Kapitalizm ve yapay zeka devrimi

Yazdır

Geçtiğimiz ay, 3.000’den fazla Google çalışanı, Google’ın, ABD’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika genelinde on binlerce insanı öldüren ya da sakatlayan insansız hava aracı suikastları programıyla işbirliğine karşı tavır alan bir mektup imzaladı.

Google çalışanları, şirketin, ABD’nin insansız hava aracı savaşı programı ile bütünleştirilmiş insansız uçaklarla toplu gözetleme sistemi “Maven Projesi”ne katılımını sona erdirmesini talep ettiler: “Bizler, Google’ın, savaş işinde olmaması gerektiğine inanıyoruz.” Mektup, “Google’ın ve yüklenicilerinin hiçbir zaman savaş teknolojisi geliştirmeyeceği” bir politika benimsenmesi çağrısı yapıyordu.

Google’ın insansız hava aracı suikast programıyla işbirliği, büyük teknoloji şirketlerinin ABD ordusu ile giderek artan bütünleşmesini vurgulamaktadır. Rusya ve Çin ile yeni bir “büyük güç rekabeti” dönemini ilan etmiş olan ABD ordusu, Silikon Vadisi’ni kendi savaş planlarına zorlamayı, dünya sahnesinde askeri gücünü geri kazanmanın tek yolu olarak görmektedir.

Google’ın toplu iç gözetleme ile sansürdeki rolü de en az bu kadar uğursuzdur. Geçtiğimiz yılın Nisan ayında, Google, “güvenilir içeriği” “alternatif bakış açıları”nın üzerine yükseltmek için, arama algoritmalarında, “derin öğrenme” ve yapay zeka teknolojilerini kullanma yoluyla uygulanan değişiklikleri ilan etmişti. Bu değişiklikler, solcu web sitelerine yönlendiren aramalarda keskin bir düşüşe yol açtı. Bu düşüş, başlıca hedef olan Dünya Sosyalist Web Sitesi’nde yüzde 75’lere ulaştı.

Google, Facebook ve Twitter, daha kapsamlı olarak, insanların internette söyleyip okuduklarını sansürleyip denetlemek için yapay zeka sistemlerini geliştirmek ve çoğaltmak üzere birçoğu orduda, poliste ve istihbarat kurumlarında geçmişe sahip olan on binlerce profesyonel sansürcüyü işe aldı.

Hem ordunun teknoloji şirketlerini işe koşmasında hem de bu şirketlerin istihbarat kurumlarıyla ortaklığında merkezi konu, yapay zeka teknolojisinin hızla geliştirilmesidir. Yapay zekanın gücünü kullanan Google, ABD ordusuna, hedef alınan bir bölgedeki bireyleri ve nesneleri saptamak için insansız hava aracı görüntülerini birbirleriyle uyuşturması konusunda yardım ediyor.

Facebook CEO’su Mark Zuckerberg, bu yılın başlarında, “AI [yapay zeka] ile hedefi”nin, sosyal medya devinin İçerik Akışı’na yönelik manipülasyonlarının parçası olarak, “Facebook’taki tüm içeriğin anlamını kavramak” olduğunu açıklamıştı.

Ordunun ve istihbarat kurumlarının yapay zeka kullanmadaki amacı, tüm totaliter rejimlerin kutsal inancı olan şu kuraldır: Ulusal Güvenlik Yönetimi’nin “tam bilgi farkındalığı” dediği şey ya da onun gayriresmi görev açıklamasında belirtildiği gibi, “Her Şeyi Topla, Her Şeyi Bil… Hepsinden Yararlan.”

Başka bir bağlamda dengesiz bir diktatörün megalomanyak fantezisi gibi görünecek olan bu görev açıklaması, yapay zeka gücü dolayımıyla hızla yakın bir gerçeklik haline geliyor.

Wikileaks’in kurucusu Julian Assange, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin 16 Ocak’taki İnternet Sansürüne Direniş Örgütleme toplantısına gönderdiği açıklamasında, yapay zekanın kötüye kullanımının insanlık için doğurduğu büyük tehlikelere ilişkin uyarıda bulunmuştu.

“İnsanlığın geleceği, makineleri denetleyen insanlar ile insanları denetleyen makineler arasındaki mücadeledir. İletişimin demokratikleşmesi ile iletişimin yapay zeka tarafından gasp edilmesi arasındaki mücadele. …Yapay zekanın güçlendirmiş olduğu farkedilemez kitlesel toplumsal etki, insanlığa yönelik varoluşsal bir tehdittir… Bu olgu, insan becerisini gölgede bırakan bir kapsamda, hızda ve ustalıkta işlemesiyle, kültürel ve siyasal olguyu biçimlendirmeye yönelik geleneksel girişimlerden ayrılmaktadır.”

Yapay zekanın toplu gözetleme ve savaş yürütme için kullanılması, bu dönüştürücü teknolojinin kapitalizm altında kullanılıyor olmasından kaynaklanan yıkıcı hedeflerden yalnızca biridir.

Yapay zeka, çoktandır, Amazon depolarında çalışanların her yaptığını takip etmek için kullanılıyor. Amazon’un sistemleri, işçilerin kaç kere tuvalete gittiğini sayıyor ve eğer işçiler tek bir vardiyada yürümek zorunda oldukları 25 kilometreden önce dinlenmek için dururlarsa, ustabaşıları uyarıyor. Uber ve Lyft gibi şirketlerde, yapay zeka, sürücüleri, sıklıkla sağlıklarına zarar verecek şekilde daha uzun ve daha sıkı çalışmaya zorlamak için kullanılıyor.

Ama çok daha radikal değişimler ufakta görünüyor. Ortak otomobil kullanımı şirketleri ve tedarik hatları sürücüsüz arabalar, kamyonlar ve gemiler peşinde koşarken, on binlerce iş ortadan kaldırılacak. Yapay zekanın robot teknolojisi ile bütünleştirilmesi, daha şimdiden yapı sanayisinden yiyecek hazırlamaya ve temizlikten perakende satışa kadar birçok alanda binlerce işçiyi yerinden etmiş olan toplu otomasyon dalgasını genişletecektir.

Oxford Üniversitesi’nin 2013 yılındaki bir araştırmasına göre, ABD işlerinin yaklaşık yarısı sadece önümüzdeki yirmi yılda yapay zeka ve robot teknolojisi eliyle ortadan kaldırılacak.

Sanayi devriminden beri, kapitalizm, teknolojideki her gelişmeyi bir insan bastırma ve kasaplık aracına dönüştürmeyi başarmıştır. Pamuk çırçırının devreye sokulması, 19. yüzyılda Londra’nın ve Manchester’ın kenar mahallelerinin korkunç toplumsal sefaletine yol açmıştı. İğ makinesi, Amerikan köleliğinde yeniden bir canlanmaya neden oldu. Uçak, “stratejik bombardıman” doktrini dolayımıyla, on binlerce sivilin katledilmesi için bir yönteme dönüştürüldü. Nükleer füzyonun yarattığı neredeyse sınırsız enerji, tüm toplumları ve belki de bizzat insanlığı yok etmenin bir aracı haline getirildi.

Ama nesnel olarak milyarlarca insanın yaşam standardında devasa bir ilerlemenin koşullarını yaratan bu teknolojiler neden böylesi korkunç işlerde kullanılmak zorunda olsun ki? Rus devrimci Lev Troçki’nin 1926’da yazdığı gibi:

Teknik ve bilim, kendi mantığına sahiptir; doğanın kavranmasının ve insanlığın çıkarları doğrultusunda denetim altına alınmasının mantığı. Fakat teknik ve bilim, bir boşlukta değil ama sınıflardan oluşan bir insan toplumunda gelişir. Egemen sınıf, mülk sahibi sınıf, tekniği ve onun üzerinden doğayı kontrol eder. Teknik, bir başına, ne militarist ne de barışçı olarak tanımlanabilir. Egemen sınıfın militarist olduğu bir toplumda, teknik militarizmin hizmetindedir. (“Radyo, Bilim, Teknik ve Toplum”)

Her teknolojik yenilik, kapitalizm altında toplumu kontrol eden egemen seçkinlerin elinde, işçi sınıfına ve askeri şiddet yoluyla fethedip zaptetmek istedikleri ülkelere karşı bir sopa haline gelir.

Aynı teknoloji, farklı ellerde farklı sonuçlar üretecektir. Sosyalist bir toplumda, yapay zeka ve robot teknolojisi devrimi, halkın yalnızca ekonomik refahının değil ama kültürel yaşamının da muazzam bir yükselişinin koşullarını yaratacaktır. Sıkıcı ve yorucu mesleklerin yenilenmesi kitlesel işsizlik ve yoksulluk değil; tersine, daha fazla serbest zaman ve işçilerin eğitim, aile yaşamı ve kültürel gelişim için fırsatlarının genişlemesi anlamına gelecektir.

Yapı sanayisinin otomasyonu ve eklemeli üretimin (3 boyutlu baskı) inşaat sektörüne yayılması, evleri, okulları ve hastaneleri inşa etmek için gereken emek miktarını büyük ölçüde azaltacak ve herkes için kusursuz konutu garantiye alacaktır. Yapay zekanın gen dizilimine, ilaç geliştirmeye ve tıbbi araştırmalara aktarılması, sağlıkta, yalnızca artan ilaç fiyatlarını ödeyebilen bir avuç kişi için değil, tüm insanlık için görülmemiş atılımlara yol açacaktır.

Hem çiftçiliğin hem de taşımacılığın robotlaştırılması, küçük çiftçilerin tarım holdingleri eliyle yok edilmesine değil, gıdasızlığa son verecek ve herkes için yüksek nitelikli bir beslenme biçimini sağlayacak şekilde, gıda maliyetlerini büyük ölçüde azaltacaktır.

Marksistler, insanlık için bu olanağı ileri sürerken, kendilerini, insanın bilimdeki ve toplumdaki ilerlemesi arasında bir bağlantı kuran Aydınlanma’nın geleneklerine dayandırırlar. Tıpkı Isaac Newton gibi insanların doğanın sırlarını ortaya çıkarmasında olduğu gibi, toplum da, akılcı bir şekilde kavranabilir ve bir kez kavranınca, daha iyi yönünde değiştirilebilir.

Bu bakış, Aydınlanma’yı reddederken kütle çekim teorisinin Auschwitz’in gaz odalarına yol açtığını iddia eden Frankfurt Okulu’nun orta sınıf kötümserleri ile doğrudan karşıtlık içindedir. Yanlış bir şekilde Karl Marx’ın öğrencileri olduklarını iddia eden ve teorileri üniversitelerde hala Marksizm olarak yutturulan Herbert Marcuse ve Max Horkheimer gibi morali bozuk aydınların görmezden geldiği şey, tam da Troçki’nin vurgusuydu: “teknik ve bilim, bir boşlukta değil ama sınıflardan oluşan bir insan toplumunda gelişir.”

Sorulması gereken soru şudur: Üretim araçlarını ve dolayısıyla toplumu kim kontrol ediyor?

İnsanlığın önünde iki yol bulunmaktadır. Kapitalist yol, savaşın, yoksulluğun, kitlesel baskının ve totaliter diktatörlüğün pervasızca tırmanmasını önermektedir. Sosyalizm yolu ise, sadece bütün bu dehşetlerden kurtuluş değil ama tüm insanlığın baskıdan ve sefaletten kurtuluşunu öneriyor.

İnsanlığın hangi yolu izleyeceğine sınıf mücadelesi üzerinden karar verilecek. ABD, Avrupa ve dünya genelinde yükselen bir grev dalgasının ortasında, en kritik sorun, farklı sektörlerdeki ve ülkelerdeki işçilerin birbirinden ayrı mücadelelerinin toplumun sosyalist dönüşümü uğruna ortak bir siyasi mücadelede birleştirilmesidir. Ufuktaki muazzam teknolojik devrim, ancak o zaman insanlığın köleliği değil, kurtuluşu için bir devrime dönüştürülecektir.

6 Nisan 2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares