Koronavirüs Avrupa’da hafta sonu 2.600’den fazla ölüme yol açtı

Paylaş

Koronavirüs salgını bu hafta sonu Avrupa genelinde şiddetlenerek 2.600’den fazla ölüme yol açtı. Ölümlerin çoğu İtalya’da meydana gelirken onu İspanya, Fransa, Britanya, Hollanda, Belçika ve Almanya takip etti. Sadece hafta sonundaki ölü sayısı, salgının başladığı Çin’de üç ayda meydana gelen ölü sayısına neredeyse eşitti.

Yalnızca Pazar günü 1.287 ölüm ve 17.303 yeni vaka vardı. İtalya, İspanya ve Fransa’da salgından dolayı rekor sayıda ölüm gerçekleşti. Kıta genelinde 168.803 vakaya ve 8.785 ölüme ulaşıldı.

Avrupa’da salgından kaynaklanan ölü sayısı, 81.054 vakanın ve 3.261 ölümün olduğu Çin’dekinin iki katını aşmış durumda. Dünya genelinde ise teyit edilen 335.377 vaka ve 14.611 ölü var.

Fransız askerler, ülkenin doğusundaki Mulhouse’da koronavirüs hastalarını tedavi etmek için kurulan askeri sahra hastanesi içinde konuşurken (AP Photo/Jean-Francois Badias)

Salgının üçüncü büyük merkez üssü olan İran’da en az 21.638 vaka ve 1.685 ölü var. ABD’deki vaka sayısı hızla 32.000’in üstüne çıkarken ölü sayısı 400’ü buldu. Afrika ve Latin Amerika’daki vaka sayıları da hızla artıyor.

İtalya, İspanya ve Fransa ülke genelinde; Almanya ise bazı eyaletlerde sokağa çıkma yasağı uygulamasına rağmen, hükümetlerin haftalardır evde kalmayı sağlayacak önlemler almayı reddetmesi ya da bu önlemleri test, temas takibi ve hastalığa yakalanan veya hastalarla temas kuran herkesi karantina altına alma ile birleştirmek için ciddi adımlar atmaması nedeniyle, hastalık Avrupa geneline durmak bilmeden yayılıyor.

Avrupa’nın şu ana dek en kötü etkilenen ülkesi olan İtalya’da, Cumartesi günü 6.557 yeni vaka ve 793 ölümün ardından, Pazar günü 5.560 yeni vaka ve 651 ölüm meydana geldi. Toplam vaka sayısı 59.138’e, ölü sayısı ise 5.476’ya yükseldi. Başbakan Giuseppe Conte, Cumartesi günü, “temel mal ve hizmetleri güvence altına alma açısından … kesinlikle gerekli olanlar” hariç tüm fabrikaların süresiz kapatılacağını duyurdu. Salgından en ağır etkilenen bölge olan Lombardiya’daki yetkililer, hastaneler nefes darlığı çeken kritik durumdaki hastalarla dolmaya devam ederken, insanların evinden çıkmasının yasaklanmasında olduğu gibi sert önlemler alınabileceği uyarısında bulundular.

Rus askeri yardımı ve bir grup Kübalı doktor İtalya’ya ulaşırken, Avrupa Birliği (AB) harap olan bu ülkeye yardım sağlamayı hâlâ reddediyor. Hafta sonunda Çin’den İtalya’ya gönderilen 680.000 yüz maskesinin Çek Cumhuriyeti’nde çalınması üzerine diplomatik bir sıkıntı ortaya çıktı. Başlangıçta bir çalınma olayı olmadığını ileri süren Çek hükümeti, şimdi maskeleri ve solunum aygıtlarını gönderiyor.

İtalyan sağlık yetkilileri, hastalığın yayılmasının yavaşlıyor olabileceğinin işaretleri olarak, vaka ve ölü sayısında Pazar günü yaşanan hafif azalmaya ve yeni vakaların sadece yüzde 30,4’ünün Lombardiya’da olmasına dikkat çektiler. Virüsün kuluçka dönemi genellikle üç ile yedi gün arasında değişiyor ve 14 güne kadar çıkabiliyor. Hastalığın daha fazla yayılmasını önleme yönündeki sokağa çıkma yasağı etkisini bir haftada gösterdiği için, çoktan hastalığa yakalanmış olup o sırada virüsü kuluçkalayanların çoğunun zaten belirti göstermeye başlaması beklenebilirdi.

Bununla birlikte yetkililer, boş umutlara da kapılmama uyarısında bulundular. İtalya Sivil Savunma Şefi Angelo Borrelli, “Bu rakamların önümüzdeki günlerde benzer bir düşüşle desteklenmesini umut ediyorum, hepimiz umut ediyoruz. Fakat gardımızı düşürmeyelim,” diye konuştu.

Cumartesi günü 3.925 yeni vaka ve 288 ölüm, Pazar günü ise 3.107 yeni vaka ve 375 ölümün meydana geldiği İspanya’da toplam vaka sayısı 28.603’e, ölü sayısı da 1.756’ya yükseldi. Hastalığa yakalananlar arasında, yakın zamanda sağcı #MeToo hareketinin hedefi olan, sevilen opera sanatçısı Placido Domingo da var. Dahası, doğrulanan vakaların yüzde 12’si (3474 kişi) doktor, hemşire ve diğer sağlık çalışanlarından oluşuyor. Bu durum, zaten çok sayıda hastanın olduğu Madrid gibi kritik yerlerde sağlık sistemini felce uğratıyor.

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Cumartesi günü yaptığı açıklamada, daha “en kötüsünün geleceği” uyarısında bulundu. Evlerine kapanan İspanyalılar hükümetin ihmallerini protesto etmek için tencere tava çalarken, Sanchez daha yaygın koronavirüs testi sözü verdi. Sanchez hükümeti, ülkedeki alarm durumunu ve sokağa çıkma yasağını en az 11 Nisan’a kadar uzattı.

Fransa’da ilk doktor kaybı Compiègne’de meydana geldi. Ülkedeki toplam vaka sayısı 16.018’e, ölü sayısı da 674’e yükseldi. Sadece Pazar günü 112 kişi öldü. Sağlık Bakanı Olivier Véran, Fransa’daki gerçek vaka sayısının 30 bin ile 90 bin arasında olduğuna inandığını söyledi. Buna rağmen bakan, sağlık uzmanlarının hasta olan herkesi virüsü başkalarına yaymadan tespit ve izole etmek için yaygın test yapılması çağrılarını yüzsüzce görmezden geldi. Véran, bunun yerine, Fransa’nın “sokağa çıkma yasağı kaldırılınca”, yani belirsiz bir gelecekte testleri arttıracağını söyledi.

Almanya’da hasta sayısı Pazar günü 2.488 kişi artarak 24.852’ye yükselirken, yetkililerin ülke genelinde sokağa çıkma yasağını değerlendirdikleri söyleniyor. Koronavirüsün huzurevlerine yayılmasından korkulurken, şimdiden 166 kişinin hastalığa yakalandığı Würzburg kasabasındaki bir huzurevinde kalan dokuz kişi hayatını kaybetti, otuz kişi de hastalığa yakalandı. Hastalığa yakalananlar arasında huzurevi çalışanları da var. Haberlere göre sonradan virüs testi pozitif çıkan bir doktor ile temas eden Başbakan Angela Merkel de kendisini karantina altına aldı.

Britanya’da Pazar günü 655 yeni vaka saptanırken 48 kişi öldü. Ölü sayısı 281’e, vaka sayısı da 5.683’e yükseldi. Hayatını kaybedenler arasında 18 yaşında bir genç de var. Bu, Britanya’da 19 yaş altında meydana gelen ilk ölüm.

Başbakan Boris Johnson, salgına müdahale etmeyi reddettiği için sert biçimde eleştiriliyor. Johnson, bilim danışmanı Patrick Vallance’ın, bağışıklık kazanmalarını engelleyeceği iddiasıyla Britanyalıların hastalığa yakalanmasını önlemenin “arzu edilmediğini” söylemesinin ardından, şimdi de Sunday Times’ta çıkan ve aşırı sağcı danışmanı Dominic Cummings’in “yaşlıları bırakın ölsün” dediğini belirten haberi yalanlamak zorunda kaldı.

Salgın dünya genelinde derin sınıfsal bölünmeleri hızla ön plana çıkartıyor. Mali aristokrasi, durumdan çok daha zengin olarak çıkmaları şartıyla salgını oluruna bırakmaya kararlı. Avrupa Merkez Bankası salgının başlamasından beri borsaları ve süper zenginleri kurtarmak için 750 milyar avro basar ve ulusal devletler şirketlere finansal teminat olarak yüz milyarlarca avro sunarken, Avrupa genelinde şirketler, sırtlarından kâr etmeyi sürdürmek için işçilerin çalışmaya devam etmesini talep ediyorlar.

Ne var ki egemen seçkinlerin bu ölümcül salgına yönelik pervasız yaklaşımına karşı sağlık emekçileri ve sanayi işçileri arasındaki öfke giderek artıyor. Amazon, geçtiğimi hafta gerçekleşen grevlerden ve Fransa’daki Amazon işçilerinin grev tehdidinden sonra, İtalya’da gerekli olmayan ürünleri göndermeyi durdurdu.

İtalya’da Conte’yi ilk eve kapanma talimatını vermeye zorlayan fiili grev dalgasının ardından, sağlık uzmanları, AB’nin sağlık bütçelerini azaltan ve hastaneleri mahveden onlarca yıllık kemer sıkma politikalarını şiddetle eleştiriyorlar.

İspanya’da bir hastane tedarikçisi El Espanol’a yaptığı açıklamada, Sanchez’in Sosyalist Parti-Podemos hükümetinin yüz maskesi ve acil solunum cihazı sipariş etmemiş olmasını eleştirdi: “[Sanchez] bunları zamanında satın almadı. Bu bir skandal. Bu süre zarfında Bask Ülkesi ve Galiçya’daki yerel seçimleri ya da cinsel özgürlükle ilgili Montero yasasının koalisyon hükümetinde çatışma yaratıp yaratmayacağını tartışıp durdular. Tam da koronavirüs ufukta belirirken ne aptallık ama! Nasıl bir zaman kaybı!”

Fransa’da 600 doktor, Başbakan Edouard Philippe ve eski Sağlık Bakanı Edouard Philippe hakkında salgındaki ihmalleri nedeniyle suç duyurusunda bulundu. Doktorlar, Philippe’i ve Buzyn’i, “insanların güvenliğine yönelik bir tehlikeye” karşı “önlem almaktan kasten kaçınmak” ile suçluyor. Buzyn’in salgının doğurduğu tehlike hakkında Philippe’i Ocak ayından beri uyardığını itiraf etmesinin ardından, doktorlar Philippe’in cezai kovuşturmaya tabi tutulmasını ve bilgisayarlarına el konmasını talep ediyorlar.

İşçiler salgınla mücadeleye kaynak sağlanması için devletle ve bankalarla çatışır ve sınıf çatışması büyürken, egemen seçkinler, sendika bürokrasisinin ve onun sahte solcu siyasi müttefiklerinin yardımıyla bu muhalefeti bastırmaya çalışıyor. Bankalara ve süper zenginlere mali destek sağlamaya kararlı olan hükümetler, ücretlere, temel sosyal ve demokratik haklara saldırmaya hazırlanıyor ve otoriter yönetim geliştirme adımlarını hızlandırıyorlar.

Portekiz’deki sosyal demokrat hükümet 18 Mart’ta olağanüstü hal ilan edip, faşist Salazar diktatörlüğünün 1974’te çökmesinden beri ilk kez anayasal olarak korunan grev hakkını askıya alırken, İspanya, alarm durumunu uygulamak için ülke içinde orduyu görevlendirdi. Fransa’da hükümet, koronavirüs krizi sırasında uygulanacak yeni bir olağanüstü hal tasarısını kabul etti. Tasarı, şirketlere tatil iznini bir hafta kısaltma ve haftalık çalışma süresi üzerindeki kısıtlamaları –koronavirüs krizi sona erdikten sonra bile– kaldırma olanağı veriyor. Bu önlemler, iş dünyası ve sendikalar arasında yapılan görüşmelerden ortaya çıktı.

Almanya’da IG Metall sendikası, Cuma günü, koronavirüs krizini, patronlarla görüşmekten vazgeçip ücret zammı olmayan sözleşmeleri kabul etmenin bahanesi olarak kullandı ve iş faaliyetini korumak için bunun gerekli olduğunu iddia etti. Sol Parti yetkilisi Dietmar Bartsch ise Merkel’in politikalarını övüyor ve Twitter’da şu mesajı yazıyordu: “Sol Parti meclis grubu, ulusa, halka ve ekonomiye zarar gelmemesi için dayanışma gerektiren tüm önlemleri destekleyecek.”

AB’nin yıllardır devam eden kemer sıkma politikalarından ve polis devleti baskısından sonra, işçilerin sağlığını, geçimini ve demokratik haklarını savunmak için bir toplumsal devrim ve bu çürümüş düzenden tam bir kopuş gerekiyor. Salgını durdurma, sokağa çıkma yasakları sırasında yeterli ücret alınması ve herkes için ücretsiz ve yeterli tıbbi bakım sağlanması mücadelesi, uluslararası bir siyasi mücadeledir. Bu mücadele, işçi sınıfının Avrupa ve dünya genelinde sendikalardan bağımsız olarak taban komitelerinde örgütlenmesini ve siyasi iktidarı almayı hedeflemesini gerektirmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir