Kürtlere Yönelik Saldırılar Sürüyor

Paylaş

Geçtiğimiz dönemlerde de Kürtlere yönelik sık sık gerçekleştirilen provokasyonlara bir yenisi daha Balıkesir’in Ayvalık ilçesinin Altınova beldesinde eklendi. Geçtiğimiz salı günü başlayan olayların –kontrol altına alındığı söylense de- halen sürdüğü belirtiliyor. Olayların başlangıcına dair burjuva medyada iki açıklama mevcut, bunların ikisine de değineceğiz, ardından da bölgede bulunan okurlarımızın ilettiği bilgilere yer vereceğiz. Şunu da belirtmek gerekir ki, olayların başlangıcı sonucu (Kürtlere yönelik örgütlü saldırılar) herhangi bir şekilde değiştirmeyecektir.

İlk ve en yaygın iddiaya göre, Ayvalık Ticaret Lisesi mezunu Oğuz Dörtkardeş, bir internet kafenin önünde otomobilde yüksek sesle müzik (“müziğin” İstiklal marşı olduğu belirtiliyor) dinlemeye başladı.

Yüksek sesten rahatsız olan –Kürt- apartman sakinleri Dörtkardeş´i uyardı. Dörtkardeş kendisini uyaranlarla tartıştı. Bu şekilde başlayan olaylar büyüdü, Dörtkardeş’in yakınlarının olaya katılmasının ardından Kürt gençleri de olayın yaşandığı yere geldi. Bu sırada, kamyonetle olay yerine gelen M.A., daha önceden de aralarında gerginlik geçen Dörtkardeş’in üzerine arabasını sürdü ve burada Dörtkardeş ile Ezel Kırcalı yaşamını yitirdi, 6 kişi de yaralandı.

Bir diğer açıklama ise, burjuva medyanın genelinin yansıttığının aksine, Taraf gazetesinin beldede yaptığı röportajlara dayanıyor. Haberde “Nedim K. marş ya da müzik sesi nedeniyle de kavga çıkmadığını, tartışmanın alkollü bir grubun 14–15 yaşlarındaki çocuğu dövmesi üzerine başladığını belirterek şunları anlattı: “İki küçük grup arasındaki tartışma uzun sürmüyor. Murat ile arkadaşı bayram nedeniyle Dikili’ye bayramlaşmaya gidiyorlar ama arkalarından 25–30 kişilik bir grup tartışmaya karışan Kürtlerin evlerine saldırıp taşlamaya başlıyor. Haberi alınca hemen Altınova’ya dönen Murat ve arkadaşları da evlerine saldıran grupla yeniden kavgaya girişiyor. Ama bir anda kalabalık artarak 200 kişiye ulaşıyor. Linç edilmekten korkan Murat ve arkadaşı kamyonete binip kaçmaya çalışırken de bu olay oluyor” deniyor.

Bölgede bulunan okurlarımızdan aldığımız bilgilere göre ise olaylar şöyle gelişti: Altınova yerlilerinden küçük bir grup, internet kafede oturan iki Kürt gence sözlü saldırıda bulunuyor; O esnada, apartman sakinlerinden M.A’nın akrabası, diğer akrabaları ile birlikte Dikili’ye bayramlaşmaya gitmek üzere iken; M.A’nın akrabası, gençler arasındaki tartışmanın büyümesine engel olmak amacıyla, tartışmaya müdahale ediyor. M.A’nın akrabasının tüm uyarılarına rağmen, yerli grup, sözlü saldırıya devam ediyor ve Kürtler aleyhine küfür etmeye başlıyorlar. Seslerin yükselmesi ile evlerden ve kahvehanelerden insanlar olay alanına geliyor. Ve ardından Kürt gençlerle aralarında kavga başlıyor. Apartman sakinlerinden hamile bir Kürt kadın, kocasını kavgadan çıkarmak isterken, ‘sopa’ ile sırtından vuruluyor. Dikili’ye gitmek üzere olan M.A’nın akrabaları, gençlerin kavgasını büyütmek istemeyerek gençleri birbirinden ayırıyor ve Dikili’ye gidiyorlar. Öfkesini alamayan grup, kahvehanelerden insan toplayarak taşlı, sopalı olarak apartmanın önüne geliyor ve Kürtlerin oturduğu apartman dairesine saldırıyorlar. Apartman sakinleri korkuya kapılıyor, akrabalarına telefon ediyorlar ve Kürt gençler olay yerine geliyor. Kamyoneti ile gezinmekte olan M.A, olayın haberini alıyor, olay yerine gelerek kamyonetini insanların üzerine sürüyor.

M.A.‘nın Ayvalık Savcılığı’na verdiği ifadeye göre, M.A’nın kamyonetini sürerken bir araç tarafından sıkıştırılmaya çalışıldığı, bu esnada sıyrılmaya çabalarken kontrolünü kaybederek kamyonetini insanların üzerine sürdüğünü ifade etti.

Sonrasında, yaşanan olayların kıvılcımını çakan bu olayın ardından, Ayvalık’tan ve iddiaya göre Balıkesir’den beldeye gönderilen ülkücü faşistlerin öncülüğünde Kürtlere yönelik provokasyonlar başladı. Ölenlerin cenazelerinin olduğu Çarşamba günü de olaylar sürdü, yaklaşık 2 bin kişinin ‘Şehitler ölmez, vatan bölünmez’ sloganı atıp, İstiklal Marşı okuduğu belirtilirken, cenaze günü, öncesi ve sonrası günlerde Kürtlerin evleri taşlandı, işyerleri talan edildi, arabaları yakıldı. Birçok ev ve işyerine –böylesi provokatif ortamların vazgeçilmezi olan- yine Türk bayrakları asıldı. Linç edilmek istenen Kürtler, faşist grupların provokasyonuyla olayların büyüdüğünü belirtiyorlar. MHP Balıkesir milletvekili Ahmet Duran Bulut’un faşistleri provoke etmesi ise bizler için şaşırtıcı değil. “Acıdan dolayı bazı taşkınlıkları hoş gördük” diyen faşist milletvekilinin olaylardaki rolü araştırılmalı ve gereken cezai işlemi görmelidir.

Okurlarımızdan aldığımız bilgilere göre; Altınova belediye başkanı Mehmet Ali Akçal da, belediye anonsundan yürüyüş düzenleyen öfkeli güruhu sakinleştirme çabasında bulunmadı, halk arasında Kürtlere karşı kışkırtıcı konuşmalar yaptı, saldırgan gruplara belediye hizmet araçlarını verdi.

Beldedeki olaylar Balıkesir ve Bursa’dan takviye olarak gönderilen 300 jandarma ve polis ekipleri tarafından ne kadar önlendi peki? Altınova beldesine giriş-çıkışları kontrol eden devletin kolluk güçleri, kimliklerinde kütüğü Kürt illerine kayıtlı olanlara gerek beldeden çıkış gerekse de beldeye giriş izni vermezken, çevre ilçe ve beldelerden gelen Ülkü Ocakları ve Alperen ocakları üyesi faşist militanlara beldeye giriş izni veriliyor. Faşistler, Devletin kolluk güçlerinin gözleri önünde ev ve işyerlerine saldırıları sürdürürken, askeri araçlardan siren seslerinin açılmadığı, Kürtlerin evlerine kapandıkları ve dışarıya çıkmaktan çekindikleri okurlarımız tarafından belirtiliyor. Çok sayıda jandarma ve polisin can ve mal güvenliğini korumak amacıyla geldiğini düşünen Kürt emekçiler, olayların ilerlemesi ile devletin kolluk güçlerinin bu amaçla değil de, faşist provokatörlere karşı verecekleri kitlesel tepkileri önleme amacıyla geldikleri bilincine sahip oldular.

Resmi ideolojinin propagandasını yapan burjuva medya, yalan ve çarpıtma haberlerini yaşanan bu son olayda da sürdürdü. Medya, Kürt demekten kaçınırken, bunun yerine “doğu kökenli” kelimesini kullanıyor. M.A.’nın Ayvalık Savcılığı tarafından ifadesi henüz alınmadan, onun, daha önceden karşı grupla münasebetleri olduğu ve ehliyeti olmadığı yalanı ortaya atıldı ve üstü-kapalı bir şekilde, M.A.’nın kamyoneti ölen kişilerin üzerine bilinçli sürdüğü iddia edilerek, faşist provokatörler meşru gösterilmeye çalışıldı.

Geçtiğimiz dönemlerde de, çeşitli yerlerde Kürt emekçilerin yaşadığı mahallelere saldırılar olmuştu, bu olaylarda başlıca rol burjuva medyanın hedef göstermesiydi. PKK’nin saldırılarını arttırdığı ve sınır ötesi operasyonların başladığı geçtiğimiz yılda, medya Kürt halkını doğrudan hedef göstermiş, sokaklarda ve yaşadıkları mahallelerde Kürt emekçiler saldırıya uğramışlardı. Saldırganların başını faşistler çekerken, bunları destekleyen ve hedefe yönelten –her zamanki gibi- burjuvazinin çeşitli kesimleriydi.

Kürt halkına yönelik saldırıların yalnızca bununla sınırlı kalmadığını gösteren çarpıcı bir gelişme de geçtiğimiz günlerde yaşandı. Bolu Express gazetesindeki köşesinde “Türk, işte karşında düşmanın” başlıklı bir yazı kaleme alan I.E., DTP milletvekillerinin, DTP yöneticilerinin ve DTP’li belediye başkanlarının isimlerini tek tek sıralamış ardından ‘Her şehit için DTP’li öldürülmeli’ demişti. Kürt yerine DTP’li ya da PKK’li terimini kullanan milliyetçi-faşist yazarların varlığını biliyoruz, dolayısıyla doğrudan Kürt halkını hedef halan bu satırlar Bolu Savcılığı tarafından soruşturma sonunda hukuka uygun bulundu ve takipsizlik kararı verildi. Kararda, yazının düşünce özgürlüğü kapsamında olduğu vurgulandı. Mahkeme de yapılan itirazı reddetti. Bu karar, Kürtlere yönelik saldırıları meşrulaştırırken, burjuva yargı kurumlarının ne kadar “tarafsız” olduklarını açıkça göstermiş oldu.

Küçük topraklarından mülksüzleşerek ya da “zorunlu göç”le batı kentlerine gelip, buralarda en yoksul mahalleleri oluşturan Kürt emekçiler, TC devletinin yıllardır sürdüregeldiği yok sayma ve imhaya dayalı politikanın, okullardaki eğitim ve burjuva medyanın ideolojik propagandasının saldırılarına maruz kalıyorlar. Milliyetçilik zehriyle yetiştirilen Türk gençleri bu saldırılarda sermayenin silahşorları rolüne soyunuyorlar. Birlikte yaşamaktan yana tavrını açıkça koymuş bulunan Kürt emekçilere yönelik bu saldırılar yalnızca Türkiye işçi sınıfını bölmeye yaramakta bu ise sermaye sınıfının doğrudan işine gelmektedir. Bu oyunları bozmanın yolu ise, bu topraklardaki her ulustan emekçinin sermayenin kurumlarına karşı birleşik bir mücadele vermesidir.

İşçi sınıfının bu mücadelesinin programında; baskı, şiddet ve inkara dayalı resmi devlet ideolojisinin ortadan kaldırılması, burjuva medya eliyle yürütülen kampanyalara son verilmesi, Kürt halkının varlığının, kültürel ve demokratik haklarının tanınması, tüm ülkede Kürtçenin ikinci resmi dil kabul edilerek, (özel okullarda değil!) devlet okullarında okutulması (demokrasiyi ağzından düşürmeyen Türk burjuva ikiyüzlülüğü bunu bölücülük olarak nitelendirecektir, ancak aksine bugünkü durum bölücülüktür, burjuva demokrasisinin en gelişkin örneklerinden İsviçre’de 3 resmi dil olduğunu bu “demokrat”lara hatırlatmak isteriz), Kürtlerin yaşadığı yerlerde ve Kürt illerinde devletin ve faşistlerin tüm saldırılarına son verilmesi ve bugüne kadar ki tüm saldırıların, köy yakmaların, faili meçhul cinayetlerin hesabının sorulması, devletin gizli savaş örgütlerinin ve koruculuk sisteminin dağıtılması yazmalıdır.

En son Altınova’da yaşanan türde provokasyonlara ve örgütlü saldırılara şiddetle karşı çıkarak doğrudan Kürt halkının yanında durmanın, işçi sınıfını bölmeye yönelik her türden harekete karşı işçilerin birliğini savunmanın Marksistlerin başlıca görevi olduğu gerçeği asla unutulmamalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir