Jeremy Corbyn ve İşçi Partisi: Stratejik dersler

Paylaş

Sosyalist Eşitlik Partisi (Britanya), Üçüncü Ulusal Kongre’sini, 28-31 Ekim tarihleri arasında Sheffield’da düzenledi. Kongre, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin 18 Şubat 2016 tarihli “Sosyalizm ve Savaşa Karşı Mücadele” başlıklı açıklamasını oybirliğiyle onayladı. Kongrede, ayrıca, “Militarizme, kemer sıkmaya ve savaşa karşı yeni bir sosyalist hareket için” ve “Jeremy Corbyn ve İşçi Partisi: Stratejik dersler” başlıklı iki karar kabul edildi.

Aşağıda, “Jeremy Corbyn ve İşçi Partisi: Stratejik dersler” başlıklı ikinci kararın gözden geçirilmiş hali yer alıyor.

  1. Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (Britanya) Üçüncü Kongresi, Jeremy Corbyn’in İşçi Partisi lideri olarak seçilmesini ve yeniden seçilmesini kuşatan olaylardan gerekli dersleri çıkarmalı ve işçiler ve gençlik için sosyalist bir yanıtı ana hatlarıyla belirmelidir. ABD’deki Bernie Sanders kampanyasına ve Yunanistan’daki Syriza hükümetinin yükselişine tanıklık eden uluslararası bir sürecin parçası olan bu durum, işçi sınıfının 2008 mali çöküşünün ardından siyasi radikalleşmesinin ilk ve çarpık dışavurumudur. Corbyn, Tony Blair ve “Yeni İşçi Partisi” ile ilişkili şirket ve savaş yanlısı politikaları tersine çevirme konusundaki ilan edilmiş hedefi nedeniyle destek elde etti. Corbyn’in destekleyicilerinin çoğu, onun neo-liberalizme eleştirilerini sağın 30 yıllık egemenliğine yönelik umut veren bir değişiklik olarak gören gençler ve öğrencilerdir. Ancak, 32 yıldır İşçi Partili bir milletvekili olan Corbyn, muhalefetin tek meşru biçiminin, İşçi Partisi’ne ve sendikalara tabi ve parlamento üzerinden bir muhalefet olduğunda ısrar etmektedir. Onun, parti birliğinin her şeyin üzerinde olduğu biçimindeki kutsal sözü, Britanya’da sosyalizmin başlıca siyasi karşıtı olduğunu defalarca kanıtlamış bir örgüt ile dayanışma ilanıdır.
  2. Corbyn, onlarca yıl geçmişe uzanan yoğun ilişkilere sahip olduğu Stalinist Komünist Parti ve sahte sol gruplar tarafından destekleniyor. Ancak, “Corbyn fenomeni”, onların savunduğu gibi İşçi Partisi’nin yeniden doğuşunu temsil etmek şöyle dursun, onun son, umutsuz nefesini ifade etmektedir. İşçi Partisi, işçi sınıfının karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm değil; işçilerin karşılaştığı toplumsal felaketin doğrudan sorumlusudur. Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasını izleyen kapitalist zafer gösterisi dalgası, burjuvazi -özellikle de onun sosyal demokrat ve sendikal aygıtlar içindeki ajanları- tarafından, işçi sınıfının kazanımlarına ve yaşam koşullarına karşı mali oligarşi yararına bir karşı-devrime girişmek için kullanıldı. Britanya’da, bunun başını, Blair ve ardılı Gordon Brown yönetimindeki İşçi Partisi çekti. Britanya egemen seçkinleri, ABD’deki Bush yönetimi ile ittifak içinde, dünyayı kendi egemenlikleri altında yeniden düzenlemek amacıyla, milyonlarca yaşama mal olan ve ülkeleri harap eden bir dizi canice askeri macerada küçük ortak olarak yer aldılar. Buna, İşçi Partisi’nin, yüzlerce yıllık demokratik hakları ortadan kaldırmış olan “terörle mücadele”yi başlatması ve ABD ile ittifak içinde, merkezinde GCHQ’nun [Devlet İletişim Merkezi: sözde siber saldırılara karşı koymak amacıyla Britanya’da oluşturulmuş güvenlik ve istihbarat örgütü -çev.] yer aldığı geniş bir yerel ve küresel gözetim ağını sağlamlaştırması eşlik etti.
  3. 2008 mali çöküşü, Yeni İşçi Partisi projesini karaya oturttu. Parti, çöküşe yol açan dizginsiz spekülasyonu kolaylaştırdığı için hor görüldü (bu, İşçi Partisi’nin “insanların para babası haline gelmesi konusunda son derece rahat” olduğunun ilan edilmesinde örnekleniyordu). Onun 1 trilyon sterlinlik banka kurtarma paketine ve bu operasyonu karşılamak için kemer sıkma önlemlerini uygulamasına, partiye olan desteğinin, üst üste iki genel seçimi kaybedecek ölçüde çökmesi eşlik etti. Mayıs 2015 seçimlerinde, Liberal Demokratlar Muhafazakarlar ile 2010 yılındaki koalisyonları nedeniyle sandıklarda silinmesine rağmen, İşçi Partisi bozguna uğradı. Onun “hafif kemer sıkma” mesajına, en çarpıcı şekilde sadece bir milletvekiline gerilediği eski kalesi İskoçya’da olmak üzere, ülke çapında koltuk kaybı eşlik etti. İşçi Partisi, eski parti lideri Ed Miliband’ın adaylıktan çekilmeye zorlanmasıyla, çok sayıda önderini kaybetti. Bu durum, Muhafazakar Başbakan David Cameron’ın, sadece yüzde 24’lük seçmen desteği ile göreve geri dönmesine ve hükümetinin kemer sıkma gündemini yenilenmiş bir enerjiyle sürdüreceğini ilan etmesine olanak sağladı.
  4. Devasa toplumsal kutuplaşma koşullarında, egemen sınıfın karşı karşıya olduğu tehlike, siyasi muhalefetin parlamento dışından ve düzen partilerine karşıtlık içinde gelişecek olması idi. Britanyalı işçiler, 2007/2008 krizinden bu yana, önde gelen Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyesi ülkeler arasında, reel ücretlerdeki en büyük düşüşe maruz kaldılar. Ücretlerin dondurulması, kesintiler ve yarı zamanlı ve sıfır saatli [belirsiz süreli bir çalışma biçimi -çev.] sözleşmelerin büyümesiyle, ücretlerde, sadece Yunanistan’daki gerilemeye denk olan yüzde 10,4’lük bir düşüşe tanık olundu. Hükümet, kamu harcamalarını GSYİH’nın yüzde 35’ine (ABD’dekine eşdeğer şekilde ve Britanya’da 1930’lardan beri en düşük seviyeye) indirmeye çalışırken, sosyal yardıma yönelik kapsamlı bir saldırı, dünyanın en zengin altıncı ekonomisinde aşevlerinin artmasına yol açtı. Süper zenginler ile emekçi kitleler arasındaki uçurum, devasa boyutlara ulaştı. İngiltere’de 2012-2014 yılları arasında, orta gelirli hanehalklarının sayısı yüzde 27 azalırken, yoksul hanehalklarının sayısında yüzde 60’lık bir artış yaşandı. En zengin yüzde 1’lik kesim, en yoksul yüzde 57’ninkinden daha fazla servete sahipken, hane halklarının en zengin (toplam serveti 1 milyon sterlinden fazla) yüzde 10’unun serveti, en alttaki yüzde 50’den üç kat hızlı arttı. Hükümetin açıkladığı rakamlara göre, 1991’den beri, İşçi Partisi ve Muhafazakar-Liberal koalisyon hükümetleri altında, en zengin yüzde 10’un servetten aldığı pay yüzde 59’dan yüzde 66’ya; en tepedeki yüzde 1’in payı ise yüzde 19’dan yüzde 23’e yükseldi.

İşçi Partisi içinde 2015’te yaşanan önderlik yarışı

  1. İşçi Partisi’nin, uğradığı seçim bozgununa yanıtı, bildirgesinin fazlasıyla sol olduğunu ilan etmek oldu. İşçi Partisi’nin 2015’teki önderlik yarışı, sağa doğru daha fazla bir kaymayı onaylamayı amaçlıyordu. İşçi Partisi “solu”, başlangıçta, seçime katılmaya istekli bir aday bulamayacak ve İşçi Partisi’nin parlamento grubunda oy pusulasında yer almak için gerekli desteği alamayacak denli bir çöküş durumundaydı. Son dakikada, Corbyn, 232 milletvekilinden, Sosyalist Kampanya Grubu’nun geride kalan 9 üyesi dahil, sadece 15 milletvekilinin desteğiyle aday oldu. O, oy pusulasında, ancak, işçiler arasında İşçi Partisi’nin “büyük bir cemaat” olduğu yanılsamasını korumak isteyen kimi karşıtlarının onaylaması sayesinde yer aldı. Bunun karşılığında, seçim kurallarında yapılan ve sendikaların blok oylarını alt etmeyi hedefleyen değişikliklerin amaçlanmamış bir sonucu olarak, Corbyn’in kemer sıkma ve militarizm karşıtı duruşundan etkilenen 120.000 kişi, yeni İşçi Partisi destekçileri kategorisi altında partiye üye oldu. Neo-liberal gündemlerinin risk altında olmasından dehşete kapılan sağ kanat atağa kalktı. Ancak Blair’in ve diğerlerinin müdahaleleri, karşıtlarının kokuşmuş sicilleri ile birlikte, Corbyn’e olan desteği yalnızca güçlendirdi. Ulusal Yürütme Komitesi tarafından Yeni İşçi Partisi inancına sadık olmadığı düşünülenleri ayıklamak için işe alınmış 70 personelle, “Buz Baltası Operasyonu” harekete geçirildi. Bütün bunlara rağmen, Corbyn, yüzde 59,5 ile üç rakibinin toplamından daha fazla oy aldı. En Blaircı aday olan Liz Kendall, Yeni İşçi Partisi’ne parti içinde bile kayda değer bir destek olmadığını vurgular şekilde, oyların sadece yüzde 4,5’ini elde etti.
  2. Sosyalist Eşitlik Partisi, Corbyn’in zaferinde ifadesini vuran sola yönelik duyarlılık ile dayanışma gösterirken, bunun “kemer sıkmaya bir alternatif sağlayacağını” umut edenlerin “şiddetli bir hayal kırıklığına uğratılacağı” uyarısında bulundu: “Onun kampanyasının gerçek ölçütü, belirtilen niyetlerle değil, ama partinin hizmet ettiği sınıfsal çıkarların ve onun savunduğu programın temel kriteriyle değerlendirilmelidir. İşçi Partisi, sağcı bir burjuva partisidir. O, Britanya emperyalizminin bütün suçlarının ortağıdır ve yüzyılı aşkın süredir sosyalizmin başlıca siyasi karşıtı olarak işlev görmektedir.” [“Jeremy Corbyn fenomeni” neyi temsil ediyor? (15 Ağustos 2015)]

Bu ön değerlendirme, Britanya ordusunun, İşçi Partisi’nin tarihsel rolüne yönelik herhangi bir tehdide karşı doğrudan müdahalesi eliyle doğrulandı. Corbyn’in seçildiği hafta içinde, Murdoch’un Sunday Times gazetesi, bir “üst düzey muvazzaf general”in, onun başbakan olması durumunda “bir ayaklanma” uyarısında bulunan açıklamasını yayınladı. Ordu içindeki unsurların, “kurallara uygun ya da değil, mümkün olan her türlü aracı” kullanmaya hazır olacağını belirten general, sözlerini şöyle sürdürüyordu: “üst düzey generallerin, Trident [nükleer programı], NATO’dan çekilme ve silahlı kuvvetleri zayıflatmaya ya da küçültmeye yönelik herhangi bir plan gibi yaşamsal öneme sahip siyasi kararlar üzerinden Corbyn’e doğrudan ve alenen meydan okumasıyla birlikte, gelenekte büyük bir kırılmaya tanık olursunuz.” Kasım ayında, Britanya Genelkurmay Başkanı Sör Nicholas Houghton, BBC’ye, Corbyn’in asla nükleer silah kullanma yetkisi vermeyeceğini açıklaması ile ilgili olarak, “bu düşüncenin güce dönüşmesi beni endişelendirir.” diye konuştu.

  1. Bu tehditler, Britanya demokrasisinin yozlaşmasında bir kilometre taşına işaret etmektedir. Corbyn, Edward Heath’ın Muhafazakar Parti hükümetinin 1974’te devrilmesiyle sonuçlanan 1970’lerdeki yükselen sendikal militanlık sırasında politikaya girmiş biri olarak, bunların sonuçlarının oldukça farkındadır. O, kamu görevlilerinin, polisin ve Savunma Bakanlığının gizlice alarm durumuna geçirildiği ve Heathrow havaalanında ve diğer stratejik yerlerde askeri tatbikatların gerçekleştirildiği bir dönemdi. Dahası, Corbyn, Şili’deki Salvador Allende hükümetine karşı CIA destekli 1973 darbesinin biçimlendirici bir deneyim olduğu kuşağın üyesidir. Ancak Corbyn, işçi sınıfını alarma geçirmek ve Houghton’ın görevden alınmasında ısrar etmek yerine, Savunma Bakanı Michael Fallon’a, “Bir demokraside, ordunun her zaman siyasi olarak tarafsız kalması esastır.” diyen kibar bir mektup gönderdi. Hükümet ise “Hükümetin başlıca askeri danışmanı olarak, cephaneliğimizdeki en önemli araçlardan birinin güvenilirliğini nasıl koruyacağımız hakkında konuşma”nın onun için “uygun” olduğunu söyleyen Cameron’un sözcüsüyle, Houghton’ın desteğine koştu.

Corbyn Suriye, NATO ve Trident konusunda geri adım atıyor

  1. Eski amiral ve İşçi Partili bakan Lord West, egemen sınıfın halkın savaş karşıtı duyarlılığının artması ile ilgili daha kapsamlı kaygılarını ortaya koydu ve militarizme yönelik eleştirisi “ona oy veren düşüncesiz kitleleri” etkileyebileceği için, Corbyn’in “ulusa önderlik etmemesi gerektiği” uyarısında bulundu. Ancak Corbyn’in tepkisi, işçileri militarizme ve savaşa karşı harekete geçirmek yerine, küçük düşürücü bir teslimiyet oldu. Corbyn, her kilit konuda (Suriye’deki savaş, NATO’nun Rusya’ya karşı askeri yığınağı ve Britanya’nın nükleer silah programı), sağcı eleştirmenlerinin dayatmalarına ve taleplerine boyun eğmiştir. O, Yeni İşçi Partisi’nin mimarlarına ve destekçilerine savaş ilan etmektense, üyelerinin çoğu aylar içinde kendisine karşı bir darbe girişiminde bulunacak olan bir gölge kabine seçti. Buna, Hilary Benn’in gölge dışişleri bakanı olarak kalması ve Maria Eagle’ın gölge savunma bakanı olarak atanması dahildi. Corbyn, Aralık 2015’te, Suriye’ye askeri müdahale üzerine serbest oylamayı onaylayarak, inisiyatifi savaş çığırtkanlarına teslim etti. Benn, İşçi Partisi’nin, ABD önderliğindeki planlanmış bir saldırıyı bozmaya yardımcı olmuş olan 2013’teki muhalif konumunu tersine çevirme sözünü zaten vermişti. İşçi Partili milletvekillerinin neredeyse üçte biri (66 milletvekili), 223’e karşı 397 oy elde eden hükümeti destekledi. Cameron, karşı oy vermeyi planlayanları “terörist sempatizanları” olmakla suçlarken, İslam Devleti’nin “Britanya yaşam tarzı”na yönelik “doğasında olan hoşgörüsüzlüğü”nü “İşçi Partisi içindeki Britanya karşıtı Troçkistler” ile özdeşleştiren Lordlar Kamarası’ndaki İşçi Partili asilzade Jeffrey Rooker, partinin Corbyn den “kurtulması”nı talep etti. Benn’in, İşçi Partisi yönünden parlamento tartışmalarını sona erdirmesine izin verildi. Saatler içinde, Tornado bombardıman uçakları, Britanya emperyalizminin son kanlı askeri girişimindeki ilk baskın için Kıbrıs’taki üslerinden havalandı.
  2. Corbyn’in bir sonraki stratejik geri çekilmesi, Trident üzerine oldu. Ukrayna’da şiddetli bir şekilde Rusya karşıtı bir yönetim kurmayı hedefleyen ABD destekli sağcı darbeyi, binlerce NATO askerinin Doğu ve Orta Avrupa’da konuşlanması ve ABD nükleer füze cephaneliğinin Rusya’yı hedef alacak şekilde bölgede genişlemesi izledi. Trident’in yenilenmesi, ABD önderliğindeki bu NATO saldırısının ayrılmaz parçasıdır. Hükümet, [bu nükleer] programa yönelik halk muhalefeti korkusu nedeniyle, Trident üzerine bir meclis oylamasını ertelemişti. Washington, ABD Savunma Bakanı Ash Carter’ın, bunun, “NATO’nun caydırıcı yapısının önemli bir parçası olduğu”nu vurgulaması ve Britanya’nın, “küresel sahnede büyük bir rol” oynamayı sürdürmek istiyorsa orantılı bir “askeri güç” bulundurmak zorunda olduğu uyarısında bulunmasıyla, Trident’in yenilenmesi için ağır baskı yapmıştı. Corbyn, geçtiğimiz Temmuz ayındaki Trident oylamasına, NATO üyeliğine muhalefetinden vazgeçerek ve İşçi Partisi konferansında, “Biz, bu konu üzerine bir parti olarak bölünmeyecek ve kendimizi mahvetmeyeceğiz.” diyerek hazırlandı. O, göreve gelmesinden beri ikinci kez İşçi Partili milletvekillerine serbest oy kullanma izni verdi ve milletvekillerinin dörtte üçü (140’a karşı 47) Trident’in yenilenmesini destekledi. Bu yüz seksen derecelik dönüş, Britanya’yı, Avrupa’da, Rusya ile olası bir nükleer savaşın cephe hattına yerleştirmiştir. Başbakan Theresa May, şahsen bir nükleer saldırı yetkisi verip vermeyeceğine ilişkin bir soruya, “Evet… Bir caydırıcı silahın tüm amacı, düşmanlarımızın onu kullanmaya hazır olacağımızı bilmeleri gerektiğidir…” yanıtını veriyordu.
  3. Corbyn’in militarizmi ve savaşı bireysel vicdan meselesi olarak betimlemesi, Lev Troçki’nin son derece sert biçimde tanımladığı “zavallı, acınası, iradesiz Fabiancılık”ın başka bir bedende yeniden dirilmesinden başka bir şey değildir:

“Şiddetten feragat eden Fabianlar, yalnızca ‘düşünce’nin gücüne inanırlar. Eğer bu bayağı ve ikiyüzlü felsefeden sağlıklı bir zerre çıkarılabilirse, bu, hiçbir yönetimin kendisini sadece şiddet yoluyla sürdüremeyeceği gerçeğinde yatmaktadır. Bu, aynı şekilde, Britanya emperyalizmi yönetimi için de geçerlidir. Nüfusun ezici çoğunluğunu proleterlerin oluşturduğu bir ülkede, yönetimdeki Muhafazakar-Liberal emperyalist klik, eğer elindeki şiddet araçları proletaryayı kapana kıstıran ve bölen sahte sosyalist düşünceler eliyle güçlendirilmemiş, tamamlanmamış ve gizlenmemiş olsaydı, tek bir gün bile dayanamazdı.” [Fabian Sosyalizm Teorisi, Lev Troçki, 1926]

Corbyn ve Brexit

  1. Corbyn, Britanya’nın Avrupa Birliği (AB) üyeliği üzerine 23 Haziran 2016’da yapılan referandumda, 40 yılı aşkın süredir koruduğu siyasi görüşleri terk etmeye hazır olduğunu bir kez daha gösterdi. O, İşçi Partisi’nin “Kalma” kampanyasına önderlik etmek için muhalefetini çöpe attı. Bu, resmi “Kalma” kampanyasına Başbakan David Cameron’ın önderlik ettiği ve bu kampanyanın, Londra finans merkezinin stratejik kaygıları ve Britanya’yı Avrupa içinde bir NATO kalesi olarak tutma ihtiyacı eliyle biçimlendirildiği göz önünde bulundurulduğunda, yaşamsal bir siyasi rol oynadı. “Ayrılma” oyu, Britanya burjuvazisi için yıkıcı bir başarısızlıktı. AB ile ilişkilerin kesilmesi, yalnızca yaşamsal öneme sahip ticari çıkarları değil; özellikle, Londra’nın küresel bir mali spekülasyon merkezi olarak rolünü tehdit etmektedir. Bu, Britanya’nın, kendi küresel çıkarlarını yansıtma becerisi için gerekli önkoşul olan ABD gözündeki değerine büyük zarar vermektedir. Bu yüzden, sonucu “ayak takımının egemenliği”nin bir ürünü olarak kınayan ve ikinci bir referandum, Westminster’daki [parlamentodaki] AB yanlısı çoğunluğun AB ile görüşülmüş Brexit şartları aleyhine oy kullanarak ayrılmaya engel olabileceği bir parlamento oylaması ya da gerekirse genel seçim çağrısı talep eden gazeteler ve resmi siyasi yelpaze genelindeki politikacılar ile birlikte oylamayı tersine çevirmek, stratejik bir zorunluluk olarak kabul ediliyor. Sonuçtan hemen sonraki günlerde bu kaygıları seslendiren ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, oylamanın nasıl “etkisiz hale getirileceği” üzerine görüşmelerin sürmekte olduğunu belirtti ve şunları söyledi: “Bence birkaç yol var. Ben, dışişleri bakanı olarak, bugün bunları ortaya atmak istemiyorum. Bence bu bir hata olur. Ama birkaç yol var.”
  2. Washington sadece planlamakla kalmıyor; harekete geçiyor ve bunu da İşçi Partisi aracılığıyla yapıyordu. İki gün önce, Britanya devletinin üst düzey yetkilileri, ABD Dışişleri Bakanlığı ve CIA ile birlikte çalışan İşçi Partili milletvekillerinin sağcı bir hizbi, Corbyn’e karşı bir darbe planını devreye soktu. Muhafazakar Parti Brexit’e bağlı olduğu için, referandumu geçersizleştirme yönündeki herhangi bir hamle İşçi Partisi’ni içermek zorundadır. Ama bu gündem, İşçi Partisi’nin, ister bir İşçi Partisi hükümeti tarafından isterse İşçi Partisi’nin Muhafazakarların, Liberal Demokratların, İskoçya Ulusal Partisi’nin ve Galler Partisi’nin çeşitli kesimleriyle “ilerici ittifak”ı yoluyla olsun, yalnızca egemen seçkinlerin talimatlarına karşı sorumlu olmasına bağlı. Corbyn’in Avrupa konusunda “isteksiz” olarak değerlendirilmesi ve ikinci bir referandumu reddetmesi, ona ve daha da önemlisi, ona destek vermiş olan yüz binlerce işçiye ve gence yönelik uzun süre önce planlanmış hamleleri devreye sokmak anlamına geliyordu.

Bir darbe girişiminin anatomisi

  1. İşçi Partisi parlamento grubunun (PLP) önderlik darbesi girişiminin gaddarlığı, İşçi Partisi’nden gerçek bir solcu kopuşa karşı uygulanacak polis devleti yöntemlerinin sadece soluk bir göstergesidir. Bu, Corbyn’in ve müttefiki, gölge başbakan John McDonnell’ın Yeni İşçi Partisi’nin zehirli mirasının tersine çevrilebileceği ve PLP’nin tartışma yoluyla “toplumsal dayanışma” için yeni bir “taban” hareketine önderlik etmeye ikna edilebileceği biçimindeki başlıca iddiasını teşhir etti. Corbyn’e karşı harekete geçen siyasi güçler, Britanya politikasında en nefret edilen kişiliklerin bir kısmını da kapsıyordu. Onlar, Irak Savaşı’nın mimarlarının (bizzat Blair, Peter Mandelson, Alastair Campbell, David Blunkett ve Jack Straw) önderliğinde, Rupert Murdoch’un medya imparatorluğunun kimi kesimleri ile birlikte çalıştılar ve başlıca propagandacılarını, referandum sonucunu “geri, dar görüşlü milliyetçilik” ifadesi olarak kınamak üzere hizaya geçen ve Corbyn’i Britanya İşçi Partisi için bir felaket olarak yeren Guardian gazetesinin istihdam ettiği profesyonel kimlik politikası ve postmodernizm satıcılarında buldular.
  2. Referandum sonucundan saatler sonra, İşçi Partili iki milletvekili tarafından, Benn’in desteğini ilan ettiği ve bu yüzden görevden alındığı bir güvensizlik oyu önergesi verildi. Gölge kabinenin 60’tan fazla üyesinin danışıklı istifasını, İşçi Partili milletvekillerinin yüzde 81’inin önergeyi desteklemesi izledi. Corbyn’i, sadece 40 milletvekili destekliyordu. Bu, sağcıların Corbyn’i hukuksal süreç yoluyla oy pusulasından çıkarmaya yönelik başarısız bir girişiminin yaşandığı bir önderlik yarışını tetikledi. Ardından, Ulusal Yürütme Komitesi, teknik bir yolla, 130.000 yeni üyenin oy vermesini önlemeye girişti, Yüksek Mahkeme’nin desteğini aldı ve kayıtlı taraftar olmanın fiyatını 3 sterlinden 25 sterline yükseltti. Buna, İşçi Partisi’nin Orwellvari Uyum Birimi’nin Corbyn’in destekçilerine karşı düzmece Musevi karşıtlığı, kadın düşmanlığı, ırkçılık suçlamalarında bulunmak ve yıldırmak için sosyal medya mesajlarıyla trollük yaptığı, onların üyeliklerini askıya aldığı ve önderlik yarışında oy kullanma haklarını reddettiği, McCarthyci bir cadı avı eşlik etti. Corybn’e meydan okuyan Owen Smith, Britanya’nın AB üyeliğini yeniden sağlama sözü verdi. Smith, kendisine, bir NATO üyesine yönelik bir Rus saldırısı durumunda tavrının ne olacağı sorulduğunda, NATO Sözleşmesi’nin, bir üye devletin saldırıya uğraması halinde savaş açmayı taahhüt eden 5. Maddesini anımsattı ve bunu, “Rus saldırganlığına karşı en büyük siper” olarak “Avrupa Birliği’nin kalbinde yer alma” ihtiyacı ile ilişkilendirdi.
  3. Bütün büyük gazete ve televizyon kanallarının onun görevden alınması talebine rağmen yeni bir destekçi akını İşçi Partisi’nin üye sayısını yarım milyondan fazla arttırırken, Corbyn’in daha önceki seçime göre daha büyük bir çoğunluğu elde etmesi, bu sağcı gündeme yönelik halk muhalefetinin bir ölçüsüdür. Ancak bu, bir Pirus zaferiydi. Sosyalist Eşitlik Partisi’nin uyarmış olduğu gibi, İşçi Partisi’nin sınıfsal karakterini belirleyen, üyeleri değil; onun parlamento grubunu oluşturan ve yalnızca ordu-istihbarat devlet aygıtına hesap veren üst-orta sınıf kliğidir. İşçi Partisi’nin sağcı kabuğunu “toplumsal adalet” ve “barış” yanlısı bir araca dönüştürme olasılığı, mali oligarşinin servetin daha adil bir yeniden bölüşümüne barışçıl yollarla ikna edilebilmesi yanılsaması kadar iflas etmiştir. Buna karşılık, İşçi Partisi’nin özel konferansı, Andy Burnham gibi önde gelen kişiler partinin Avrupa’da emeğin serbest dolaşımına karşı çıkmasını ve çalışanların, “sınırsız, parasız ve vasıfsız göç” ile “bir sorunu olduğu”nu kabul etmesini talep ederken, partinin Brexit’i önlemeye ya da tersine çevirmeye çalışmasını taahhüt eden karma bir karar benimsedi. En çarpıcısı, Corbyn’in o dönem gölge savunma bakanı olan Clive Lewis’in, Trident’in yenilenmesini resmen desteklemesi ve bir İşçi Partisi hükümetinin, Britanya’nın Rusya’ya karşı ABD önderliğinde bir savaşa etkin bir şekilde desteğini vaat edecek şekilde, NATO tüzüğünün “5. Maddesi altındakiler dahil, uluslararası taahhütlerini yerine getireceği” sözü vermesiydi.
  4. İşçi Partisi’ni NATO ve AB yanlısı bir parti olarak yeniden şekillendirmeye yönelik ataktan hiçbir geri adım söz konusu olamaz. Çünkü egemen çevreler içinde Brexit konusunda yaşanan bölünmeler referandumun ardından yalnızca derinleşmiştir ve bu, ticari ve askeri savaşlara sürükleniş tırmanırken daha da kontrol edilemez hale gelecektir. Muhafazakarlar UKIP’in politikalarını benimser ve Marine Le Pen’in Ulusal Cephe’sinin İngiliz versiyonuna dönüşürlerken, Blairciler, “AB yanlısı ilerici bir ittifak” yönündeki çağrılarının, “kozmopolit” küçük-burjuvazinin üst katmanı içinde bir toplumsal taban oluşturacağını umut ediyorlar. Onların ırk, cinsiyet, cinsel yönelim ve çeşitli yaşam tarzı tercihleri temelindeki çağrılar ile NATO ve savaş yanlısı söylemi birleştirmeleri, kimlik politikalarının gerici karakterinin kesin bir doğrulamasıdır.

Marksist yöntemin doğrulanması

  1. Sosyalist Eşitlik Partisi tarafından İşçi Partisi’nin Corbyn önderliğine ilişkin yapılan değerlendirme, bütünüyle doğrulanmıştır. Bu, siyasi eğilimleri, kendilerini nasıl adlandırdıklarına göre değil; tarihleri, programları ve temsil ettikleri toplumsal çıkarlar temelinde çözümleyen Marksist yöntemin doğrulanmasıdır. SEP, Corbyn’in 2015’teki önderlik zaferinin ardından yaptığı ilk açıklamada, şunları belirtmişti:

“Hiç kimse, politikaları, örgütü ve aygıtının toplumsal bileşimiyle adı dışında her şeyi Muhafazakar olan bu partinin, işçi sınıfı mücadelesinin bir aracına dönüştürülebileceğini ciddi olarak ileri süremez. Britanya’daki İşçi Partisi, Blair ile başlamadı. O, yüz yılı aşkın süredir var olan bir burjuva partisi ve Britanya emperyalizmi ile onun devlet mekanizmasının denenmiş ve test edilmiş bir aracıdır. Clement Attlee, James Callaghan ya da Jeremy Corbyn, hangisi önderlik ederse etsin, onun özü değişmeden kalır.” [Corbyn’in Britanya İşçi Partisi önderi seçilmesiyle ortaya çıkan siyasi konular, 14 Eylül 2015]

  1. Bu tespit, İşçi Partisi’nin çevresinde yeniden bir araya gelen sahte sol ile keskin bir karşıtlık içindedir. Sosyalist Parti, Corbyn’in zaferini, İşçi Partisi’nin “demokratik, sosyalist ve kemer sıkma karşıtı bir parti olarak” yeniden kuruluşuna doğru bir adım olarak göklere çıkarıyor. Sosyalist Parti, kendi Sendikacı ve Sosyalist Koalisyon (TUSC) adlı seçim cephesini tasfiye etti ve İşçi Partisi’ne katılma başvurusu yaptı. Sosyalist İşçi Partisi (SWP), Muhafazakarların saldırılarını uygulayan İşçi Partili belediye meclislerine karşı mücadeleler dahil, işyeri mücadelelerinde yer alan işçileri ve gençleri, Corbyn önderliğinde bir İşçi Partisi hükümetine yedeklemenin peşinde koşuyor. SWP, “Corbyn’in konumu, mücadele seviyesinin yükselmesi halinde sınırsız şekilde güçlenecektir. Aslında, bu yol, Corbyn için bir seçmen çoğunluğu yaratmanın en kesin rotasını sunmaktadır.” diye ilan ediyor. Sol Birlik projesi, Alan Thornett’in Sosyalist Direniş grubu dahil olmak üzere, üyelerinin büyük kısmının Corbyn yanlısı İvme hareketi içinde tasfiye edilmesiyle birlikte, hemen hemen çökmüş durumda. Thornett, Corbyn önderliğinde bir İşçi Partisi’nin, “soldaki politikayı yeniden şekillendirmek ve hükümet düzeyinde bir fark yaratmak” için “kuşaklar boyunca” [karşılaşılmış] en iyi şans olduğunu ilan ediyor. Bu arada, “hiçbir tutarlı ve samimi demokrat, partinin sağındaki, hatta PLP içindeki üyelere, basitçe ‘aday ol ya da çeneni kapat’ diye ısrar edemez.” açıklaması yapan İşçi Özgürlüğü İçin İttifak, sağ kanat ile birlik çağrısında Corbyn’i izliyor.
  2. Sahte sol grupların hepsi, içinde onu sola itme yönündeki her çabanın başarısızlıkla ya da teslimiyetle sonuçlandığı İşçi Partisi’nin yüz yılı aşkın sürelik tarihini görmezden geliyor. İşçi Partisi’nin kurucusu Keir Hardie, partinin Birinci Dünya Savaşı’na desteğini ilan etmesinden sadece bir yıl sonra, 1915’te, dışlanmış ve çökmüş bir adam olarak ölmüştü. İşçi Partisi’nin 1933-1935 yılları arasındaki Hristiyan barışçı önderi George Lansbury, parti İkinci Dünya Savaşı yaklaşırken Britanya emperyalizminin çıkarlarına desteğini arttırdığı için, sendika bürokrasisi tarafından istifaya zorlandı. 1939’da Almanya ile savaş patlak verdiğinde Muhafazakarlar ile bir Ulusal Birlik hükümeti kurmuş ve savaş boyunca grevleri bastırmış olan İşçi Partisi, 1945 sonrasında Clement Atlee’nin kurduğu sözde “sosyalist” hükümet, NATO’nun kurulmasında önemli bir rol oynadı, Hindistan’nın dinsel temelde bölünmesini çabuklaştırdı ve Britanya askerlerini Kore Savaşı’na gönderdi. İşçi Partisi solunda yer alan Corbyn’den daha önemli kişiler de daha iyi bir performans sergilemediler. Britanya’nın hidrojen bombası geliştirmesine karşı protestolara önderlik etmiş olan Aneurin Bevan, 1957’de, “Bu, bir Britanya dışişleri bakanını konferans salonuna çıplak götürür.” diyerek, herkesin bildiği gibi, tek taraflı nükleer silahsızlanmaya olan desteğini geri çekmişti. Nükleer Silahsızlanma Kampanyası’nın kurucularından Michael Foot, istifa etmesinden birkaç gün önce, Thatcher’ın ikinci dönem görevde kalmasını sağlamasına yardım eden süreçte, onun Falkland/Malvinas adaları konusunda Arjantin’e karşı savaşına destek veren İşçi Partisi lideri (1980-1984) olarak sivrildi.

İşçi Partisi üzerine Lenin

  1. Sahte solun rolü, işçi sınıfını İşçi Partisi’ne ve sendikalara tabi kılmak için siyasi bir gerekçe sağlamaktır. Onlar, bu amaçla, partinin sınıf karakterinin sonuca bağlanmamış bir sorun olarak kaldığını iddia etmek için, Lenin’in İşçi Partisini bir “burjuva işçi partisi” olarak adlandırmasına sarılıyorlar. Gerçekte, Lenin’in tanımlaması, sendikalar içindeki köklerine bağlı olan parti önderliğinin sosyalist olmayan karakterinden kaynaklanıyordu. Ama onun İşçi Partisi’nin oportünist karakterine ilişkin çözümlemesinin daha kapsamlı anlamı, Birinci Dünya Savaşı’nda kendi egemen sınıflarına verdikleri destek eliyle açığa çıktığı üzere, İkinci Enternasyonal’in tüm partilerinin yozlaşmasına ilişkin değerlendirmesinde berraklaştı.
  2. Lenin, işçi sınıfının bir Üçüncü (Komünist) Enternasyonal’in inşa edilmesi yoluyla devrimci seferberliğine olanak sağlamak için, bu güçlere karşı amansız bir mücadele verilmesini savunuyordu. O, Aralık 1916’da, şunları yazmıştı:

“Oportünizm (sosyal-şovenizm biçiminde), Avrupa’daki işçi hareketi üzerinde korkunç ve iğrenç bir zafer kazanmış durumda… oportünistler, nesnel olarak, küçük-burjuvazinin ve işçi sınıfının emperyalist süper karlarla ayartılmış ve kapitalizmin bekçi köpeklerine ve işçi hareketinin hainlerine dönüştürülmüş belirli bir tabakasının bir kesimidir… Toplumsal bir olgu olarak ‘burjuva işçi partileri’, bütün önde gelen kapitalist ülkelerde şimdiden oluşmuş durumda ve bu partilere (ya da gruplara, eğilimlere vb.) karşı her yönden kararlı ve amansız bir mücadele verilmedikçe, Marksizmin ya da sosyalist işçi hareketinin emperyalizme karşı bir mücadelesi söz konusu olamaz.” [Imperialism and the Split in Socialism (Emperyalizm ve Sosyalizmde Bölünme), 1916, V. I. Lenin, Collected Works, cilt 23]

  1. Lenin, İşçi Partisi’ni “sendikal hareketin siyasi ifadesi” olarak tanımlamanın yanlış olduğunu vurguluyordu:

“İşçi Partisi üyelerinin çoğu, elbette, işçidir. Ancak, bir partinin gerçekten işçilerin siyasi partisi olup olmadığı, tek başına işçi üyelere değil; aynı zamanda, ona önderlik eden insanlara ve onun eylemlerinin ve taktiklerinin içeriğine bağlıdır. Gerçekten proletaryanın bir siyasi partisi ile karşı karşıya olup olmadığımızı, yalnızca bu sonuncusu belirler. Buradan anlaşılacağı gibi, tek doğru bakış açısıyla, İşçi Partisi, tümüyle bir burjuva partisidir; çünkü işçilerden oluşmasına rağmen, ona, gericiler, hem de gericilerin tamamen burjuvazinin ruhuyla hareket eden en kötü türü önderlik etmektedir. O, Britanyalı Noske’lerin ve Scheidemann’ların yardımıyla işçileri sistematik olarak aldatarak var olan bir burjuva örgütüdür.” [Britanya İşçi Partisi’ne Üyelik Üzerine Konuşma, 6 Ağustos 1920]

  1. Lenin’in genç Britanya Komünist Partisi’nin İşçi Partisi’ne üye olmaya çabalamasını ve onun iktidara gelmesi için çalışmasını ileri sürdüğü zaman Almanya’daki komünist önderler Rosa Luxemburg ile Karl Liebknecht’in katillerine atıfta bulunması, bunun işçilerin İşçi Partisi’nden kopmasını hızlandırmak için yapıldığını açıkça ortaya koymaktadır. “Devrim, işçi sınıfının çoğunluğunun görüşlerinde bir değişim; kitlelerin siyasi deneyimi eliyle gerçekleşen bir değişim olmaksızın, tek başına propaganda yoluyla asla mümkün değildir.” diyen Lenin, bir İşçi Partisi hükümeti deneyiminin, “çoğunluğun, kısa süre içinde önderleri tarafından hayal kırıklığına uğratılması ve komünizmi desteklemeye başlaması” anlamına geleceğini yazdı. Büyük Britanya Komünist Partisi, üyelik başvurusunda bulundu ve reddedildi. Lenin, bunu, kitlelere İşçi Partisi’nin tam olarak nerede durduğunu gösteren olumlu bir sonuç olarak betimledi. Sahte sol ile Lenin’in İşçi Partisi’ne ya da sendikalara yaklaşımı arasında hiçbir bağlantı noktası yoktur. Lenin, işçi sınıfını İşçi Partisi’nden ve sendikaların siyasi mutlak gücünden koparmayı amaçlıyordu. Sahte sol ise, her ikisini de sağlamlaştırmaya çalışıyor.

İşçi Partisi üzerine Troçki

  1. Milyonlarca işçinin İşçi Partisi’ne siyasi bağlılığı ve sendikalara üyeliği göz önünde bulundurulduğunda, devrimci bir önderliğin inşasının, bu örgütlerin sosyalizme doğru bir yol sunduğuna ilişkin her tür yanlış inancı teşhir etmeye yönelik sabırlı çalışmaya bağlı olduğunu, Lenin gibi, Troçki de anlamıştı. Bu, yalnızca sağ kanada değil, ama öncelikle, en sınıf bilinçli işçilerin desteğine sahip olan ve onları reformist bir programa bağlı tutan “solcular”a karşı mücadele anlamına geliyordu. 1926 Genel Grevi’nden bir yıl önce Troçki, sınıf mücadelesinde bir tırmanmanın ve Britanya ve dünya kapitalizmi için büyük bir krizin başlamasının, sağ kanadın tüm etkisini yitirmesine yol açacağını ama “ilk yedekler”in “solcular” olacağını açıklamıştı. O, Fabiancılık, MacDonaldcılık ve pasifizm, “eğer dünya burjuvazisinin değilse, Britanya emperyalizminin ve Avrupa’nın ana payandalarıdır. Burjuvazinin bu halinden memnun ukalalarının, saçmalayan eklektiklerinin, duygusal kariyeristlerinin ve özel üniformalı uşaklarının gerçek renkleri, ne pahasına olursa olsun, işçilere gösterilmelidir. Onları ortaya çıkarmak, onları onarılamayacak biçimde gözden düşürmek demektir.” [Britanya Nereye Gidiyor? Lev Troçki, 1925]
  2. Corbyn’e karşı darbe sırasında, Başkan Yardımcısı Tom Watson, İşçi Partisi’ne “Troçkist entrizmciler”in sızdığını iddia etti. Gerçekten de, eğer hem İşçi Partisi sağının hem de sahte solun değerlendirmesine bakılırsa, Troçki’nin Britanya’daki devrimci politikaya bütün katkısı, entrizmi savunmasından ibarettir. Gerçekte ise Troçki, bu taktiği, eski örgütler içinde kapana kısılmış sola doğru hareket eden güçleri kazanarak Dördüncü Enternasyonal’in inşasını ileriye taşımanın bir aracı olarak savunuyordu. Bu yüzden, o, önce İşçi Partisi’ne değil, ama 1932 yılında parti önderi Ramsay MacDonald’ın Wall Street çöküşünün ardından kemer sıkma önlemleri uygulamak üzere Muhafazakarlar ve Liberaller ile bir Ulusal Koalisyon kurmasından sonra İşçi Partisi’nden kopmuş olan merkezci Bağımsız İşçi Partisi’ne (ILP) girme çağrısı yapmıştı. İkinci ve Üçüncü Enternasyonallerden güçlerin yeniden gruplaşması yönünde bir politika geliştiren ILP, sol-sosyalist partilerin “Londra Bürosu”nun eş kurucusuydu. Stalinistleştirilmiş Üçüncü Enternasyonal’in, Hitler’in Almanya’da karşı çıkış olmaksızın iktidara gelmesine izin verdiği için devrim hedefleri bakımından ölmüş olduğunu ilan eden Troçki, onun Avrupa şubelerini Dördüncü Enternasyonal’in kuruluşunu desteklemeye çağırdı. Britanyalı Troçkistler, ILP’ye, onun üyelerini, Troçki’nin parti, “kendisini hemen Dördüncü Enternasyonal bayrağının altına yerleştirmelidir, yoksa bir iz bırakmaksızın sahneden kaybolacaktır.” uyarısını dikkate almaya ikna etmek için katıldılar. Ancak ILP, Üçüncü Enternasyonal’in burjuva partileri ile Halk Cephesi ittifakları politikasına yönelmesinin ardından, giderek daha çok Stalinizmin etkisi altına girdi ve ölümcül bir çöküş sarmalına kapıldı.
  3. İşçi Partisi içindeki sahte sol grupların tüm çalışması, politikalarını, Troçki’ye değil ama İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Troçkizmden kopmuş olan tasfiyeci eğilim Pabloculuğa borçludur. Toplumsal değişimin devrimci öznesi olarak işçi sınıfını reddeden Pablocular, Stalinist denetimin Doğu Avrupa’ya genişlemesinin, sosyalizme, halen işçi sınıfına hakim olan bürokratik örgütlerin “kör araçları” yoluyla ulaşılabileceğini kanıtladığını ileri sürüyorlardı. Pablocular, bu temelde, “kendisini ifade ettiği her ülkede kitle hareketiyle gerçek bütünleşme ya da bu hareketin etki edilebilecek önemli bir akımına katılma” konusunda ısrar ettiler. Bu, söz konusu gruplar İşçi Partisi’nin sol savunucuları işlevi görürken kendilerini onun içine gömmeleriyle birlikte, “sui generis (kendine özgü) entrizm” biçimini aldı.
  4. Militan Eğilim (ME), bir ara, Pablocu hareketin Britanya şubesiydi. Onlarca yıl boyunca İşçi Partisi’nin içine yerleşmiş olan ME, Margaret Thatcher’ın Muhafazakar Parti hükümetine karşı mücadeleler sırasında, 1980’lerde kamuoyunda ün kazandı. Onun o dönemdeki sicili, İşçi Partisi’nin işçi sınıfının sosyalist özlemleri uğruna bir siyasi araca dönüştürülebileceği iddiasının çarpıcı bir teşhiridir. İşçi sınıfının geniş kesimleri İşçi Partisi’nin ve Sendikalar Kongresi’nin sağcı ihanetine düşmandı ve reformizden kopmaya doğru ilerliyordu. ME ise, bu gelişmeyi teşvik etmek yerine, işçilerin İşçi Partisi önderliği altında kalmasında ısrar etti. O, Liverpool Kent Konseyi içinde baskın bir konum oluşturdu ve Thatcher’ın talep ettiği harcama kesintilerinin reddedilmesine destek kazandı. ME, bunu, İşçi Partisi bölge örgütlerinin, gelecekte, 1917 Rus Devrimi’nde Sovyetlerin (işçi konseylerinin) oynadığı ikili iktidar organı rolünü üstleneceğinin kanıtı olarak tarif ediyordu. Buna karşılık, Liverpool İşçi Partisi örgütü, 1984-85 madenciler grevini ezmeye giriştiğinde ikinci bir cephe açılmasını önlemek için Thatcher tarafından bahşedilmiş kimi küçük tavizleri kabul etmişti. ME’nin Liverpool’daki hakimiyeti, iflasla karşı karşıya kaldığı ve 30 milyon sterlinlik bir ek krediyi güvenceye aldığı, onun yasal bir denk bütçe oluşturarak “düzenli geri çekilme” diye adlandırdığı şeyi gerçekleştirdiği 1985 yılında bir bozgunla sonuçlandı. Bu, İşçi Partisi önderi Neil Kinnock tarafından başlatılan ve The Militant gazetesinin yayın kurulunun ihraç edilmesiyle sonuçlanan bir cadı avının önünü açtı. Sonraki birkaç yıl boyunca, ME’nin Peter Taaffe önderliğindeki çoğunluğu, İşçi Partisi’nden çıkmaya zorlandı.
  5. Medya ve sahte sol gruplar, İşçi Partisi içinde gerçekten devrimci ilkeler temelinde yürütülen giriş çalışmalarının en çarpıcı örneğinin, Britanyalı Troçkistlerin Gerry Healy önderliği altında II. Dünya Savaşı sonrası dönemdeki müdahalesinin üzerine perde çekiyorlar. Bu çalışmanın önemi, ona devrimci partinin inşası uğruna mücadelenin yol göstermesi ve onun bu mücadeleye tabi olması idi. O çalışmadan edinilen kazanımlar, Healy’nin grubunun, ABD Sosyalist İşçi Partisi’nden (SWP) James P. Cannon’un Troçkizmi Pablocuların Dördüncü Enternasyonal’i tasfiye girişimlerinden korumak üzere yayınladığı Açık Mektup’a verdiği desteğin ürünüydü. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) kurulması, Britanyalı Troçkistlerin düşman bir siyasi çevreye müdahale etmeye yönelik siyasi sağlamlaşmasında son derece önemliydi. Onlar, Britanya Stalinizminin, Kruşçev’in 1956’daki Gizli Konuşması’nı izleyen krizi sırasında, Büyük Britanya Komünist Partisi’nden önemli güçler kazanabildiler. Bu, çalışmalarını “solcular”ın teşhirine odaklayan ve onların sağ kanattan kopmasını ve sosyalist politikalar sözü veren bir İşçi Partisi hükümeti uğruna mücadeleye girişmesini talep eden Healy grubunun, İşçi Partisi ve sendikalar içinde önemli bir destek kazanmasına olanak sağladı.
  6. Bu müdahalenin niteliğini belirleyen, Healy’nin, bürokrasi Troçkist muhaliflerine karşı şiddetli bir cadı avı başlattığında İşçi Partisi’nden kararlı bir örgütsel kopuşa hazırlanmış olmasıydı. Sosyalist İşçi Birliği (SLL), Mart 1959’da, açık bir siyasi eğilim olarak kuruldu. Healy, şu açıklamayı yapmıştı: “Biz, insanlarımızın ihraçlar sonucunda kalabalık içinde kaybolmalarına izin vermektense, şimdi, onları bizzat SLL’nin çekirdeği biçiminde daha açık bir şekilde yeniden örgütleme fırsatını değerlendirdik. Başka bir ifadeyle, SLL’nin kurulması, tüm giriş politikasının, hareketimizin İşçi Partisi’ne girdiği 1947 yılında öngörülemeyecek olan yeni bir duruma stratejik bir uyarlanmasıydı.” Lenin’in tavsiyesini izleyen SLL, İşçi Partisi’ne siyasi üyelik başvurusunda bulunmuştu. Bu başvuru reddedildi, SLL İşçi Partisi içinde yasaklandı ve onlarca önde gelen üyesi partiden ihraç edildi. Genç Sosyalistler’in (YS) önderliğini elde eden SLL saldırısını sürdürdü. Gençlik gazetesi Keep Left yasaklandı ve destekleyicilerinin üyeliği askıya alındı; YS şubeleri kapatıldı ve Keep Left’in İşçi Partisi Ulusal Yürütme Komitesi’ne karşı bir lobi faaliyetine çevik kuvvet çağrıldı.

Küreselleşme ve sonuçları

  1. Sahte sol gruplar, İşçi Partisi’ni ve sendikaları, kusurlarına rağmen, hala işçi sınıfının kitlesel örgütlerini temsil eden zaman üstü varlıklar olarak betimliyorlar. Bu, yalnızca, emekçilerin bu örgütlerle yaşadığı tarihsel deneyimleri değil; aynı zamanda onların yozlaşmasının nihai aşamasını da gizlemektedir. DEUK, Sovyetler Birliği’nin Aralık 1991’de dağılmasının ve Stalinist bürokrasinin kapitalizmi geri getirmesinin, tüm eski bürokratik örgütlerin karakterinin ve onların işçi sınıfıyla ilişkisinin kapsamlı bir yeniden değerlendirilmesini gerektiren, çığır açıcı bir olay olduğunu açıklamıştı. DEUK, Temmuz 1987’de, ulusötesi üretimin ve finans sektörü ile üretimin küresel bütünleşmesiyle bağlantılı köklü değişimlerin, “ulus-devlet sistemiyle bütünleşmiş” eski işçi örgütlerinin yaşayabilirliğinin altını nasıl “çarpıcı biçimde oymuş” olduğuna dikkat çekmişti. Sosyalizme karşı sürdürülen ulusal otarşik ekonomi politikalarının başarısızlığıyla karşı karşıya kalan Mikhail Gorbaçov ve Boris Yeltsin yönetimindeki Stalinist bürokrasinin tepkisi, dünya kapitalizminin yapılarıyla yeniden bütünleşmeye ve kendisini bir burjuva sömürücüler sınıfına dönüştürmeye çalışmak oldu. Ama bu, yalnızca, işçi sınıfının “daha önceki bir dönemde” oluşturmuş olduğu tüm sendikaların, partilerin ve hatta devletlerin “emperyalizmin doğrudan araçlarına dönüştürüldüğü” uluslararası bir olgunun en yüksek ifadesiydi.
  2. Bu, İşçi Partisi’ne yönelik taktiksel yaklaşımda radikal bir değişime yol açtı. Eskiden, “solcuları sağ kanat ile mücadele ettirme”ye yönelik talepler, işçilerin, İşçi Partisi’nin herhangi bir kesiminin sosyalist mücadele için bir araç sunduğuna ilişkin yanılsamaları görmesini sağlama ihtiyacı eliyle dikte ediliyordu. Ancak, 1984-85 madenciler greviyle başlayan aralıksız ihanetler serisinin ve Blair yönetimi altında partinin sosyal reforma bağlılığını reddeden Yeni İşçi Partisi’nin ortaya çıkmasının ardından, bu tür talepleri ileri sürmeye devam etmek, yanılsamalarla mücadele etmekten çok onları teşvik etme riski oluşturdu.
  3. Bu, aynı şekilde, sendikalar için de geçerliydi. Dünya Sosyalist Web Sitesi yayın kurulu başkanı David North, 1998 yılında verdiği Marksizm ve Sendikalar konferansında, sahte solun, kitlesel bir sosyalist hareketin gelişmesinin “sendikaları ya da en azından onların önemli bir kesimini sosyalist bir perspektife ‘kazanmaya’ bağlı olduğu”na ilişkin savını reddetti. Sendikaların dünya genelinde işçi sınıfının yaşam standartlarını savunmaktan aciz olması, “hem sendikaların şu an içinde var oldukları sosyo-ekonomik koşullarda hem de daha esaslı bir şekilde bizzat sendikaların doğasında”, “nesnel temeller”e sahip olmalıydı. Sınıf mücadelesi organları olarak davranmak şöyle dursun, “tarih bize, sendikaların, sınıf mücadelesini bastırmaya çok daha bağlı olduğunun karşı konulmaz kanıtlarını sunmaktadır… Kapitalist üretim ilişkileri üzerine kurulu sendikalar, doğaları gereği, sınıf mücadelesine karşı özünde düşmanca bir tutum almaya mecbur kalırlar. Çabalarını, patronlar ile işgücünün fiyatını belirleme ve işçilerden emilecek olan genel artı-değer koşullarını tespit etmeye yönelik anlaşmalar sağlamaya yönelten sendikalar, üyelerinin, işgüçlerini, üzerinde anlaşılmış sözleşmelerin koşullarına uygun şekilde sağlamasını garanti altına almak zorundadırlar… Dahası, bu karşıtlık, işçi sınıfını, işgücünün satıcısı olarak sınırlanmış rolüyle değil ama kapitalist üretim ilişkilerinin devrimci anti-tezi olarak tarihsel görevinde temsil eden sosyalist hareket üzerinde yoğunlaşır.”
  4. Sınıf mücadelesine yönelik bu içsel nefret, sendikaların küreselleşmenin gelişmesine verdiği tepkide nihai bir biçim edindi. Kapitalist düzeninin savunulması, artık, onlardan, küresel olarak rekabetçi olma uğruna, ücret kesintileri, işleri hızlandırma ve iş kayıpları yoluyla her zamankinden daha büyük sömürü düzeylerinin etkin bir şekilde dayatılmasını talep etmektedir. İşçi Partisi’nin ve sendikaların yozlaşması, artık onları herhangi bir anlamda işçi örgütü olarak tanımlamayı olanaksız kılmaktadır. DEUK, buna, Sosyalist Eşitlik Partilerinin kurulması kararıyla karşılık verdi. SEP (Britanya), 2010 yılında Tarihsel ve Uluslararası Temeller dokümanında şöyle açıklıyordu: “[geçmişte,] Stalinist ve sosyal demokrat partiler, birçok sosyalist işçinin, aydının ve gencin bağlılığına sahipti. Bu yüzden, devrimci bir partinin inşası görevi, yalnızca, sol temsilcileri dahil bu partilerin sosyalist karakterine ilişkin yanılsamaları ortadan kaldırma ve onların tabanlarında ve kontrol ettikleri sendikalar içinde bir radikalleşme uğruna çalışmaya yönelik sistematik bir mücadele yoluyla ilerletilebilirdi. Şu anda, işçi sınıfı ile bu örgütler arasındaki ilişkide köklü bir değişim meydana gelmiş durumda. Bu örgütler, artık, onları büyük şirketlerin aleni temsilcileri olarak gören ileri işçilerin aktif ve militan desteğine sahip değiller. Dolayısıyla, söz konusu olan, diğer eğilimlere ilişkin yanılsamaları teşhir etmek değil ama Troçkist hareketin işçi sınıfına önderlik etme hakkını doğrudan tesis etmekti.” [Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (Britanya) Tarihsel ve Uluslararası Temelleri, syf. 116]

Sahte sola karşı Marksizm

  1. Sahte sol örgütler, küçük-burjuvazinin profesyonel bir Troçkizm karşıtı müfrezesini oluştururlar. Sahte sol terimi, “orta sınıfın ayrıcalıklı ve hali vakti yerinde kesimlerinin sosyo-ekonomik çıkarlarını ilerletmek için popülist sloganlar ve demokratik söylemler kullanan siyasi partileri ve teorik/ideolojik eğilimleri ifade etmektedir.” Sahte sol, “sosyalizm karşıtıdır, sınıf mücadelesine karşı çıkar ve işçi sınıfının merkezi rolünü ve toplumun ilerici dönüşümünde devrimin gerekliliğini reddeder.” Sahte sol, “servetin en zengin yüzde 10’luk kesim içinde daha adil dağılımını gerçekleştirmek için şirketlerde, liselerde ve üniversitelerde, yüksek maaşlı mesleklerde, sendikalarda ve devlet kurumlarında daha etkili olmak amacıyla, milliyet, etnik köken, ırk, cinsiyet ve cinsellik konularına sabitlenmiş ‘kimlik politikaları’nı teşvik etmektedir.” O, “emperyalizm yanlısıdır ve yeni-sömürgeci askeri operasyonlara haklılık kazandırmak, hatta onları doğrudan desteklemek için ‘insan hakları’ sloganlarını kullanır.” [David North, Frankfurt Okulu, Postmodernizm ve Sahte Solun Politikası: Marksist Bir Eleştiri, syf. xxii-xxiii]
  2. Uluslararası işçi sınıfı, sahte sol eğilimlerle son derece önemli deneyimler yaşamıştır: onların, Yugoslavya’nın emperyalist güçler tarafından etnik parçalanmasını ve iş savaş kışkırtılmasını desteklemedeki rolleri; Mısır’da Hüsnü Mübarek diktatörlüğü karşıtı devrimci hareketi yolundan çıkarmaları; Libya’da NATO önderliğindeki savaşa ve Suriye’deki CIA destekli iç savaşa verdikleri destek; Ukrayna’daki sağcı darbeyi desteklemeleri ve özellikle, Yunanistan’da Syriza’nın faaliyetleri. Syriza, Ocak 2015’te, AB destekli kemer sıkma önlemlerine karşı çıkma vaatleri sonucunda iktidara geldiğinde, bu, her yerdeki sahte sol örgütler tarafından, Avrupa politikasının gidişatını değiştirecek, dönüştürücü bir olay olarak göklere çıkarıldı. Buna karşılık, Syriza, Temmuz referandumunda daha fazla kemer sıkmaya karşı ezici halk oyunu reddetmeden ve öncüllerininkinden bile daha sert harcama kesintilerini uygulamayı kabul etmeden önce, kemer sıkma önlemlerinin uygulanma koşullarında önemsiz tavizler için AB’ye aylarca yalvardı. Şimdi bu parti, emperyalizmin Ortadoğu’da ve Afrika’da yarattığı felaketlerden kaçan sığınmacıları içeri sokmayacak şekilde AB’nin “Avrupa Kalesi” için bir cephe hattı polis gücü işlevi görürken, işçi sınıfı ile doğrudan çatışma içine giriyor. Syriza’nın, farklı biçimlerde, İspanya’da Podemos, Almanya’da Sol Parti ve Fransa’da Yeni Anti-Kapitalist Parti tarafından yinelenen faaliyetleri, sahte solun burjuva politikasının bir hizbi olarak rolünü kesin bir şekilde doğrulamıştır.
  3. Sahte solun bu partileri eski sosyal demokrat partilere ilerici bir alternatif olarak yükseltmesinin sahte karakteri, onların Corbyn’i sahiplenmeleriyle vurgulanmaktadır. Corbyn, İşçi Partisi’nin 2016 Özel Konferansı’ndaki zafer konuşmasında şöyle övünüyordu: “2008 çöküşünden beri, bir alternatif ve zarar verici kemer sıkmaya son verme talebi, bir ülkeden diğerine yeni hareketlerin ve partilerin yükselişine yol açtı… Britanya’da, bu, geleneksel politikanın kalbinde, bizim son derece gurur duymamız gereken bir şekilde, İşçi Partisi içinde gerçekleşti.” Sahte solun tamamı, Momentum’u, Syriza’nın Britanya karşılığı olarak yere göğe sığdıramadı. Sosyalist Parti, “kemer sıkma karşıtı bir İşçi Partisi’ni yeniden kurmak” için modelinin, “yüzde 5’in altından sadece birkaç yıl içinde bir genel seçimi kazanmaya ulaşan Yunan partisi Syriza” olduğunu ilan etti.
  4. DEUK’un Yunanistan’da Syriza’nın İhanetinin Siyasi Dersleri başlıklı açıklamasında ifade ettiği gibi, sahte sol, Syriza’yı, “aynı hali vakti yerinde ‘sol’ akademisyenler, sendika görevlileri, parlamenterler ve meslek sahipleri kesimlerini” temsil ettikleri ve “kendi sınıf çıkarlarını benzer politikalar aracılığıyla ilerletmeye çalıştıkları” için desteklemişti. “Egemen sınıf Syriza’nın iktidarı almasına izin verdiğinde, onların hepsi, bunu bir model olarak gördüler ve kendi ülkelerinde onlara benzer bir rol oynama fırsatı verileceğini umdular.” Benzer şekilde, Corbyn’in politikalarının da, sosyalizmi uygulamak şöyle dursun, işçi sınıfını savunmakla hiçbir ilişkisi yoktur. Bu politikalar, Britanya sanayisini Avrupa’daki, ABD’deki ve Çin’deki rakiplerine karşı korumaya yönelik daha fazla devlet müdahalesi ve “sosyal girişimciler”in kooperatifler, yatırım bankaları, kredi birlikleri ve işçilerin tüm kazanımlarına ve yaşam ve çalışma koşullarına karşı bir saldırı koşullarında orta sınıfa yeni bir konum sağlayacak benzeri adımlar temelinde teşvik edilmesi çerçevesinde düzenlenmiştir. Corbyn, iktidara gelmesi halinde, tam olarak Tsipras’ın Yunanistan’da oynadığı rolü oynayacaktır.
  5. Sahte sol gruplar, işçi sınıfına ve onun çıkarlarına düşman oldukları için, Syriza tarafından oynanmış gerici role tümüyle kayıtsızlar. Onların İşçi Partisi’nin yüzde 99’un partisine “dönüştürülüyor” olmasından söz etmeleri rastlantı değildir. Kapitalizme ve sosyalizme herhangi bir atıfta bulunmadığı için seçilen bu formülasyon, toplumdaki temel sınıfsal ayrımları gizlemeyi amaçlamaktadır. Bu, yüzde 1’in özel servet üzerindeki tekelinin kendilerinin hak sahibi olmasını engellediğini düşünen, sahte solun içinden çıktığı orta sınıfın kısmen başarılı bir tabakasının bakış açısını dile getirmektedir. Bu tabakanın kapitalizm karşıtlığı, işçi sınıfı ile dayanışmadan çok süper zenginlere imrenme eliyle güdülenmektedir. Onlar, City of London’ın [Londra finans merkezi] kamulaştırılması şöyle dursun, üretim araçlarının özel mülkiyetinin ortadan kaldırılmasını değil; ondan elde edilen gelirin toplumun en tepedeki yüzde 10’u arasında daha adil bölüşülmesini arzuluyorlar.

Sosyalist Eşitlik Partisi’nin görevleri

  1. Sosyalist Eşitlik Partisi’nin görevleri, doğrudan, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin bu gelişmelerin sınıf mücadelesi üzerindeki etkisine ilişkin değerlendirmesinden çıkmaktadır:

“Siyasi hoşnutsuzluğun ilk yararlanıcıları olarak ortaya çıkan siyasi partiler ve kişiler, küresel kriz eliyle harekete geçirilmiş olan muazzam toplumsal güçlere yenik düşeceklerdir. Ocak 2015’te herkesçe alkışlanan, aynı yılın Temmuz ayında ise aşağılanan Syriza’nın ve önderi Tsipras’ın yazgısı, diğer siyasi şarlatanların ve göz boyayıcıların başına gelecektir. Ancak pasif bir şekilde beklemek ve gelişmelerin hainleri teşhir etmesine izin vermek yetmez. İşçi sınıfının karşı karşıya olduğu görevlerin üstesinden gelebilecek gerçek devrimci partinin inşasına girişmek gerekmektedir.” [Sosyalizm ve Savaşa Karşı Mücadele, 57. madde]

  1. Sosyalist Eşitlik Partisi, partimizi, işçi sınıfı ve özellikle de genç kuşak içinde inşa etmeyi amaçlamaktadır. Biz, kemer sıkma politikalarının her zamankinden daha sert uygulanmasıyla ve milyonlarca insanın emperyalist askeri şiddetin tırmanmasına yönelik muhalefeti sonucunda kaçınılmaz olarak dizginlerinden boşalacak olan mücadelelere en enerjik ve aktif şekilde müdahalede bulunmaya kararlıyız. Ancak yeni bir sosyalist ve enternasyonalist önderliğin gelişmesi, yalnızca, emekçileri ve gençleri tarihin temel dersleriyle eğitmek ve böylece, onları, kapitalizmin küçük-burjuva savunucularının yabancı etkisinden ve İşçi Partisi ile sendika bürokrasisinin siyasi engellemesinden kurtarmak için gerekli teorik ve siyasi çalışmanın yürütülmesi yoluyla mümkündür.
  2. Corbyn tarafından vaat edilen reformist İşçi Partisi türüne geri dönüşün hiçbir temeli bulunmamaktadır. İşçi sınıfına gereken, mevcut toplumsal ilişkiler gerçeğine uygun, tümüyle karşıt bir perspektiftir. Britanya kapitalizmi, 1930’ların aksine, ona aynı dönemde Avrupa’yı kasıp kavuran devrimci ayaklanmaları önleme imkanı vermiş olan en değerli varlıkları İşçi Partisi ve sendika bürokrasisi dahil, İmparatorluk’tan miras kalmış olan özel rezervlerini büyük ölçüde harcamıştır. Bu, İşçi Partisi’nden Jon Cruddas’ın, Financial Times’ta yayınlanmış olan ve Britanya’nın bir “iç siyasi taban kayması” yaşayacağı biçiminde spekülasyon yapan bir yorumunda vurgulanıyor. Cruddas, İşçi Partisi’ndeki mevcut krize “en yakın tarihsel benzerlik”in, Birinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı devrimci ayaklanmalar sırasında, Friedrich Ebert’in Almanya Sosyal Demokrat Partisi’ni, Luxemburg’u ve Liebknecht’i öldürmek üzere Freikorps birliklerini serbest bırakan Weimar Koalisyonu’na girmeye yönlendirdiği, 1918 Berlin’i olduğunu yazıyordu. Cruddas’ın kısa değerlendirmesi hatalarla doluydu ama onun genel mesajı açıktı: İşçi Partisi bürokrasisi, derinleşen toplumsal ve siyasal kutuplaşmaya, Ebert’inki gibi karşılık verecek.
  3. Lev Troçki hayaletinin İşçi Partisi’nin derinleşen krizi sırasında yeniden ortaya çıkmasının önemi budur. Parti üyelerinin temizlenmesinin “Buz Baltası Operasyonu” olarak adlandırılması (Troçki’yi öldürmek için kullanılan silaha bir gönderme) ve binlerce “şüpheli” üyenin “Trots” denilerek hedef alınması, egemen seçkinlerin ve onların medyasının, Troçkizmin oluşturduğu tehdidin ne kadar güçlü bir şekilde farkında olduğunu göstermektedir. Ne zaman kapitalizm krizle sarsılsa ve işçi sınıfını kapsayan toplumsal ve siyasi bir çatışma patlak verse, Troçki’nin varlığı daima hissedilir. Bu, hiçbir yerde, Troçkizm karşıtı ajitasyonun, medyanın heyecan uyandıran haber başlıklarından akademik çevrelerin kutsal salonlarına kadar uzandığı Britanya’da olduğundan daha fazla hissedilmez. DEUK’un Stalinizm sonrası çarpıtma okulu olarak adlandırdığı şeye karşı yürüttüğü mücadele, 2003’ten itibaren, Britanyalı tarihçiler Ian Thatcher’ın, Geoffrey Swain’in ve Robert Service’in bir dizi “önleyici” Troçki biyografisini çürütmeye yönelik çabalar üzerine yoğunlaşmıştır. “Yeni-Stalinist çarpıtma ile geleneksel Anglo-Amerikan Komünizm karşıtlığının bir bileşimi” üzerine kurulu bu akademik el baltası işleri, yeni devrimci sarsıntıların öngününde Troçki’yi gözden düşürmeye çalışıyordu. Bu siyasi çalışmanın tüm anlamı artık ortada.
  4. Ekim 1917 Rus Devrimi’nin 100. yıldönümünün eşiğinde, kemer sıkmaya, militarizme ve savaşa karşı işçi sınıfının ve gençliğin seferberliği üzerine kurulu sosyalist ve enternasyonalist bir muhalefetin gerekliliği, bir kez daha ortaya çıkmış durumda. Önümüzdeki dönemdeki yakıcı konu, Troçki’nin ve onun Stalinizmin ulusalcı devasa ihanetine karşı dünya sosyalist devrimi programını savunmak üzere kurduğu hareketin uluslararası ölçekte daha iyi anlaşılmasını sağlamak olmalıdır. DEUK tarafından yürütülen ve dört önemli eserde anlatılan siyasi çalışmanın tanıtılması önemli bir rol oynayacaktır: Lev Troçki’yi Savunurken; Rus Devrimi ve Tamamlanmamış Yirminci Yüzyıl; Frankfurt Okulu, Postmodernizm ve Sahte Solun Politikası: Marksist Bir Değerlendirme ve Savaşla Geçen Çeyrek Yüzyıl. Her SEP üyesi, partinin etkisini olabildiğince genişletme yönünde siyasi bir sorumluluğa sahiptir. Sosyalizm uğruna mücadeleyi ileriye taşıyacak olan kuşağın DEUK safları içindeki yerini almasını sağlamak için, Toplumsal Eşitlik İçin Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler’in (IYSSE) inşasına büyük önem verilmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir