Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (ABD) Tarihsel ve Uluslararası Temelleri – Bölüm 8

Paylaş

Wohlforth’un İşçiler Birliği’nden Ayrılması

157. Dünya kapitalist krizi ve sınıf çatışmalarının artması, İşçiler Birliği içindeki siyasi sorunları su yüzüne çıkarttı. İşçiler Birliği’nin 1960’ların sonlarındaki ve 1970’lerin başlarındaki büyümesi, büyük ölçüde öğrencilerin ve azınlık gençliğinin radikalleşmesine dayanıyordu. Ancak, ABD birliklerinin Vietnam’dan çekilmeye başlamasıyla birlikte, üniversite kampüslerindeki siyasi ortam kökten değişti ve üye kazanımı sona erdi. İşçiler Birliği, işçi sınıfına dönme göreviyle karşı karşıya kaldı. Bu, yalnızca yaygın pratik faaliyetleri değil; aynı zamanda, nesnel durumun kapsamlı bir Marksist çözümlemesini ve DEUK’un Pablocu revizyonizme karşı mücadelesinin derslerinin görece deneyimsiz parti kadroları tarafından özümsenmesini gerektiriyordu. Oysa partinin faaliyeti, Wohlforth’un yönetimi altında, büyük ölçüde, yalın bir siyasi perspektiften yoksun, eylemci bir karakter edinmişti. Wohlforth’un siyasi ve kişisel davranışları, bir çözülmenin rahatsız edici işaretlerini veriyordu. Wohlforth’un, yeni arkadaşı Nancy Fields tarafından kışkırtılan parti içindeki müdahaleleri, öfkeli, ilkesiz ve yıkıcı bir karakter edinmeye başladı. İşçiler Birliği, 1973-74 arasındaki bir yıllık dönem içinde, üyelerinin yarısından fazlasını kaybetti.

158. İşçiler Birliği içindeki kriz, Ağustos 1974’te doruk noktasına ulaştı. Uluslararası Komite, hiçbir deneyime ve niteliğe sahip olmaksızın Wohlforth tarafından önderliğe terfi ettirilen ve onun ayrılmaz refakatçısı olan Nancy Fields’ın Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın (CIA) üst düzey bir elemanıyla yakın aile bağlantılarını öğrenmişti. Ardından, Wohlforth’un, bu aile ilişkilerinden haberdar olduğu ama bu bilgiyi İşçiler Birliği Merkez Komitesi’nin bütün diğer üyelerinden gizlediği açığa çıktı. Wohlforth, Mayıs 1974’teki DEUK konferansına katılırken kendisine eşlik etmek üzere kişisel olarak onu seçmiş olmasına karşın, Nancy Fields’ın geçmişi hakkında Uluslararası Komite’ye de bilgi vermemişti. Baskıcı rejimler altındaki ülkelerden gelerek konferansa katılan çok sayıda delegenin varlığı, o siyasi faaliyetin yasadışı koşullarda sürdürülmesini gerektiriyordu. İşçiler Birliği Merkez Komitesi, Wohlforth’un ulusal sekreterlikten alınması ve Fields’ın geçmişine ilişkin bir soruşturma başlatılması yönünde karar verdi, Fields’ı da üyelikten uzaklaştırdı. [95] Wohlforth, bir ay sonra İşçiler Birliği’nden ayrıldı. O, kısa süre sonra, Uluslararası Komite’yi açıkça suçladı ve önceki 14 yıl boyunca yazmış olduğu her şeyi inkar ederek Sosyalist İşçi Partisi’ne (SWP) katıldı. Wohlforth, sonunda, sosyalist politikaları tümüyle terk edecek, Troçkist hareketi bir “tarikat” olarak suçlayacak ve 1990’ların sonlarında, “Savaşa Bir Şans Tanı” başlıklı bir makalede, Balkanlar’da Amerikan askeri operasyonu için çağrı yapacaktı.

Wohlfort’tan Sonra İşçiler Birliği

159. Wohlforth’un siyasi firarı, İşçiler Birliği’nin Troçkist bir örgüt olarak gelişiminde belirleyici bir dönüm noktası oldu. Wohforth’un istifası ve ardından kendi siyasi tarihini reddetmesi, yalnızca onun kişisel güçsüzlüğünü ifade etmiyordu. Bu, Amerikan küçük-burjuva radikalizmine özgü özelliklerin (özelikle, onun teorik tutarlılığa yönelik küçümsemesinin ve tarihe pragmatik şekilde dudak bükmesinin) somut örneğiydi. İşçiler Birliği, 1973-1974’te içinden geçtiği krizin, Wohlfort’un yanlışlarını eleştirmekten daha fazlasını gerektirdiğini fark etti. Böylece, Wohlforth’un istifasına ve DEUK’a yönelik suçlamasına yanıt olarak, Dördüncü Enternasyonal’in tarihinin kapsamlı bir yeniden incelenmesini başlattı. Dünya kapitalizminin ve uluslararası sınıf mücadelesinin nesnel gelişimi bağlamında Troçkist hareketin tarihsel deneyimlerine vurgu yapmak, İşçiler Birliği’nin asli ve ayırt edici özelliği olarak ortaya çıktı. İşçiler Birliği, tekrar tekrar, Marksist perspektifin ve işçi sınıfına stratejik yönelimin gelişmesinin, yalnızca Marksist hareketin tarihsel deneyimleri bütün ağırlığıyla günümüzdeki sosyo-ekonomik süreçlerin çözümlenmesine dahil edildiği ölçüde mümkün olduğunu vurguladı. İşçiler Birliği, Kasım 1978’deki perspektif kararında şunu belirtti:

Devrimci pratiğin temeli, işçi sınıfına iktidar mücadelesi açısından gerçek bir yönelimin olmazsa olmaz zemini, Uluslararası Komite’nin 1953’ten beri yaşadığı bütün tarihsel deneyimlerin eksiksiz özümsenmesidir. Troçkist kadroların eğitimi, yalnızca, partinin siyasi faaliyetinin her yönünü ve ayrıntısını, Uluslararası Komite’nin revizyonizme karşı verdiği kavgadan edinilmiş tarihsel kazanımlar üzerine yerleştirme mücadelesi içinde mümkündür. [96]

160. Doküman, bu bilinç ve Troçkist hareketin tarihsel deneyiminin sürekli yeniden incelenmesi ile hem faydacılığa karşı teorik mücadele hem de partinin işçi sınıfına pratik yönelimi arasındaki ilişkiyi açıklıyordu:

İşçi sınıfına gerçek bir yönelim, işçi sınıfının şimdiki mücadeleleri ve karşıtların birliği olarak devrimci parti ile sınıfın nesnel tarihsel deneyimlerinin ve Bolşevizmin gelişmesinin bütün içeriği arasındaki tarihsel sürekliliği koruma yönünde bilinçli mücadele dışında mümkün değildir.

Parti saflarında, dolayısıyla bizzat işçi sınıfı içinde faydacılığa karşı mücadele, yalnızca, onu, Parti’nin bütün faaliyetini, revizyonizme karşı mücadelenin tarihsel kazanımlarına, Troçki tarafından Dördüncü Enternasyonal’e bırakılmış olan devasa siyasi ve teorik sermayeye dayandırma bakış açısından hareketle ciddi biçimde başlatılabilir. Faydacılığa karşı mücadele, kadroların günlük pratikleri ile Troçkist hareketin yaşamış olduğu tarihsel deneyimler bütünü arasındaki doğrudan tarihsel bağları koruma mücadelesinden kopartıldığında, derhal, olabilecek en kısır ağız dalaşı biçiminde yozlaşır. Daha doğru bir ifadeyle, yalnızca faydacılığın bir başka türü haline gelir. [97]

“Güvenlik ve Dördüncü Enternasyonal” Soruşturmasının Kökeni

161. Tarihin ve siyasetin kesişmesi, ifadesini, Wohlforth’un İşçiler Birliği’nden firarını çevreleyen koşullarda buldu. Wohlforth, başlangıçta, İşçiler Birliği’nin önderliğini ve Uluslararası Komite’yi Fields’ın aile ilişkileri konusunda bilgilendirmemesinin hareketin güvenliğine yönelik ciddi bir ihlal olduğunu kabul etmiş olmasına karşın, İşçiler Birliği’nden ayrıldıktan sonra, partinin bu konuda sergilediği kaygının en küçük bir gerekçesi olmadığını açıkladı. Wohlforth, Gerry Healy’nin güvenlik konusuyla ilgili kaygısının “delilik” belirtisi olduğunu ilan etti. Sosyalist İşçi Partisi’nin başlıca siyasi önderi ve Pablocuların dergisi Intercontinental Press’in başyazarı Joseph Hansen, Healy’ye yönelik iğneleyici bir kınamayla, Wohlforth’un yardımına koştu. Hansen, “Wohlforth, Healy’nin icraatını ‘delilik’ olarak betimliyor” diye yazdı ve şöyle devam etti: “‘paranoya’ gibi çağdaş bir terim kullanmak daha uygun ve tam olmaz mı?” [98]

162. Hansen’in Wohlforth yararına, devrimci sosyalist hareket içinde güvenliğe duyulan gereksinimi küçümsemeyi ve bu konuyu ciddiye alanların saygınlığını zedelemeyi amaçlayan müdahalesi, son derece büyük tarihsel ve siyasi öneme sahip konuları gündeme getirdi:

i. Hansen’in, Wohlforth’un kendi örgütünün güvenliğine yönelik kayıtsız tutumunu savunması, Nixon’ın istifasının ardından radikal ve sosyalist örgütler içindeki kapsamlı devlet casusluğuna ilişkin çok sayıda bulgunun ortaya çıktığı bir döneme denk düşmüştü. Hansen’in kendi örgütü, neredeyse 15 yıldır bir casusluk operasyonunun hedefiydi. J. Edgar Hoover’ın himayesi altında Federal Araştırma Bürosu (FBI) tarafından başlatılan COINTELPRO adlı operasyona ilişkin belgeler, SWP’nin 1961-1975 yılları arasında polis ajanlarıyla ve muhbirlerle doldurulmuş olduğunu açığa çıkardı.

ii. Troçkist hareket, Dördüncü Enternasyonal’e Sovyetler Birliği ve ABD ajanlarının sızdırılmasıyla müthiş darbeler almıştı. Dördüncü Enternasyonal önderliğinin önemli bir kesiminin 1937 ile 1940 yılları arasında öldürülmesi, harekete sızdırılmış Stalinist ajanlar tarafından hazırlanmış ve gerçekleştirilmişti.

iii. Healy’nin uluslararası Troçkist hareketin güvenliğine ilişkin kaygısını “paranoya” olarak karalayan Hansen, Troçki’nin Mercader tarafından öldürülmesine tanıklık etmişti. Bu GPU ajanının cinayet günü Troçki’nin Coyoacan’daki evine girmesine izin veren kişi, Hansen’den başkası değildi. Hansen, Mercader’in, Troçki’ye ulaşabilmek amacıyla, bir hile olarak, SWP’nin genç bir üyesiyle özel ilişki geliştirmiş olduğunu da biliyordu. James P. Cannon, Troçki’nin öldürülmesinden sonra, Troçki’nin kişisel güvenliğini tehlikeye sokmuş olan “dikkatsizliği” şöyle itham etmişti: “İnsanların, hatta önde gelen konumlarda olanların geçmişlerini (nereden geldiklerini, nasıl yaşadıklarını, kiminle evli olduklarını vb.) yeterince derin biçimde araştırmadık. Geçmişte, ne zaman -devrimci bir örgüt için temel olan- bu tür sorular ortaya atılsa, küçük-burjuva muhalefet, ‘Aman tanrım, yoldaşların özel yaşamına karışıyorsunuz!’ diye haykırırdı. Evet! Evet, bizim yaptığımız, daha doğru bir ifadeyle, yapmakla tehdit ettiğimiz şey (geçmişte böyle bir şey hiç yaşanmamıştı) tam da budur. Eğer biz bu tür konuları biraz daha dikkatli biçimde araştırmış olsaydık, geçmişteki kimi kötü şeyleri önleyebilirdik.” [99]

163. Bu bağlamda, Hansen’in Healy’ye yönelik saldırısı aşağılık olmakla kalmıyordu. Bu, Troçkist hareketin kadrolarını kapitalist devletten ve ajanlarından gelen gerçek tehlikeler karşısında silahsızlandırma çabasından başka bir şey değildi. Uluslararası Komite, Hansen’e ve Wohlforth’a verilebilecek en uygun yanıtın, Dördüncü Enternasyonal’in güvenlik konularına ilişkin tarihsel deneyimini araştırmak olacağına karar verdi. Bu, özellikle, Troçki’nin öldürülmesine yol açan gelişmelerin araştırılmasını gerektiriyordu. DEUK, Mayıs 1975’teki Altıncı Kongre’sinde, sonuçları “Güvenlik ve Dördüncü Enternasyonal” başlığı altında yayınlanacak olan bu soruşturmayı başlatma kararı aldı.

Joseph Hansen’in Rolü

164. Soruşturmanın başlangıç aşamaları, Troçki’nin öldürülmesini hazırlayan komployu ve Dördüncü Enternasyonal’in bütün önemli siyasi merkezlerine sızmayı başarmış olan ajanların oynadığı öldürücü rolü açığa çıkartan, gizliliği henüz kaldırılmış belgeleri ortaya çıkarttı. DEUK, Troçki’nin oğlu Lev Sedov’un başlıca yardımcısı haline gelmiş olan Mark Zborowski gibi ajanların faaliyetleriyle ilgili belgeleri ortaya koydu. Zborowski, Sedov’un ve Dördüncü Enternasyonal’in Avrupa’daki başka önderlerinin öldürülmesinde kilit rol oynamıştı. Kremlin’e Troçki’nin faaliyetleri ile ilgili önemli bilgiler sağlayan bir diğer ajan, James P. Cannon’ın özel sekreteri Sylvia Caldwell’di (née Callen). Ama DEUK tarafından açığa çıkartılan en önemli bilgi, Joseph Hansen’in faaliyetleri ile ilgiliydi. ABD Ulusal Arşivi’nde açığa çıkartılan belgeler ve Bilgi Edinme Hakkına İlişkin Yasa dolayımıyla elde edilen diğerleri, Hansen’in, Troçki’nin öldürülmesinin hemen ardından, üst düzey ABD ajanlarıyla gizli ilişki kurma arayışı içine girmiş olduğunu gözler önüne serdi. Bu belgelerden biri olan ve Mexico City’deki Amerikan Konsolosluğu’ndan Dışişleri Bakanlığı’ndaki bir görevliye gönderilen 25 Eylül 1940 tarihli mektup, Hansen’in “sizin güvendiğiniz ve kendisine çekinmeden açıklanabilecek gizli bilgiler verebileceği New York’ta bulunan birine yönlendirilmek istediği”ni bildiriyordu. [100]

165. DEUK, Joseph Hansen’in Troçkist hareket içinde bir ajan olarak faaliyet gösterdiğinin kesin kanıtlarını ortaya çıkardı. Alan Gelfand’ın, devletin Sosyalist İşçi Partisi üzerinde kontrolü olduğunu iddia ederek ABD hükümetine karşı açtığı bir dava, Güvenlik ve Dördüncü Enternasyonal soruşturmasının elde ettiği bulguları doğrulayan resmi belgelerin açıklanmasını çabuklaştırdı. Bu dava sonucunda deşifre olan en önemli gerçekler arasında, FBI’ın, Joseph Hansen’in en azından 1940’ların ortalarından beri, SWP’nin içinde GPU adına çalıştığını biliyor olması da vardı. O, Sylvia Caldwell’i resmen ifşa etmiş olan eski Komünist Parti önderi Louis Budenz tarafından bir Stalinist ajan olarak tanımlanmıştı. Bu açığa vurma, Hansen’in ve SWP önderliğinin neden Budenz’i şiddetle kınayıp Caldwell’i savunduğunu ortaya koydu. Budenz’in Caldwell aleyhindeki iddialarının doğruluğunu kabul etmek, onun Hansen’i bir ajan olarak tanımlamasına büyük bir inandırıcılık kazandıracaktı. Bu yüzden, SWP, Sylvia Caldwell’in büyük jüri önünde ifade vermesi yönündeki mahkeme kararı çıkana kadar (Caldwell, büyük jüri önünde, SWP içinde bir GPU casusu olarak çalıştığını kabul etti), onu “örnek” bir yoldaş olarak savundu. Joseph Hansen’in eşi Reba Hansen, Caldwell’in 1947’de (Budenz’in ifşaatlarının açıklandığı yıl) partiden aniden ayrılması konusunda açıkça yalan söyledi. Caldwell’i “sıcak bir insan” olarak betimleyen Reba Hansen, “Sylvia 1947’de ailevi yükümlülüklerden dolayı New York’tan ayrılmıştı.” iddiasında bulundu. [101] SWP ulusal sekreteri Jack Barnes, Gelfand’ın açtığı davada verdiği ifadede, Caldwell için, “bu sıkıntıdan sonra ve son birkaç yıl boyunca yaşadıklarıyla, benim kahramanlarımdan biridir” dedi. [102]

Düzmece bir “Karar”: Pablocular Stalinist Suçların Örtbas Edilmesini Onaylıyor

166. DEUK tarafından ortaya konmuş kanıtlara rağmen, bütün oportünistler ve Pablocu örgütler Güvenlik ve Dördüncü Enternasyonal soruşturmasına karşı çıktılar. Eylül 1976’da, Pablocu hareketin neredeyse bütün önde gelenleri, “Güvenlik ve Dördüncü Enternasyonal”i “utanmazca bir tertip” olarak kınayan sözde “Karar”ı yayınladılar. Gelfand tarafından, “Karar”ın yayımlanmasından sorumlu olan SWP görevlilerinden alınan yazılı ifadeler, onu imzalayanlardan hiçbirinin, “Güvenlik ve Dördüncü Enternasyonal”e yönelik suçlamanın altına imza atmadan önce DEUK tarafından toplanmış kanıtları incelememiş olduğunu ortaya koydu. Uluslararası Komite’nin, kanıtları incelemek üzere bir araştırma komisyonu kurulması yönünde ardı ardına yaptığı çağrılar yanıtsız kaldı. Pablocuların bu tepkisinde, siyasi çıkarlar belirleyici bir rol oynamıştı. Onların, Troçki’nin öldürülmesi konusunu yeniden gündeme getirmekte ve yeni işçi kuşağının dikkatini Stalinistlerin işlediği suçlara çekmekte hiçbir çıkarları yoktu. Onlar, Sosyalist İşçi Partisi’nin, Gelfand’ın talebiyle GPU katili Mark Zborowski için çıkarılan ve onu partiye ajanların sızdırılmasına ilişkin soruları yanıtlamak zorunda bırakacak olan mahkeme çağrısını bozmak için [bir üst] mahkemeye başvurmasına da karşı çıkmadılar. San Fransisco’da rahat bir emeklilik hayatı yaşayan Zborowski, bu mahkeme çağrısına, SWP içindeki ajanların açığa çıkmasına katkıda bulunacak bir ifade vermenin, kısa süre önce çıkartılmış olan İstihbaratçıların Kimliklerini Koruma Yasası’nın ihlali olacağı gerekçesiyle itiraz etti. Mahkeme, Zborowski’nin itirazını uygun buldu.

167. “Güvenlik ve Dördüncü Enternasyonal” soruşturmasının tamamlanmasından bu yana geçen çeyrek yüzyıl içinde, resmi Sovyet belgelerinin yayınlanmasıyla, onun bulgularının çoğu doğrulandı. “Venona Belgeleri” adlı, Sovyet istihbarat kaynaklarından deşifre edilmiş belgeler, yalnızca Caldwell’i değil, aynı zamanda, muhafız olarak hizmet etmek üzere Meksika’ya gönderilmiş olan SWP üyesi Robert Sheldon Harte’yi de kesin bir şekilde Stalinist ajan olarak tanımlamaktadır. DEUK, Harte’yi suçlayan bilgileri ilk yayınladığında, bu da, SWP ve Pablocular tarafından bir iftira olarak kınanmıştı. DEUK tarafından öne sürülen iddiaların doğrulanması, Pablocu örgütlerden herhangi birinin “Güvenlik ve Dördüncü Enternasyonal”e yönelik suçlamalarını geri çekmesine yol açmadı.

168. Güvenlik soruşturmasının bir yan ürünü olarak, bir dizi başka garip olgu ortaya çıktı. Sosyalist İşçi Partisi’nin merkezi önderliğinin nerdeyse tamamı (siyasi komitenin çoğunluğu dahil) Midwest’teki küçük bir liberal sanat okulu olan Carleton College’de okumuştu. Ortada, 1960 ile 1964 arası dönemde, aralarında Jack Barnes’ın da bulunduğu çok sayıda öğrencinin partiye girip hızla önderliğe yükseldiği Carleton kampüsünde SWP’nin sistematik faaliyet sürdürdüğüne ilişkin herhangi bir kayıt yoktu. Onların tutucu Midwestli öğrenciler (Jack Barnes bir Cumhuriyetçi idi) olmaktan çıkıp görünürde devrimci bir örgütün önderlerine dönüşmelerinin aracısı, FBI ajanları tarafından manipüle edilmiş ve onlarla doldurulmuş olan Küba İçin Dürüst Tavır Komitesi’ydi. SWP önderliği tarafından, Carleton College olgusuna ilişkin inandırıcı hiçbir açıklama yapılmadı.

169. Uluslararası Komite’nin araştırması Hansen’i bir ajan olarak töhmet altında bırakan kanıtları ortaya koydukça, SWP’nin ve Pablocuların karşı kampanyası giderek provokatif bir karakter kazandı. Pablocular, 14 Ocak 1977’de, “Güvenlik ve Dördüncü Enternasyonal”i ve özellikle Gerry Healy’yi kınamak için, destekleyicileriyle birlikte, Londra’da açık bir toplantı düzenlediler. Toplantıda konuşanlar arasında Ernest Mandel, Tarıq Ali (Britanya’daki Pablocu örgütün önderi), Pierre Lambert (OCİ’nin önderi) ve Tim Wohlforth vardı. İşçilerin Devrimci Partisi, toplantıdan önce, Pablocu örgütlerin önderlerine, soruşturmada açığa çıkartılmış olan kanıtları incelemek üzere, eşit sayıda DEUK ve Birleşik Sekreterlik üyesinden oluşan bir eşitler komisyonu kurma çağrısı yapan bir mektup gönderdi. Bu mektup ne yanıtlandı ne de 14 Ocak’taki toplantıda ondan söz edildi. Bunun yerine, toplantıya, baştan sona, Healy’ye yönelik küfürbaz kınamalar egemen oldu. Dinleyiciler arasında bulunan Healy, ayağa kalkarak, kendisine bu saldırılara yanıt verme olanağı tanınmasını talep ettiğinde, reddedildi.

170. Soruşturma, Pablocuların siyasi engellemelerine rağmen devam etti. DEUK, Mayıs 1977’de, Chicago’nun kenar mahallelerinden birinde, sabit bir adresi olmaksızın bir treyler parkında yaşayan Sylvia Caldwell’i tespit etti. O, SWP’den ayrıldıktan sonra yeniden evlenmişti ve adı artık Sylvia Doxsee’ydi (ilk eşi, 1958’de ölmüş olan Stalinist ajan Zalmond Franklin’di). Sylvia Doxsee, kendisiyle yapılan görüşmede, bir yandan James P. Cannon’ın özel öneme sahip bir adam olmadığını açıklarken, aynı zamanda, SWP’nin üyesi olduğunu anımsamadığını iddia etti. DEUK, Haziran 1977’de, Doxsee’nin fotoğraflarını ve onunla yapmış olduğu söyleşiden kimi bölümleri yayınladı. SWP, buna, İşçiler Birliği’ni bir “şiddet” örgütü olarak damgalamaya çalışan açık bir saldırıyla yanıt verdi. Bu saldırının başını, soruşturmanın Uluslararası Komite için “ölümcül sonuçları” olacağı uyarısında bulunurken, “Healyciler işçi hareketinin diğer kesimlerine karşı bütünüyle fiziksel şiddete başvurabilecek insanlardır” [103] diye yazan Hansen çekiyordu. Troçkist hareketi, ona karşı fiziksel saldırılar hazırlarken bile “şiddet”le suçlamak, uzun süredir Stalinistlerin hareket tarzıydı. Dört ay sonra, 16 Ekim 1977’de, İşçiler Birliği’nin önde gelen üyelerinden Tom Henehan, New York’ta, gençlik örgütü Genç Sosyalistler’in açık bir faaliyetini denetlerken vuruldu. Henehan, aldığı yaralardan dolayı, birkaç saat sonra hastanede öldü. Henehan’ın, etkinliğin gerçekleşeceği yere hiçbir engelle karşılaşmaksızın giren ve ona ateş eden eğitilmiş bir silahlı kişi tarafından öldürülmesi, profesyonel bir suikastın bütün özelliklerini taşıyordu. New York basını, saldırıyı, hemen, ”anlamsız bir cinayet” olarak damgaladı; polis de herhangi bir araştırma yapmayı reddetti. İki katilin kimlikleri tanıklar tarafından tespit edilmesine karşın, polis onları yakalamak için hiçbir çaba göstermedi. Tom Henehan’ın öldürülmesi konusunda bir açıklama yapmayı ya da bu saldırıyı kınamayı reddeden Pablocular, polisin eylemsizliğine suç ortaklığı yaptılar. İşçiler Birliği, katillerin yakalanması talebine kitlesel destek sağlamak için bağımsız bir siyasi kampanya başlattı. Bu kampanya sürecinde, on binlerce işçi ve milyonlarca işçiyi temsil eden sendikaların temsilcileri İşçiler Birliği’nin talebini destekleyen dilekçelere imza attılar. Nihayet, Ekim 1980’de, polis bu kamuoyu baskısına boyun eğdi ve Angelo Torres ile Edwin Sequinot adlı katilleri tutukladı. Onların yargılanması Temmuz 1981’de gerçekleşti. Suçlu bulundular ve uzun süreli hapis cezalarına çarptırıldılar. Bununla birlikte, sanıklar herhangi bir itirafta bulunmadılar ve bu eylemlerine ilişkin hiçbir açıklama yapmadılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir