Irak’ı ve Suriye’yi vuran ABD Ortadoğu savaşı tehlikesini tırmandırıyor

ABD’nin Pazar günü Irak’ta ve Suriye’de İran’ın “vekilleri” olarak damgaladığı unsurlarla bağlantılı hedeflere bir dizi hava saldırısı düzenlemesi, ABD ile İran arasında doğrudan bir askeri çatışma tehlikesini hızla tırmandırmış durumda.

ABD’nin hava saldırılarından sonra Ketaib Hizbullah’ın genel merkezi. (AP Photo)

Pazar günkü saldırılarda hedef alınan üsler, Iraklı Şii milis gücü Ketaib Hizbullah’a aitti. Trump yönetimi, onları, Irak’ta ABD askerlerinin bulunduğu üslere bir dizi hava ve roket saldırısı düzenlemekle suçluyordu. İddiaya göre bu saldırılar, Cuma günü Irak’ın kuzeyindeki Kerkük kentinde bulunan bir askeri üsse 30 adet Katyuşa roketi fırlatılmasıyla doruğa ulaşmış; saldırıda bir ABD’li paralı asker ölmüş, dört ABD’li asker de yaralanmıştı.

Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi ve Cumhurbaşkanı Berham Salih, Bağdat’la koordine edilmeden düzenlendiğini söyledikleri ABD saldırısını kınadılar.

Başbakanlıktan yapılan açıklamada, “Başbakan, Irak silahlı kuvvetlerine yapılan Amerikan saldırısını, tehlikeli sonuçları olan, kabul edilemez ve kirli bir saldırı olarak niteledi,” dendi. Açıklamada, ABD’nin saldırısı, “Irak’ın egemenliğinin ihlali ve Irak’ın ve bölgenin güvenliğini tehdit eden tehlikeli bir tırmanma” olarak tanımlandı. Abdulmehdi, ABD Savunma Bakanı Mark Esper’in kendisini saldırılardan sadece yarım saat önce bilgilendirdiğini söyledi. Başbakan, Esper’den saldırıları iptal etmesini istediğini ve milisleri uyarmaya çalıştığını belirtti. Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) parçası olan milisler, Bağdat tarafından silahlı kuvvetlerin parçası sayılıyor.

Cumhurbaşkanı Salih de, saldırıları çok kısa önce ABD’li bir diplomattan haber aldığını ve iptal edilmesini istese de başarılı olamadığını söyledi. Salih, hava saldırılarını “kabul edilemez” olarak niteledi ve ABD ile Irak arasındaki güvenlik anlaşmalarını ihlal ettiğini belirtti.

Her iki yetkili de, üç aydır devam eden ve ülkeyi sarsan protestoların sonucunda yakında görevi bırakmakla karşı karşıya bulunuyor. Protestolarda en az 460 kişi öldürülürken 25.000 kadar insan da yaralandı. Bu halk hareketine yol açan, ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal etmesinin mirası olan toplumsal eşitsizlik ve yaygın sefalet koşullarıydı. Bir milyondan fazla ölüme mal olan işgal, bir zamanlar Ortadoğu’nun en gelişmiş toplumlardan biri olan Irak’ı enkaz haline getirdi. ABD’nin iktidara getirdiği yozlaşmış oligarşiden ve mezhep temelli böl ve yönet stratejisinden yaygın biçimde nefret ediliyor. İktidardaki Şii mezhepçi partilere yönelik halk direnişi, Irak’ın çoğunluğu Şii güneyinde yoğunlaşıyor.

Hafta sonunda protestolarda bir tırmanmaya tanık olundu. İş isteyen göstericiler, Irak’ın güneyindeki Nasıriye petrol sahsına girdiler ve bu kilit tesisi durduran işçiler de onlara katıldı.

Irak’taki egemen çevreler, ABD’nin artan saldırganlığının ülkeyi ABD emperyalizmi ile İran arasında yeni ve daha da şiddetli bir çatışmanın başlıca savaş alanı haline getirmesinden haklı olarak korkuyorlar. Ülke, ABD’nin onlarca yıllık yaptırımları, savaşları ve işgali nedeniyle hâlâ yalpalıyor.

Daha önce Suriye’de ve Irak’ta İran bağlantılı olduğunu iddia ettiği hedeflere düzenlenen bir dizi hava saldırısının sorumluluğunu üstlenen İsrail, ABD’nin hava akınını coşkulu bir memnuniyetle karşıladı. Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, saldırıları, “İran’a ve vekillerine yönelik bölgesel tepkide bir dönüm noktası” olarak niteledi. İsrail’deki egemen çevreler, kriz içindeki hükümetin bir yıl içinde üçüncü seçimle ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıya olduğu koşullarda, artan toplumsal gerilimleri askeri şiddet biçiminde dışarı yönlendirmeye çalışıyorlar.

Pentagon ABD saldırılarını “kesinlikle savunma niteliğinde saldırılar” ve “başarılı” olarak nitelerken, Savunma Bakanı Esper, ABD Başkanı Donald Trump’ı bilgilendirdikten sonra, Washington’ın “ek bir hareket”te bulunabileceği uyarısı yaptı.

ABD’nin Irak’ta 5.000 fazla askeri kapsayan bir garnizonu bulunuyor. ABD kuvvetlerinin büyük kısmı 2011’de çekilmiş olsa da, 2014’te IŞİD’in ülkenin kabaca üçte birini istila etmesinin ardından geri konuşlandırıldılar. El Kaide kökenli olan IŞİD, Irak’taki ABD işgali sırasında doğmuş ve Devlet Başkanı Beşar Esad hükümetine karşı rejim değişikliği savaşa için Suriye’ye sevk edilmişti.

Ketaib Hizbullah, ABD’nin eğittiği Irak hükümet güçlerinin dağılmasının ardından IŞİD’in Bağdat’a ilerlemesini engellemede belirleyici rol oynayan İran destekli Iraklı Şii milis gruplarından biriydi. IŞİD ve El Kaide bağlantılı milislerle savaşmaları için Suriye’ye de kuvvetler göndermişti. Washington hakimiyeti çoktan paramparça edilmiş olan IŞİD’in “kalıcı” yenilgisini sağlama almak için Irak’ta –ve Suriye’de– asker tuttuğunu iddia etse de, her iki ülkedeki hedefi de İran’ın etkisine karşı koymak ve İran’a karşı savaşa hazırlanmaktır.

Pentagon, Irak’ı bombaladıktan sonra yaptığı açıklamada, ironik bir biçimde, İran’dan ve “vekil güçleri”nden “ABD ve koalisyon güçlerine saldırmaya” son vermelerini ve “Irak’ın egemenliğine saygı göstermelerini” talep etti. Tahran, Irak’ta konuşlu ABD kuvvetlerinin bulunduğu üslere yönelik saldırıların sorumluluğunu kesin bir dille reddediyor.

ABD’nin Pazar günkü hava saldırılarının üçü Irak içindeki hedefleri vururken, ikisi Suriye’de Ketabi Hizbullah ile bağlantılı iki tesise yapıldı. En yoğun saldırılar, sınırdaki milisler tarafından IŞİD savaşçılarının sızmasını engellemek için tasarlanmış üsleri hedef aldı.

Trump’ın geçtiğimiz hafta Suriye hükümetini ve Rusya’yı İdlib’teki El Kaide bağlantılı güçlere karşı saldırıyı durdurmaları konusunda uyardığı hatırlandığında, Suriye’deki İran destekli milislere yönelik saldırı, pekala, Washington’ın Esad’a karşı rejim değişikliği savaşını sürdürmeleri için El Kaide ve IŞİD unsurlarını doğrudan destekleme stratejine geri dönme sinyali olabilir.

Bu, Obama yönetiminin 2011’de askerleri geri çekme talimatı vermesinden bu yana Irak’ta İran’ın desteğine sahip güçlere yapılan ilk ABD hava saldırısı. Bölgedeki ABD kuvvetleri bu yılın Mayıs ayından beri İran’a karşı saldırgan biçimde takviye ediliyordu. ABD, Mayıs’ta, sözde İran “tehdidine” karşı Basra Körfezi bölgesine bir B-52 önderliğindeki bombardıman görev gücü ile beraber bir uçak gemisi saldırı grubu sevk etmişti.

ABD’nin bölgeye binlerce ek asker konuşlandırılmasını da içeren takviyesi, Trump yönetiminin Tahran ile P5+1 ülkeleri (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeleri ABD, Britanya, Fransa, Rusya ve Çin artı Almanya) arasında 2015’te yapılan anlaşmayı tek taraflı ve yasadışı bir şekilde iptal etmesinden bir yıl sonra geldi.

Washington, anlaşmayı iptal ettikten sonra, İran’ın petrol ihracatını sıfıra indirme, ülkenin küresel mali bağlantılarını kesme ve hükümeti devirecek bir toplumsal ve ekonomik kriz çıkartma amacıyla, bir savaş nedenine denk ekonomik yaptırımlardan oluşan “azami baskı” kampanyasını başlattı

Bu önlemlerin ve İran’daki burjuva dini egemenlerin uyguladığı politikaların yol açtığı toplumsal sefalet, geçtiğimiz ay kitlesel çalkantılara neden oldu ve hükümet bunları büyük bir güç kullanmadan bastıramadığını ortaya koydu.

Artık Washington, tüm bölgeyi ve ötesini içine çeken bir çatışma yaratma tehlikesi oluşturan bir misillemeler ve karşı misillemeler sarmalarına yol açacak şekilde, bir hayli daha saldırgan ve pervasız bir yol tutuyor gibi görünüyor. Daha Pazar gecesi, Bağdat yakınlarında ABD askerlerinin bulunduğu bir sitenin havan saldırısı altında olduğuna ilişkin haberler geldi.

ABD’nin İran’a karşı askeri tırmanmasının doğurduğu küresel tehlikeler, geçtiğimiz hafta İran, Rusya ve Çin tarafından Umman Körfezi’nde ilk kez düzenlenen ortak deniz tatbikatları ile açıkça ortaya kondu. Dünyada uluslararası ticarete konu olan petrolün yüzde 20’si buradan geçiyor ve büyük kısmı da, başta Çin olmak üzere Asya piyasalarına gidiyor. Bu yüzden Pekin, ABD emperyalizminin Basra Körfezi ve oradan yapılan enerji ihracatı üzerinde tam hakimiyet kurmasını kabul edemez.

ABD ile İran arasındaki bir çatışma, hızla tüm büyük nükleer güçleri içine çeken küresel bir savaşa dönüşebilir. 2019 sona ererken, uluslararası işçi sınıfının karşı karşıya olduğu en acil sorun, hâlâ, her kıtada patlak veren toplumsal altüst oluşlardan militarizmin ve savaşın kaynağı olan kapitalist sistemi hedef alan savaş karşıtı yeni bir hareketin yaratılmasıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir