Krizlerle sarsılan bir dünya

Dünya, geçtiğimiz ay boyunca, her gün patlak veren, birbirleriyle etkileşim içinde bulunan ve küresel bir felaket endişesini arttıran ekonomik, jeopolitik ve toplumsal krizlerin yaygınlaşmasının pençesindeydi.

Ekonomi cephesinde, hükümetler ve merkez bankaları, üretimde ve yatırımda yaşanan ve 2008 Wall Street çöküşünden bu yana oluşturulmuş mali iskambil kuleleri devirmekle tehdit eden ani düşüşün etkisine karşı koymak için umutsuzca çabalarken, uluslararası mali piyasalar büyük çaplı kazançlar ile kayıplar arasında çılgınca sallandı.

Mali çöküşün ardından ekonomik büyümenin en önemli kısmını sağlayan, dünya kapitalizminin başlıca ucuz emek platformu Çin ekonomisi, bir sürü başka sözde “yükselen piyasa ekonomileri” ile birlikte tökezliyor.

Jeopolitik cephede, büyük kapitalist güçler arasındaki gerginlikler, Afganistan’dan Irak’a, Libya’ya, Suriye’ye, Yemen’e ve Afrika’nın geniş kısımlarına kadar, bütün bu ülkeleri yağmalayan emperyalist savaşların yol açtığı toplumsal felaketlerin etkisi altında keskinleşiyor. Orta Asya’nın ve Ortadoğu’nun, ABD emperyalizmi ve onun Avrupa’daki ve Körfez’deki müttefikleri tarafından yıkılıp harap edilmesi, II. Dünya Savaşı’nın sonundan beri görülmemiş ölçekte bir sığınmacı seli yarattı.

Yüz binlerce göçmenin Avrupa’ya akması, halkın geniş kesimlerinin göçmenlere yönelik dayanışması ve desteği ile Avrupa içindeki ve dışındaki hükümetlerin kayıtsızlığı ve gaddarlığı arasındaki uçurumu gözler önüne serdi. Kriz, aynı anda, Avrupa Birliği’ni sarsan çatışmaları yoğunlaştırdı.

Washington, Suriye’deki Devlet Başkanı Beşar Esad rejimini devirmek için topyekün savaş yönünde yeni çağrıların ortasında, Rusya ile Çin üzerindeki diplomatik ve askeri baskısını tırmandırdı.

Dünyanın dört bir yanında, burjuva egemenliğinin hem sağ hem de “sol” geleneksel partileri, eşi görülmemiş toplumsal eşitsizliğin ve artan halk öfkesi ile hoşnutsuzluğun basıncı altında iflas ediyorlar. Egemen seçkinler, sınıf mücadelesini bastırmak ve işçi sınıfının bağımsız bir siyasi hareketinin gelişmesini baştan engellemek için yeni araçlar arıyor. Onlar, giderek artan oranda, işçi sınıfını siyasi olarak silahsızlandıracak ve onlara gerici politikalarını dayatmak üzere zaman kazandıracak sahte sol partilere (Syriza, Almanya’da Sol Parti, Fransa’da Yeni Anti-Kapitalist Parti, ABD’de Uluslararası Sosyalist Örgüt) bel bağlıyorlar.

Egemen sınıfın bazı kesimleri, ırkçı ve göçmen karşıtı demagojiye dayanan otoriter ve faşizan şahısların yükseltilmesini düşünüyor. Diğerleri, halk muhalefetini kontrol altına alıp dağıtmak ve işçi sınıfı ile şiddetli bir hesaplaşmaya zemin hazırlamak için “sol” güçlerle (Yunanistan’da Tsipras, Britanya’da Corbyn, ABD’de Sanders) deney yapıyor.

Kriz istisna değil, kuraldır. Olayların, fırtınalar arasında neredeyse hiç sakin zaman aralıkları olmayan aşırı hızı, yoğunlaşan ve derin bir genel krize işaret etmektedir.

Bütün bu gelişmeler, kapitalizmin ekonomik ve siyasi sisteminin tarihsel bir krizinin dışavurumlarıdır. Üretim araçlarının özel mülkiyeti ile dünyanın rakip ulus-devletlere bölünmesine dayanan kapitalizm çerçevesinde, hiçbir akılcı ya da ilerici çözüm bulunmuyor.

Bizzat burjuvazi, kendi krizini emekçilerin sırtına yıkma konusu dışında, tamamen bölünmüştür. O, sonunda, aşırı ve şiddet içeren önlemlerini tercih edecek şekilde, kafa karışıklığı içinde kıvranmaktadır. Eğer insanlığın yazgısı burjuvazinin ellerine bırakılırsa, kaçınılmaz sonuç, bir üçüncü dünya savaşı ve nükleer yok oluş olacaktır.

Dünya siyasi durumu, giderek, 1930’lara benziyor. Lev Troçki’nin, 1938’de, Dördüncü Enternasyonal’in kuruluş programı olan Geçiş Programı’nda yazdığı gibi, “Emperyalist karşıtlıklar, kapitalist çözülmenin artan gerilimi altında, tek tek çatışmaların ve kanlı yerel karışıklıkların (Etiyopya, İspanya, Uzak Doğu, Orta Avrupa) doruk noktasında, kaçınılmaz olarak dünya çapında bir çatışmada bütünleşeceği bir açmaza girmektedir.”

Troçki, çağın -içinde bulunduğumuz çağın- doğasını belirtmek için “kapitalizmin can çekişmesi” ifadesini üretmişti. O, birbirini izleyen ekonomik, jeopolitik ve toplumsal kriz ifadelerinin, toplumun ön-devrimci durumunun ayırt edici özelliği olduğunu açıklamıştı. Artan baskı ve gözümüzün önünde büyüyen dünya savaşı tehdidi ile birlikte, kitlelerin, en tepedeki tiksindirici servetin ortasında giderek artan yoksulluğa karşı direnişi büyüyor.

Troçki, insanlığın önünde duran merkezi ve ivedi sorunun, işçi sınıfının siyasi bilincinin gelişmesi ve devrimci önderliğin inşası olduğunda ısrar etti. O zamanlar, insanlığın yazgısı, şimdi olduğu gibi, şu soruya indirgenmişti: Hangisi daha hızlı gelişecek: kapitalizmin barbarlık ve savaş içinde çökmesi mi yoksa uluslararası işçi sınıfının sosyalist devrim uğruna siyasi olarak bilinçli mücadelesi mi?

İkincisinin zaferi için, işçi sınıfının, önderliğini, programını, stratejisini ve taktiklerini, işçi sınıfının 20. yüzyıldaki ve 21. yüzyılın ilk yıllarındaki stratejik derslerine dayandıran bir partiye sahip olması gerekmektedir. Bu, iflas etmiş kapitalist sistemin yıkılmasının ve sosyalizmin kurulmasının başarıya ulaşması için vazgeçilmez bileşendir.

Geçiş Programı, şu büyük savla başlar: “Bir bütün olarak dünya siyasi durumu, asıl olarak, proletaryanın tarihsel bir önderlik krizi eliyle karakterize edilmektedir.” Bu, günümüzdeki durumu özetlemekte ve sınıf bilinçli işçiler ile gençlerin önüne, dünya önderliği olarak Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin inşası görevini koymaktadır.

12 Eylül 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir