Soma’da maden işçileri Maden-İş’e meydan okuyor

Soma’daki maden işçileri, dün, Türk-İş’e bağlı Türkiye Maden-İş binasının önüne giderek, sendika yönetimini protesto ettiler. Uzun süredir Kaymakamlık binası önünde oturma eylemi yapan işçiler, Soma katliamında sorumluluğu bulunan sendika yönetiminin de istifasını istediler. Sendika önünde çevik kuvvet barikat kurmasına rağmen, işçiler sendika binasına girmekte ısrar edince, kısa süreli bir arbede yaşandı. Tepkilerin artması üzerine, Maden-İş Ege Bölge Temsilcisi Tamer Küçükgencay ve yönetimi istifa etmek zorunda kaldı.

İşçiler, 300’den fazla madencinin öldüğü faciadan bu yana, madenlerdeki çalışma şartlarının düzeltilmesi ve iş güvenliğinin arttırılması için sürekli eylem yapıyorlar. Madencilerin katledilmesinde, AKP hükümeti ve Soma A.Ş ile birlikte Maden-İş sendikasının da sorumluluğu bulunuyor. Sendika, işçilerin hiç bir iş güvenliğinin olmadığı koşullarda kölece çalıştırılmasına onay vermiş ve yıllardır süren insanlıkdışı uygulamalara gözetmenlik yapmıştı.

Ardından Türkiye Kömür İşletlemeleri’ne (TKİ) yürüyen işçiler, burada, madenlerin kamulaştırılması taleplerini dile getirdiler. Soma Kaymakamı Bahattin Atçı, yaptığı açıklamada, kamulaştırmaya TKİ’nin karar veremeyeceğini söyleyerek, madenler güvenli hale gelmeden üretimin başlamayacağını söyledi. Kaymakam, ayrıca, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı’ndan gelen müfettişlerin Soma Kömür İşletmeleri’ne bağlı Atabacası Maden Ocağı’nda yaptığı inceleme sonucunda, burayı süresiz olarak kapattığını açıkladı.

Bununla birlikte, Soma katliamının ardından henüz 14 gün geçmişken, patronlar ve onların işbirlikçisi sendika bürokratları, pervasızca, işçileri madenlere indirmeye çalışıyorlar. Onlar, işçileri çalıştırmak için, “dayıbaşılar” üzerinden baskı uyguluyorlar.

Konuyla ilgili açıklama yapan CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, verilen sözlere rağmen, Soma Holding’in Ata Bacası ve Işıklar maden ocaklarında çalışan işçilerin yeniden madene inmeye zorlandığını belirtti. İşbaşı yapmaya çağrılan işçilerin, çalışmamaları halinde, daha önce ödeneceği güvencesi verilen yevmiyelerinin de kesileceği belirtiliyor. Basında yeralan haberlere göre, Özel, “Dayıbaşılar, işçilerin cep telefonlarına, ‘Gelen gelir gelmeyen kendi bilir, gelmeyenin ücretini ödemeyeceğiz’ biçiminde mesajlar gönderiyor” dedi.

İşçiler, gırtlaklarına kadar borç içinde olmalarına ve tüm tehditlere rağmen madenlere inmeyi reddediyor ve çalışma koşulları iyileştirilip iş güvenliği önlemleri alınıncaya kadar kömür üretmeyeceklerini belirtiyorlar.

Sendikacılar ve onların kuyruğundaki sahte sol ise binlerce maden işçisinin gerçekleştirdiği bu filli grevi görmezden geliyor ve onun yayılması için hiçbir şey yapmıyor. Onlar, Soma’daki madenci katliamından kendi çıkarları için yararlanıyor ve işçilerin öfkesini mevcut sendikaya tepki ile sınırlayıp, madencileri kendi yönettikleri sendikalara kazanmaya çalışıyorlar. Basında, maden işçilerinin, Türkiye Maden-İş’ten topluca istifa ederek, DİSK’e bağlı Dev-Maden-Sen’e geçeceği; Dev-Maden-Sen yetkililerinin yaklaşık bir haftadır işçilerle toplantılar düzenlediği ve üye kayıtlarına başladıkları yönünde haberler yeralıyor.

Soma katliamının ardından ipliği pazara çıkmış olan sendika bürokratları arasındaki bu iğrenç rekabet, onların işçilere yönelik sinik ve ikiyüzlü yaklaşımının yalın bir ifadesidir. Somalı madencilerin “sarı” sendikalara alternatif olduklarını iddia eden sözde “solcu” ya da “muhalif” sendikalara geçmesi, bir hapishaneden çıkıp, belki biraz daha “bakımlı” diğerine girmekten başka bir anlam taşımayacaktır. “Sol” maskeliler de dahil, bir bütün olarak sendikalar, işçi sınıfının kabaca son 30-35 yıldır uğradığı yenilgilerde başrolü oynamaktadırlar. En yakın örnek, DİSK Tekstil sendikasının, Greif işçilerinin taşeron çalışmaya karşı verdikleri mücadeleyi kırmasıdır.

Somalı madenciler, sendikacı etiketli “emek gardiyanları” arasında tercih yapmak yerine, içinde tutuldukları sendikal hapishanelerden kurtulmak için mücadele vermeli ve bu mücadelede yalnızca işçi sınıfının üretimden kaynaklanan gücüne güvenmeliler. Bu mücadelenin başarıya ulaşması için, patronlardan, sendikalardan ve mevcut siyasi partilerden bağımsız işyeri komitelerinin yaratılması, diğer işyerlerindeki ve işkollarındaki işçiler ile doğrudan ilişkiye geçilmesi ve onların eylemli desteğinin alınması gerekiyor.

Somalı madencilerin, resmi rakamla 301 arkadaşlarının katledilmesinin ardından bu talepleri yükseltmesine yol açan uygulamaların önü, siyasi iktidarların şirket yanlısı politikaları ile açılmıştır. Bu politikalar, bir bütün olarak işçi sınıfının yaşam koşullarını geriletmeyi, sömürüyü arttırmayı ve toplumsal servetin bir avuç kapitaliste aktarılmasını amaçlamaktadır. Bu yüzden, iktidar sözcüleri, Soma katliamından bir hafta sonra, ortam kısmen yatıştığında, özelleştirmelerden ve taşeronlaştırmadan vazgeçmenin mümkün olmadığını açıkladılar.

Özelleştirmelere ve taşeronlaştırmaya karşı olduğunu iddia edenler de dahil, hiç bir düzen partisi bu uygulamalara karşı değil. Çünkü onlar, daha fazla kar (yani işçilerin daha fazla sömürüsü) peşinde koşan bankalar ve şirketler adına ülkeyi yönetmeye adaylar. Dahası, bizzat burjuva ve küçük-burjuva muhalefet partileri, yönetiminde oldukları belediyelerde, çoğu yakınlarına ait taşeron şirketleri kullanıyorlar.

Her fırsatta işçilerin gözünü boyamaya yönelik özelleştirme ve taşeronlaşma karşıtı sloganlar atan sendikalar, bu sürecin organik parçasıdır. Sendika bürokratları, taşeron şirketler de dahil işverenlerle ve siyasi iktidarlarla yaptıkları “özel” anlaşmalar üzerinden, maddi ya da siyasi çıkarlar sağlıyorlar. Bu yüzden onlar, 1980’lerin sonlarındaki büyük özelleştirme karşıtı işçi hareketinden başlayarak, işçi sınıfının özelleştirmelere ve taşeronlaştırmaya karşı bütün direnişlerini kırdılar.

Özetle, madenlerdeki çalışma şartlarının düzeltilmesi, taşeron kullanımının yasaklanması ve madenlerin kamulaştırılması gibi talepler, “ekonomik” değil ama siyasidir. Bu, işçilerin taşeron kullanımına karşı mücadelesinin, bir işyerinin ya da şirketin sınırları içinde kalması durumunda başarıya ulaşamayacağı anlamına gelir. Kökleri kapitalist sömürüde yatan insanlık dışı çalışma ve yaşam koşullarına karşı mücadelenin başarısı için, öncelikle, bu sistemin savunucusu olan bütün partilerden ve örgütlerden bağımsız, işçi sınıfı merkezli enternasyonalist sosyalist bir siyasi perspektife sahip olmak gerekiyor.

Bu, insanlığa sefaletten ve savaşlardan başka bir şey vaat etmeyen mevcut kar ve sömürü sisteminin yerini, insan ihtiyaçlarının karşılanması üzerine kurulu, tüm üretim araçlarının toplumsallaştırıldığı, demokratik planlama temelinde örgütlenmiş bir dünya sosyalist sisteminin alması uğruna mücadele perspektifidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir