İrlanda Paskalya Ayaklanması’nın yüzüncü yılı – I. Bölüm

Paylaş

Bu hafta, İrlanda genelinde, Dublin’deki Paskalya Ayaklanması’nın yüzüncü yıldönümünü anmak için etkinlikler gerçekleşiyor. Britanya emperyalizminin asırlar süren acımasız baskısına karşı ayaklanma, 24 Nisan 1916 Pazartesi, Paskalya Bayramı’nda başlamış ve altı gün sürmüştü.

Savaşanlar arasında azınlıkta olmasına rağmen, ayaklanmaya, siyasi olarak, sosyalist James Connolly’nin önderlik ettiği İrlanda Yurttaş Ordusu (ICA) öncülük ediyordu. Çoğunluk, İrlandalıların çıkarlarını Britanya’ya karşı silah zoruyla savunmadan yana bir program temelinde 1913’te kurulmuş olan milliyetçi İrlandalı Gönüllüler’in üyesiydi. Toplamda 1.600 civarında isyancı, Dublin kent merkezinde, ünlü Merkez Postanesi dahil, önemli binaları ele geçirdi.

James Connolly

Ayaklanma, aradan geçen yıllar içinde, İrlanda kapitalist devletinin kuruluşunun manevi başlangıcına işaret eden milliyetçi bir efsaneye dönüştürüldü. İrlanda Cumhuriyeti’nin dört bir yanında düzenlenen kutlamalar bu yıl devlet tarafından finanse ediliyor ve tüm düzen partilerini, sendikaları ve diğer büyük kurumları kapsıyor. Bir temsilci göndermesi için, Britanya kraliyet ailesine bile davetiye gönderildi.

Bu resmi sponsorluk, Paskalya Ayaklanması’nın anlamı üzerine, bu önemli devrimci mücadeleden gerekli dersleri çıkarmayı zorlaştıran yaygın bir kafa karışıklığı yaratmış durumda. Yüzüncü yıldönümüne uygun bir anma hazırlığı, yaşanan şeyin ne olduğunun ve onun hangi bağlam içinde geliştiğinin yeniden incelemesini gerektirir.

Dünya savaşı ve 1914 ihaneti

Ayaklanmanın ulusal bir olay olduğu yönündeki ardı arkası kesilmeyen iddiaların aksine, onun kökleri, kapitalizmin, iki yıldan kısa süre önce I. Dünya Savaşı’nın başlaması ile patlamış olan küresel krizindeydi.

Savaş, emperyalist güçler arasında 19. yüzyılın sonlarından itibaren derinleşen çatışmalardan kaynaklanmıştı. Onun nedenleri, Lev Troçki tarafından, Savaş ve Enternasyonal’de şöyle ifade ediliyordu:

“Şimdiki savaş, özünde, üretici güçlerin ulusun ve devletin siyasi biçimine karşı bir isyanıdır. Bu, bağımsız bir ekonomik birim olarak ulus devletin çöküşü anlamına gelmektedir…

“Kapitalizm, ulus devlet aracılığıyla, dünyanın tüm ekonomik sistemini devrimcileştirdi. O, bütün gezegeni, büyük güçler arasındaki rekabetten geçinen gruplara ayrılmış uydular, küçük uluslar etrafında, büyük güçlerin oligarşileri arasında bölmüş durumdadır. Dünya ekonomisinin kapitalist temel üzerinde gelecekteki gelişimi, tek ve aynı kaynaktan, yeryüzünden elde edilmesi gereken kapitalist sömürünün yeni ve durmadan yeni alanları uğruna sonu gelmeyen bir mücadele anlamına gelmektedir. Militarizm bayrağı altındaki ekonomik rekabete, insan ekonomisinin en temel ilkelerini ihlal eden soygun ve yıkım eşlik etmektedir. Dünya üretimi, yalnızca ulus ve devlet tarafından üretilmiş kargaşaya karşı değil, ama aynı zamanda, artık barbarca düzensizliğe ve kaosa dönüşmüş olan kapitalist ekonomik örgütlenmelere karşı da isyan etmektedir.” [vurgular sonradan]

1915’te Troçki

İkinci (Sosyalist) Enternasyonal’in emperyalizme ve savaşa yönelik ilan edilmiş karşıtlığına rağmen, onun önderlerinin çoğunluğu kendi burjuvazilerine teslim olmuş ve savaş çabasını desteklemişlerdi. Onlar arasında en kötü ünlüsü, birkaç gün önce savaş karşıtı gösterilerde yüz binlerce işçiyi harekete geçirmiş olan Almanya’daki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) oynadığı roldü. SPD, 4 Ağustos 1914’te savaş kredileri lehinde oy verdi.

Britanya, Fransa ve Rusya ile ittifak halinde Almanya’ya ve Avusturya-Macaristan’a karşı savaşa girdiğinde, bu kararın, “büyük güçler arasındaki rekabetten geçinen” küçük bir ulus olan İrlanda’da doğrudan bir etkisi oldu. 1867 Fenian Ayaklanması’nı takip eden 50 yılın büyük bölümünde vaat edilmiş olan bir Özerk Yönetim yasasının 1912’de uygulanması yönünde güvence verilmişti ama bu, Britanya egemenliğini ve Protestan burjuvazinin yararlandığı ayrıcalıklı konumu koruma peşinde koşan paramiliter Ulster Gönüllüleri’nin silahlı direniş tehditleri ile karşılaştı. Milliyetçi İrlandalı Gönüllüler, her iki taraf da silahlanmaya başlarken, Protestan paramiliter güçlere karşı kurulmuştu. Britanyalı subayların Ulster Gönüllüleri’ni desteklemek için başlattığı bir isyan olan Mart 1914 Curragh Olayı, Özerk Yönetim Yasa Tasarısı’nın yasalaşması ama Temmuz sonunda patlayan savaş sürecinde “ertelenmesi” ile sonuçlandı.

Milliyetçi hareketin, Birleşik Krallık’ın parçası olarak özerk yönetim isteyen anayasal kanadı, savaşı, İrlandalı erleri savaşa göndermenin barış sonrasında özerk yönetimi garantiye alacağı umuduyla, Britanya’ya bağlılığını göstermek için bir fırsat olarak görüyordu. Bu hareketin başlıca figürü, Londra’daki Liberal Parti hükümeti ile Özerk Yönetim yasası görüşmelerini sonuca bağlamış olan İrlanda Parlamenter Partisi’nin önderi John Redmond’tu.

Buna karşılık, İrlanda Cumhuriyetçi Kardeşliği’nin (IRB) önderlik ettiği ayrılıkçı kanat, Britanya’ya düşman kalmaya devam etti. Ama sınıfsal ilişkiler, IRB’nin Britanya egemenliğine karşı birleşik bir ulusal hareket üzerine sözlerinin bir kuruntu olduğunu kanıtlayacak denli şiddetlenmişti.

James Larkin

İrlanda, 20. yüzyılın ilk yıllarında, tarihsel geri kalmışlığına karşın giderek artan biçimde sosyalist düşüncelerin etkisi altına giren son derece militan bir işçi sınıfı hareketinin ortaya çıkmasına tanık olmuştu. Bu, ifadesini, özellikle Dublin ile Belfast’ta, Connolly’nin ve güçlü hatip ve örgütçü James (Jim) Larkin’in başrol oynadığı işkolu sendikacılığının ortaya çıkmasında buldu.

İrlanda’daki ilk sosyalist parti olan İrlanda Sosyalist Cumhuriyetçi Partisi’ni 1896’da kurmuş olan Connolly, savaş öncesi sendikal mücadelelerde Larkin’in yakın bir müttefikiydi. O, başlangıçta Dublin Lokavtı sırasında grevcileri savunmak için kurulmuş bir işçi milis gücü olan İrlanda Yurttaş Ordusu’nun (ICA) komutanı oldu. ICA, programında, bir İrlanda cumhuriyeti uğruna mücadele için silahlı güç kullanmayı taahhüt ediyordu.

Dublin’deki Birleşik Tramvay Şirketi yönetimi tarafından düzenlenen ve İrlanda Taşıma ve Genel İşçi Sendikası’nın (ITGWU) tanınmasını önlemeyi amaçlayan bir provokasyon, Ağustos 1913’te hızla liman işçilerinin ve işçi sınıfının diğer kesimlerinin desteğini alan tramvay işçileri grevine yol açtığında, 1913-14 Dublin Lokavtı patladı. ITGWU, egemen seçkinlerden tavizler koparmak ve işkolu genelinde işçi denetimini adım adım genişletmek için “dayanışma grevleri”ni kullanmayı esas alan militan sınıf mücadelesi çağrılarıyla işçilerin desteğini kazandı. Polis, protestolara vahşi baskıyla, işçileri ve ailelerini dövüp yaralayarak ve birkaçını öldürerek karşılık verdi. ITGWU’nun önderi Larkin tutuklanıp yargılandı ancak daha sonra kefaletle serbest bırakıldı.

Polis, Ağustos 1913’te, Dublin Lokavtı sırasında Sackville Caddesi’ndeki bir mitingi dağıtıyor

Dublin’deki kahramanca mücadele, Britanya’nın dört bir yanında, grevcileri aç bırakarak boyun eğmeye zorlayan patronların çabalarını yenilgiye uğratmak için onlara gıda ve giysi gönderen işçilerden güçlü bir destek elde etti. Ancak işçileri, talepleri karşılanmadan işe geri dönmeye zorlayan Britanyalı sendika önderleri, sonunda, grevi yalıtmayı başardılar.

Lokavta karşı mücadelenin yenilgisi, işçi sınıfına sendika bürokrasisinin oportünizmine, iktidarı almayı ve kapitalizmi yıkmayı hedefleyen devrimci sosyalist bir partinin inşası yoluyla karşı koymanın siyasi araçlarını sağlayamayan ITGWU’nun işkolu sendikacılığı perspektifinin temel yetersizliğini ortaya koydu.

Bununla birlikte, yenilgi kadar vahim olan, sınıf mücadelesinin ve İrlanda sosyalist hareketinin gelişmesi üzerinde son derece kötü etkide bulunan I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiydi.

Oportünizm ve İkinci Enternasyonal

İrlanda Ayaklanması’na ve Connolly’nin onun içindeki rolüne ilişkin herhangi bir değerlendirme, İrlanda sınırlarının ötesinde emperyalizme ve savaşa karşı devrimci bir işçi sınıfı hareketinin gelişmiş olması durumunda her şeyin farklı bir yol izleyeceği kavrayışından hareket etmelidir. Ancak bu, İkinci Enternasyonal partilerinin önderlerinin siyasi teslimiyeti ve kendi egemen sınıflarının savaş hedeflerine verdikleri destek eliyle engellenmişti. Bu yüzden, İrlanda işçi sınıfının potansiyel olarak en yakın müttefikleri olan Britanya genelindeki kardeşlerinin, sosyal şovenizmin en ateşli savunucuları arasında olan Britanya İşçi Partisi’nin hain önderleri ve sendika bürokrasisi eliyle aldatılmış olması, Connolly’nin talihsizliğiydi.

Connolly, sosyalistlerin, Avrupa sosyalizminin ulusal şovenizmi sahiplenmesini keskin bir şekilde eleştirmiş olan azınlığı içindeydi. Aslında, Connolly’nin siyasi amaçlarla İrlandalı bir milliyetçi simge olarak betimlenmesinin, onun söz konusu dönemdeki güçlü yazılarından uzun alıntılar yapmaktan daha iyi yalanlaması yoktur.

Connolly, Bağımsız İşçi Partisi’nin Glasgow merkezli yayını Forward [İleri] gazetesinde, çatışmanın patlak vermesinden neredeyse iki hafta sonra, 15 Ağustos 1914’te yayımlanan “Kıtasal Devrim” başlıklı bir kısa yazısında şöyle diyordu:

“O halde tüm kararlarımıza, tüm kardeşlik protestolarımıza, tüm genel grev tehditlerimize, özenle inşa edilmiş tüm enternasyonalizm araçlarımıza, tüm gelecek umutlarımıza ne oldu? Onların hepsi, hiçbir şey ifade etmeyen patırtılar mıydı?”

Connolly, 1915’te, “Devrimci Sendikacılık ve Savaş” başlıklı bir makalesinde, İkinci Enternasyonal partilerinin savaşın patlamasını önlemedeki başarısızlığı hakkında şöyle yazıyordu:

“Ben, Avrupa’nın sosyalist proletaryasının savaşan ülkelerin tümünde, sınırların diğer tarafındaki kardeşlerine karşı yürümeyi reddetmiş olması gerektiğine ve bu tür bir reddedişin, iç savaşa yol açabilecek de olsa, savaşı ve onun tüm dehşetini önleyebileceğine inanıyorum. Böylesi bir iç savaş, muhtemelen, bu uluslararası savaşın yol açtığı boyutlarda bir sosyalist zayiatına yol açmayacaktı, açamazdı. Bu tür bir iç savaşta düşen her bir sosyalist, barış günlerinde uğruna çaba harcamış olduğu dava için savaştığını bilerek düşecekti; onu yere seren merminin ya da bombanın, uluslararası işçi ordusunda ‘ömür boyu yoldaşlık sevgisi’ sözü vermiş biri tarafından gönderilmiş olma olasılığı yoktu.”

İkinci Enternasyonal’in Almanya’daki, Britanya’daki ve diğer ülkelerdeki partileri ve sendikal önderlikleri, grev yasakları uygulanmasını ve işçi sınıfı üzerindeki sömürünün büyük ölçüde yoğunlaştırılmasını kabul etmişlerdi. Connolly, bu tür uzlaşmalara karşı etkili bir muhalefet sürdürdü.

O, gazetesi Workers’ Republic’de [İşçi Cumhuriyeti], 1 Ocak 1916’da, şöyle yazıyordu:

“Maalesef bir parçası olduğumuz Britanya İmparatorluğu’nda, egemen sınıf, işçi sınıfının yüzyıllık mücadele içinde elde ettiği tüm haklara ve özgürlüklere yönelik ölümcül bir saldırıya girişmek için savaşın sağladığı fırsatı yakalamış ve işçi sınıfı önderlerini, kural olarak, saldırıya teslim olmaya ve koruma uğruna canlarını vermeleri gereken mevziyi teslim etmeye son derece hazır bulmuştur. Savaş yarın sona erse, bu adaların işçi sınıfı, derhal, kapitalistin sınıfın, aşırı uysal sendika önderlerinin savaşın acil ihtiyaçları bahanesini kabullenerek yutturduğu tüm tavizleri kalıcılaştırma girişimine karşı koymak için şiddetli bir mücadeleye girişecektir.”

Bununla birlikte, Connolly’nin 1914 olaylarına yönelik ilkeli ve cesur yanıtı, kısmen, Amerika Birleşik Devletleri’nde 1903-1910 yılları arasındaki yedi yıl boyunca Dünya Sanayi İşçileri’nin (IWW) örgütleyicisi olarak çalıştığı sırada edinilmiş sendikacı bir siyasi perspektif eliyle biçimlenmişti. Connolly, 1912 yılında İrlanda’ya dönüşünde, hem ITGWU’un inşa edilmesinde hem de İşçi Partisi’nin kurulmasında Larkin ile birleşti. Ancak iki önder, partiyi, Britanya İşçi Partisi gibi, sendikal hareketin siyasi kanadı olarak tasarlamışlardı ve parti, Connolly ile Larkin’in çabalarını odaklamış oldukları ITGWU’nun etkisine bel bağlıyordu.

Savaşın patlak vermesiyle birlikte, Connolly, militan bir sendikal işçi sınıfı mücadelesinin İkinci Enternasyonal’in çöküşüne yeterli bir karşı ağırlık sağlayacağını savundu. O, “Devrimci Sendikacılık ve Savaş”ta, şöyle yazıyordu: “Avrupa sosyalizminin savaşı önleyememesi, öncelikle, işçi sınıfının endüstriyel ve siyasal hareketleri arasındaki ayrılıktan kaynaklanmaktadır.”

“Sosyalist seçmen, bu sıfatla, seçimler arasında acizdir. O, seçimlerin verdiği yetkiyi yaşama geçirmek için gücü örgütlemeye gerek duyar ve onun bu şekilde örgütleyebileceği tek güç ekonomik güçtür; ticaretin çarklarını durdurma, toplumsal organizmanın damarlarına kan gönderen kalbi kontrol etme gücüdür.”

Gerçekte, Almanya’daki Sosyal Demokratların ve İkinci Enternasyonal’in diğer partilerinin önderliklerinin kendi burjuvazilerinin safına geçme yönündeki basınca direnememesi, büyük ölçüde, onların en keskin şekilde sağcı sendika önderleri tarafından ifade edilen milliyetçi oportünist eğilimlere teslim olmalarıyla ilişkiliydi. Bu gelişmelerin nesnel kökleri, savaş öncesi uzun kapitalist ekonomik büyüme dönemindeydi.

1914’te Lenin

Vladimir Lenin, İkinci Enternasyonal’in ihanetinden en ileri görüşlü sonuçları çıkardı ve bunu, onun önderliği içindeki oportünizmin uzun süreli gelişmesine dayandırdı. Sosyal Demokratları mahkum eden 1914 tarihli bir bildirge, İkinci Enternasyonal’in Avrupa ve uluslararası işçi sınıfının sosyalist mücadelesinin amaçları adına artık ölmüş olduğu yönünde bir kavrayıştan kaynaklanıyordu:

“İkinci Enternasyonal (1889-1914) önderlerinin çoğunun sosyalizme ihaneti, Enternasyonal’in siyasi ve ideolojik iflasını ifade etmektedir. Bu çöküşe, asıl olarak onun içinde hüküm süren küçük-burjuva oportünizmi ve burjuva doğası yol açmıştır ki bu tehlike, devrimci proletaryanın bütün ülkelerdeki en iyi temsilcileri tarafından uzun süredir gösteriliyordu. Oportünistler, sosyalist devrimi yadsıyıp onun yerine burjuva reformizmini geçirerek; sınıf mücadelesini ve onun belirli bir anda kaçınılmaz olarak iç savaşa dönüşümünü reddedip bunun yerine sınıf işbirliğini önererek; yurtseverlik ve anayurdun savunusu biçimindeki burjuva şovenizmini vaaz ederek; sosyalizmin, uzun süre önce Komünist Manifesto’da ilan edilen ‘işçilerin vatanı yoktur’ biçimindeki temel gerçeğine katılmayarak ya da ona karşı çıkarak; militarizme karşı mücadelede bütün ülkelerin proleterlerinin bütün ülkelerdeki burjuvazilere karşı devrimci savaşı yerine, kendilerini duygusal cahil bir bakış açısına hapsederek; burjuva parlamentarizminden ve burjuva yasallığından yararlanmayı bir fetiş haline getirip, kriz dönemlerinde zorunlu hale gelen yasadışı örgütlenme ve ajitasyon biçimlerini unutarak, uzunca süredir İkinci Enternasyonal’i baltalamaya hazırlanıyorlardı.” (“Devrimci Sosyal Demokrasinin Avrupa Savaşı’ndaki Görevleri”, V.I. Lenin, Collected Works, Vol. 21, Moscow: Progress Publishers, 1974, p. 16)

Lenin, o zamandan itibaren, 1915’te Zimmerwald Solu’nun oluşturulması ile başlayarak, devrimci sosyalizm güçlerinin yeni bir uluslararası sosyalist hareket içinde yeniden toplanması için çalıştı. Connolly hiçbir zaman bu harekete katılamadı ve düşüncelerini bu son derece önemli tartışmalar ve çatışmalar eliyle biçimlendiremedi.

Devam edecek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir