Hükümet HDP’ye ve Demirtaş’a baskıyı arttırıyor

Paylaş

Türkiye’nin Kürt milliyetçisi Halk Savunma Birlikleri’ni Türkiye-Suriye sınırından çıkarmayı amaçlayan son harekatının başlamasından yaklaşık iki ay sonra, avukatı, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) hapisteki eski önderi Selahattin Demirtaş’ın tıbbi bakımdan yoksun bırakıldığını açıkladı.

Geçtiğimiz hafta, Kürt politikacılarına ve yeni seçilmiş HDP’li belediye başkanlarına artan baskının ortasında, Demirtaş’ın kız kardeşi ve avukatlarından biri olan Aygül Demirtaş, sosyal medya hesabından, ağabeyinin 26 Kasım’da bilincini kaybetmesine rağmen hâlâ hastaneye sevk edilmediğini açıkladı.

Aygül Demirtaş, 2 Aralık’ta Twitter’da şunları yazdı: “26 Kasım Salı günü 05.30 sıralarında müvekkilimiz ve ağabeyim Selahattin Demirtaş’ın, göğüs sıkışması ve nefes alamaması nedeniyle bilinci kapanmıştır. Uzun süre bilinci kapalı şekilde hücresindeyken kendisine ilk müdahaleyi, hücre arkadaşı Sn Abdullah Zeydan yapmıştır.”

Avukata göre, Selahattin Demirtaş acil servis yerine kapsamlı bir müdahale ve tedavi için kliniğe sevkini talep etmişti ve dahası, “Cezaevi doktoru da Demirtaş’ın kardiyoloji, nöroloji ve gastroenteroloji olmak üzere üç ayrı bölüme sevk edilmesini istemiştir. Biz de avukatları olarak cezaevi idaresiyle yaptığımız görüşmede derhal hastaneye sevkini talep ettik.”

Bütün bunlara rağmen, kardeşi sosyal medyada sağlık durumunu duyuruna kadar Demirtaş hastaneye gönderilmedi. Demirtaş, açıklamanın ardından aynı akşam hastaneye sevk edildi ve kendisine gerekli tüm tetkikler yapılarak hapishaneye geri getirildi. Kardeşine göre, “Şu an itibarıyla hayati tehlike doğuracak bir durum tespit edilmemiştir.”

Bu gelişme, hükümetin Kürt milliyetçisi politikacılara ve yeni seçilmiş belediye başkanlarına artan baskısının ortasında geldi. Neredeyse aynı sırada, HDP’nin Viranşehir ilçe yöneticisi ve 16 aydır hapiste olan 64 yaşındaki Emine Aslan Aydoğan hastanede hayatını kaybetti.

31 Mart yerel seçimlerinden bu yana, yerlerine kayyum atanan seçilmiş HDP’li belediyelerin toplam sayısı, Cuma günü itibarıyla 24’tü. 65 belediyenin 24’ünde kayyum atanırken, 14 eş belediye başkanı da tutuklanmıştı. Cuma günü, Van’ın Muradiye, Özalp ve Başkale ilçe belediye başkanları “terör örgütü üyesi olmak” ve “terör örgütü propagandası” iddiasıyla gözaltına alındılar. Bu, hükümetin muhaliflerine karşı hiçbir kanıt olmadan başvurduğu olağan bir bahane haline gelmiş durumda.

HDP’den 1 Aralık’ta yapılan bir açıklamaya göre, son iki haftada “150’yi aşkın HDP’li yönetici, üye ve sempatizan gözaltına alındı ve birçoğu daha sonra tutuklanarak cezaevine gönderildi.”

Demokratik haklara yönelik bu saldırı, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın tarafından itiraf edildi. 27 Kasım’da Berlin’de Tim Sebastian’ın sunduğu Deutsche Welle’s Conflict Zone’da soruları yanıtlayan Kalın, duruşmaların hâlâ devam etmesine ve hüküm giymemiş olmalarına rağmen HDP’li belediye başkanlarının neden görevden alındığı sorulunca, “Elbette ceza alacaklar,” cevabını verdi.
Seçilmiş Kürt belediye başkanlarının görevden alınması ilk kez olmuyor. Birçok önderi “terörü destekleme” gerekçesiyle hapse atılan HDP, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin ve devlet makamlarının apaçık antidemokratik adımlarının uzun süredir hedefi oluyor. 2016-2017 yıllarında, NATO destekli başarısız askeri darbe girişiminin ardından uygulamaya konan olağanüstü hal sırasında, hükümet, 2014’te seçilmiş olan 90’dan fazla HDP destekli belediye başkanını görevden alıp yerlerine “kayyum” atamıştı.

Kürt politikacılara yönelik bu baskı, özellikle Ankara ile Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasındaki “barış süreci”nin sona ermesinden bu yana tırmanmış durumda. 2009 ile 2015 yılları arasında kesintilerle devam eden “barış süreci”, Türkiye’nin Irak’ta ve Suriye’de elini kuvvetlendirmek için PKK’yi kullanması yönünde bir stratejiydi.

Washington’ın PKK’nin bir kolu olan YPG’yi Suriye’deki başlıca vekil ordusu yapmasının ardından, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP hükümeti, kendi Kürt bölgesini yitirme korkusuyla süreci sonlandırdı ve Kürt illerinde kanlı bir saldırı başlattı.

AKP hükümetinin Kürt kent ve kasabalarına yönelik operasyonlarının ortasında, 4.000 dolayında insan öldürüldü, 200.000 kişi evlerini terk etmeye zorlandı. 2016’da, AKP, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) desteğiyle, HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldıran bir anayasa değişikliğini geçirdi. Bunun sonucu olarak, HDP’nin önceki önderleri Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile birçok eski milletvekili hâlâ siyasi tutuklu konumundalar. HDP’ye göre, 2015’ten beri 16.000’i aşkın parti üyesi gözaltına alınırken bunlardan en az 3.500’ü tutuklanarak hapse gönderildi.

Demokratik hakların savunusu, bu devlet baskısına ilkeli bir şekilde karşı çıkmayı ve tüm siyasi tutukluların serbest bırakılmasını savunmayı gerektirir.

Ancak bu, Kürt burjuva milliyetçilerine ve onların siyasi programına herhangi bir şekilde destek vermeyi gerektirmez. Demirtaş’ın ve HDP’nin Suriye politikasında Washington’la ve onun Avrupalı emperyalist müttefikleriyle yaptığı işbirliği, onların siyasi iflasını ve demokratik haklara karşıtlıklarını teşhir etmektedir.

Komşu Suriye’deki Kürt milliyetçilerinin politikasına karşı çıkmadan, Demirtaş’ın hapsedilip zulüm görmesine ilkeli bir şekilde karşı çıkmak mümkün değildir. Suriye’de, Washington ve Avrupalı güçler ile birlikte çalışan YPG, sadece IŞİD savaşçısı olma suçlaması üzerinden, on binlerce insanın korkunç koşullarda hapsedildiği, yeterli gıdadan yoksun bırakıldığı devasa toplama kamplarını yönetiyor. Suriye’deki Kürt milliyetçilerinin güçlerini bu tür tesislerin gardiyanları olarak kullanması, onların gerici politikasına yönelik yıkıcı bir teşhirdir.

HDP, Türkiye içinde bu politikanın siyasi suç ortağıdır. HDP Eş Başkanı Sezai Temelli, 5 Aralık’ta parti sayfasında yayımlanan bir röportajında, “Hala dünya ve Orta Doğu açısından İŞİD büyük bir tehlikedir,” diyor ve IŞİD’e karşı emperyalistlerden yardım istiyordu: “Uluslararası güçler eğer bir güçseler o zaman Orta Doğu, dünya ve Suriye’yi bu beladan kurtarmaları gerekiyor.”

HDP, bu yıl düzenlenen yerel seçimlerde desteklediği CHP ile daha sıkı işbirliği çağrısı yapıyor ve Türk burjuvazisinin Kürt karşıtı bu geleneksel partisi ile ittifak çağrısını sürdürüyor.

Demirtaş, 5 Aralık’ta yayımlanan bir röportajında şunları belirtiyordu: “HDP demokrasi ilkeleri çerçevesinde istisnasız tüm kesimlerle işbirliği ve ittifak yapmaya hazır olmalı ve ülke yönetimine aday olduğunu ortaya koymalıdır.”

Bu sicil, burjuva milliyetçiliğinin emperyalizm ve savaş yanlısı yönelimini teşhir etmekte ve tüm milliyetlerden işçi sınıfının emperyalist savaşa karşı sosyalist ve devrimci ortak bir mücadelede siyasi birliğinin gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir