkça kınamasını bekliyoruz. Eğer ABD’ye karşı sessiz kalırsak, bu onu daha da cesaretlendirip saldırganlaştırır,” dedi ve Erdoğan’a, “İranlı generalin kaybından dolayı İran hükümetine ve halkına baş sağlığı dilediği için” teşekkür etti.

Haberde, Erdoğan’ın şu yanıtı verdiği aktarıldı: “Yabancı müdahaleler ve bölgesel çatışmalar, bölgenin istikrar ve huzura kavuşmasını önlüyor ve bu tür olayların bölge istikrar ve barışını tehlikeye düşürmesinin önüne geçmeliyiz.”

Pazar akşamı katıldığı televizyon programında soruları yanıtlayan Erdoğan, “Türkiye olarak bölgemizde tabii biz her zaman dış müdahalelere karşı durduk ve bu saldırıyı da bu bakışla değerlendirdik,” diyerek önceki açıklamasını yineledi.

Erdoğan, Süleymani suikastından 4-5 saat önce Trump’la bir görüşme yaptığını belirterek şunları söyledi: “Demek ki mesele planlanmıştı. Haberi alınca şok olduk. Ben özellikle kendisine [Trump] İran’la gerilimin tırmandırılmaması telkininde bulundum.”

Suriye’de savaşmak üzere CIA ve Suudi Arabistan tarafından toplanmış, büyük ölçüde El Kaide’nin ve başka İslamcı grupların eski üyelerinden oluşan, Türkiye’nin Suriye’deki İslamcı vekil gücü Suriye Milli Ordusu (SNA, eski Özgür Suriye Ordusu), Cuma günü yaptığı açıklamada, anlamlı bir şekilde, Trump’ın Süleymani’yi öldürmesini kutladı ve öldürülenleri “terörist ve katil” olarak niteledi.

Hükümet yanlısı Yeni Şafak gazetesi yazarı İbrahim Karagül de, Twitter hesabında onları yineleyerek Süleymani’yi bir “savaş suçlusu” olarak adlandırdı ve şunu ekledi: “ABD’nin Irak’ta yaptığını o Suriye’de yaptı.”

Ankara, vekil güçlerinin ve medyadaki kalemşorlarının hızla bölgesel, nükleer silahlı güçleri kapsayan küresel bir savaşı tetikleyebilecek olan bir cinayetten duydukları tiksindirici sevince rağmen, ABD ile İran arasında itidal çağrısı yapıyor ve her iki devletle olan kırılgan ilişkilerini sürdürmeye çalışıyor.

Hükümet, ABD destekli Kürt milliyetçisi Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) Türkiye-Suriye sınırından çıkarma harekatında SNA’yı kullanmakla birlikte, Suriye’de ABD’nin gücünü sınırlama temelinde sadece Moskova’yla değil Tahran’la da hâlâ zayıf bir ittifak içinde. Öte yandan, Türkiye, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarına itiraz etse de, İran’dan petrol alımını geçtiğimiz Mayıs ayında tamamen durdurdu.

Süleymani suikastı, Ankara’nın Ortadoğu ile Doğu Akdeniz’de zaten kırılgan olan konumunu daha da zayıflatacak. Erdoğan, her zamankinden daha zorlu bir durumda bulunuyor. Ankara ile Batılı müttefikleri arasında var olan ve 2016’da Erdoğan’a karşı Washington ve Berlin destekli bir darbe girişimi ile doruğa çıkan büyük anlaşmazlıkların hiçbiri çözülmüş değil; tersine daha da yoğunlaştılar.

Washington’ın itirazlarına rağmen, Ankara Rusya’dan S-400 füze savunma sistemlerini satın alıp konuşlandırdı. Bu yüzden Washington, Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programına katılımını askıya aldı ve Rusya’nın güneyinden gelerek Karadeniz üzerinden Türkiye’ye bağlanan Türk Akımı boru hattına yaptırım getirdi. Haberlere göre Moskova, yeni yıl ile birlikte yeni boru hattı üzerinden Avrupa’ya doğalgaz aktarmaya başlamış durumda.

Aralık ayında, Erdoğan, Trump yönetiminin bu adımlarına, İncirlik ve Kürecik üslerini kapatma tehdidiyle karşılık verdi. Söz konusu üsler ABD’nin Ortadoğu’daki askeri operasyonlarında önemli bir rol oynuyor. Washington, nükleer silahlarını ve kritik radar tesislerini bu üslerde tutuyor.

ABD’nin Süleymani’yi öldürerek İran’a ilan edilmemiş bir savaş açmasıyla birlikte, Washington’ın bu üsleri İran’a saldırmak için kullanmaya çalışması ya da diğer taraftan, İran’ın daha fazla ABD saldırısını önlemek için üsleri bombalaması durumunda, Ankara’nın nasıl tepki vereceği belli değil.

Erdoğan, Pazar günkü aynı televizyon röportajında, Türk askerlerinin Fayiz es-Serrac’ın Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (GNA) desteklemek için Libya’ya gönderilmeye başladığını duyurdu. Bu adım, geçtiğimiz Perşembe günü, TBMM’de, Libya’ya silahlı müdahale tezkeresinin kabul edilerek Erdoğan’a müdahalenin kapsamını belirleme konusunda tam yetki verilmesinin ardından geldi. Erdoğan, konuyla ilgili olarak, “Askerimizin oradaki görevi koordinasyondur. Orada bir harekat merkezi, bu harekat merkezinde de bizim bir korgeneralimiz bulunacak… Şu anda zaten [askerler] peyderpey gidiyorlar,” dedi ancak konuşlandırılan askerlerin sayısına ilişkin bilgi vermedi.

Türkiye ve GNA, Kasım ayının sonunda, askeri yardımı ve deniz sınırlarının belirlenmesini kapsayan anlaşmalar imzalamıştı. Erdoğan hükümeti, Doğu Akdeniz’deki devasa doğalgaz ve petrol rezervleri üzerinde hak iddia etmek için bu anlaşmalara başvuruyor. ABD, Avrupa Birliği ve bölgedeki birçok devlet ise bu adımları kınıyor.

Perşembe günü, İsrail, Kıbrıs Rum yönetimi ve Yunanistan, Türkiye’ye karşıt olarak, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları için bir anlaşma imzaladı. Anlaşma, İsrail ve Kıbrıs açıklarındaki sulardan Yunanistan’a, İtalya’ya ve ötesine doğalgaz taşıyacak bir boru hattını öngörüyor.

GNA’yı aktif biçimde destekleme konusunda iyice yalnızlaşmış gibi görünen Türkiye’nin askeri müdahalesi, geniş kapsamlı sonuçları olan bir çatışmayı tırmandırma tehlikesi yaratıyor. GNA Birleşmiş Milletler tarafından Libya’nın “meşru” hükümeti olarak tanınsa da, şu anda kuşatma altında olan başkent Trablus dışında çok az yeri kontrol ediyor.

Türk birliklerinin Libya’ya konuşlandırılması, ülkenin doğusundaki liman kenti Tobruk merkezli rakip hükümete bağlı General Halife Hafter’in Libya Ulusal Ordusu’nu destekleyen Rusya ile bir cepheleşmeyi tetikleyebilir. Geçtiğimiz hafta, Hafter, Türkiye’nin yaklaşan askeri konuşlanmasına, “Bu meydan okumayı kabul ediyor ve cihat ilan ediyoruz; silah başına,” açıklamasıyla karşılık verdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Çarşamba günü Türkiye’ye yapacağı ziyaretten önce, Pazartesi günü, BM Güvenlik Konseyi, Rusya’nın talebiyle, Libya’daki durumu ele almak üzere kapalı oturumla toplandı. Erdoğan, Kremlin’le bağlantılı Wagner güvenlik firmasından paralı askerlerin Hafter güçlerini desteklemek üzere sahada olduğu suçlamasında bulunmuş ancak Moskova bunu yalanlamıştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir