Donetsk’teki katliam

Bu hafta Donetsk’te yaşanan katliamlar, Ukrayna’da Şubat ayında Batı tarafından düzenlenen darbeyi “demokratik devrim” gibi gösterme çabalarını daha da boşa çıkardı ve Kiev’deki Washington’ın kuklası yönetimin gerici karakterini gözler önüne serdi.

Bu cinayetler, hem “insan hakları” emperyalizmi gerçekliğinin çarpıcı bir göstergesi hem de daha önce Balkanlar’da, ardından Libya’da ve Suriye’de, şimdi de Ukrayna’da onun ardında saf tutan bütün siyasi güçlere yönelik bir ithamdır.

Washington’daki Obama yönetimi ile Berlin’deki Merkel hükümeti, yeni seçilmiş devlet başkanı milyarder oligark Petro Poroşenko’yu o ülkenin doğusundaki katliamı yönetirken kutladılar. Obama ve Merkel, ülkeyi istikrara kavuşturmanın ve birleştirmenin aracı olarak gösterdikleri katliamı destekledikleri işaretini verdiler.

Pazar günkü düzmece ve antidemokratik seçimlerden saatler sonra, Donetsk’teki hedeflere karşı bir hava saldırısı başlatıldı. Kiev yönetiminin savaş uçakları Donetsk Havaalanı’nın çevresindeki ayrılıkçıların mevzilerini bombalarken, en az 50 militan öldürüldü, 31’i yaralandı. Kendini ilan etmiş olan Donetsk Halk Cumhuriyeti adına konuşan Leonid Baranov, ölü sayısının 100’ün üzerine çıkabileceğini açıkladı.

Salı gecesi, hükümet güçleri, Donetsk havaalanına yönelik saldırının ardından kent merkezinin ele geçirilmesine hazırlanıyorlardı. Havaalanı’na yakın bölgelerden gelen silah ve patlama sesleri duyulurken, siviller toplu halde Donetsk’ten kaçıyorlar.

Seçimlerin doğudaki askeri saldırıya siyasi bir zemin oluşturmak için düzenlendiği şimdi açıkça görülüyor. Oylama, Svoboda partisindeki ve Sağ Sektör’deki neo-faşist güçler önderliğindeki darbeyle yasadışı şekilde iktidara getirilen bir yönetime meşruiyet kılıfı sağlamak için gerçekleştirilmiştir.

Gerçekte, seçimler, hükümetin son derece sınırlı bir halk desteğine sahip olduğunu ortaya koydu. Ülkenin doğusundaki Rusça konuşulan sanayi bölgesinde neredeyse tam katılımlı bir boykot gerçekleşirken, güneyde yaygın bir katılmama söz konusuydu. Svoboda’nın ve Sağ Sektör’ün önderleri ise yok denecek kadar az oy aldılar.

Donetsk’teki katliam ile Luhansk’taki ve diğer isyancı bölgelerdeki artan saldırıların amacı, yalnızca bölgesel isyanı ezmek değil; bir bütün olarak halkı sindirmektir. Yönetim, Washington’ın Kiev’deki CIA ve ordu personelinin teşvikiyle, Ukrayna’nın hem batısında hem de doğusunda, IMF’nin dayattığı kemer sıkma, özelleştirme ve Batılı bankalarla şirketlerin sınırsız yağması programına karşı çıkan herkesi sindirme peşinde koşuyor.

Bu ekonomik imha politikasına, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı ABD-NATO askeri operasyonları için bir ileri konaklama bölgesine dönüştürülmesi eşlik edecektir.

Başkan Obama, zaferini kutlamak için Salı günü Poroşenko’ya telefon etti ve ABD’nin, onun “ülkesini birleştirme ve ilerletme” yönelimine destek olacağı güvencesini verdi. Obama, Haziran ayı başlarında Poroşenko ile buluşmayı planladığını açıkladı.

Almanya Başbakanı Angela Merkel de “Ukrayna halkının birlik, demokrasi ve mevcut anlaşmazlığa barışçıl bir çözüm kararlılığı”nı övmek için Poroşenko’ya telefon etti.

Obama yönetimi tarafından yapılan resmi açıklama, Batı’nın ekonomik gündeminin hızla uygulamaya konmasının Ukrayna’nın “birliğinin” zemini olacağını ortaya koyuyor. Açıklamada, “Ukrayna’yı birleştirmek ve sürdürülebilir bir ekonomi, çekici yatırım ortamı ve saydam ve hesap verebilir bir yönetim geliştirmek… için gerekli reformların hızla uygulanmasının önemi” vurgulandı.

Poroşenko da Pazar günü, kendi adına, “çok iyi bir yatırım ortamı” oluşturma ve “iş dünyasını çekmek için gereken her şeyi” yapma sözü vermişti. Belli ki “gereken her şey”, binlerce insanın öldürülmesini kapsıyor. Ukrayna Başbakan Yardımcısı Vitaly Yarema, Salı günü yaptığı konuşmada, doğudaki “terörizm karşıtı operasyon”un “bütün militanlar ortadan kaldırılana kadar” süreceğini söyledi.

Donetsk’teki gelişmeler, Washington’dan başlayarak, emperyalist güçlerin sınırsız ikiyüzlülüğünü ve sinikliğini açık bir şekilde ortaya koyuyor. Ukrayna’daki darbeyi haklı gösteren resmi propagandadaki çelişkiler bundan daha aşikar olamaz. Bununla birlikte, bu durum, medyayı, onları görmezden gelmekten alıkoymuyor.

Obama yönetimi ve onu izleyen Almanya’da Merkel, Fransa’da Hollande, Britanya’da Cameron ve tüm Avrupa Birliği ve NATO önderleri, sadece üç ay önce, o zamanki Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in, seçilmiş olmasına rağmen, çevik kuvvet polisini Kiev’deki silahlı hükümet karşıtı göstericilere karşı harekete geçirdiği için yönetme hakkını kaybettiğinde ısrar ediyorlardı.

Şimdi aynı güçler, Poroşenko’nun doğudaki protestoculara karşı savaş uçakları, saldırı helikopterleri, tanklar ve özel birlikler kullanma kararını onaylıyorlar.

ABD ve onun Avrupalı müttefikleri, 2011’de, Libya’ya bir “uçuşa yasak bölge” dayatmayı haklı göstermek için, Muammer Kaddafi yönetiminin ülkenin doğusunda isyan halindeki Bingazi gölgesine yönelik saldırı tehditine gönderme yapmışlardı. Bu “uçuşa yasak gölge”, kısa süre içinde on binlerce Libyalı’yı öldüren hava saldırılarına kılıf haline gelmiş ve Kaddafi’nin işkenceyle öldürülmesiyle sonuçlanmıştı.

Sonraki yıl, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın silahlı muhaliflere karşı güç kullanması, İslamcı milisleri finanse edip silahlandırmanın ve tahminen 150.000 insanın öldürüldüğü büyük çaplı bir iç savaşı kışkırtmanın gerekçesi olarak kullanıldı.

Bununla birlikte, emperyalist güçler, Ukrayna’da ve Mısır da dahil diğer ülkelerde olduğu gibi, kendi ekonomik ve jeo-politik çıkarlarına uygun olduğunda, “kendi insanlarını öldüren” önderlere olan öfkeli görünümlerinden ve sivilleri “koruma görevi”nden vazgeçiyorlar.

ABD ve Avrupalı güçlerle daha kapsamlı bir uzlaşmanın parçası olarak Poroşenko ile geçici bir anlaşmaya varma isteğini ilan eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in tepkisi, yönetim karşıtı göstericileri kendi yazgılarıyla başbaşa bırakmak oldu. Putin, servetlerini SSCB’nin parçalanması ve kapitalizmin yeniden inşası sürecinde önceki ulusallaştırılmış Sovyet mülkiyetini çalarak elde etmiş olan Rusyalı oligarkların temsilcisi olarak, ABD’nin ve Almanya’nın entrikalarından çok, Ukrayna’daki huzursuzluğun Rusya’da bir işçi hareketini ateşlemesi ihtimalinden korkmaktadır.

Savaşa, diktatörlüğe ve kitlesel yoksulluğa doğru gidişi, yalnızca, Ukraynalı ve Rusyalı işçilerin her iki ülkedeki egemen seçkinlere karşı, Avrupalı ve Amerikalı işçilerin emperyalizme karşı daha kapsamlı mücadelesinin bir parçası olarak vereceği birleşik bir mücadele durdurabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir