İran’a ekonomik savaş başlatan ABD, Ortadoğu ve dünya jeopolitikasını karıştırıyor

Yazdır

ABD Başkanı Donald Trump, Pazartesi günü, ABD’nin İran nükleer anlaşmasının parçası olarak Ocak 2016’da askıya alınmış olan kapsamlı ekonomik yaptırımlarını yeniden uygulamaya koyan bir başkanlık kararnamesini imzaladı. Yaptırımlar, bugün [7 Ağustos] yürürlüğe girdi.

Washington’ın bütün diğer ülkelerin katılmasını talep ettiği yaptırımlar, hem yasadışı hem de bir savaş eylemine eşdeğerdir.

Dahası, bunlara, ABD’nin Tahran’a karşı artan askeri baskısı ve savaş tehditleri eşlik ediyor. Trump, geçtiğimiz ayın sonunda, Twitter’da, İran’ın bir daha ABD’yi “TEHDİT” etmesi durumunda, “TARİHTE DAHA ÖNCE ÇOK AZ KİŞİNİN GÖRDÜĞÜ SONUÇLARA!” katlanacağını yazmıştı. Son günlerde, Pentagon’dan, uyarı olarak ifade edilen ve Washington’ın, İran ve Ortadoğu petrolünün büyük kısmının geçiş yolu olan Hürmüz Boğazı üzerinden “denizcilik özgürlüğü”nü güvenceye almak için gerekli her türlü askeri eyleme başvuracağını belirten tehditler geldi.

ABD, Obama yönetimi altında, Avrupa Birliği’nin tersine, İran’a karşı 2011’den 2015’e kadar ortaklaşa uyguladıkları acımasız ekonomik yaptırımları yürürlükten kaldırmayı reddetmiş ve bunun yerine, onları yalnızca askıya almayı kabul etmişti. Washington, İran’ın nükleer anlaşmaya uyduğundan emin olmak için, yaptırımların derhal “yeniden uygulamaya konması” tehdidine gereksinim duyulduğunu iddia etmişti.

Ne var ki, anlaşmayı yüzsüzce bozan Washington oldu. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK), nükleer anlaşmayı imzalayan beş büyük güç ve hatta ABD Dışişleri Bakanlığı, Tahran’ın anlaşmadaki yükümlülüklerini harfi harfine yerine getirdiği konusunda hemfikir olmasına rağmen, Trump, İran’a yaptırımları “yeniden uygulamaya koydu.”

Trump, Mayıs ayında, ABD’nin İran anlaşmasını baltaladığını ilan ettiğinde, budalaca olmasına rağmen, hala, İran’ın anlaşmanın “ruhu”nu ihlal ettiğini ileri sürme girişiminde bulunmuştu. O, dün, bu tür bir bahaneden vazgeçti. Trump, sadece, anlaşmanın ABD’nin “ulusal güvenlik çıkarları”na uygun olmadığını ve Washington’ın, o ABD’yi memnun edecek şekilde “yeniden görüşülene” kadar, İran’a ekonomik savaş açacağını (o, bunu, “en yüksek seviyede ekonomik baskı uygulamak diye adlandırdı) ilan etti.

Trump’ın ve yönetiminde en üst makamlara yükselttiği İran karşıtı şahinlerin (Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo) yeni bir “anlaşma” için ileri sürdükleri talepler, İran’ın burjuva ulusalcı yönetiminin tek yanlı silahsızlanmayı etkin biçimde kabul etmesini, sivil bir nükleer program geliştirmekten sonsuza dek vazgeçmesini ve Ortadoğu’da dizginsiz ABD egemenliğini kabul etmesini gerektiriyor. Bu talepler arasında, İran’ın balistik füze programının ıskartaya çıkartılması; UAEK’ye, istediği zaman herhangi bir İran askeri tesisini denetleme hakkı verilmesi; tüm İslam Devrimi Muhafızları güçlerinin Suriye’den çekilmesi ve “kötücül” faaliyetlerini sonlandırması; ABD dış politikasının önünde engeller olarak görülen Hizbullah, Hamas ve Yemen’deki Husi asiler gibi Ortadoğulu gruplara lojistik desteğin kesilmesi var.

Trump, dünkü başkanlık kararnamesini imzalarken, aynı zamanda, Washington’ın Avrupalı ve Asyalı sözde müttefikleri de dahil, dünyanın geri kalanını tehdit etti. O, Washington’ın yaptırımlarına uymayıp İran ile ticarete ve ülkeye yatırım yapmaya devam edenlerin, “ciddi sonuçları göze aldığını” ilan etti.

Mevcut ABD yasasına göre, Washington’ın İran’a karşı tek taraflı ve yasadışı yaptırımlarına katılmayan şirketler ve ülkeler, büyük para cezaları, ABD pazarından dışlanma ve ABD’nin hakimiyetindeki dünya mali sisteminin dışında bırakılma ile karşı karşıya kalacak.

Bugün yürürlüğe giren yaptırımlar, İran ile ticari uçak, araba, araba parçası, altın ve diğer değerli metaller, kömür, alüminyum, çelik ticaretine ve İran’ın halı ve fıstık ihracatına ambargo koyuyor.

Dünkü başkanlık kararnamesi, ayrıca, ABD yasasına göre, 5 Kasım’da daha da cezalandırıcı bir ikinci yaptırım dalgasının otomatik olarak uygulanması için tüm gereklilikleri yerine getirdi. Bu yaptırımlar, ülkenin dış ticaretini engelleme amacıyla, İran merkez bankasının tüm dış işlemlerini ve devlet bütçesinin aslan payını finanse eden petrol ihracatını hedef alıyor.

Japonya, Güney Kore ve Hindistan, ABD’nin petrol yaptırımlarının uygulanmasından, Obama yönetiminin verdiklerine benzer biçimde, İran’dan petrol ithalatını istikrarlı bir şekilde azaltacakları ama tamamen durdurmayacakları muafiyet anlaşmaları peşinde koştu. Ancak Trump yönetimi, herhangi bir muafiyet tanımayı reddediyor. O, ülkelerin Kasım başına kadar İran’dan petrol ithalatını giderek azaltmaları gerektiğinde ve ABD’nin hedefinin, İran’ın petrol ihracatını bütünüyle durdurmak ve yaptırımların başlayacağı 5 Kasım’a kadar buna mümkün olduğunca yaklaşmak olduğunda ısrar ediyor.

New York Times’a göre, “üst düzey yetkililer”, gazeteciler ile yaptıkları bir konferans bağlantısında, yaptırım tehditlerinin, İran ekonomisi üzerinde şimdiden etki göstermesiyle övündüler. İran’ın para birimi riyal, Trump’ın geçtiğimiz Mayıs ayında nükleer anlaşmadan çekilmesinden beri hızla değer kaybediyor ve şu anda, ABD doları karşısında, Nisan ayındakinin yaklaşık yarısı değerinde.

İran’daki büyüyen kriz

İşsizlerin ve düşük maaşları protesto eden öğretmenlerin yanı sıra döviz kontrollerine öfkeli çarşı esnafını ve daha varlıklı kesimleri kapsayan oldukça farklı toplumsal tabakaların artan protestoları ile karşı karşıya olan İran hükümeti, geçtiğimiz hafta, merkez bankası başkanını görevden aldı ve Pazar günü, riyal ile ticareti sabit bir döviz kuruyla sınırlama girişiminden vazgeçti.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, dün akşam ulusal ölçekte yayınlanan bir televizyon konuşmasında, daha fazla ekonomik altüst oluş uyarısında bulunurken, “birlik” çağrısı yaptı. Ruhani, Trump’ın kendisiyle ve İslam Cumhuriyeti’nin diğer önderleri ile son “görüşme” teklifini bir hile ve provokasyon olarak suçladı. O, herhangi bir anlamlı görüşmenin önkoşulunun, tüm yaptırımların kaldırılması ve Washington’ın BM destekli İran nükleer anlaşmasına geri dönmesi olması gerektiğini ekledi.

Ruhani, “Eğer birini bıçaklıyor ve ardından görüşmek istediğinizi söylüyorsanız; yapmanız gereken ilk şey, bıçağı bırakmaktır.” dedi.

2013 yılında Washington ile bir uzlaşmanın savunucusu olarak iktidara gelmiş olan İran cumhurbaşkanı, “Biz, her zaman diplomasiden ve görüşmeden yanayız” dedi ve ekledi: “Ama görüşmeler dürüstlük gerektirir. Trump’ın doğrudan görüşme çağrısı, yalnızca, Amerika’daki seçimler öncesinde bir iç tüketim malzemesidir ve İran’da kaos yaratmaya yöneliktir.”

ABD’nin İran ekonomisini çökertme yönelimi, Amerikan emperyalizminin, ülkeyi, Şah yönetimi altında var olan bir yeni sömürge esaretine geri döndürmek için kırk yıldır sürdürdüğü harekatta büyük bir tırmanmadır. Bu, aynı zamanda, Washington’ın, dünyanın en önemli petrol ihracatçısı bölgesinde dizginsiz egemenlik uygulamak amacıyla 1991’den beri yürüttüğü bir dizi yıkıcı savaşın bir devamıdır.

Hem Demokrat hem Cumhuriyetçi yönetimler, bu savaşları ve onlarla bağlantılı saldırıları Tahran’da rejim değişikliği için düzenlediler ve bu iki parti, bugün, İran’a karşı daha saldırgan bir duruşu destekleme konusunda birleşmiş durumdalar.

Bununla birlikte, ABD ordu-istihbarat kurumunun önemli kesimleri ve Demokratik Parti, Trump’ın İran nükleer anlaşmasından çekilmesine karşı çıkıyor. Çünkü onlar, ABD’nin Rusya’ya karşı askeri-stratejik saldırısına odaklanarak ve Çin ile çatışmaya hazırlanarak ABD’nin emperyalist çıkarlarına daha iyi hizmet edileceğine ve İran’a karşı, özellikle Suriye’de daha sınırlı bir tırmanmanın yeterli olacağına inanıyorlar.

Jeopolitik şok dalgaları

Ne olursa olsun, Tahran’a yönelik cezalandırıcı ekonomik yaptırımların uygulamaya konması, ABD’yi İran ile askeri çatışma yoluna sokmuş ve açıkça, dünya geneline şok dalgaları gönderecek şekilde, ABD’nin jeopolitik saygınlığını ve gücünü oyuna dahil etmiştir.

Şimdi, çeşitli büyük güçler, Washington’ın baskı yapma ve İran’a karşı, görüşülmesine yardımcı oldukları bir anlaşmayı açıkça ihlal edecek ve İran ile ABD arasında bir askeri çatışma olasılığını arttıracak şekilde yaptırımlar uygulama girişimine nasıl tepki vereceklerini düşünüp taşınmak zorundalar. Böyle bir savaş, tüm Ortadoğu’yu hızla içine çekecek ve dünyanın petrol rezervlerinin büyük kısmının yazgısı ve Avrupa’yı, Asya’yı ve Afrika’yı birleştiren bağlantı noktası üzerindeki egemenlik söz konusu olacağı için, küresel bir çatışmanın giriş salonu haline gelme tehlikesi yaratacaktır.

Dün, hem Almanya, Fransa ve Britanya dışişleri bakanları hem de Avrupa Birliği’nin (AB) dış politika şefi Federica Mogherini, İran nükleer anlaşmasını desteklerini yinelediler. Onlar, yaptıkları ortak bir açıklamada, anlaşmanın, “hedefini, yani, İran’ın [nükleer] programının yalnızca barışçıl kalmasını sağlamayı yerine getirdiği”ni belirttiler ve “Avrupa’nın İran ile meşru iş ilişkisi içindeki ekonomik aktörlerini koruma” sözü verdiler.

Yine Pazartesi günü, Almanya’nın ve Fransa’nın önderlik ettiği AB, bugün, Avrupalı bir şirketin kendi sınırları dışındaki ABD yaptırımlarına uymasını yasadışı kılan ve Avrupa mahkemelerinin ABD’nin yaptırım kaynaklı para cezalarını uygulamasını yasaklayan yaptırım karşıtı yasayı etkin hale getireceğini açıkladı.

Bununla birlikte, AB’nin yaptırım karşıtı duruşu, ABD’nin para cezaları ile karşılaşma korkusuyla İran pazarından çıkıyor olduklarını çoktan duyurmuş olan, petrol devi Total’i, nakliye şirketi Maersk’i ve otomotiv üreticileri Peugeot ile Daimler’i kapsayan çok sayıda büyük ve siyasi açıdan iyi bağlantılara sahip Avrupa firması ile çelişiyor. Daha üç yıl önce, Fransız bankası BNP Paribas, ABD’nin İran’a ve Küba’ya karşı yaptırımlarını ihlal etmekten 8,9 milyar dolar para cezası ödemişti.

Kesin olan şu ki, Washington’ın eylemleri, ABD ile Avrupa arasındaki gerilimleri daha fazla kötüleştirecek ve Avrupa’nın tüm büyük emperyalist güçlerinin, kendi yağmacı çıkarlarını ABD’den bağımsız bir şekilde ve gerektiğinde ona karşı ileri sürebilmeleri için silahlanma yönelimine yeni bir ivedilik kazandıracaktır.

Şimdiden Washington ile giderek genişleyen bir ticaret savaşına girmiş olan Çin, İran’da petrol ithalatını durdurmak şöyle dursun, azaltmayacağını daha önce açıkladı. Bloomberg’e göre, İran’ın en büyük petrol müşterisi olan Çin’in geçtiğimiz haftaki görüşmelerde ABD’ye vereceği tek taviz, başka ülkeler ABD’nin taleplerine uygun olarak kendi alımlarını azaltırken, İran’dan petrol alımını arttırmama yönünde bir sözdü.

Rusya, ABD’yi İran anlaşmasından çekildiği için kınadı ki Trump’ın ABD’deki eleştirmenleri, bu adımın, Tahran’ın hem Moskova hem de Pekin ile bağlarını kuvvetlendirebileceği uyarısında bulunuyor. Bununla birlikte Moskova, Washington ile bir uzlaşmaya varma girişiminin parçası olarak, son aylarda, İsrail’in düzenlediği hava saldırılarına yeşil ışık yakma dahil, İran kuvvetlerini Suriye’den çıkarmada ABD’ye ve İsrail’e yardımcı olmaya hazır olduğunun işaretini verdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares