Mali çöküşten beş yıl sonra, küresel ekonomi zayıflamaya devam ediyor

Küresel mali krizin Eylül 2008’de patlamasının hemen ardından, Çin’in, Hindistan’ın ve Brezilya’nın içinde olduğu sözde “gelişen piyasaların” ana kapitalist ekonomilerden ayrışabileceği ve bütün bir dünya ekonomisinin büyümesine yeni bir temel sağlayabileceği iddia edilmişti.

Ekonomik kurgunun bu parçası terk edilmiştir. “Gelişen piyasalar”, büyümeye bir destek sağlayamadıkları gibi, hızla yeni bir küresel istikrarsızlık kaynağı haline geliyorlar.

Geçen hafta, Wall Street Journal, dünyanın en büyük serbest yatırım fonu olan Bridgewater’ın, ABD, Avrupa ve Japonya’yı kapsayan ana ekonomilerin şimdi dünya ekonomik büyümesine gelişen ülkelerden daha fazla katkı yaptığına işaret eden bir raporundan alıntı yaptı.

Bununla birlikte, bu sonuç, ileri ülkelerde bir canlanmaya işaret etmiyor. Aksine, o, küresel ekonominin bir bütün olarak zayıflığını ifade ediyor. Bütün ana ekonomilerdeki büyüme oranları, kriz öncesi oranların yeniden görüleceği ihtimali olmaksızın, 2007-2008 yılında ulaşılan seviyenin oldukça altında kalmaya devam ediyor.

Philadelphia Merkez Bankası (Federal Reserve Bank) tarafından açıklanan bir araştırma, ekonomistlerin ABD ekonomisinin 2013 yılında yalnızca %1,5 büyümesini beklediklerini ortaya koydu ki bu, Mayıs ayında %2 olan tahminlerin oldukça altında. JP Morgan’ın önde gelen bir ekonomistinin ABD ekonomisinin %3,5 olması gereken potansiyel büyüme oranının yarısının gerçekleştiğini belirten raporuna göre, büyüme uzunca bir süre yeniden başlamayacak.

Durum diğer yerlerde daha da kötü. Avro bölgesi ekonomilerinin ikinci çeyrekte yalnızca %0,3 (yıllığa çevrildiğinde %1,1) büyüdüğü Avrupa’da durgunluk sürüyor. Birbirini izleyen altı çeyreklik daralmanın ardından pozitif büyümeye dönüş, hiç bir şekilde, Avrupa’nın tehlikeyi atlattığı anlamına gelmiyor. Bir bütün olarak Avro bölgesi ekonomisi, hala 2008’de olduğundan %3 küçük durumda. Çoğu uzman, işsizliği azaltmaya başlamak için, önümüzdeki üç yıl boyunca yıllık büyümenin en az %2-3 olması gerektiğini düşünüyor ve böyle bir olasılık yok.

Wall Street Journal, “Avrupa’nın kalkış için gerekli hıza nasıl ulaşacağını görmenin zor” olduğu yorumunu yaptı. Gazete şöyle devam etti: “İyileşmeyi frenleyenler, devam eden kemer sıkma önlemleri, düşük maliyetli banka kredilerinin kıtlığı, artan işsizlik, zayıf hane halkı geliri ve hala kapasitelerinin oldukça altında çalışan şirket (özel sektör) yatırımlarının yokluğudur.”

Japonya Merkez Bankası’nın para arzını ikiye katlama programı, yaklaşan üçüncü çeyrekte, yıllığa çevrildiğinde %2,6 olan büyüme ile Japon ekonomisine biraz destek veriyor görünüyor. Fakat bu, %3,6’lık artış tahminlerinin oldukça altında.

“Gelişen piyasaların” küresel büyümeye olan katkısının azalmasındaki başlıca etmen, Çin’deki yavaşlamadır. Bu yıla ilişkin resmi büyüme tahmini, 1990’dan bu yana en düşük oran olan %7,5. Fakat bunun daha düşük olacağına ilişkin uyarılarılar da söz konusu.

Çin’deki azalan büyüme oranı, Güney Doğu Asya ekonomilerinin yanı sıra Brezilya ve Avustralya gibi hammadde tedarikçileri üzerinde de önemli bir etkiye sahip.

İki yıl önce Çin’e soya fasulyesi ve demir cevheri ihraç eden Brezilya %7,6 büyümüştü. Bu yıl öngörülen büyüme ise sadece %2,3.

Önemli bir demir cevheri tedarikçisi olan Avustralya, ticari yönden (ithalatın ihraca oranı) önemli bir gerileme dönemine girdiğine işaret eden resmi Maliye Bakanlığı tahminlerine göre, Çin’deki altyapı yatırımlarının giderek yavaşlamasından ağır şekilde etkileniyor. Rudd’un İşçi Partisi hükümeti, demir cevheri projelerinde büyük yatırımlara itki oluşturan “Çin’deki ekonomik canlanma”nın sona ermiş olduğunu bildirdi.

Tek sorun düşük büyüme değil. 2008-2009 yıllarındaki küresel mali krizden sonra devreye sokulan kredilerin ve parasal teşviklerin ürünü olan Çin’deki yüksek borç düzeylerinin mali krizi hızlandıracağı yönünde artan kaygılar var.

Financial Times geçen hafta, Fitch’in derecelendirme araştırmacısı Charlene Çu’nun, Çin’in gölge bankacılık denilen sektörüne yönelik bir incelemenin, ülkenin toplam borcunun gayrısafi yurtiçi hasılanın %200’ü kadar olabileceğini ortaya koyduğunu bildirdi. Çu, bir bütün olarak bankacılık sektörünün, gölge bankacılık kredilerine birçok insanın düşündüğünden daha fazla maruz kaldığı konusunda uyarıda bulundu. Çu, Çin bankacılık sisteminin 2008-2013 yılları arasında tüm ABD bankacılık sisteminin büyüklüğüne eşit şekilde, 14 trilyon dolar genişlediğini tahmin ediyor.

Resmi rakamlar, Çin bankalarının elinde bulunan ve ardı ardına 7 çeyrektir büyüyen batık kredilerin, ikinci çeyrekte 2 milyar dolar arttığını gösteriyor.

Küresel büyüme için bir potansiyel merkez olarak görülen bir diğer ekonomi olan Hindistan’ın artan mali sorunları, başka yerlerde olup biteceklerin iyi bir göstergesi olabilir. Bu yıl sadece %5 olarak tahmin edilen (üç yıl önceki düzeyin yarısı) ekonomik büyümeyle kötüleşen ekonomik yavaşlamanın, ülkenin en büyük sanayi şirketlerinden bazılarının borç yükünü artırabileceğinden korkuluyor.

Hindistan’ın mali sistemi, geçen hafta rupinin [Hint parası] değerinde yaşanan düşüşü durdurma çabasıyla sermaye denetimlerinin yeniden uygulanmasının eşlik ettiği bir sermaye kaçışından zarar görüyor.

Hindistan ekonomisi, Financial Times tarafından,“değer kaybeden bir rupi, büyümedeki keskin yavaşlama, kabarık cari açık ile bütçe açığı ve sürekli yüksek enflasyon zehirli bileşimi” olarak tarif edilen şeyden muzdarip.

Hindistan, artan mali sorunlarla karşılaşan tek gelişen ekonomi değil. ABD Merkez Bankası’nın yakında -muhtemelen gelecek ay gibi kısa bir süre içinde- “parasal gevşeme” programının başlıca öğesi olan ABD Hazinesi bono alımlarını “azaltmaya” başlayacağı beklentisi, diğer bölgelerden sermaye çıkışlarını da tetiklemiş durumda. Hindistan dışında, yeni bir büyüme merkezi olarak övülen Endonezya da artan mali sorunlar yaşıyor.

Asya’nın dört bir yanındaki piyasalar, FED’in ABD’deki faiz oranlarını arttıracak olan ve sermayenin Amerikan mali varlıklarına geri dönmesinin yaşanabileceği bono alımlarını “azaltması” korkusu içinde, geçen hafta düşüş yaşadı. Tehlike şu ki, bono alımlarının “azaltması” bir kez başlarsa, mevcut sermaye çıkışı bir sele dönüşebilir.

1997-98’de Tayland parası Baht’ın değerinde yaşanan çöküş, Asya çapında, bölgesel ekonomik sonuçları Büyük Bunalım’ın başlıca kapitalist ekonomilerdeki etkisine eşit olan mali bir balonun patlamasını ateşlemişti.

Dünya ekonomisinin son yıllarda “gelişen piyasalara” giderek artan bağımlılığı ve mali piyasaların daha sıkı bütünleşmesi göz ününe alındığında, bir diğer mali krizin sonuçları çok daha ciddi olacaktır.

19 Ağustos 2013

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir