RedHack belgeleri, Reyhanlı ve tutuklanan er

11 Mayıs Cumartesi günü Reyhanlı’da gerçekleşen ve en az 51 insanın ölümü yüzlerce insanın da yaralanmasıyla sonuçlanan terör saldırısının ardından yaşananlar AKP hükümetinin katliamdaki sorumluluğunu gözler önüne sermektedir.

RedHack’in eline ulaşan Jandarma İstihbarat belgelerini yayınlaması, saldırının failinin El Kaide’ye bağlı El Nusra Cephesi olduğunu ve bu saldırıdan AKP hükümetinin haberdar olduğu yönündeki iddiaların belgelenmesini sağladı.

Belgeleri inkâr edemeyen hükümet yetkilileri, ısrarla faillerin yakalandığını ve sorumlunun Esad rejimi olduğu nakaratını tekrarlamayı sürdüyor. AKP hükümeti, Reyhanlı’yı kana bulayan saldırıya -en azından- göz yumanlar hakkında soruşturma başlatmak yerine, belgelerin yayınlanmasının suç olduğunu öne sürmekte ve bunun için de bir eri harcamak istemektedir. Belgeleri RedHack’e fotoğraflarını çekip gönderdikleri iddiasıyla gözaltına alınan iki erden birinin tutuklanması bunun ifadesidir. Tutuklanan er suçlamaları kabul etmemiş, tutuklama kararı da her zaman olduğu gibi “kaçma ve delil karartma şüphesi” gerekçe gösterilerek alınmıştır.

RedHack, internetten yaptığı açıklamada, bu tutuklamanın da daha önceki RedHack tutuklamaları gibi düzmece olduğunu, tutuklanan erin olayla hiçbir alakasının bulunmadığını açıkladı.

Belgelerin açığa çıkması, burjuva devletlerin “gizlilik politikası” adını verdiği şeyin, gerçekleri emekçilerden gizlemek olduğunu, yaşananları çarpıtmak ve toplumu yönlendirmek için kullanıldığını göstermektedir. Yöneticiler, ister seçilmiş ister atanmış olsunlar, egemen sınıfın çıkarları adına politika izlemekte ve bunu, “güvenlik” adına gerçekleri toplumdan gizleyerek yapmaktadırlar.

Katliamın hemen ardından, henüz hiçbir araştırma yapmadan, saldırının faili olarak Esad rejimini gösteren hükümet yetkilileri, saldırıyla ilgili “yakalananların suçlarını itiraf ettiklerini” açıklayarak aynı Roboski’de olduğu gibi sorumluluklarının üzerini örtmek için ellerinden geleni yapmışlardı. Yasadışı bir şekilde konulan yayın yasağı, bu yasağı tanımayan muhalif basın ve sosyal medya eliyle delinmiş; bölgeden yapılan haberler, AKP kurmaylarının ve onların açıklamalarını tekrarlayan burjuva medyasının olayı karartma politikasını boşa çıkarmış ve sonunda yayın yasağı kaldırılmıştı.

Katliamın ardından birçok ilde gerçekleşen ve saldırıdan AKP hükümetinin sorumlu olduğunu vurgulayan gösterilere de polis azgınca saldırmış, Batılı emperyalistlerin ve Türkiye’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu da yaptığı açıklamada Alevileri ve sosyalistleri tehdit etmişti.

El Nusra’nın saldırısının Erdoğan’ın Washington ziyaretinin öncesine gelmesi anlamlıdır. ABD, uzun bir süre boyunca desteklediği El Nusra Cephesi’ne geçtiğimiz yılın sonlarında tavır almış ve onu Suriye muhalefetinden dışlama politikasını benimsemişti. Buna rağmen, Körfez Monarşileri ve Türkiye tarafından desteklenmeye devam edilen El Nusra, bu desteğin kesilmesi durumunda savaşı Türkiye’ye de yayabileceği mesajını vermektedir. Bunda, hiç şüphesiz ABD ile Rusya’nın Cenevre planında anlaşmış olmasının ve Suriye’ye doğrudan emperyalist müdahalenin -bir süreliğine de olsa- geri plana itilmesinin de etkisi var.

Tüm yaşananlar, Batılı emperyalistlerin ve Türkiye’nin desteklediğ El Nusra ve ÖSO gibi örgütlerin Suriye halkına özgürlük değil kan ve yıkımdan başka bir şey getiremeyeceğini göstermiştir. Bugün, tüm bölgede yükseltilmeye çalışılan mezhepsel düşmanlığa kararlılıkla karşı çıkılmalıdır. AKP’nin politikaları, yalnızca emekçileri birbirlerine boğazlatmak isteyen burjuvazinin işine yaramaktadır.

Tüm savaş karşıtları, hükümetin Reyhanlı’daki sorumluluğunu gizlemek için harcanmak istenen ere sahip çıkmalı; Türkiye burjuvazisinin yayılmacı emellerini açığa çıkaracak devletin tüm gizlilik politikasına son verilmesini talep etmeli ve Türkiye’nin elini Suriye’den çekmesi sloganını yükseltmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir