Julian Assange’ın olağanüstü araştırmacı gazetecilik sicili

Yazdır

WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange’ın Ekvador’un Londra büyükelçiliğinden hukuka aykırı bir şekilde alınıp tutuklanması ve onu uydurma komplo suçlamaları üzerinden ABD’ye iade etme girişimi, basın özgürlüğüne yönelik cepheden bir saldırıdır.

Trump yönetimi, Demokratların ve ABD’nin Britanya ile Avustralya gibi müttefiklerinin desteğiyle, bir emsal oluşturmak istiyor. Amaç, hükümetlerin yasadışı işlerini açığa vuran gizli belgelerin yayınlanmasını da kapsayan gerçek araştırmacı gazeteciliğe suçlu muamelesi yapmaktır.

Bu, despotizme karşı yüzlerce yıllık mücadeleyle kurulmuş olan gerçek özgür basının işlevini ortadan kaldırma girişiminden başka bir şey değildir.

Dünyanın dört bir yanındaki işçi, öğrenci ve gençlik kitleleri, Assange’a yönelik saldırılara karşı çıkıyor. Ancak, şirket medyası, Assange’ın tutuklanmasına, ona karşı uzun süredir yürütülen iftira ve yalan kampanyasını tırmandırarak karşılık veriyor.

Medya, kendisini, ABD’nin Assange’a karşı düzmece suçlamalarına uyarlamış durumda. Bunlara göre, Assange, bir gazeteci değil ve WikiLeaks, sadece, çevrimiçi teslim aldığı malzemeleri “ortaya döküyor.” Örneğin, Avustralyalı gazeteci Peter Greste, Assange’ın tutuklanmasından birkaç saat sonra şöyle yazdı: “Açıklığa kavuşturmak için söylüyorum: Julian Assange bir gazeteci değildir, WikiLeaks bir haber kuruluşu değildir.”

Bu tür bireyler ve medya kuruluşları, yalnızca, hükümetlerin, istihbarat kurumlarının ve şirket seçkinlerinin yaltakçı sözcülerinden başka bir şey olmadıklarını gösteriyorlar. Üst orta sınıfın en varlıklı tabakalarını temsil eden bu kesimler, statükoyu tehdit eden belgelerin yayınlanmasına, Assange’a eziyet edenlerden daha az karşı değiller.

Gerçekte ise, Assange’ın bir gazeteci olarak sicilinin, çağdaş dönemde bir benzeri bulunmamaktadır. Dünyaca ünlü araştırmacı gazeteci John Pilger’ın, Haziran 2018’de Avustralya’daki Sosyalist Eşitlik Partisi tarafından düzenlenen bir mitingde söylediği gibi: “Hayatım boyunca gördüğüm hiçbir araştırmacı gazetecilik, WikiLeaks’in yırtıcı iktidardan hesap sormak için yaptıklarının önemine eşit olamaz.”

WikiLeaks’in araştırmacı ifşaatının tamamı, yayınlanması durumunda ciltler tutar.

2006’da Julian Assange

O zamanlar yayının baş editörü olan Assange, WikiLeaks’in kuruluşundan kısa süre sonra yazılmış olan 2006 tarihli bir makalede, projenin temelini oluşturan düşüncelerin bir kısmını açıklıyordu.

Assange, şöyle yazmıştı: “Otoriter rejimler, bir halkın gerçeğe, sevgiye ve kendini gerçekleştirmeye yönelik iradesine karşı baskı yaparak halka karşı çıkan güçler yaratırlar. Otoriter yönetime yardımcı olan planlar, bir kez keşfedildiklerinde, daha fazla direnişe neden olurlar. Dolayısıyla, direniş sonuçsuz kalana ya da çıplak gücün etkinlikleri ağır basana kadar, bu tür planlar başarılı otoriter iktidarlar tarafından gizlenir.”

WikiLeaks, Ağustos 2007’de, Kenya hükümetinin resmi yolsuzluk üzerine bir soruşturmasının gizli raporunu yayınladı. 2004’te hazırlanmış olan belge, ABD destekli önceki Devlet Başkanı Daniel Arap Moi’nin ve en yakın dostlarının, bu yoksul ülkenin ekonomisini yüz milyonlarca dolar yağmalamış olduklarını ortaya çıkardı. Belgenin yayınlanması kitlesel öfkeye yol açtı ve Kenya’nın 2007 sonunda düzenlenen ulusal seçimlerini etkiledi.

WikiLeaks, Kasım 2007’de, “Delta Kampı’nın Standart İşleyiş Prosedürleri”nin 2003 tarihli bir kopyasını yayınladı. Belge, ABD ordusunun, insanların örtülü iade operasyonlarının ardından yasadışı bir şekilde alıkonulduğu acımasız Guantanamo Körfezi hapishanesindeki resmi politikasını özetliyordu. Belge, ABD’nin, Kızıl Haç’ın bazı tutuklulara erişimini engellediğini gösteriyordu. Bu, hükümetin daha önce yalanladığı bir iddiaydı.

WikiLeaks, Şubat 2008’de, İsviçre bankası Julius Baer’in Cayman Adaları şubesinin kayıtlarını yayınladı. 2.000 şirketin ve 40’ı politikacı olmak üzere son derece zengin bireylerin hesaplarını ayrıntılı olarak gösteren belgeler, çok büyük ölçekte vergi kaçırma iddialarına yol açtı.

Banka, buna, WikiLeaks’e dava açarak ve ABD’de, WikiLeaks’in ana web sitesini kapattıran bir mahkeme kararı çıkarttırarak karşılık verdi. Bu karar, daha sonra, ABD Anayasası’ndaki Birinci Değişiklik’te yer alan basın özgürlüğü hükümlerine atıfta bulunan bir hakimin başvurusuyla iptal edildi. İsviçreli savcılar, belgelerin kaynağı olan banka müdürü Rolf Elmer’i suçlayıp hapse attırdılar.

WikiLeaks, 2008’de, ayrıca, aşırı sağcı Britanya Ulusal Partisi’ne ilişkin ifşaatlar ve Cumhuriyetçilerin başkan yardımcısı adayı Sarah Palin hakkında belgeler yayınladı.

ABD’nin WikiLeaks’in ilk yayınlarına tepkisi, hızlı ve acımasız oldu.

ABD Savunma Bakanlığı’nın Siber Karşı İstihbarat Değerlendirmeleri Bölümü’nün 8 Mart 2008 tarihli gizli bir yazışması, WikiLeaks’i ortadan kaldırma yönünde bir planı ayrıntılı olarak anlatıyordu. Yazışmanın başlığı, “Wikileaks.org—Yabancı İstihbarat Servislerine, Asilere ya da Terörist Gruplara Çevrimiçi Bir Referans mı?” şeklindeydi. Belge, WikiLeaks’in “ağırlık merkezi” olan “güven duygusunu” sarsmak için önlemler alma çağrısı yapıyordu. Buna, “ifşa [ve] yasal takibat” tehditleri yolu dahildi.

2009’da, WikiLeaks’in yayınlarının sayısı çarpıcı biçimde genişledi.

Ocak ayında, kuruluş, önceki yıl petrol anlaşmaları ile ilgili bir yolsuzluk skandalına karışan Perulu iş insanlarının ve politikacıların telefon görüşmelerini yayınladı.

Aynı yılın ortasında, önceki yıl İran’ın Natanz nükleer tesisinde gerçekleşen büyük bir nükleer kazaya ilişkin İran’ın resmi raporlarını yayınladı. ABD’nin ve İsrail’in İran’a karşı artan savaş tehditlerinin ortasında meydana gelen facianın ayrıntıları, kazaya, Batılı istihbarat kurumları kaynaklı kötücül bir bilgisayar virüsünün neden olmuş olabileceği kuşkularına yol açtı.

Diğer yayınlar, İzlanda bankalarından yöneticilerine yapılan büyük miktarda para transferini ve ülkedeki 2008 mali krizinin öngününde büyük borçların silinmesini; sızıntıları engelleyecek önlemleri özetleyen bir Britanya Savunma Bakanlığı belgesini; şirketlerin zehirli maddeleri Fildişi Sahili’ne atmasının kanıtlarını; 11 Eylül terör saldırısı ile ilgili belgeleri ve Avustralya hükümeti tarafından yasaklanan web sitelerinin listesini ortaya çıkarmıştı. Bu web siteleri arasında, haber ve siyaset siteleri de vardı. Bu, kara listenin yalnızca çocuk pornografisini ve diğer yasadışı içerikleri hedef aldığını iddia eden hükümetin sahtekar karakterini açığa çıkarıyordu.

WikiLeaks’in dünya genelinde milyonlarca insan tarafından fark edildiği yıl olan 2010’un Şubat ayında, kuruluş, ABD’nin Reykjavik 13 ismi verilmiş bir diplomatik yazışmasını yayınladı. Bu, ABD ordusundan cesur ifşaatçı Chelsea Manning tarafından sızdırılmış olanlardan açıklanan ilk belgeydi.

Belge, İzlanda’daki mali krizi takip eden ve Icesave olarak bilinen diplomatik anlaşmazlık hakkında önceden gizlenmiş olan bilgileri ayrıntılı olarak anlatıyordu.

Ülkenin en büyük üç bankasından biri olan Landsbanki, 2008’de iflas etti. Ulusal mali yetkililerin bir kurtarma paketini reddetmesi ile birlikte, Britanya’dan ve diğer Avrupa ülkelerinden 340.000’i aşkın bireysel mevduat hesabı tahminen 6,7 milyar avroluk bir tasarrufu kaybetti. Bu, diplomatik atışmalara ve halk öfkesini yatıştırma yönünde eşgüdümlü bir girişime yol açmıştı.

2010’un Nisan ayında, WikiLeaks, ABD askeri helikopterinin Temmuz 2007’de Bağdat’ta gerçekleştirdiği bir hava saldırısını gösteren kötü ünlü “İkincil Cinayet” videosunu yayınladı. Bu vahşi saldırı, ikisi Reuters muhabiri olmak üzere yaklaşık 18 kişinin ölümüyle sonuçlanmıştı. ABD güçleri, ilk saldırılarından sonra, cesetleri toplamaya ve yaralılarla ilgilenmeye gelmiş olan bir grup insana da ateş açıyordu.

“İkincil Cinayet”

ABD askerlerinin ölüm saçan konuşmalarını içeren kamera görüntüleri, ABD’nin yeni sömürgeci işgalinin canice karakterini oldukça ayrıntılı bir şekilde gözler önüne sererek halk kitlelerini şok etti.

Bu görüntüler, hem ABD’ye ve müttefiklerine, hem de yasadışı istilanın bahanesi olarak kullanılmış olan “kitle imha silahları” hakkındaki yalanların tanıtımını yapan şirket basınına yönelik bir ithamdı. Basın, kendisini ABD’nin ve müttefik ordularının “içine yerleştirmiş” ve acımasız işgali bir “kurtarma” olarak sunmuştu.

ABD hükümeti, videonun yayınlanmasına, ordu içerisinde bir cadı avı başlatarak karşılık verdi. Bu, Manning’in, Adrian Lamo adlı bir FBI muhbiri tarafından tuzağa düşürülmesinden sonra, Mayıs 2010’da tutuklanmasıyla sonuçlandı.

Haziran ayında, WikiLeaks, ABD ordusunun, Ocak 2004’ten Aralık 2009’a kadarki 90.000 olay ve istihbarat raporundan oluşan Afgan savaş günlüklerini yayınlamaya başladı. Kuruluş, bu yayın faaliyetinde, New York Times, Guardian ve başka önde gelen şirket medyası organları ile işbirliği yaptı.

Belgeler, NATO’nun en az 195 sivili öldürmesini ayrıntılı olarak anlatıyordu. Bunlar, daha önce, kamuoyundan gizlenmişti. Belgeler, ABD ordusu içindeki gizli bir “kara birliğin” varlığını açığa çıkarmıştı. Söz konusu birlik, Taliban önderi ve işgal karşıtı olduğundan şüphelenilenlere yasadışı suikast düzenlemekle görevliydi.

Guardian, diğer dehşet verici olaylara dikkat çekti. Fransız birliklerinin 2007’de bir çocuk otobüsünü taraması ve sekiz kişiyi yaralaması; aynı yıl bir ABD askeri devriyesinin bir otobüsteki sivillere makineli tüfekle ateş açması ve 15 yolcuyu öldürmesi; Polonyalı birliklerin 2007’de bir köye intikam amacıyla havan topu saldırısı düzenlemesi ve bir düğünde bulunanların büyük kısmını öldürmesi bunlar arasındaydı. Bunlar gibi daha pek çok olay belgelenmişti.

Günlükler, ABD’nin “kazandığına” ilişkin iddiaların hileli karakterini açığa çıkarıyor ve Afgan halkının işgale yönelik kitlesel muhalefetini gösteriyordu.

WikiLeaks, Ekim 2010’da, Irak’tan 400.000’den fazla savaş günlüğünü yayınlamaya başladı. Günlükler, Afgan belgeleri ile aynı dönemi kapsıyordu. Irak günlükleri, yaklaşık 110.000 insanın öldüğünü belgeledi. Öldürülenlerin 66.000’den fazlası, ABD ordusu tarafından sivil olarak sınıflandırılmıştı. Bunlara, ABD’li yetkililerce bilinen ancak resmen örtbas edilen 15.000 sivil ölümü dahildi.

Belgeler, ABD ordusunun, kontrol noktalarındaki ve başka yerlerdeki silahsız sivillere yönelik acımasız saldırılarını ayrıntılı olarak anlatıyordu. Yayınlananlar, ABD ordusunun, ABD önderliğindeki işgalin ölüm mangaları işlevi gören Iraklı mezhepçi milisleri aktif biçimde beslediğini kanıtlıyordu. Günlükler, ABD birliklerinin ve onların Iraklı vekillerinin işkence olaylarını ve ordu komutanlığının bu tür savaş suçlarını soruşturmayı bile reddettiğini kayıt altına almıştır.

WikiLeaks, Kasım 2010’da, yine önde gelen medya organları ile işbirliği yaparak, Manning tarafından sızdırılmış olan 250.000’den fazla ABD diplomatik yazışmasını yayınlamaya başladı.

Belgeler, her ülkede ve küresel ölçekte resmi politikaya egemen olan gündelik suçları, entrikaları ve komploları görülmemiş bir şekilde teşhir ediyordu. Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin (WSWS) 30 Kasım 2010 tarihinde yayınlanan perspektif yazısı, belgelerde yer alan ilk ifşaatlardan bazılarını aktarıyordu:

* General David Petraeus ile Yemen’in yozlaşmış diktatörü, Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih arasındaki bir görüşmeyi anlatan Ocak 2010 tarihli bir yazışma. Görüşme, ABD ordusunun gizlice düzenlediği hava saldırılarının sorumluluğunu Yemen yönetiminin üstlenmesi için yapılan bir anlaşma hakkında. Bundan sadece birkaç hafta önce, ABD’nin attığı güdümlü füze bir Yemen köyünü vurmuş ve en az 41’i kadın ve çocuk, 55 kişiyi öldürmüştü.

* Dışişleri Bakanlığı’nın, ABD’li diplomatlara, yabancı hükümetlerin ve Birleşmiş Milletler’in yetkililerinin, kredi kartlarından sık uçuş yapanların hesap numaralarına, internet şifrelerine, çalışma saatlerine ve hatta DNA örneklerine kadar kişisel bilgilerini toplaması talimatı veren yazışmalar.

* ABD hükümetinin, CIA ajanlarının masum bir Alman yurttaşının kaçırılması, alıkonulması ve işkence görmesi olayına karışmasına karşı tutuklama kararlarını düşürmesi için Almanya’nın gözünü nasıl korkutmaya çalıştığını gösteren bir yazışma.

* Honduras’ın başkenti Tegucigalpa’daki ABD Büyükelçiliği’nden gelen ve Devlet Başkanı Manuel Zelaya’nın devrilmesinin yasa ve anayasa dışı bir darbe teşkil ettiğini kabul eden Ekim 2009 tarihli bir yazışma. Yazışma, Washington’ın bu darbeyi ve onu izleyen baskıyı destekleyip üstünü örttüğünü belgeliyor.

Yazışmalar, siyasi komploları ve Washington’ın dünyanın bütün ülkelerindeki yasadışı entrikalarını ortaya çıkardı.

Belgeler, örneğin, Avustralya’da, Haziran 2010’da görevdeki Başbakan Kevin Rudd’u görevden uzaklaştırmış olan İşçi Partisi içindeki bir hizbin, ABD büyükelçiliğinin “korunan kaynaklar”ından oluştuğunu kanıtladılar.

Yazışmalar, Rudd’un, Washington’a, topyekün bir savaşın önüne geçmek için, Çin’in Asya-Pasifik’teki yükselişi ile sınırlı bir uzlaşmaya varması yönündeki önerilerinin ABD’li yetkililerde yoğun düşmanlıkla karşılandığını belgeliyordu. Bu yazışmalar, Rudd’un başbakanlıktan indirilmesinin, Avustralya’yı ABD’nin Pekin’e karşı büyük çaplı askeri yığınağı ile çok daha doğrudan bütünleştirmeyi amaçladığını açıklığa kavuşturmuştu.

Diğer yazışmalar, Asya, Afrika ve Ortadoğu genelindeki yeni sömürgeci operasyonlara ışık tuttu. Yazışmaların bir kısmı, yüzlerce davada kanıt olarak sunuldu. Kendilerine eziyet edenlere meydan okumak isteyen ezilen halkların davaları da bunlar arasındaydı.

Tunus’la ilgili yazışmalar, ABD’nin, Washington destekli Devlet Başkanı Bin Ali rejiminin büyük yolsuzluğunu ayrıntılı olarak bildiğini belgeliyordu. Yazışmalar, Ali ve ailesi ülkenin servetini yağmalarken ABD’nin desteğine sahip olduğunu gösteriyordu. Ayrıca, iki ülke, Guantanamo Körfezi’nde alıkonulan Tunus yurttaşlarının haklarının ortadan kaldırılmasında işbirliği yapıyordu.

Ocak 2011’de, belgelerin yayınlanmasından iki ay geçmeden, Tunuslu işçilerin ve gençlerin kitlesel hareketi, onlarca yıldır iktidarda olan diktatörlüğü devirdi.

ABD devlet aygıtı ile sıkı bağları bulunan Foreign Affairs dergisi, egemen seçkinlerin korkularını, “Birinci WikiLeaks Devrimi mi?” başlıklı bir yazıda özetliyor ve şunu belirtiyordu: “Tunus’a, WikiLeaks’in insanları ilk kez uçlara ittiği olay gözüyle de bakabiliriz.”

Aynı haftalarda, milyonlarca işçinin dahil olduğu Mısır devrimi patlak vermişti. Bu devrime, Tunus ayaklanması doğrudan ilham verdi. Hüsnü Mübarek’in ABD destekli diktatörlüğü de, diplomatik yazışmalarda ön plandaydı. Yazışmalar, Mübarek yönetiminin yolsuzluğunu belgeliyor; siyasi tutuklulara yönelik işkencelerde ve yasadışı sorgulamalarda CIA ile işbirliği yaptığını gösteriyordu.

ABD, diplomatik yazışmaların yayınlanmasına kendini kaybederek tepki verdi. Üst düzey ABD’li politikacılar, Assange’ı bir terörist olmakla suçladılar ve öldürülmesi çağrısı yaptılar.

Obama yönetimi, Chelsea Manning’e, eşi görülmemiş bir hapis cezası getiren birçok dava açtı ve WikiLeaks’e karşı suçlamalar uydurması için bir gizli Büyük Jüri oluşturdu. Hiç kuşkusuz ABD ile birlikte hareket eden İsveç makamları, Assange’a cinsel istismar iddiasıyla düzmece bir soruşturma başlattılar.

Avustralya’daki İşçi Partisi hükümetinin yardımcı olduğu bu geniş çaplı zulüm, sonunda Assange’ı Haziran 2012’de Londra’daki Ekvador büyükelçiliğinden siyasi sığınma istemeye zorladı.

Assange, 2012’de, Ekvador büyükelçiliğinin balkonundan konuşuyor

Assange, kendisine dayatılan sınırlamalara rağmen, WikiLeaks’in çalışmalarına önderlik etmeyi sürdürdü.

WikiLeaks, Nisan 2011’de, en az 150 Afgan ve Pakistanlı sivilin yasadışı hapsedildiğini belgeleyen Guantánamo Dosyaları’nı yayınladı. ABD’li yetkililer, aralarında 14 yaşında bir çocuğun ve 89 yaşında birinin olduğu bu kişilerin terörle herhangi bir bağlantısını bilmiyordu.

WikiLeaks, Şubat 2012’den itibaren, ABD merkezli bir şirket olan Stratfor’un 5,5 milyondan fazla iç yazışmasını yayınladı. Belgeler, şirketin, bir özel istihbarat kurumu olarak faaliyette bulunduğunu gösteriyordu. Gözetledikleri arasında, Wall Street’i İşgal Et protestocuları ve çevre eylemcileri de vardı.

2012 ile 2015 yılları arasında WikiLeaks tarafından yayınlananlar arasında, Suriye dosyaları; ABD’nin 1970’lerden bu yana gelen 1,7 milyon diplomatik dosyası; 90 büyük gözetleme şirketinin faaliyetlerini açığa vuran belgeler; ABD’nin hakimiyetinde Pasifik Ötesi Ortaklık’ın kurulmasını çevreleyen gizli görüşmeler ve tüm dünyadaki Suudi Arabistan elçiliklerinin 500.000’den fazla yazışması vardı.

WikiLeaks, Haziran ve Temmuz 2015’te, ABD Ulusal Güvenlik Kurumu’nun (NSA), Almanya ve Brezilya hükümetlerinin yanı sıra, Fransa Devlet Başkanı François Hollande’ı ve ondan önceki iki devlet başkanını gizlice gözetlediğini gösteren bir dizi belge yayınladı. Bu ifşaatlar, ABD hükümetinin uluslararası hukuku tekrar tekrar ihlal ettiğinin bir başka örneğini oluşturuyordu.

Temmuz 2016’da, WikiLeaks, Demokratik Parti Ulusal Komitesi’nin sızan e-postalarını yayınlamaya başladı. E-postalar, Demokratik Parti’nin başkanlık adayı ön seçimlerine, kendini “sosyalist” ilan eden Bernie Sanders’a karşı ve Hillary Clinton’dan yana hile karıştıran bir komplo olduğunu ve parti tüzüğünün ihlal edildiğini gösteriyordu.

WikiLeaks, 7 Ekim 2016’da, Clinton’ın kampanyasının başındaki John Podesta tarafından gönderilmiş bir dizi e-postayı yayınladı. Demokratik Parti Ulusal Komitesi sızıntılarında olduğu gibi, bu bilgiler de son derece haber değeri taşıyordu. E-postalar, Hillary Clinton’un çeşitli banka ve şirket toplantılarında yaptığı konuşmaların metinlerini içeriyordu. Bu toplantılarda, Clinton, Wall Street’e yönelik desteğiyle, mali oligarşinin çıkarlarına bağlılığıyla ve yeni yasadışı savaşlar başlatma istekliliğiyle övünüyordu.

Buna yönelik tepki, hiçbir kanıt ileri sürmeden, Assange’ın ve WikiLeaks’in, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yönetiminin maşaları olarak hareket etmekle suçlanması oldu. Medya organları, WikiLeaks’in Rusya ile ilgili yüz binlerce belge yayınlamış olduğunu örtbas ettiler ve Clinton’ın egemen seçkinlerin militarist bir temsilcisi olarak teşhir olmasını önemsiz gibi göstermeye ya da görmezden gelmeye çalıştılar.

Rusya karşıtı histerik kampanya, aralarında WikiLeaks’in, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin ve daha birçok savaş karşıtı ve ilerici web sitesinin sansürlenmesini gerekçelendirmek ve militarizmin ve savaşın tırmandırılması için bastırmak üzere kullanıldı.

Mart 2017’de, WikiLeaks, Vault 7’yi yayınlamaya başladı. 30 yıldan eskiye uzanan bu belgeler, CIA’in suç oluşturan yöntemlerine ilişkin en kapsamlı ifşaattı.

Belgeler, kurumun içindeki bir şubenin faaliyetlerini ayrıntılı olarak anlatıyordu. Tüm dünyadaki bilgisayarların heklenmesi bu faaliyetler arasındaydı. Belgeler, CIA’i, dünyadaki en büyük kötücül bilgisayar virüsü sağlayıcısı olarak damgaladı.

Belgeler, ayrıca, söz konusu şubenin, bilgisayar sistemlerini hekleyip, saldırıları Rusya ve İran gibi başka ülkelere yükleyen “muhbir” işaretçiler bırakan teknikler geliştirmiş olduğunu gösteriyordu. Vault 7, CIA’in, insanları, akıllı televizyonlar ve diğer akıllı ev aletleri üzerinden gizlice gözetlediğini ortaya çıkardı. CIA, ayrıca, modern araçlardaki bilgisayar sistemlerinin kontrolünü uzaktan ele geçirme yönünde imkanlar geliştirmeye çalışıyordu. Bu tür beceriler, suikast operasyonlarında kullanılabilirdi.

Vault 7 belgelerinin yayınlanması, Washinton’ın Assange’la uğraşmasında ciddi bir tırmanmaya yol açtı. Bu, Assange’ın, ABD’ye iade edilmesine olanak sağlama amacıyla, Britanya polisi tarafından Ekvador büyükelçiliğinden yasadışı bir şekilde çıkarılıp tutuklanması ile sonuçlandı.

Assange, 11 Nisan’da, Britanya polisi tarafından yasadışı bir şekilde gözaltına alındı

Assange ve WikiLeaks, benzersiz ve eşsiz bir sicile sahip yayıncılardır.

Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (Avustralya) kıdemli önderi Nick Beams’in SEP’in 12 Nisan’da Assange’ı savunmak için düzenlediği mitingde söylediği gibi:

“Julian Assange, bir gazeteci olarak, tüm dünyadaki işçilere, gençlere, sıradan halk kitlelerine karşı görevini yerine getirmiştir. Şimdi, bizler de, ona olan borcumuzu geri ödemekle yükümlüyüz. Onu savunmak için toplanın, örgütlenin, ajitasyon yapın ve bir hareket geliştirin.

“Bunu, sadece yaptıklarından dolayı değil, bu yaptıklarının bizim için ne anlama geldiğini düşünerek yapın. Çünkü demokratik hakların savunusu, bütün dünyada bir bütün olarak işçi sınıfının haklarını savunmanın ayrılmaz bir parçasıdır. Assange’ın davası, bizim davamızdır. Onu savunmak, kendimizi savunmak demektir.”

Sosyalist Eşitlik Partisi adına James Cogan tarafından yetki verildi, Suite 906, 185 Elizabeth Street, Sydney, NSW, 2000

18 Nisan 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares