İktidar karşıtı protestolar sürerken, polis Soma’yı kuşatma altına aldı

AKP iktidarı, Soma’da resmi rakamlara göre -şimdilik- 301 madencinin ölümünden sorumlu olan şirket yöneticilerinden ve madendeki çalışma koşullarını sözde denetleyip “yönetmeliklere aykırı bir durum görmeyen“ müfettişlerden hesap sormak yerine, katliamı protesto eden madencilere ve gençliğe karşı saldırıya geçti.

Dün (17 Mayıs Cumartesi), basınçlı su araçları ve göz yaşartıcı gazlarla silahlanmış ve Ankara, İstanbul ve Diyarbakır’dan takviye alan polis, Soma’yı kuşattı ve kasabadaki protestocu işçilerle gençlere karşı saldırı başlattı.

Soma’ya giden yollara kontrol noktaları kurup kimlik denetimi yapan polis, “kuşkulu” gördüğü kişilerin kasabaya girmesini engelledi ve birçok kişiyi gözaltına aldı. Polisler, kentte yaşayan ya da çevre illerden madencilerle dayanışmaya gelen işçilere ve gençlere de saldırıp, aralarında 10 dolayında avukatın da olduğu çok sayıda insanı dövdüler ve gözaltına aldılar. Basındaki haberlere göre, gözaltına alınanlar, hiçbir resmi tutanak tutulmaksızın, Cumartesi akşamı serbest bırakıldılar.

Daha önceki kitlesel protestolarda ve 1 Mayıs’ta boy gösteren sivil faşistler de iş başındaydı. Cumartesi günü, AKP yanlısı bir grup sopalı militan Soma sokaklarında terör estirdi. Polisle açık işbirliği içinde çalışan bu güruh, 50 dolayında avukatın da katıldığı “Soma İçin Adalet Komitesi”nin Soma Öğretmenevi’ndeki toplantısını basmak istedi. Ama bu saldırı gerçekleşmedi ve polisin sessizce izlemekle yetindiği faşist güruh, küfür ve tehditler yağdırdıktan sonra Öğretmenevi’nden uzaklaştı.

Bu saldırılardan hemen önce, Manisa Valiliği, kimi grupların kasabada provokasyon yaratmaya çalıştığını ve yasadışı gösterilere izin verilmeyeceğini açıklamıştı. Bu açıklama, Anayasa’da yeralan herkesin önceden izin almaksızın gösteri yapma hakkının hükümet tarafından bir kez daha ayaklar altına alındığının göstergesiydi.

Cuma günü Soma’da düzenlenen ve 3.000 dolayında maden işçisi ile gencin katıldığı bir protesto gösterisi, polisin barbarca saldırısı sonucunda dağıtılmış, ilçenin merkezindeki çok sayıda işyeri hasar görmüştü. Soma’daki polis terörü, maden faciasının hemen ardından bütün gücüyle şirketi savunmaya koyulmuş olan AKP iktidarının yarattığı dost-ahbap kapitalizminin işçiler için ne anlama geldiğini bir kez daha gösterdi.

AKP, önce, “dost” maden şirketlerinin iş güvenliği yönetmeliklerini hiçe saymasına göz yumdu ve yüzlerce madencinin ölümüne yardım ve yataklık yaptı. İktidar, bu katliamın ardından, günlerce şirketi savundu ve bizlere 100-150 yıl geride kalmış örnekler göstererek bu toplu cinayeti “kader” diye yutturmaya kalktı. İktidar, bunun ardından, Soma’ya 500 din adamı gönderdi! Ama bu din adamları, eşleri, kardeşleri, çocukları ve arkadaşları şirketin karları ve burjuva politikacıların çıkarları uğruna topluca katledilen işçileri yatıştırmaya yetmedi. AKP, bir kez daha, en sadık gücü olan polise başvurdu ve çevik kuvveti işçilerin üzerine sürdü. Soma’da yaşananlar, bu insanlık dışı düzenin dine başvurarak savunulamayacağını; kapitalist sömürüye eşlik eden inanç sömürüsüne, kaçınılmaz olarak polis zorbalığının eşlik ettiğini gösterdi.

Kitlelerin, özellikle de gençliğin Soma’daki katliama olan tepkisi ise tüm ülkede sürüyor. Başta İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya ve Mersin olmak üzere birçok ilde düzenlenen protesto gösterilerine binlerce işçi ve genç katıldı. AKP, bütün bu gösterilere azgın bir polis saldırısıyla yanıt veriyor.

Cuma akşamı, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğrencileri, Soma Holding’in iki patronunun fakültenin danışma kurulundan çıkartılması talebiyle Maden Fakültesi’ni işgal ettiler. İTÜ Maden Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatma Arslan, dün yaptığı açıklamada, öğrencilerin bu talebinin kabul edildiğini belirtti. Bununla birlikte, İstanbul’daki diğer üniversitelerden de destek gören İTÜ’lü öğrenciler, fakülte şirketle bütün ilişkilerini kesene ve karbon monoksitten ölmesini “tatlı bir ölüm” olarak tanımlayan bir öğretim görevlisinin işine son verilene kadar işgale devam edeceklerini açıkladılar.

Bu arada, başta Başbakan Erdoğan ve bakanlar olmak üzere iktidarın desteğinden cesaret alan Soma Holding patronları, Cuma günü bir basın toplantısı düzenlediler. 300’den fazla madencinin ölümünün başlıca sorumluları, faciaya neyin yol açtığı konusunda bir fikirleri olmadığını söylediler. Onlar, yüzsüzce, “hiçbir ihmalimiz yok” dediler ve madende “yaşam odası” olmamasını, “yasal zorunluluk yok” diyerek savundular.

Bu canilerin yardımına ilk koşan, AKP’nin sözcüsü Hüseyin Çelik oldu. Soma Holding yöneticilerinin hemen ardından kameraların karşısında çıkan Çelik, iktidarın “maden 2009’dan bu yana 11 kez teftiş edildi” ve “ülkedeki maden güvenliği yönetmeliklerinde hiçbir boşluk bulunmuyor” masalını yineledi. AKP’nin sözcüsü, sinik bir şekilde, şimdi “günah keçisi aramanın değil; felaketten dersler çıkarmanın zamanı” olduğunu söyledi. Ona göre, 300’ün üzerinde madencinin ölümünden sorumlu olanların cezalandırılması, “günah keçisi” bulmak anlamına geliyor!

Pervasızlık ve küstahlık şirket yöneticileriyle ve iktidarla sınırlı değil. Büyük ölçüde AKP’nin denetimindeki yargı da bu suçu aklamak ve suçluları örtbas etmek için harekete geçmiş durumda. Manisa Başsavcısı Durdu Kavak, Salı günü, kazanın hemen ardından yaptığı açıklamada, “normalde ifade vermeye çağırılacak olan sorumlu amirlerin de diğerleriyle birlikte ölmüş olduğunu” söylemişti.

Gerçekten de, madenci katliamının ardından günler geçmesine karşın, başta şirket yöneticileri ve madenle ilgili olumlu raporlar vermiş olan müfettişler olmak üzere hiç kimse sorgulanmadı ya da tutuklanmadı. Dahası, savcılık madendeki incelemeleri, baş zanlı olarak tutuklanması gereken işletme sahibi Alp Gürkan ve diğer şirket yetkilileri ile birlikte yapıyordu ki bu, Çağdaş Hukukçular Derneği’nin belirttiği gibi, “Bu, cinayet mahallinde katilin dolaşması gibi” idi.

Zanlılar ortada serbestçe dolaşırken, iktidarın işçilerin ve gençlerin üzerine polisi sürmesi rastlantı değildi. Zira Erdoğan ve yakın çevresi, iktidarın ilk altı-yedi yılı boyunca ekonomik büyümenin ve uygun uluslararası koşulların tadını çıkarttıktan sonra, birbirini izleyen yolsuzluk ve rüşvet skandallarıyla ve geçtiğimiz yaz doruk noktasına ulaşan kitlesel protestoların ardından, Soma katliamı ile birlikte iyice köşeye sıkışmış durumda.

Erdoğan, son bir yıl içinde karşı karşıya kaldığı bütün sorunlara, kitlelerin üzerine polisi sürerek ve binlerce polisin, savcının ve yargıcın yerlerini değiştirerek yanıt vermişti. O, artan toplumsal eşitsizliğe, yoksulluğa ve savaş tehlikesine karşı bir işçi sınıfı muhalefetini ezmek için kendi emri altında bir polis devletinin inşası yönünde çok sayıda yasal değişiklik yaptı.

Bununla birlikte, Soma’daki polis kuşatması ve fiili sıkıyönetim ile tüm ülkede artmakta olan protesto gösterileri, AKP iktidarını iyice köşeye sıkıştırmış durumda. İktidar, işçilerin, özellikle de madencilerin hesap sormak ve onun şirket yanlısı işçi sınıfı düşmanı politikalarına meydan okumak üzere harekete geçmesiyle birlikte, artık, skandalları ve protestoları sözümona “halkın iradesi”ne karşı “dış güçlerin komplosu” olarak gösteremeyecek.

Bu süreçte, “sükunet” çağrıları yaparak ve protestoları göstermelik eylemlerle sınırlayarak bir kez daha hükümetin yardımına koşan muhalif burjuva partileri ile sendikalar da önceden olduğu kadar rahat değiller. 300’den fazla Somalı madencinin ölümü karşısında sergilenen sinik tavır, onların 49.000 maden işçisinin son derece kötü çalışma ve yaşam koşullarıyla değil ama kendi rahatlarıyla, toplumsal ayrıcalıklarıyla ve dolgun gelirleriyle ilgilendiklerini bir kez daha gözler önüne sermektedir.

İşçiler, Soma katliamının sorumlularından hesap sorulmasını sağlamak ve iş cinayetlerinin önemli bir parçası olduğu bütün kötülükleriyle birlikte bu insanlık dışı kar sistemine son vermek için, yalnızca üretimdeki konumlarından kaynaklanan muazzam güçlerine güvenmeliler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir