Petrol fiyatlarının düşüşü dünya ekonomisini sarsıyor

Suudi Arabistan önderliğindeki petrol karteli OPEC tarafından 27 Kasım Perşembe günkü alınan, dünya piyasalarında bir fazlalık durumunda üretimi kısmama kararını izleyen şok dalgaları, enerji ve madencilik şirketlerinin yanı sıra finans piyasalarına da darbe vuracak ve tüm ekonomileri iflas ile tehdit edecek şekilde, dünya ekonomisinde yankılandı.

Kararın en doğrudan etkisi, Pazartesi günü, rublenin 1998’deki değer kaybından bu yana dolar karşısındaki en büyük düşüşü kaydettiği Rusya’da görüldü. O değer kaybı, Rusya’nın 1997-98 Asya mali krizinin ardından borçlarını ödeyememesinin ardından gerçekleşmişti.

İhracat gelirinin yüzde 60’ı ve bütçe gelirlerinin ise yüzde 50’si petrole dayanan Rusya ekonomisi, Haziran ayından bu yana petrol fiyatında yaşanan yüzde 40’lık düşüşle darbe almış durumda. Petrol gelirlerindeki düşüşün etkisi, Rusya’nın küresel mali piyasalara erişimini önemli ölçüde sınırlandıran ve ülkeye yatırım akışının kesilmesine yol açan ABD ve Avrupa Birliği’nin dayattığı yaptırımlarla daha da şiddetlendi.

Petrolün sadece beş ay önce yaklaşık 100 dolar olan varil başına fiyatı, bugün 70 doların altına düştü ve daha da düşmesi bekleniyor. Rusya Merkez Bankası Yardımcı Başkanı Ksenia Yudeva, Pazartesi günü, bankanın, petrol fiyatının 60 dolara düşebileceği varsayımıyla hareket ettiğini belirtti. Fakat hiç kimse düşüşün bu noktada durup durmayacağını bilmiyor.

OPEC’in kararından doğrudan etkilenen diğer ülkeler arasında, hepsi hükümet programlarına kaynak yaratmada petrol gelirlerine aşırı derecede bağımlı olan Venezuela, İran ve Nijerya da bulunuyor.

OPEC’in kararının küresel sonuçlarının bir başka ifadesi, madencilik ve enerji hisselerinin tepetaklak olmasıyla dün Avustralya borsasında yaşanan 30 milyar doların üzerindeki kayıptı. Dev bir küresel madencilik şirketi olan BHP Billiton son beş yıldaki en düşük hisse değerini kaydetti.

Düşüşün tetikleyicisi Suudilerin kararı olmakla birlikte, petrol fiyatlarındaki düşüş daha derin süreçlerin bir belirtisidir. 2014 yılı, mal varlığı fiyatlarını rekor seviyelere çıkaran çeşitli teşvik edici önlemlerin (özellikle, ABD’deki Fed ile diğer büyük merkez bankaları tarafından sürdürülen “parasal gevşeme” programının) tüketilmesiyle damgalanmıştır.

Reel ekonomideki eğilim, süre giden ekonomik durgunluk ve açık resesyondur. Mali piyasaların hareketi, reel ekonomi ile karşılaştırıldığında, daha önce Lev Troçki tarafından yapılmış bir benzetmeyi kullanırsak, dev bir makasın ağzının açılması gibidir.

2008’deki küresel mali krizin patlamasından yaklaşık altı yıl sonra, enflasyondaki düşme devam ederken yatırımların yüzde 25 kadar düştüğü Avro bölgesi ekonomisi, 2007’de başardığı ekonomik üretim düzeyine hala ulaşabilmiş değil.

Japon ekonomisi, hükümetin şimdiden milli gelirin yüzde 250’sinden fazla olduğu tahmin edilen kamu borçlarını geri ödeme kapasitesi konusundaki endişeler artarken, Abenomi olarak adlandırılan politikalarla sağlanan devasa mali teşviklere rağmen, son altı yılda dördüncü kez durgunluğa girdi. Pazartesi günü, derecelendirme kuruluşu Moody’s, ülke bazında dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi olan Japonya’nın kredi notunu, Çin’in ve Güney Kore’nin altına indirip Umman, Bermuda ve Estonya ile aynı sıraya yerleştirecek şekilde düşürdü.

Küresel ekonomi, altı yıldır, büyük ölçüde, Çin’in, hükümet tarafından başlatılan teşvik paketinin ve tüm Amerikan bankacılık sistemi boyutuna eşdeğer olduğu tahmin edilen kredilerdeki devasa genişlemenin sonucu olan büyümesi ile ayakta kaldı. Fakat bu yıl içinde, Çin’in deflasyonist bir girdabın pençesine düştüğü giderek belirginleşmeye başladı. Ticari malların fabrikanın kapısından çıktığı andaki değerini gösteren “üretici fiyatları” üç yıldan beri düşüyor. Emlak fiyatları, gayrı menkul piyasasındaki hızlı büyümeye son verecek şekilde, önemli ölçüde düştü.

Bu hafta, resmi hükümet araştırmacıları tarafından yayınlanan bir rapor müsrif harcamalar üzerine bir rakam ortaya koydu. Rapor, 2009’dan bu yana, Çin’i küresel mali krizin etkisinden yalıtmak için, hükümetin diğer çabalarının yanı sıra, gereksiz çelik fabrikaları, hayalet şehirler ve boş stadyumlar da dahil, “yararsız yatırımlara” yaklaşık 6,8 trilyon doların harcandığını belirtiyor.

Amerikan mali piyasaları, OPEC kararından şimdiye kadar çok az etkilenmiş görünürken, düşen petrol fiyatlarının uzun vadede daha büyük sonuçları olacaktır. Suudileri bu kararı almaya yönlendiren etmenlerden birinin, fiyatların aşağıya çekilmesi yoluyla, görece yüksek maliyetli ABD kayaç petrolü üreticilerini piyasanın dışına itme kararlılığı olduğu görünüyor. Bu, bu yıl petrol fiyatının düşmesine benzer bir fiyat düşüşü yaşayan demir cevheri piyasasındaki stratejinin bir tekrarıdır. Büyük üreticiler, özellikle de BHP Billiton ve Rio, yüksek maliyetli rakiplerini köşeye sıkıştırmak amacıyla, üretimi azaltmak yerine artırmışlardı.

Petrol fiyatının devam eden düşüşünün, ABD’deki çürük tahvil ve kaldıraçlı kredi piyasaları için önemli sonuçları olacak. Petrol fiyatlarının 2011’de varil başına 100 dolar civarına ulaşmasıyla birlikte varil başına 60-70 dolar olan çıkarma maliyetiyle kayaç petrolün üretimi karlı hale gelmişti. Daha bu yılın başına kadar, petrol fiyatlarının varil başına 100 dolarda kalacağı ve kayaç petrolünün Amerikan ekonomik büyümesi için yeni bir vizyon sağlayarak kalıcılaşacağı bekleniyordu.

Geçtiğimiz beş yıl boyunca, Fed tarafından sağlanan aşırı ucuz parayı kullanan bankalar ve mali spekülatörler kayaç petrolü çıkaran şirketlere para akıttılar. Bu, enerji sektörü borcunun on yıl önceki yüzde 4’le karşılaştırıldığında bugün 1,3 trilyon dolarlık ABD çürük tahvillerinin yüzde 16’sını oluşturmasıyla sonuçlandı.

Kayaç petrolünün çıkartılması, fiziki sermayenin nispeten daha uzun ömürlü olduğu daha geleneksel petrol üretim yöntemlerinden farklı olarak, yeni sermaye donanımlarının devamlı tedarikini gerektirir. Bu, söz konusu sanayinin mali piyasalardan kaynak akışına yüksek oranda bağımlı olduğu anlamına gelir. Eğer bu akış durmaya başlarsa, bu şirketler, bir bütün olarak mali sistem için büyük sonuçlarıyla birlikte iflasa sürüklenebilirler.

Rusya’nın durumunda çok açık görüldüğü gibi, temel resesyon eğilimleri jeopolitik gerilimlerdeki artış eliyle şiddetlendirilmiş durumda.

Şimdi, derinleşen küresel çöküş büyük güçler arasındaki çatışmaları arttırdığı için, negatif bir geri bildirim sürecini harekete geçirmiş olabilir. Kore ve Güneydoğu Asya bölgesindeki diğer ülkeler, Çin ile birlikte, Yen’in değerinde onların ihracat pazarlarına darbe indiren bir düşmeye yol açan Abenomi’den zaten olumsuz yönde etkilenmiş durumda.

Bu yıl içinde, önde gelen siyaset ve dış politika çevrelerinin, Almanya’nın kendi çıkarları peşinde küresel sahnede daha büyük ve bağımsız bir rol oynama ihtiyacını vurgulamasıyla birlikte, ABD ile Almanya arasındaki gerilimlerin ortaya çıkmasına da tanık olundu. Özellikle Alman ekonomisinin önemli ölçüde zayıflaması nedeniyle yeni bir resesyonun sınırında olan Avro bölgesi ekonomisiyle ve daha fazla mali çalkantı ihtimaliyle birlikte, bu gerilimlerin derinleşeceği kesin.

Petrol fiyatlarındaki düşüş, dünya kapitalist sisteminin -ekonomik daralma, emperyalistler arasında çatışmanın yükselişi ve nihayetinde savaş yönündeki- temel itici güçlerinin bir başka ifadesidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir