Nikole Hannah-Jones, Shell Oil ve Afrika’daki katliamlar

New York Times’ın “1619 Projesi”nin başyazarı Nikole Hannah-Jones, 11 Aralık Çarşamba günü, Houston’da bulunan Emancipation Park Conservancy’nin (Kurtuluş Parkını Koruma Derneği) “Siyahların Deneyimi” üzerine konferans dizisinin açılışında bir konuşma yaptı.

Konuşma, Hannah-Jones’un Amerika Birleşik Devletleri tarihini beyazların Afrika kökenli Amerikalılara karşı bitmeyen ırksal mücadelesi olarak “yeni bir çerçeveye oturtan” 1619 Projesi’ni tanıttığı ülke genelindeki konferans turunun bir parçasıydı. Hannah-Jones’a göre, 1775-1783 Amerikan Devrimi ve 1861-1865 İç Savaşı, eşitlik ve sonunda köleliğin ortadan kaldırılması uğruna mücadeleyle ilişkisi olmayan, göz boyayıcı olaylardı. George Washington, Thomas Jefferson ve Abraham Lincoln, kendilerini beyazların üstünlüğünü savunmaya adamış ikiyüzlü ırkçılardı.

Hannah-Jones’un Teksas’taki konuşmasının sponsoru, Houston merkezli Shell Oil Company idi. Söz konusu şirket, Afrika ülkesi Nijerya’da büyük çaplı insan hakları ihlallerine karışması nedeniyle uluslararası kamuoyunun öfkesi ile karşı karşıya bulunan petrol ve doğalgaz devi Royal Dutch Shell’in ABD’li alt kuruluşudur. Shell’in, Ogoni etnik grubunun bastırılmasında Nijerya hükümeti ile işbirliği yapması, protestoların odak noktasını oluşturmaktadır. Şirket, şu anda, binlerce kişinin öldürülmesine suç ortaklığı yapması üzerinden açılan çok sayıda dava ile karşı karşıya bulunuyor. Nijerya’daki diktatörlüğün 1995’te ünlü Ogoni yazar ve çevre aktivisti Ken Saro-Wiwa’yı asması da bunlar arasında.

Houston’daki etkinliğin afişi

Hannah-Jones, 18. ve 19. yüzyıl demokratik devrimcilerinin ahlaki kusurlarını kınarken acımasız. İçinde yaşadıkları tarihi çağı atlayıp 21. yüzyılın orta sınıf kimlik politikasının retoriğini benimsemekte başarısız olanlara karşı duyduğu aşağılama hissini dizginleyemiyor. Fakat geçmişteki tarihi figürlere dayattığı affı olmayan ahlak kuralları, görünüşe göre onun için geçerli değil. Hannah-Jones’un kişisel ahlaki pusulası çalışmıyor gibi görünüyor.

Shell’in Afrika’daki tarihi, onu uzun süre önce uluslararası ölçekte dışlanmış bir kuruluş haline getirmiştir. Shell, 1980’lerde, Güney Afrika’nın ırk ayrımı (apartheid) rejiminin “en kötü şirket işbirlikçisi” olarak tanımlanıyor ve ırkçı rejimin baskı aygıtını besleyecek şekilde petrol yaptırımlarını sistematik biçimde ihlal ediyordu. Şirket, ülkede madencilik faaliyetleri de yürütüyordu. Grevci işçilerin dövülüp silah zoruyla çalışmaya zorlandığı Rietspruit kömür madeni de bunlar arasındaydı. Shell’in apartheida verdiği destek, bu petrol devine karşı uluslararası bir boykot hareketine yol açmıştı.

Uluslararası Af Örgütü, sadece iki yıl önce, “Bir Suç Örgütü mü? Shell’in 1990’larda Nijerya’daki İnsan Hakları İhlallerine Karışması” başlıklı 89 sayfalık bir rapor yayımladı. Af Örgütü’nün, hayatta kalanların ifadelerine, şirket içi belgelere ve Shell ile Nijerya güvenlik güçleri arasındaki toplantıların tutanaklarına dayanan raporunda şunları belirtiliyordu:

“Nijerya devleti, Kasım 1995’te, açık bir şekilde adaletsiz bir yargılamanın ardından dokuz erkeği keyfi bir biçimde idam etti. İdamlar küresel ölçekte kınamaya yol açtı. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği Nijerya’ya yaptırım uyguladı ve İngiliz Uluslar Topluluğu ülkenin üyeliğini askıya aldı. Resmi olarak cinayete karışmakla suçlananlar, gerçekte, İngiliz-Hollanda petrol devi Shell’in, Nijerya’nın petrol üretimi yapılan Nijer Delta’sında bulunan Ogoni ülkesindeki yıkıcı etkisine karşı çıktıları için yargılanmışlardı.

“İdamlar, Nijerya ordusunun, idam edilenlerden biri olan Ken Saro-Wiwa önderliğindeki Ogoni Halkını Yaşatma Hareketi’nin (MOSOP) protestolarını susturmak için yürüttüğü vahşi bir harekatın doruk noktasıydı. MOSOP, topraklarının altında pompalanan petrolün başkalarını zenginleştirirken, petrol sızıntılarından ve dışarı doğru yayılan gazdan kaynaklanan kirliliğin ‘Ogonilerin yaşadığı çevrenin tamamen bozulmasına yol açtığını ve yurtlarını ekolojik bir felaketin içine soktuğunu’ belirtiyordu. MOSOP, Ocak 1993’te, Shell’in artık Ogoni ülkesinde hoş karşılanmayacağını ilan etti. Ordunun bunu izleyen harekatı, doğrudan doğruya, yaygın ve ciddi insan hakları ihlallerine yol açtı. Yüzlerce Ogoni’nin yargısız infaz edilmesi, işkence, tecavüz dahil insanlık dışı muameleler, evlerin ve geçim kaynaklarının imha edilmesi bunlar arasındaydı. Bu ihlallerin çoğu, ceza gerektiren suçlardı.”

Ken Saro-Wiwa © Tim Lambon / Greenpeace

Shell’in Nijerya’daki petrolü sömürmesi, Britanya’nın sömürge egemenliği dönemine kadar gitmektedir. Şirket, bağımsızlıktan sonra, hükümet üzerindeki devasa gücüyle ülkedeki en önemli ekonomi aktörü haline geldi. Shell’in faaliyetleri, ülkenin en güneyinde, Gine Körfezi boyunca uzanan Ogoni ülkesinde yoğunlaşıyordu. Elli yıllık petrol çıkarma işlemi ve Shell’in aralıksız petrol sızıntıları, bölgede ekolojik bir yıkıma yol açtı. Artık toprak tarıma uygun değildi ve yeraltı suyu kanserojen maddelerle ciddi ölçüde kirlenmişti. Ogoni halkı ise, Shell’in bölgeden elde ettiği milyarlarca dolardan hiçbir şey elde etmeden, geçim kaynaklarının yıkıma uğramasına tanık oldu.

1990’ların başlarında, Saro-Wiwa önderliğindeki MOSOP, Shell’in ve Nijerya hükümetinin bölgede yol açtığı yıkıma meydan okumak üzere ortaya çıktı.

Protestolar büyürken, Shell, hükümeti, tesislerine “güvenlik koruması” sağlamaya çağırdı ve Ogoni halkına karşı ağır silahlı polislerin ve askerlerin konuşlandırılmasına “lojistik” destek vermeyi teklif ederek, güvenlik güçlerine taşıt, maaş ve hatta silah temin etti. “Öldürmek, tecavüz ve işkence etmek” için gönderilenler, kimi durumlarda Shell logosu taşıyan üniformalar giyiyordu.

Bu operasyonlar sırasında, 27 Ogoni köyünün basıldığı, 2.000 dolayında insanın öldürüldüğü ve 80.000’den fazlasının da zorla sürüldüğü tahmin ediliyor. Halkı yıldırmak için tecavüz bir silah olarak kullanılırken, tutuklananlar düzenli olarak işkence gördüler.

Mayıs 1994’te, Saro-Wiwa ile MOSOP’un diğer başlıca önderleri, açıkça masum oldukları cinayet suçlamalarıyla tutuklandılar. Saro-Wiwa ve diğer sekiz kişi, hapse atılıp işkence gördükten sonra, General Sani Abacha’nın askeri diktatörlüğü tarafından düzenlenen düzmece bir mahkemeye çıkarıldılar ve suçlu bulunup asılarak idam edilme cezasına çarptırıldılar.

Saro-Wiwa, onu mahkum eden düzmece mahkemedeki son sözlerinde, Shell’in bir gün mahkemede yargılanacağını söylemişti.

Saro-Wiwa’nın oğlu Ken Wiwa, babasına hakkında 10 Kasım 2015’te The Guardian’da yayımlanan dokunaklı yazısında şunları yazıyordu:

“Yirmi yıl önce bugün, babam ve diğer sekiz Ogoni erkeği, uyandırılıp güney Nijerya’daki bir hapishane avlusunda asıldı. Haber dışarı sızınca, şok ve öfke dünya genelinde yankılanmış ve Kraliçe’den Bill Clinton’a ve Nelson Mandela’ya kadar herkes idamları kınamıştı. …

“Bunun düzmece bir mahkeme olduğu artık tartışmasızdır. Yargılama ve infaz, Nijerya’nın askeri rejimlerinin kendi otoritelerine bir tehdit olarak gördüğü insanların hızla hakkında gelme biçimiyle uyumluydu. Tanınmış jüri üyelerinin önderlik ettiği bir BM inceleme heyeti, süreci şiddetle kınamış ve Britanya Başbakanı John Major, yargılamayı ‘düzmece’, mahkumiyetleri ‘kötü hüküm’ ve idamları ‘adli cinayet’ olarak tanımlamıştı. …

“Babam bugün yaşasaydı, Ogoni ülkesinin hâlâ mahvedilmiş bir bölge gibi görünmesinden dolayı perişan olurdu. Onu harekete geçmeye iten buydu. Oranın dünyanın en zengin petrol ve doğalgaz yataklarının üzerinde bulunduğunu gösteren çok az kanıt var.”

1619 Projesi’nin tanıtımını yapan ve başlıca sözcüsü olarak da Hannah-Jones’u seçen New York Times (NYT), Saro-Wiwa’nın yaşamı ve ölümü üzerine çok sayıda yazı yayımladığı için, bu tarihi derinlemesine bilmektedir. NYT, Saro-Wiwa’nın idamından sonra yazılan bir başyazıda, Shell’in, MOSOP önderinin hüküm giymesinin ardından bir açıklama yaptığını ve “Ticari bir şirketin, egemen bir devletin yasal süreçlerine müdahale etmesi söz konusu değildir,” dediğini belirtiyordu. Petrol devinin itibarı hakkında açıkça kaygılanmış olan NYT, kayıtsızca şu sonuca varmıştı: “Yargısız infazlar, düzmece duruşmalar ve muhaliflerin acımasızca bastırılması, sorumluluk sahibi bir şirketin görmezden gelebileceği uygulamalar değildir.”

Shell’in Ogoni ülkesinde işlediği suçlar, on sekizinci, on dokuzunca yüzyılda ya da yirminci yüzyılın ilk on yıllarında meydana gelmedi. Bu, günümüzde yaşanan bir olaydır ve devam eden bir suçtur. Shell, şu anda, Nijerya rejiminin cinayet, tecavüz ve köy yakma suçlarına ortaklık etmekten Lahey’de bir mahkemede yargılanmaktadır. Davacılar ise, diktatörlüğün düzmece mahkemesi tarafından haksız yere hüküm giymelerinin ardından asılan dokuz Ogoni önderinden dördünün eşleridir. Shell, daha önce de şirketi ABD’de gerekirse Yüksek Mahkeme’ye kadar yargılatma yönünde bir girişimle mücadele etmiş ve dava, yargılama yetkisi gerekçeleriyle reddedilmişti.

The Guardian’ın 12 Şubat 2019’da yaptığı bir haberde, Uluslararası Af Örgütü’nün araştırmacısı Mark Dummett’ten alıntı yapılıyor ve idam edilen Ogoni önderlerinin eşlerinin “Shell’in utanmaz çıkarcılığı olmasa kocalarının hâlâ hayatta olacaklarına inandıklarını” belirttiği aktarılıyordu. Dummett, yargılamanın, “her yerde küresel şirketlerin açgözlülüğünden ve pervasızlığından zarar gören insanlar için devasa öneme sahip tarihi bir an” olduğunu eklemişti.

Petrol devi, Hollanda’da yolsuzluk ve rüşvet suçlamaları üzerinden ikinci bir ceza davası ile karşı karşıya bulunuyor. Şirket, kazançlı açık deniz sondaj haklarını elde etmek için Nijeryalı politikacılara ve aracılara 1,1 milyar dolar dağıtmakla suçlanıyor.

Aynı zamanda, şirket, geçtiğimiz on yıldır, Ogoni köylülerinin ve Hollanda Yeryüzü Dostları’nın Nijer Deltası bölgesindeki çevresel yıkım üzerine açtığı bir başka dava ile uğraşıyor. Bu süreçte davacılardan ikisi hayatını kaybetti.

Jacobin dergisi, Kasım ayında, Ogoni ülkesindeki koşullar üzerine iki akademik uzman ile röportaj yaptı. Roy Doron ve Toyin Falola, Shell’in ve diğer şirketlerin, “yıllardır petrol sızıntılarından, dışarı yayılan gazdan ve toprağa sistematik olarak el konulmasından etkilenen topluluklar için gerçekten fark yaratmaktansa, Batı’daki kitlelere yönelen ve yatırımcının suçluluğunu gidermeyi amaçlayan halkla ilişkiler faaliyetlerine” çok daha fazla zaman ayırdığını belirtiyordu.

Shell’in yargılandığı ABD’deki mahkeme dışındaki protesto (AP Photo/Bebeto Matthews)

Shell, Hannah-Jones’u, dikkati şirketin ifşa edilen suçlarından başka yöne çevirmeyi amaçlayan halkla ilişkiler faaliyetlerinin bir parçası olarak kullandı ki Hannah-Jones da kullanılmaya fazlasıyla istekliydi. Hannah-Jones’un yer aldığı bir etkinliğe sponsor olması, Shell’e ırkçılığın yılmaz bir karşıtı rolüne bürünme olanağı vermektedir. Dahası, 1619 Projesi’nin saplantılı bir şekilde ırka odaklanması, Shell’in ticari faaliyetlerinin temelini oluşturan esas ekonomik çıkarları gizlemektedir.

Belli ki Shell yöneticileri, 1619 Projesi’nin desteklenmesinin devam eden davaların etkisini yok edeceği beklentisiyle etkinliğe sponsor olmuşlardı ve yatırımlarının sonuçları beklentilerini boşa çıkaramazdı. Her şey tam da planladığı gibi gitti. Yerel bir medya kuruluşu çalışanı olan etkinlik moderatörü Melanie Lawson, Hannah-Jones’u takdim ederken şunları söyleyince, Shell kamuoyu önünde övülmesinin tadını çıkardı:

“Öncelikle bu geceki sunumun sponsoruna söz hakkı vermeye biraz zaman ayırmak istiyorum. Bu ismi tanıyor olabilirsiniz; topluluğumuzdaki bir dev, Shell Oil. Ve eğer burada Shell Oil’den biri varsa, lütfen ayağa kalksın ya da el sallasın. Shell’den kimse var mı? Hadi bakalım.”

İzleyiciler buna bir alkış yağmuru ile karşılık verdiler. Hannah-Jones da alkışa katıldı. Lawson, sözlerine şöyle devam etti:

“Bundan utanmayın. Shell insanları ayağa kalkın ki size teşekkür edebilelim. Sizi takdir ediyoruz. Sizin oldukça cömert bağışlarınız olmadan bu etkinliğin mümkün olmayacağını biliyor ve Emancipation Park Conservancy’ye devam eden desteğiniz için sizi takdir ediyoruz.”

Lawson’ın, dinleyicileri, Saro-Wiwa’nın ve Shell’in suç oluşturan faaliyetlerinin diğer kurbanlarının anısı için ayağa kalkıp bir dakikalık saygı duruşunda bulunmaya davet etmemesi şaşırtıcı olmamalı.

Houston’daki etkinlik, 1619 Projesi’nin düzmece ve sınıfsal karakterinin altını çizmektedir. Hannah-Jones’un Shell Oil tarafından parası ödenen bir kürsüye çıkması, onu, Ogoni halkının gördüğü zulmün siyasi ve ahlaki suç ortağı yapmaktadır. Onun sarsıcı ikiyüzlülüğü ve ahlaki körlüğü, sadece kişisel bir özellik değildir. Bu durum, nereden geldiğine bakmaksızın olabildiğince çok para kazanmaya kararlı olan, aşırı egoist, bencil ve hali vakti yerinde küçük burjuva bir toplumsal tabaka açısından tipiktir.

Hannah-Jones’un ırksal tarih yorumunun (Kuzey Amerika’daki köleliğin ve onu izleyen Amerika Birleşik Devletleri’ndeki her türden ayrımcılığın beyazların Afrika kökenli Amerikalılara yönelik doğuştan gelen ve kontrol edilemeyen nefretinden kaynaklandığı iddiasının), onun Shell Oil’in günümüzde Afrikalılara karşı işlediği suçlara yönelik apaçık kayıtsızlığını açıklamaya nasıl hizmet edeceği hiç belli değil. Üstelik Hannah-Jones’un Shell ile işbirliği tamamen gönüllülüğe dayanıyor. Jefferson ve Lincoln ise, köleliğin Kuzey Amerika’nın ekonomik yapısının ve dünya ekonomisinin önemli bir unsuru olduğu bir tarihsel dönemde doğup yaşamıştı. Hannah-Jones’u Shell Oil ile işbirliği yapmaya ve bu işbirliğinden çıkar sağlamaya zorlayan tarihsel etmenler neler? Shell Oil tarafından sağlanan bir kürsüye çıkmasının kendi kişisel çıkarından başka bahanesi ne?

Kendisini Amerikan tarihinin intikam meleği olarak tanıtan Hannah-Jones, Shell’in sponsor olduğu bir etkinliğe katılmasıyla ilgili tüm gerçekleri açıklamakla yükümlüdür. Houston’da kürsüye çıkması karşılığında herhangi bir hizmet bedeli aldı mı? Afrikalı erkeklere, kadınlara ve çocuklara yönelik “cinayet, tecavüz ve işkence”ye suç ortaklığı yapan bir “suç örgütü” olarak damgalanmış bir şirketin tanıtım ihtiyaçlarına neden hizmet ediyor?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir