Protestolar Erdoğan hükümetini korkutuyor

Çevik kuvvet, 15 yaşındaki Berkin Elvan’ın Salı günü ölmesinin ardından Türkiye’nin dört bir yanındaki 30’u aşkın kentte ve ilçede düzenlenen kitlesel gösterilere vahşice karşılık verdi. Polis, gösterileri dağıtmak için, gözyaşartıcı gaz, biber gazı ve tazyikli su kullandı.

Berkin Elvan, geçtiğimiz Haziran ayındaki Gezi Parkı protestoları sırasında ekmek almaya gittiği sırada, polis tarafından atılan gözyaşartıcı bombayla vurulduğundan beri komadaydı. Genç çocuk, polisin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2002’de iktidara geldiğinden beri karşılaştığı en büyük gösterileri durdurmak için başvurduğu sert taktiklerin sembolü olmuştu.

Bu hafta yaşanan çatışmalarda, İstanbul’da bir kişi öldü, diğer kentlerde de çok sayıda insan yaralandı. Ülkenin doğusundaki Tunceli kentinde, bir polis göstericilere saldırırken kalp krizinden öldü. İstanbul’da, kitleler, cenaze yürüyüşünde hükümet karşıtı sloganlar attı, büyük ateşler yaktı ve polis kordonlarına havai fişekler attı.

Başbakan, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) kazanması beklenen 30 Mart’taki yerel seçimleri kaybetmesi durumunda istifa edeceğini açıkladı.

Bu son gösteriler, Erdoğan ile oğlu Bilal de dahil üst düzey hükümet yetkililerinin ve ailelerinin bulaştığı büyük çapta yolsuzluk skandalıyla sarsılan Erdoğan hükümetinin karşı karşıya olduğu basınçları arttırmış durumda.

Erdoğan, AKP’nin, Hizmet hareketinin örgütleyicisi Muhammed Fethullah Gülen önderliğindeki hizibini, kendisini devirmek için ABD ile birlikte çalışmakla suçladı. Erdoğan, bir zamanlar Barack Obama tarafından ağırlanırken, ilişkiler, ABD’nin, onun Mısır’daki yakın siyasi müttefiki Muhammed Mursi’nin Müslüman Kardeşler hükümetini deviren askeri darbeyi onaylamasının ve Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a karşı askeri yola başvurma tehditinin sonunu getirememesinin ardından bozuldu.

Beyaz Saray, Ankara’nın, İran, Kuzey Kore ve Suriye ile iş yaptığı için ABD’nin yaptırım uyguladığı Çinli bir şirketten füze sistemi alma planı da dahil, Rusya ve Çin ile ittifaklarını sağlamlaştırma çabalarına sinirlenmişti.

Erdoğan, yolsuzluk suçlamalarının yayılmasını önleme çabası içinde, çoğu Gülen hareketi ile bağlantılı binlerce polisi, yargıcı, savcıyı ve başka üst düzey görevliyi işten atmış ya da başka yerlere tayin etmiş durumda. Yeni yasa, Gülen hareketine ait özel dersaneleri 2015 yılında kapatacak.

AKP, aynı zamanda, internet üzerindeki denetimi sıkılaştıran (herhangi bir web sitesi dört saat içinde kapatılabilecek) yeni sert yasalar çıkardı, Facebook’a ve YouTube’a erişimi engelleme tehditinde bulundu, güvenlik güçlerinin veri toplama yetkisini arttırdı ve mahkemeleri hükümet denetimi altına aldı.

Erdoğan, yüzlerce üst düzey subayın, çoğu insanın bir komplo olduğuna inandığı Balyoz ve Ergenekon planlarına dahil oldukları gerekçesiyle yargılandığı mahkemeler yoluyla orduyu dizginlemeye çalıştığı yılların ardından, şimdi, güçsüzleşen konumunu pekiştirme çabası içinde yeniden yargılamalardan yana.

Ortadoğu’daki değişen siyasi durum, önemli müttefiklerini, ticaretini ve yatırımlarını yitirmiş olan Ankara’yı, ekonomisinin ve parasının büyük bir hızla düştüğü bir sırada yalıtmış durumda. Erdoğan’ın Suriye’de Esad yönetimine karşı İslamcı militanları desteklemesi, ülkeye büyük bir Suriyeli mülteci girişine, hükümetin politikasının rağbet görmediği Türkiye’nin güney bölgelerinde huzursuzluğa ve Suriye sınırındaki bölgelerin denetiminin yitirilmesine yol açtı.

Ankara, şimdi, kendisini, hızla derinleşen Ukrayna krizi ile bağlantılı olarak, ABD ile Rusya arasında gerili bir ipte yürür durumda buldu. Obama, Rusya yanlısı yönetimin Washington ve Brüksel tarafından kurulmuş faşist bir klik tarafından devrildiği Ukrayna’dan Kırım’ın ayrılma yönünde oy vermesi durumunda Moskova’ya karşı misilleme önlemlerine başvurma tehditinde bulundu. Türkiye’nin stratejik coğrafi konumu, Ankara’yı bölgede önemli bir aktör kılmaktadır. Türkiye, Avrupa Birliği üyeleri Bulgaristan ve Romanya’nın yanı sıra Ukrayna, Rusya, Moldova ve Gürcistan tarafından çevrelenen Karadeniz’e geçiş sağlayan Çanakkale ve İstanbul boğazlarını kontrol ediyor. Ankara, böylece, Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerden savaş gemilerinin girişini de denetliyor. Bu yüzdendir ki ABD, 60 yıl önce, Türkiye’nin NATO üyeliği için çaba göstermişti. NATO, 2004’ten bu yana, Bulgaristan’ı ve Romanya’yı kendisine dahil ederek, Karadeniz üzerindeki nüfuzunu sağlamlaştırmıştır.

Ankara, son zamanlarda, Avrupa’nın ve Ortadoğu’nun en önemli enerji dağıtım noktalarından biri olma stratejisinin bir parçası olarak, Ukrayna’nın sıvılaştırılmış dchoğalgazını (LNG) Boğazlar üzerinden Avrupa’ya taşımayı amaçlayan bir anlaşma yapmak için bu ülke ile ilişkilerini sıkılaştırmaya çalıştı. Ama onun Moskova’ya yönelik dış politikası, büyük ölçüde, Türkiye’nin gaz ithalatının yüzde 55’ini sağlayan Rusya’nın doğalgazına bağımlılığının etkisi altındadır.

Erdoğan’ın, karşılığında Avrupa Birliği’ne katılma yönündeki tüm çabalardan vazgeçme sözü vererek Şanghay İşbirliği Örgütü’ne tam üye olma çağrısına yol açan nedenlerden biri buydu. Başbakan, aynı zamanda, kritik biçimde, Washington ile gergin ilişkileri daha da kötüleştirecek şekilde, Rusya’nın eski Sovyet cumhuriyetleri ile kuruyor olduğu Avrasya Birliği’ne katılmayı talep etti.

Rusya, Almanya’nın ardından, Türkiye’nin en büyük ikinci ticaret ortağı ve 2012 yılında, Rusya’dan gelen 9 milyar dolar doğrudan yabancı yatırıma ev sahipliği yapmıştı.

ABD ve AB tarafından Rusya ile ticarete uygulanacak ve bir NATO üyesi olarak Türkiye’nin boyun eğmek zorunda kalacağı herhangi bir ekonomik ambargonun son derece olumsuz etkileri olacaktır. AKP’nin açıkça ortaya çıkmakta ve Rusya’yı eleştirmekte isteksiz olmasının ve bir diplomatik çözüm peşinde koşmasının nedeni budur.

Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile 5 Mart’ta yaptığı bir telefon görüşmesinde, Kırım’daki durumdan “en çok” şimdi Kiev’de görevli olanları sorumlu tuttu ve “istikrarsızlık tüm bölgeyi olumsuz yönde etkileyecek” diye ekledi.

Washington’ın kampanyasına ek olarak, Erdoğan, Kemalist ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP), Kırım’ın nüfusunun yüzde 15’ini oluşturan ve etnik olarak Türk olan Kırım Tatarları’na olan desteğinin de basıncı altında. Bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun parçası olan ve 1774’te Rusya’ya kaybedilen Kırım, Türk milliyetçisi gelenekte hala önemli bir yere sahip.

Kırım’ın tüm Tatar nüfusu, 1944’te, Nazi Almanyası ile işbirliği yaptıkları gerekçesiyle, Stalin tarafından, çoğunun birkaç yıl içinde öleceği Orta Asya’ya sürgün edildi. Sovyetler Birliği’nin çökmesinin ardından, sürgünlerin aşamalı olarak geri dönmelerine izin verildi ve onların çoğu Rusya’ya düşman. Türkiye, sayısı yüzbinleri bulan önemli bir Tatar topluluğuna sahip ve onların bir kısmı, Ankara’da ve başka kentlerde Erdoğan’ın Kırım Tatarları’nı desteklemesini talep eden yürüyüşler düzenledi.

Erdoğan, her ne kadar Rusya’yı aleyhine çevirmek istemiyorsa da, Kırım Tatarları’nın koruyucusu gibi görünmek zorunda. Dahası, o, benzeri bir çağrının Türkiyeli Kürtler tarafından yapılmasını teşvik edeceğinden korktuğu için, ayrılma üzerine bir referanduma müsamaha gösteremez. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 3 Mart’ta, “başbakanımızın ve cumhurbaşkanımızın bizim Kırım’daki ve dünyanın herhangi bir yerindeki yurttaşlarımızı etkileyen herhangi bir konuya ilgisiz kalacağını aklınızın ucundan bile geçirmeyin” diyerek, Türkiye’de yaşayan Tatar önderlerin kaygılarını gidermeye çalıştı.

Kırımlı Tatarlar’ın önderi Mustafa Cemiliyev, 6 Mart’ta Kırım’ın başkenti Simferopol’da düzenlenen bir konferansta, Davutoğlu’nun kendisine, Kırım Tatarları’nın kendilerini tehlikede hissetmesi durumunda Türkiye’nin “derhal müdahalede bulunacağını” söylediğini iddia etti.

Türkiye’nin Kırım Tatarları’na olan ilgisi, aynı zamanda, Kırım’ın, onun bir enerji dağıtım noktası olarak konumunu garantiye alma hedefi için son derece önemli olan Avrasya bölgesine bir giriş sağlamasından kaynaklanmaktadır.

Erdoğan’ın kuşkularına karşın, Tatarlar, pekala, Rusya’ya karşı bir askeri müdahalenin bahanesi olarak kullanılabilir. Geçen hafta, kriz derinleştiğinde, Türkiye, Karadeniz sahilinde uçan bir Rus keşif uçağına yanıt olarak, uçak Türk hava sahasına girmediği halde, F-16 savaş uçaklarını havalandırmıştı.

15 Mart 2014

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir