Muhalefet partileri Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi

Paylaş

Pazartesi günü cumhurbaşkanlığı sarayındaki görüşmede, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve onun iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) lideri, ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) liderleri ile 15 Temmuz’daki başarısız darbe girişiminin ardından devlet aygıtının yeniden yapılanma ihtiyacı üzerine anlaştılar. Reformlar, küçük ölçekli anayasa değişiklikleri yoluyla onaylanacak.

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Görüşmede, demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkeleri etrafında kenetlenen milletimizin özgürlük, güvenlik ve refahı için atılacak adımlar, OHAL uygulaması, güvenlik tedbirleri, Anayasa çalışmaları ve ekonomi politikaları değerlendirilmiştir.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP), görüşmeden dışlandı. HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, dışlamayı, “akılsızlık” olarak eleştirdi. HDP’nin meclis grubu başkan vekili İdris Baluken, kararı, “Liderler zirvesini ilk öneren parti HDP’dir. Eş başkanlarımız kamuoyuna açıkladı. Ancak bugün liderler zirvesini öneren ilk partiyi dışlayan bir tutumla karşı karşıyayız.” sözleriyle eleştirdi.

Görüşme, CHP’nin İstanbul Taksim Meydanı’nda düzenlediği, AKP dahil çeşitli siyasi parti üyelerinin katılımını kapsayan darbe karşıtı mitingden bir gün sonra gerçekleşti. Mitingin katılımcıları arasında, ayrıca, CHP yanlısı sendikalar ve sahte sol örgütler de vardı.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, bu “Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi”nde, Taksim Manifestosu’nu açıkladı. Manifestonun ilk paragrafında şu belirtiliyor: “15 Temmuz darbe girişimi parlamenter demokrasimize karşı yapılmıştır. TBMM bombalanmış ama bombalar altında Parlamento görevini yapmış ve darbeyi püskürtmüştür. Bu darbe girişiminin sorumlularını, iç ve varsa dış destekçilerini kınıyor ve lanetliyoruz.”

Manifesto, ayrıca, “…Devleti yönetme yerine devleti ele geçirme anlayışını tarihe gömmeliyiz… Bu bağlamda devletin yeniden inşası bir zorunluluktur.” diye belirterek, “devletin yeniden yapılanması” çağrısı yaptı. CHP, manifestoda, hükümeti, “Devlet; kinle öfkeyle önyargıyla yönetilemez. Darbe girişiminde bulunanlar hukuk içinde, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalınarak yargılanmalıdır.” diyerek uyardı.

Aynı zamanda, Türk ordusunun en üst kademesini aklamayı ve onu masum ve temiz ilan etmeyi hedefleyen yoğun bir medya propaganda kampanyası yürütülüyor. Tüm medya yayınları, generallerin ve amirallerin üçte birinin darbe girişimine doğrudan dahil olduğu ve geri kalan üst komuta kademesinin karşı koymak için parmağını bile kıpırdatmadığı gerçeğini gizlemek amacıyla, kuvvet komutanlarının ve bizzat genelkurmay başkanının iddialara göre darbeye nasıl direndiğine ilişkin hikayeleri yüceltiyorlar.

Oysa onlar, 15 Temmuz Cuma günü öğlen 4’te yaklaşan darbe girişimi hakkında bilgilendirilmişlerdi, fakat darbecilere karşı operasyonlarını, saatler sonra, 16 Temmuz gününün erken saatlerinde, darbenin kitlesel direniş karşısında başarısızlığının belirgin hale gelmesinden sonra başlattılar.

Darbe komplocularıyla mücadele ve Türkiye politikasını normalleştirme örtüsü altında gerçekleştirilen, CHP’nin “Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi”, cumhurbaşkanlığı sarayında üç büyük burjuva partisinin görüşmesinde görünüşe göre varılan mutabakat ve HDP’in bu görüşmeye katılma yönündeki arzusu, kesinlikle katı bir şekilde işçi sınıfı karşıtı önlemler anlamına gelecek bir yakınlaşmaya işaret ediyor.

23 Temmuz’da Resmi Gazete’de yayımlanan kanun hükmünde kararname, gözaltı süresini 30 güne çıkarıyor ve ABD merkezli Gülen hareketiyle bağlantılı yaklaşık 1.229 okul, hastane, dernek ve sendikanın kapatılması talimatı veriyor. Kararname, ayrıca, “görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler.” diye belirtiyor. Bunun yanı sıra, 25 Temmuz’da 42 gazeteci için bir yakalama kararı çıkarıldı.

Devlet aygıtının öngörülen “yeniden yapılanması”, öncelikle Türk Silahlı Kuvvetleri’ni (TSK) etkileyecek. Başbakan Binali Yıldırım, 25 Temmuz’da Bloomberg News’e, “Bir kere kurumlarda, Silahlı Kuvvetler başta olmak üzere, ciddi bir yeniden yapılanma ihtiyacı var.” diye konuştu.

Üst komuta kademesinin başlangıçtaki pasif suç ortaklığını gizleme amacıyla halen yaygın bir şekilde ifade edilen “güvenlik açığı” ifadesini kullanan Yıldırım, “Bu darbe girişiminde de gördük ki burada bir güvenlik zafiyeti var, hiyerarşi, komuta kademesiyle alt kademe arasında bazı sorunlar var. Bu sorunları ortadan kaldıracak şekilde yeniden yapılanmaya gideceğiz.” dedi.

Başbakan, aynı şekilde, A Haber ile 23 Temmuz’da yaptığı bir röportajda şunları söylemişti: “Bu olay da bize gösterdi ki kolayca işte gidilip, Genelkurmay işgal edilebiliyor. Bunların bu kadar kolay içeri girilebilir ve işgal edilebilir olmaması lazım. Burası silahlı kuvvetlerin kalbi.”

Komuta kademesinin devam eden tutuklamalara ve ordunun öngörülen yeniden yapılanmasına nasıl tepki vereceği net değil. Ancak, bir şey apaçık: kışlaların -başka darbe girişimlerini ima edecek şekilde- ağır iş makineleri ve kamyonlarla süre giden blokajı, TSK’nin saygınlığına ağır bir darbedir.

Erdoğan, muhalefet partileriyle bir mutabakat aracılığıyla hükümetinin egemenliğini pekiştirmeye çalıştığı sırada, 9 Ağustos’ta St. Petersburg’a resmi bir ziyaret planladı. Ziyareti duyuran Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, dün, planlanan görüşmenin, iki ülke arasında, bir Rus savaş uçağının geçtiğimiz yıl 24 Kasım’da Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesinin ardından çarpıcı bir şekilde kötüleşen ikili ilişkileri normalleştirmeye yardımcı olacağını söyledi.

27 Temmuz 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir