Hükümet COVID-19 pandemisinin ortasında HDP’ye saldırıyı arttırıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti, geçtiğimiz Cuma günü Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) beş belediye başkanını daha görevden alıp yerlerine kayyum atadı ve belediye başkanları gözaltına alındı.

Bu, demokratik haklara yönelik apaçık bir saldırıdır. HDP, 2019 yerel seçimlerinde toplam 65 belediye kazanmıştı. Cuma günü itibarıyla kayyum atanan HDP’li belediyelerin sayısı 45’e ulaştı. Ayrıca, seçimden sonra altı belediye başkanına da mazbataları verilmemişti. HDP, şu anda, kazandığı 65 belediyeden sadece 14’ünü yönetiyor. Ayrıca 21 belediye eş başkanı tutuklu bulunuyor.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, hükümetin kayyum atamalarına tepki göstererek, HDP’nin ve diğer muhalefet partilerinin bir darbe hazırlığı içinde olduğu iddialarına şöyle yanıt verdi: “Darbe söylentilerini yayarak kendilerinden bir mağdur yaratmaya çalışan iktidar, beş belediyemize daha kayyum atadı, yani bir darbe yaptı. Kayyum Kürt düşmanlığın en sert, en açık örneğidir.”

HDP, uzun süredir AKP hükümetinin ve devletin polis baskısının hedefi konumunda. Partinin birçok milletvekili, belediye başkanı ve lideri “terör” suçlamalarıyla hapse atıldı.

Bu saldırılar, Türkiye’nin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile “barış süreci”ni 2015’te sona erdirmesinden beri tırmanıyor. WSWS’nin açıklamış olduğu gibi, “Washington’ın PKK’nin bir kolu olan Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) Suriye’deki başlıca vekil ordusu yapmasının ardından, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP hükümeti, kendi Kürt bölgesini yitirme korkusuyla süreci sonlandırdı ve Kürt illerinde kanlı bir saldırı başlattı.” Ardından bölgede binlerce insan öldürüldü ve 200.000’den fazla kişi evini terk etmeye zorlandı.

15 Temmuz 2016’da Erdoğan’a karşı düzenlenen NATO destekli başarısız darbe girişiminin ardından uygulamaya konan olağanüstü hal sırasında, hükümet, 2014’te seçilen 90’dan fazla HDP destekli belediye başkanını görevden aldı ve Suriye’de ABD destekli Kürt güçlerine karşı askeri harekatlar başlattı. HDP önderleri Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile çok sayıda eski HDP milletvekili ve yetkilisi hâlâ siyasi tutuklu olarak hapiste. HDP’ye göre 2015’ten beri en az 5 bin partili hapse atıldı.

Hükümetin HDP’ye yönelik son saldırısı, bir yandan COVID-19 salgınına karşı izlenen politikaya öfkenin büyüdüğü, diğer yandan da Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile ABD destekli Kürt milliyetçisi güçler arasındaki çatışmanın tırmandığı koşullarda gerçekleşti.

14 Mayıs’ta Van’da Vefa Sosyal Destek Grubu görevlilerini taşıyan araca PKK tarafından düzenlendiği iddia edilen saldırıda iki görevli öldürüldü. Türkiye ile Rusya arasında Mart ayı başında yapılan İdlib ateşkesinin ardından Türk ordusu, hem ülke içinde hem de Irak’ta ve Suriye’de PKK ve YPG güçlerine yönelik operasyonlarını arttırdı.

Bu süreç, Türkiye ile onun NATO üyesi emperyalist müttefikleri arasında bölgede yaşanan daha kapsamlı çatışmalarla bağlantılıdır. Geçtiğimiz hafta Fransa, Yunanistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerini “yasa dışı” olarak kınayan ortak açıklamasından sonra, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Fransa’yı, “PKK/YPG’ye bu bölgede bir terör devletçiği kurdurmak” istemekle suçladı.

Hükümetin HDP’ye yönelik saldırısı, aynı zamanda Türkiye içindeki patlayıcı siyasi gerilimlerin bir ürünüdür. Son dönemde yapılan bazı anketlere göre, bugün seçim düzenlenmesi halinde, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), aşırı sağcı İYİ Parti ve HDP arasındaki olası bir ittifak, AKP ile aşırı sağcı müttefiki Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ittifakını yenilgiye uğratabilir.

Erdoğan hükümeti, salgınla ilgili açıklamalarında giderek artan oranda CHP’yi ve müttefiklerini hedef alıyor ve 15 Temmuz darbesine atıfta bulunarak hiçbir kanıt olmadan burjuva muhalefet partilerini bir darbe hazırlamakla suçluyor. Bu saldırılar, pandemi sırasında işçilerin AKP hükümetine artan toplumsal öfkesini başka yöne çevirmeyi amaçlamaktadır.

Bununla birlikte, CHP ve diğer kapitalist muhalefet partileri AKP’den daha az müflis ve gerici değildir. Bu partilerin, hükümetin salgın sırasında egemen sınıfın çıkarlarına hizmet eden politikasına ciddi bir itirazı bulunmuyor. CHP önderi Kemal Kılıçdaroğlu, AKP ile MHP’nin Cumhur İttifakı’na karşı geniş bir burjuva muhalefet cephesi oluşturmaya çalışıyor. CHP, artan toplumsal öfkeyi, NATO’nun emperyalist güçleri ile daha açık bir işbirliği içinde olan yeni bir hükümet kurmak için kullanmayı amaçlıyor.

Yeniçağ gazetesinin haberine göre Kılıçdaroğlu, bu doğrultuda, daha önce İYİ Parti için yaptıkları gibi, bir “baskın seçim” olması halinde CHP’nin eski AKP’li Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’ne ve AKP’nin eski Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın DEVA Partisi’ne mecliste grup kurmaları için yardımcı olacağını açıkladı. Böyle bir adım, bu partilerin olası bir seçime katılması ve devlet yardımı almasına olanak sağlayacak.

Kılıçdaroğlu tarafından oluşturulmaya çalışılan bu koalisyon, hem gericidir hem de çelişkilerle doludur. Davutoğlu ve Babacan, Erdoğan hükümeti ile emperyalist güçler arasında artan çatışmaların ortasında AKP’den ayrılmadan önce, görevde oldukları dönemde AKP’nin demokrasi ve işçi sınıfı karşıtı politikalarını kararlılıkla uygulamışlardı. Kılıçdaroğlu’nun bu eski AKP’li politikacıları CHP önderliğindeki Millet İttifakı’na katma girişimleri, CHP’nin emperyalizm yanlısı yönelimini bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Bu gelişmeler, Kürt burjuvazinin ve küçük burjuvazinin çeşitli kesimlerinin çıkarlarını temsil eden ve özellikle Millet İttifakı’nın 2018’de kurulmasından beri CHP ile yakın bir şekilde çalışan HDP’yi de teşhir etmektedir. Bu iki partiyi Erdoğan hükümetinden ayıran, onların emperyalizme daha da açık bir yönelime sahip olmasıdır.

AKP’ye karşı bu ittifakı kuran CHP, Türk ordusunun Suriye’deki harekatlarını her zaman desteklemiş ve AKP’nin HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldıran anayasa değişikliği lehine oy kullanmıştır. Bütün bunlara rağmen HDP, geçtiğimiz yılki yerel seçimlerde tereddütsüz bir şekilde CHP adaylarını desteklemiştir.

Dahası HDP, bu koşullarda, sadece CHP’yle değil, onun faşizan ortağı İYİ Parti’yle de bir ittifaka açık olduğunu net bir şekilde belirtiyor. Geçtiğimiz yıl Mardin belediye başkanı seçilen ancak görevden alınan önde gelen HDP önderlerinden Ahmet Türk, T24’e verdiği röportajda CHP önderliğindeki ittifakı adres gösterdi: “Türkiye’nin demokratikleşmesi önemli. Bugün CHP ana muhalefet partisi, bunun öncülüğünü yapması gereken bir parti. … Bunun için zaman zaman CHP’ye eleştiri yapıyorsak bu görevi tam yerine getirmediği içindir.”

Ahmet Türk ayrıca, “Bugün umut görürsem Meral Akşener’in, bir MHP liderinin bile elini sıkarım,” diye ekliyordu.

Türk’ün bu açıklamasının Akşener’in HDP’yi dışlayan “Memleket Masası” önerisinden sonra gelmesi özellikle anlamlıdır.

HDP Eş Başkanı Mithat Sancar, bir yandan Akşener’i HDP’yi bu görüşmelere davet etmediği için eleştirirken, diğer yandan “Siz en az 6 milyon oyu olan, Meclis’te ve Türkiye’de üçüncü büyük partiyi katmadan birlik ve beraberlik sağlayacaksınız, öyle mi?” diye sorarak davet edilmeleri halinde bu “ulusal birlik” çağrısına katılacaklarının sinyalini verdi.

CHP, İYİ Parti, HDP ve AKP’den kopan iki parti arasında bir ittifak kurma çabaları, bütün bu partilerin işçi sınıfı düşmanlığında ortaklaşmasını yansıtmaktadır. Bu aynı zamanda, Erdoğan hükümetine bir alternatif olarak sundukları CHP ile HDP’nin coşkuyla arkasına dizilen sahte sol gruplara yönelik inkar edilemez bir suçlama oluşturmaktadır.

Yazar ayrıca şunları öneriyor:

COVID-19 affı siyasi tutukluları ve gazetecileri dışlıyor

[14 Nisan 2020]

Hükümet HDP’ye ve Demirtaş’a baskıyı arttırıyor

[10 Aralık 2019]

Seçimlerin ardından: Sahte sol CHP’nin arkasında nasıl toplandı?

[2 Ekim 2019]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir