Sosyal Güvenlik Aldatmacası: “Reform”mu? Hakların gaspı mı?

Paylaş

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sebebiyle yürürlük tarihi 1 Ocak 2008’e ertelenen Sosyal Güvenlik “Reformu”nun yeni hali bu hafta TBMM’de görüşülmeye başlandı ve büyük olasılıkla engellenemeden yasalaşacak. Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçeleri göze alınarak işçilerin aleyhine birçok hak kaybını kapsayacak şekilde yeniden düzenlenen “reform”un 2008 yılı Nisan ya da Mayıs ayında yürürlüğe girmesi öngörülüyor.

Sosyal güvenlik ve emeklilik konularında ilk ciddi hak kaybı 1999 Ağustos’unda DSP-MHP-ANAP Hükümeti tarafından çıkarılan ve halk arasında “Mezarda Emeklilik Yasası” olarak bilinen 4447 sayılı yasayla başlamıştı. Yasa yüz binlerce işçinin Ankara Kızılay’daki mitingiyle protesto edilmiş ve toplumda ciddi bir muhalefet yaratılmıştı. Ancak bu mitinglerin hemen ardından 17 Ağustos 1999’da yaşanan Marmara depreminde işçiler, emekçiler, sendikalar ve diğer sivil toplum örgütleri deprem bölgesine yardıma koşarken, “işçi dostu”, “emekçi-halkçı” gibi sıfatlarla adı anılan Bülent Ecevit’in başbakanlığındaki hükümet meclise koşmuş ve acele ile “mezarda emeklilik yasasını” çıkartmıştı. Bu yasa ile emeklilik için yaş sınırı kadınlarda 58’e, erkeklerde 60’a yükseltilmiş, emeklilik için prim ödeme gün sayısı 5.000 günden 7.000 güne çıkarılmış; hükümete SSK prim tavanını tabanın 5 katına kadar arttırma yetkisi verilmişti.

Bu ay içerisinde çıkartılmak istenen yasa ise var olan durumu daha da ağırlaştırarak birçok alanda hak kayıplarını beraberinde getiriyor. Bu yasa çıktıktan sonra anayasada yer alan ve artık iyice aşınmış ve içi boşaltılmış olan “sosyal devlet” tanımlamasının hiçbir anlamı kalmayacağından, meclisin bir ara bu tanımı da anayasadan çıkartması yerinde olacak.

Toplumun reforma muhtaç kesimi: Milletvekilleri

Yapılması düşünülen yasa değişikliği işçi sınıfına ve toplumun büyük bir bölümüne hak kayıpları getirirken bu “reform”dan kazançlı çıkacağı kesinleşen tek kesim her zamanki gibi milletvekilleri olacak. Zaten aylıkları ve ödenekleri, lojmanları ve ayrıcalıklarıyla “zor geçindiklerini” ifade eden “vekil”lerimiz, ek olarak, daha emekli aylığı bağlanmadan bugünkü verilere göre 1.450 YTL olarak hesaplanan bir temsil tazminatı almaya başlayacaklar.

Tasarının gerçek amacı: Hakların gaspı!

Tasarı mecliste yasalaşırsa işçiler için genel olarak şu değişiklikleri ve hak kayıplarını kapsayacak:

  1. İlk defa sigortalı olan kişilerden yaşlılık aylığı bağlananların sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalışmaları kaldırılacak.
  2. Sigortalıların evlenen malul çocukları, 3. madde ile “Bakmakla yükümlü olunan kişi”ler arasından çıkartılacak. Evlenen malul kızların yetim aylığı kesilecek.
  3. Emeklilik Sigortaları Kanun Tasarısıyla, emekli maaşlarında da önemli oranda düşüş yaşanacak. Bugün 25 yıllık sigortalılık süresi için brüt ücret/maaş üzerinden SSK’da ve Bağ-Kur’da % 65, Emekli Sandığı’nda % 75 olan aylık bağlama oranları, sırasıyla, yıllık bazda % 2.6, % 2.6 ve % 3’e denk gelmekte. Her ek yıl için aylık bağlama oranlarında SSK ve Bağ-Kur’da % 1.5, Emekli Sandığı’nda ise % 1 artış yapılmakta. Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra aylık bağlanma oranları bütün çalışanlar için 2015 yılına kadar % 2,5’e, 2016 yılından itibaren ise % 2’ye düşürülecek. Bunun ne anlama geldiğini bir örnekle açıklamak için, 25 yıl boyunca aynı işi yapan ve aynı gelire sahip iki kamu çalışanını ele alalım. Bugünkü koşullarda emekli olan birinci çalışan % 75 aylık bağlama oranı ile emekli maaşını almaya hak kazanırken 2016 yılında çalışmaya başlayacak ve 2041’de emeklilik hakkı kazanacak olan ikinci çalışanın maaş bağlanma oranı % 50’ye düşecek. Böylece kamu emekçilerinin emeklilerinin maaşlarında % 33, SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin maaşlarında ise % 23 düşüş gerçekleştirilecek. Maaşlarla ilgili düzenleme emeklilik yaşıyla ilgili düzenlemeden farklı olarak hemen uygulamaya geçirileceğinden, emeklilik hakkını kazanmamış olan mevcut çalışanlar da farklı oranlarda hak kaybına uğrayacaklar.
  4. Halen kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı 68’e, emekli olabilmek için gerekli prim ödeme gün sayısı da 9.000’e yükseltilecek. Böylece “mezarda emeklilik” yasasını bile aşan bir düzenleme ile artık emeklilik hayal haline gelecek. Hem kadınlar, hem de erkekler için geçerli olacak yaşla ilgili düzenleme 2035 yılında başlayacak ve aşamalı olarak 2075 yılında sonlanacak. Prim ödeme gün sayısındaki artış ise yasa çıktıktan sonra çalışmaya başlayanlar için geçerli olacak. Primlerle ilgili bir diğer değişiklik de prime esas kazancın taban ve tavanı arasındaki farkın arttırılmasıyla yapılacak. Halen asgari ücret olarak belirlenmiş tabanın beş katı olan bu tavan yasadan sonra altı buçuk kata çıkarılacak.
  5. Mevcut uygulamada, Sosyal Güvenlik Sözleşmesi akdedilmemiş ülkelerde Türk işverenler tarafından istihdam edilen Türk işçilerinin sosyal güvenlikleri için Topluluk Sigortası uygulanıyor ve yurtdışında çalışan işçiler emeklilik hakkına kavuşabiliyor. Yeni yasa ile bundan vazgeçiliyor ve sadece kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası hükümleri uygulanması öngörülüyor.
  6. Tarım Bakanlığı bile doğum yapan ineğin sahibine 80 ile 140 YTL arasında yardım yaparken yeni yasa ile anneye, doğumdan sonraki altı ay süresince her ay, doğum tarihinde geçerli olan asgari ücretin onda biri (Halen 58,50.-YTL) tutarında emzirme ödeneği verilecek. Bu, 5510 sayılı yasanın ilk halinde, 6 ay boyunca her ay için asgari ücretin üçte biri idi.
  7. İş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve sigortalı kadının analığı halinde verilecek geçici iş göremezlik ödeneği, günlük kazancının üçte ikisinden beşte üçüne inecek. Böylece sigortalı işçi geçici iş göremezlik ödeneğinde yüzde 10 kayba uğrayacak.
  8. Sosyal Güvenlik Reformu’nun yeni halinde fiili hizmet zamlarına ilişkin önemli değişiklikler yapıldı. ‘Yıpranma payı’ olarak bilinen fiili hizmet zammı, subay, yedek subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar, emniyet görevlileri ile MİT mensupları ile yeraltı işlerinde çalışanlar için mevcut haliyle korunurken, gazeteciler, havayolları uçuş personeli, lokomotif makinistleri, infaz koruma memurları, posta dağıtıcıları, TRT’de haber hizmetinde çalışanlar, Devlet Tiyatrosu sanatkârları, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın şef ve üyeleri için kaldırılıyor. Bu işkollarında çalışanlar şimdikinden daha geç emekli olacaklar.
  9. Cam, cıva, çimento, kok, alüminyum, demir-çelik, döküm, asit fabrikaları gibi işyerlerindeki riskli işlerde çalışanlar için de fiili hizmet süresi zammı uygulanmasına devam edilecek. Ancak bu iş kollarında fiili hizmet zammı 90 günden 60 güne indiriliyor. İtfaiye çalışanları da yıpranma payı alacak.
  10. Bağ-Kur’lu emeklilerin destek primi artırılarak belirlenecek aylık prime esas kazanç alt sınırının; 55 yaş ve altında olan sigortalılar için yüzde 16’sı, 56 yaş ve üzerinde olanlar için yüzde 14’ü oranında destek primi kesintisi getiriliyor.
  11. Reformun son hali, ölüm maaşı bağlanmasını 1.800 gün prim ödenmiş olma şartına bağlıyor. Yasanın ilk halinde ise bu madde, 5 yıl sigortalılık süresi ve 900 gün prim ödenmesi şeklindeydi.

Sağlıkta, hasta değil “müşteri” devri!

Emeklilik süresi, emekli aylıkları ve prim günlerinde yukarıda değindiğimiz değişiklikler olurken, “Sosyal Güvenlik Reformu” adı altında hazırlanan değişiklikler yasalaşırsa muayeneden hastanede yatmaya kadar tüm hizmetler paralı olacak. Yani yasaya göre, hastalar “müşteri” olurken sosyal devletin en temel unsurlarından birisi olan sağlık hizmetleri de piyasanın koşullarına terk ediliyor.

Yeni “düzenleme” ile artık ayakta tedavilerde ilacın yüzde 10- 20’sini hasta ödeyecek; özel hastaneler, devletin belirlediği ücretin üç kat fazlası kadar fark ücreti isteyebilecek; sözleşmesiz kuruluşlardan ya da sevk zincirine uyulmadan alınan sağlık hizmetlerini devlet karşılamayacak; hastadan katılım payı almayan hastaneye para cezası kesilecek.

Acil olarak başvurulmadığı takdirde, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile sözleşmesi bulunmayan sağlık kuruluşlarından alınan hizmetin bedeli karşılanmayacak. Kamu sağlık kuruluşlarında ise özel oda ve öğretim üyelerinin verdiği hizmetler için fark alınacak. (“parasıyla değil mi” deyip profesörlere bile iğne yaptırılır artık!)

Yine bu yasaya göre, sözleşmeli özel sağlık kuruluşları, hastadan alınacak fark ücretleri için, devletin ilan ettiğinin üç katını geçmemek şartıyla, ayrı ayrı tavan fiyat belirleyebilecek. Hastadan, devletin belirlediğinin üç katı fark ücreti istenebilecek. Hasta ya da yakını, fark ücreti ödemeyi kabul ettiğine dair yazılı sözleşme imzalayacak.

Özel sağlık kuruluşları, üç ayda bir fiyatlarına zam yapabilecek ve bunu uygulamadan 5 gün önce SGK’ye bildirecek.

Yeşil kartlılar, yasanın yürürlüğe girişinden sonra iki yıl boyunca Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamında kabul edilecek. GSS’li sayılabilmek için toplam aylık gelirin, asgari ücretin üçte birinden az olması gerekecek. Halen Yeşil Kart’lı olup, yeni denetimden sonra bu hakkı yitirenler ise primlerini ödeyememesi halinde sağlık hizmeti alamayacak.

Yasa, ayakta tedaviler ve diş muayenesi için 2 YTL katılım payı alınmasını öngörüyor ve bu fiyat her yıl artırılacak. Protez, iyileştirme araç ve gereçleri ile ayaktan tedavilerde kullanılan ilacın yüzde 10 – 20’sini hasta ödeyecek. Yatan hastalar ise tedavi bedellerinin yüzde birini karşılayacak. Tüp bebekte, birinci denemede ücretin yüzde 30’u, ikinci denemede yüzde 25’i hasta tarafından karşılanacak.

Sendikaların sessizliği!

Tüm bu gelişmeler karşısında “işçi sınıfının örgütleri” sendikalardan gelen tepkiler ise sadece “kınama” açıklamalarından ibaret. Türkiye işçi sınıfının kadın-erkek, yaşlı-genç, çalışan-işsiz tamamını ilgilendiren bu yasa tasarısına ilişkin olarak ortak eylem örgütleyemeyen, alanlara inemeyen, kendi üyelerine bile bu konularda aydınlatıcı bilgiler vermeyen sendikalar iflaslarını bir kez daha açıkça ilan ediyorlar.

“Kınama” açıklamaları yapan sendika bürokratlarının aynı zamanda “reform”ların da tartışıldığı ve “Üçlü Danışma Kurulu” adı verilen oluşumun üyeleri olduğunu da unutmamak lazım. Bu kurulda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in başkanlığında, Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu ile TİSK Genel Başkanı Tuğrul Kutadgobilik ve bakanlık bürokratları yer alıyor. Bu kurulda patronlarla ve onların hükümetiyle ortak kararlar alan sendika bürokrasileri, işçilere değil; işverenlere hizmet etmektedirler.

Yıllardır sendikal alanda kazanılmış tek bir mücadelenin olmadığı gerçeğini, artık okumaya bile sıkıldığımız açıklamalarla kapatmaya çalışan sendika bürokratlarının tek kaygılarının kendi koltukları olduğu çok açık. Yaşanan son büyük grev olan Telekom grevinde gelinen noktayı bile “zafer” olarak nitelendiren “solcu”larımız ise anlaşılan bu sendikal masallarla uyumaya devam edecekler. Ancak, sendika bürokrasilerinin işçi düşmanı yüzünü bizzat yaşayarak gören işçiler, bu tür masallara uzunca süredir kulak asmıyorlar. Onlar, kendilerine sendika bürokrasilerine güven duymalarını öğütleyen küçük burjuva “solcu”larının bütün çabalarına rağmen, sermayenin sendikacı gardiyanlarından kurtulmanın yolu arıyorlar. İşçi sınıfının sermayeye karşı mücadele içinde kendi alternatif örgütlenmelerini yaratması için de onun içinde bağımsız sosyalist bir siyasi iradenin gelişip güçlenmesi zorunlu. Böylesi bir siyasi iradeyi geliştirmek için de asla sendikal sınırlar içine hapsedilemeyecek; devrimci-enternasyonalist, sosyalist bir mücadele perspektifine sahip olmak gerekiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir