Sermaye kıdem tazminatına göz dikti

AKP’nin 3. dönem Hükümet Programı’nda yer alan önemli başlıklardan bir tanesinin de kıdem tazminatının ortadan kaldırılması ve esnek çalışmanın genişletilerek yasallaşması olduğu görülüyor. Bütün bu düzenlemeler, sözde “işsizlikle mücadele” adı altında gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Programda kısaca şöyle deniyor: “İşçilerin büyük çoğunluğunun alamadığı, işletmelerin üzerinde ödeme baskısı oluşturan, çalışma hayatının en önemli sorun alanlarının başında gelen kıdem tazminatı sorunu, kazanılmış hakları koruyan ve bütün işçilerin kıdem tazminatını garanti altına alan bir fon oluşturularak çözülecektir.”

Hükümet, bu yeni düzenlemeleri, her zamanki gibi büyük bir kurnazlıkla, sanki işçi sınıfının “lehine bir değişiklik” yapıyormuş gibi sunma çabası içinde. AKP ve patronlar, işçilerin kıdem tazminatı hakkını ortadan kaldırmak için çok güçlü bir ideolojik mücadele veriyor. Hükümetin iddialarının aksine, şayet işçi sınıfının çoğunluğu kıdem tazminatını hak ettiği ölçüde alamıyorsa, bunun esas nedeni, devletin buna göz yumuyor olmasındandır. Patronlar, işçi sınıfı aleyhinde olan yasaları bile yetersiz bulabiliyorsa, çeşitli yöntemlerle bunları aşıyor ve sınırlı hakları bile gaspedebiliyorsa, bunu olanaklı kılan şey, sırtlarını devlete dayamış olmalarıdır. Hükümet, işçilerin haklarını korumak yerine, yasaları patronların yarattığı hukuk dışı duruma uyarlamaya çalışıyor. Dolayısıyla suç işleyen de cezalandırılması gereken de işçi sınıfı değil patronlardır. Sonuç olarak, burjuvazinin işlerini yürüten bir organ olarak devletin, her fırsatta burjuvazinin lehine hareket etmesi de onun sınıfsal özelliklerinin bir sonucudur.

Gerçek şu ki, kıdem tazminatının ortadan kaldırılması ve esnek çalışmanın genişletilerek yasallaştırılması burjuvazinin ana talebidir. Bu talep, yıllardır çeşitli küresel sermaye kuruluşları ve TÜSİAD gibi büyük sermaye kuruluşları tarafından da defalarca gündeme getirilmiştir. Başka bir deyişle bu talep, küresel sermayenin liberal dönüşüm programının en önemli saç ayaklarından biridir. Lakin böylesi bir hak gaspına işçi sınıfının tepkisi büyük olacağından, bugüne kadar burjuva hükümetler (iç siyasi dengelerden dolayı), bu hakkı kökten kaldırmaya cesaret edememiştir. Fakat burjuvazi bu engeli aşmanın yollarını bulmuştur; kayıtdışı-sigortasız ve esnek-geçici çalıştırma yöntemleriyle sermaye sahipleri, dünya üzerindeki milyonlarca işçinin kıdem hakkını zaten fiili olarak gasp etmeye devam etmektedir. Şimdilerde ise bu hak, AKP hükümeti eliyle “yasalara uygun” bir biçimde ortadan kaldırılmak istenmektedir. Son tahlilde, kapitalist toplumda yasalar da her zaman burjuvazinin çıkarlarına tabi olmak zorundadır [1]. AKP hükümeti 3. döneminde, burjuvazinin bu talebini en az zararla (işçi direnişlerine neden olmadan) atlatmayı, ilk hedef olarak önüne koymuş bulunuyor.

Küresel krizin gündeme geldiği 2008 yılından itibaren AKP hükümeti, krizin faturasını burjuvazinin sırtından alıp, işçi sınıfının sırtına yıkmak için parlamentodan pek çok “torba yasa” çıkardı. Hatta o derece ki, “işsizlik fonu” bile burjuvaziye sermaye aktarımı için kullanıldı. Örneğin AKP, fondan GAP’a kaynak aktarmakla kalmamış, krizin faturasını ödeyen işçilerin parasını, yine bu fon aracılığyla patronlara aktarmıştır. Kriz döneminde işçi sınıfının yaşam koşullarında muazzam bir gerileme yaşanmasına karşın, 2008-2009 döneminde (hükümetin desteğiyle) burjuvazi karını arttırmaya devam etti (Kapitalistlerin yıl sonu açıkladığı karlar, işçi sınıfının sömürülmesiyle elde edilmektedir). Fakat burjuvazi doğası gereği doymak bilmeyen bir canavardır! Kapitalistler maksimum kar duygusuyla, her zaman daha fazla sömürü peşinde koşmaya devam ederler. Hükümet, bu konuda kendisinden önceki burjuva hükümetleri aratmayan ama onları da aşan bir performans sergiledi. 12 Eylül askeri diktatörlüğünün bile el uzatmaya çekindiği, kıdem tazminatına el uzatacak kadar pervasız olabileceğini kanıtladı.

AKP’nin formülü çok basit: İlk olarak kıdem tazminatı için bir fon oluşturulacak. Bu fon devlet güvencesi altında olacak. Patronlar, SGK’ya bildirdikleri kazanç toplamının yüzde 4 veya 8’i oranında (tasarı daha net değil) fona her ay prim ödeyecekler. İşten çıkarılan, tazminatını patronu yerine bu fondan alacak. 10 yıl prim ödenen kişiler ise, işten çıkarılmasa bile istediği an fondaki parayı alabilecek. İşte bu formül, kıdem tazminatı “yükünü” patronlardan alıp devlete “yükleme”, sonrasında da devletin bu parayı iç etme formülüdür. Bugüne kadar devlet eliyle kurulan fonların nasıl buharlaştığını hepimiz biliyoruz. Örneğin “İşsizlik Fonu”nun hali ortadadır [2]. Bu fon yıllar boyunca hükümet bütçesine yama yapılmıştır. Devlet, bu fonlar aracılığıyla hem patronların yükünü almakta hem de kendisine ek kaynak yaratmakta, sonra da çeşitli bahanelerin arkasına gizlenerek, işçi sınıfının ürettiği artı-değerin bir bölümünün üzerine çullanmaktadır. Bu tam da, burjuva devletlerin sınıfsal özelliklerine yakışan bir uygulamadır!

Kıdem tazminatları, işçilerin yıllarca binbir türlü zorluk içinde çalışarak elde ettiği birikimlerdir. Bu bir işyerinde ömrünü tüketen, beyin ve kas gücünü harcayan, bilgisini, beceresini ve deneyimini ortaya koyan herhangi bir işçinin, iş süresince yaşadığı yıpranmanın bedelidir. Buna bir yerde “emeklilik ikramiyesi” de denilebilir. Ücretinden kesilen ve kendisine sonradan ödenen gecikmiş bir ücrettir. Yani kıdem tazminatı patronun işçiye ödemek zorunda olduğu bir borçtur. Ama bunların hepsinden önemlisi “iş güvencesidir”. Kıdem tazminatı patronların cebinden çıkan ek bir harcama değildir, işçilerin en temel hakkıdır. Bütün bu gerçeklere karşın patronlar, bu borcu ödememek için kırk takla atmakta, işçileri ya kayıtdışı-sigortasız çalıştırmakta, ya da işçileri bir yıldan az süre için işe almaktadırlar. Çok sıkıştıklarında patronlar, işçinin kıdem tazminatını vermemek için kendilerini “iflas etmiş” gibi göstererek, ödeme yapmaktan kaçmaktadırlar. Ne hikmetse, işyeri kar yapmaya devam ettiği halde, sıra işçiye geldiği zaman kasada hiç para bulunmaz!

Artık burjuvazi, zaten son derece sınırlı bir hak haline gelen kıdem tazminatlarından topyekün kurtulmak istiyor. Sermayenin küresel krize karşı gündeme getirdiği “acil eylem planının” en önemli saç ayaklarndan birini kıdem tazminatlarından kurtulmak oluşturuyor. Burjuvazi kendi borcunu devletin üzerine yıkarak sıtındaki yükü hafifletme hayalleri kuruyor. Patronlar düne kadar, uygulama gereği, işçinin bir aylık ücretini kıdem tazminatı olarak yatırırken, bugünlerde ise aylık ücretin yüzde 3 ile 5 gibi küçük bir bölümünün en fazla yılda 15 gününü yatırmayı planlıyor. Bu yolla işçinin alacağı kıdem tazminatı yarı yarıya düşecek. Üstelik 1 yıllık sigortalı olmak kıdem tazminatından yararlanma koşuluyken, şimdi bu 10 yıla çıkarılıyor! Bu da patronlara, 10 yıl içinde işçileri rahatlıkla işten çıkarma hakkı tanıyor. Bu iş güvencesinin tamamen ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Özetle, sosyal güvencesi elinden alınmış bir işçi rahatlıkla işten çıkarılabilecek! Hükümet, yazının hemen başında belirttiğimiz biçimiyle, “İşçilerin büyük çoğunluğu zaten kıdemlerini alamıyorlar” diyerek, bunun böyle olmasındaki payını gizleyip, işçi sınıfının en azından burjuva yasalarından kaynaklanan haklarını elde etmesini sağlamak yerine (neden böyle olduğuna daha önce değindik), varolan kısıtlı bir hakkı da ortadan kaldırma yolunu seçiyor ve bu hakkın burjuvazi tarafından fiilen gaspedilmesini olanaklı hale getiriyor. Durum bu kadar açık ve net.

Türkiye siyasi tarihine dönüp baktığımızda, kıdem tazminatına yönelik ilk saldırı 12 Eylül darbecileri tarafından gerçekleştirilmişti. Lakin 12 Eylül generalleri bile (“sosyal dengeyi bozar!” kaygısıyla) bu hakkı topyekün gasp etmeye cesaret edememişti. 12 Eylül darbesinin bir ürünü olan AKP, şimdi bu misyonun öncü partisi konumunda. Hiç kuşkusuz, küreselleşme sürecine bağlı olarak, AKP’nin ulusal düzlemde emek-sermaye ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi anlamına gelen bu değişiklikleri yaşama geçirip geçiremeyeceği, bütünüyle işçi sınıfının ve diğer emekçi kesimlerin vereceği mücadelelere ve bu saldırıyı püskürtme noktasında sergileyecekleri örgütlü-birleşik direnişe bağlıdır. Son tahlilde, bu değişikliklerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin “kararını” yine işçi sınıfı verecektir.

Sendikaların durumu

AKP hükümetinin, kıdem tazminatına ilişkin değişiklik önerilerini açıklamasından sonra, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu ve Hak-İş Başkanı Mahmut Arslan biraraya geldi. Ancak her iki sendika konfederasyonu da (kendilerinden beklendiği gibi) kıdem tazminatının ortadan kaldırılmasına karşı tek bir açıklama yapmadı. Oysa Türk-İş’in, “kıdem tazminatının kaldırılması genel grev nedenidir” şeklinde, daha önceden alınmış bir kararı vardı. Hükümetin kıdem tazminatını ortadan kaldırmakta kararlı olduğunu açıklamasına karşın, Türk-İş daha önce almış olduğu “genel grev” kararını bir anda unutuverdi! AKP’nin işçi kolu konumundaki Hak-İş ise, her zamanki gibi AKP’nin sendikası olduğunu hatırlayarak, hükümetin kıdem tazminatı ve esnek çalışma alanında gerçekleştirmek istediği değişikliklere olumlu baktığını açıkladı. Konu gündeme gelir gelmez DİSK, hükümetin yapmak istediği değişikliklere karşı olduğunu açıkladı. Fakat DİSK her zaman olduğu gibi, konuyu sıradan basın açıklamaları ile geçiştirmeyi yeğledi. Hükümetin, işçi sınıfının kazanılmış haklarına dönük bu kapsamlı saldırısına karşı DİSK de ortaya herhangi bir eylem ve mücadele programı koyamadı. Özetle, sendikaların “içler acısı” halinde değişen bir şey yok!

Hükümetin, kıdem tazminatı ve esnek çalışma alanında yapmak istediği değişiklere ilk tepki, “Herkese Sağlık, Güvenli Gelecek Platformu”nun Taksim’de gerçekleştirdiği yürüyüşle ortaya konuldu. Fakat bu yürüyüş, katılımın azlığı ve gündemi belirleme noktasında son derece yetersiz bir eylem oluşu sebebiyle beklenen etkiyi yaratamadı. Devrimci işçi hareketinin içinde bulunduğu durum göz önünde bulundurulduğunda, bu tip eylemlerin nasıl sonuçlanacağını bugünden kestirebilmek için, dahi olmak gerekmiyor. Tabii ki bu tespitimiz bu türden yürüyüşleri önemsemediğimiz anlamına gelmiyor. Sosyalist güçlerin bütün bu eylemlere aktif katılımını önemsemekle birlikte, bu eylemlerin sınırlılıklarını da, doğru bir biçimde analiz etmenin Marksistlerin görevi olduğunu düşünüyoruz.

“Herkese Sağlık, Güvenli Gelecek Platformu”nda yer alan sosyalist güçlerin, Türk-İş ve Hak-İş’in sınıf işbirlikçi tutumunu eleştirdiğinin bilincindeyiz. Ancak gelinen aşamada, bu sendikaları kınamanın artık tek başına bir anlamı kalmadı. İşçi sınıfının ve onunla bütünleşmek isteyen sosyalist güçlerin görmesi gereken gerçek, bu sendikaları kınamakla bir yere varılamayacağı, hükümetin ve burjuvazinin sınıfa dönük bu saldırısının, bu türden yöntemlerle asla geri püskürtülemeyeceğidir. Sermayenin can simidi gözüyle baktığı bu sendikaların, bugünkü halleriyle kapitalist sistemin saldırılarına karşı mücadelede işçi sınıfına verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Bu kurumlar işçi sınıfının haklı öfkesinin düzen içi sınırlar içinde tutulması işlevini görmekten öteye geçemiyor. Onlar bugünkü halleriyle ancak işçi sınıfının gardiyanlığına soyunabilirler! [3].

Kuşkusuz bu sözlerimiz “sendikalar derhal terkedilmelidir!” manasına gelmiyor. Sendikalar içinde bütün bu zorluklara rağmen faaliyet sürdüren sosyalist güçlere düşen görev, sendika merkezleri ve şubeleri üzerindeki taban basıncını arttırmak, daha önce alınmış olan “genel grev” kararlarının uygulanması için mücadele etmektir. Sadece kınamakla ve sıradan basın açıklamaları yapmakla, bu saldırıların üstesinden gelinemez. Burjuvazinin saldırıları karşısında işçi sınıfı örgütlü ve birleşik bir mücadele hattı ortaya koyamazsa, bu sadece işçi sınıfının değil, aynı zamanda onunla bütünleşmeye ve onun önderliğini kazanmaya (öncü partisini inşa etmeye) çalışan sosyalistler güçler açısından da iyi bir tablo ortaya çıkarmayacaktır.

Peki ne yapmalı?

Kıdem tazminatı, işçi sınıfının büyük mücadeleler vererek elde ettiği bir haktır. Bu hak, hem patronların işçileri keyfi bir biçimde işten çıkarmasını zorlaştırmış, hem de işçilerin emekli olduktan sonra bir miktar birikmiş parayı geri almasını sağlamıştır. Bu yüzden patronlar, yıllardır çeşitli yöntemlerle bu hakkı ortadan kaldırmanın yolunu arıyorlar. Bu hakka ilk darbe 12 Eylül askeri diktatörlüğü döneminde vuruldu. Daha sonra burjuva hükümetler eliyle, taşeron sistemi ile kayıtdışı-sigortasız çalıştırma, 1 yıl dolmadan işten çıkarma, sözde “iflas” vb. yöntemlerle kıdem tazminatı fiilen uygulanamaz bir hale getirildi. Şimdi AKP hükümeti işçi sınıfına son darbeyi vurmak istiyor. Kendi güdümündeki sendikaları da peşine takarak, işçi sınıfının elindeki son kazanımlardan biri olan bu hakkı ortadan kaldırmak için var gücüyle saldırıyor. Peki ne yapmalı?

İşçi sınıfı bu gidişe dur demek zorundadır! Kıdem tazminatının ortadan kaldırılmaya çalışılmasına karşı, işçi sınıfının en büyük silahlarından biri genel grev silahıdır. Fakat sendikalar böylesi güçlü bir direnişi örgütlemekten çok uzak. Tek gerçekçi çözüm, işçi sınıfının tabandan ve üretimden aldığı gücünü ortaya koyarak, bu süreçte, düzene yedeklenme peşinde olan önderliklerin aksine, kendi öz örgütlenmelerini inşa etme yolunu seçmesidir. Sosyalistlere düşen görev, fabrikalarda, işyerlerinde ve yaşamın her alanında, hükümetin gerçekleştirmek istediği değişiklikler sonucunda emekçilerin neler kaybedeceğini anlatmak, bu mücadele perspektifi ışığında öz örgütlenmeleri, fabrika ve işyeri komitelerini kurmak için mücadele etmektir. Kuşkusuz bu zorlu süreçte, en büyük eksikliklerden biri işçi sınıfına önderlik edecek Marksist bir partinin varolmayışıdır. Böylesi zorlu mücadele dönemleri, aynı zamanda parti inşasının da ayrılmaz bir parçasıdır. İşçi sınıfının, kıdem tazminatının ortadan kaldırılmasına ve esnek çalışma koşullarına karşı sergileyeceği her türlü direniş, sosyalist güçlere, sınıfa devrimci bilinç taşıma noktasında muazzam olanaklar sağlayacaktır.

Kıdem tazminatının ortadan kaldırılmasına ve esnek çalışma koşullarına karşı tepkimizi her yerde dile getirelim!

Bıkmadan usanmadan, işçileri, emekçileri haklarının gasp edilmesine ve ücretli kölelik düzenine karşı mücadele etmeye çağıralım!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir