Hükümet Türk Telekom eliyle internette denetimi arttırıyor

15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ile demokratik haklara yönelik saldırıları tırmandıran AKP hükümeti, Türk Telekom eliyle internet ortamını da giderek daha yoğun bir şekilde denetim altına almaya çalışıyor. Bu çaba, hükümetin sık sık başvurduğu interneti ve sosyal medyayı kısıtlama adımlarıyla sınırlı değil.

Forbes dergisi muhabiri Thomas Fox-Brewster’ın haberine göre, Türk Telekom, Türkiye’deki tüm internet trafiğini kontrol edebilecek bir yazılım satın aldı. Habere göre, yazılım, 2012’de Slovak-Türk şirketi Soitron tarafından satın alınan ve genel müdürü Sami Ezberci olan Ankara merkezli Sekom isimli şirket aracılığıyla ABD merkezli teknoloji firması Procera Networks’den satın alındı.

Türk Telekom’un satın aldığı yazılım, başlangıçta kötü yazılımları ortaya çıkarma ve internetteki veri akışını daha verimli kılma özelliğine sahip “Derin Veri Analizi” ya da “Derinlemesine Paket İnceleme” yazılımı olarak görünse de, gerçek, Procera firmasında 9 yıldır çalışan Kriss Andsten’in şirketin tüm bürolarına gönderdiği 4 Nisan tarihli e-posta ile ortaya çıktı. Andsten, bu e-postasında, Türkiye’ye satılmakta olan yazılımın internet trafiğinde kişilerin kullanıcı isimlerinin ve şifrelerinin tespit edilmesine imkan verdiği uyarısında bulundu.

Forbes’in haberine göre, bu yazılım için Soitron firması ile 6 milyon dolarlık anlaşma yapan Procera, yazılımdaki bu uygulamadan rahatsız olmadı. Fakat Andsten’in e-postasının ardından Procera’da çalışan mühendisler, “giderek baskıcı bir rejim” haline gelen AKP iktidarının elindeki bu yazılım nedeniyle “insanların ölebileceği” kaygısından ötürü yazılıma karşı bir kampanya başlattılar. 6 Nisan tarihinde şirketin e-postalarına “Direniş” isimli e-postalar gönderildi. Mühendisler “Türkiye’de halka yönelik geniş çaplı gözetim kurulmasını sağlarsak bundan her hükümet kurumu faydalanır. Şirket yönetimi yapmamız gereken işin bu olduğunu düşünüyorsa bunu kamuoyuna açıklaması gerekir” diyerek şirketten açıklama talep ettiler.

Çalışanların bu tepkilerinin ardından Procera firması mühendislere yazılımı yazmaları yönünde hiçbir baskıda bulunmadı. Bunun yerine, işi taşeron firmaya vererek kullanıcı adı ve şifrelerini takip edebilmeyi sağlayan entegrasyon Kanada merkezli Northforge şirketine havale edildi. Bunun üzerine Procera firmasında çalışan altı mühendis durumu protesto ederek istifa ettiler.

Bu yaşananların ortaya çıkmasının ardından Forbes dergisine açıklama yapan Procera Networks, “insan haklarının tüm dünyadaki destekçisi olduğunu”, telekom operatörlerine daha verimli çalışmalarını ve müşteri deneyimini artırmaları için teknoloji sattığını savundu. Şirket, kimseye “gözetleme” teknolojisi satmadıklarını, faaliyetlerinin yasalarla uyumlu olduğunu ileri sürse de, Forbes’in konuştuğu şirketin eski çalışanlarına göre Türk Telekom aynı zamanda kullanıcıların IP adresinin, hangi siteleri ne zaman ziyaret ettiklerinin tespitini de istiyordu.

Procera, kurulduktan 13 yıl sonra, 2015’te 240 milyona dolara Fransisco Partners isimli gruba satılmasının ardından, çalışanlarına göre “istihbarat-gözetleme” alanına kaydı. Daha önce de, Fransisco Partners bağlantılı başka bir şirket olan NSO Group’un İsrail istihbaratıyla bağlantısı ortaya çıkmıştı. Fransisco Partners’in 130 milyon dolara satın aldığı Circles isimli yine İsrail bağlantılı gözetleme firması da neredeyse dünyadaki tüm telefonların hacklenebilmesini sağlayan SS7 isimli teknolojiyi pazarlıyor.

Forbes’e konuşan bilgisayar güvenliği uzmanlarına göre, Procera’nın sattığı yazılım, ABD’nin Ulusal Güvenlik Kurumu’nun (NSA) Edward Snowden tarafından ifşa edilen “XKEYSCORE” isimli yazılımıyla neredeyse eşdeğer.

Hatırlanacağı gibi, Amerikan halkının ve dünya halklarının demokratik haklarına karşı kapsamlı bir siyasi komployu açığa çıkarmış olan eski NSA çalışanı Edward Snowden, halen bir casus olarak hedef tahtasında ve ABD’nin ölüm tehdidi altında. Snowden, Amerikan yurttaşlarının tamamının telefon görüşmelerinin kayıt altında tutulduğunu her elektronik postanın gözlendiğini, her Skype görüşmesinin dinlendiğini; her iletişimin, internetten indirilenlerin ve kredi kartıyla satın almaların NSA’in kapsamlı veri tabanlarında toplanıp depolandığını ifşa etmişti. ABD hükümetinin politikasının, diğer ülkelerde de benzer şekilde izlenmeye çalışılması elbette şaşırtıcı değil.

Uzunca bir süredir ekonomik kriz, siyasi çalkantılar ve uluslararası gerilimlerle sarsılan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümeti, içeride ve dışarıda savaşa yönelirken, her geçen gün daha da otoriterleşen bir rejim inşa ediyor. Hükümetin Türk Telekom eliyle arttırmaya çalıştığı izleme ve gözetim faaliyetleri de, işçi sınıfına ve demokratik haklara karşı yürütülen kapsamlı saldırıların, muhalif medyaya uygulanan baskının ve savaş yöneliminin ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor.

OHAL yasaları ile tüm toplumsal ve siyasi muhalefeti baskı ve gözetim altına almaya çalışan egemenler, milletvekillerinin ve politikacıların tutuklanması ile demokratik hakları ayaklar altına alırken, basın ve yayın organları üzerinde uyguladıkları baskı ve sansür rejimini bu gibi yazılımlarla internet ortamında da etkinleştirme çabasındalar. Bununla birlikte, son dönemde hız kazanan savaş ve diktatörlük yönelimine eşlik eden bu adımlar, sadece Türkiye egemen sınıfının siyasi temsilcisi Erdoğan ve AKP hükümetine özgü bir durum değil.

Gerçekte, Erdoğan’ın AKP hükümeti, ABD’li, Alman, Fransız ve diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla aynı amaç doğrultusunda hazırlık yapıyor: egemen sınıfların savaş ve diktatörlük yönelimine karşı bir bütün olarak toplumsal muhalefeti, ama en önemlisi işçi sınıfını baskı altında tutmak.

Tüm dünyada egemen sınıflar ve onların hükümetleri, küresel kapitalist krizin yön verdiği bir savaş ve diktatörlük sarmalının içindeler. Krizden çıkış yolunda bunlar dışında hiçbir “çözüm”e sahip olmayan egemenler, patlamasının kaçınılmaz olduğunu bildikleri sınıfsal gerilimleri baskı altında tutmak için demokratik hakları birer birer ortadan kaldırıyor ve polis/istihbarat devletleri inşa ediyorlar.

Bu savaş ve gericilik tablosuna eşlik eden işçi sınıfı mücadelelerinin uluslararası ölçekte canlanması ise, gerçek çözümün öznesinin harekete geçmeye başladığına işaret ediyor. Demokratik haklar ile kapitalist sisteminin bir arada olamayacağı inkar edilemez şekilde ortaya çıkarken, ileriye giden tek yolu dünya işçi sınıfının sosyalizm mücadelesi temsil ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir